06:16 24 Eylül 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 1213
    Abone ol

    İsrail’in BAE’yle başlayan ve Sudan’la süreceğini söylediği normalleşme adımları, Türkiye’nin bölgesel varlık ve politikalarına nasıl etki eder? Bu güç birliğinin sonuçları ne olur? Türkiye ve İran hedefe oturur mu? İstanbul Gedik Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Selim Sezer, Sputnik’e anlattı.

    İsrail’den ardı ardına bölgesel güç dengelerini değiştirecek diplomatik adımlar geliyor. Kısa bir süre önce Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile normalleşme anlaşması imzalayan İsrail, Sudan ile anlaşma imzalamaya çok yakın olduklarını duyurdu. İsrail’in politikalarındaki bu değişimin Türkiye’nin bölgesel varlık ve politikalarına nasıl etki edeceği ise önemli bir soru işareti. Ankara, bu değişikliklere karşı hangi diplomatik adımları atmalı? İsrail’in ittifak genişlettiği bölgede hedef Türkiye ve İran mı olur? Sputnik’in bu sorularını İstanbul Gedik Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Selim Sezer yanıtladı. 

    ‘Bölgesel dengeler BAE-İsrail ittifakı lehine değişecek’ 

    Dr. Sezer’e göre İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında varılan anlaşma uzun zamandan beri zaten var olan fiili bir yakınlaşma ve işbirliğinin resmiyete dökülmesi anlamına geliyor. Dr. Sezer “Diğer yandan bu anlaşma yeni bir işbirlikleri silsilesinin başlangıç noktasını teşkil edecek gibi görünüyor. Bunu iki düzlemde tanımlayabiliriz. Birinci olarak 13 Ağustos 2020 tarihli mutabakat metni, karşılıklı büyükelçiliklerin açılmasından ticari ilişkilere ve yatırımlara, doğrudan uçuşlardan kültür ve turizme kadar pek çok alanda ikili anlaşmaların imzalanacağını haber veriyor. Somut anlaşma yapılacak alanlardan biri de güvenlik işbirliği ve koordinasyonu. Bu sonuncusu, diğerlerinden ayrı bir noktada duruyor. Zira metinde BAE ve İsrail’in bölgesel sorunlara yönelik ortak bir bakış açısına sahip olduğu ve işbirliği yoluyla ‘bölgesel istikrarın tesisine’ daha fazla katkı sunulacağı söyleniyor. Bu ifadenin gerçek anlamı, iki ülke arasında istihbari ve askeri alanlarda önemli işbirliklerine gidileceği ve bölgesel dengelerin bu ittifak lehine değiştirilmesi yönünde çaba sarf edileceğidir değerlendirmesinde bulundu. 

    ‘BAE’yi öncelikle Bahreyn sonrasında Umman, Fas ve belki Suudi Arabistan takip edebilir’

    İsrail’in BAE ile imzaladığı normalleşme anlaşmasının benzerlerini Bahreyn ve Suudi Arabistan dahil pek çok bölge ülkesiyle de imzalama ihtimali olduğuna işaret eden Dr. Sezer “İkinci olarak, metinde yakın gelecekte İsrail’le başka Arap ülkeleri arasında da benzer anlaşmalar yapılacağının ipucu veriliyor. Belirttiğiniz gibi yakın zamanda Sudan’la bir normalleşme adımının atılması bekleniyor ve bu beklenti doğrudan İsrail İstihbarat Bakanı Eli Cohen tarafından duyuruldu. Ben, geçtiğimiz yıl ‘Yüzyılın Anlaşması’nın ilk adımı olan Manama Çalıştayı’na ev sahipliği yapmış ve Jared Kushner’i misafir etmiş Bahreyn’in de kısa bir zaman zarfında bir normalleşme anlaşması yapmasına kesin gözüyle bakıyorum. Umman, Fas ve belki Suudi Arabistan gibi ülkeler de aynı yola girebilir” ifadelerini kullandı. 

    ‘Türkiye’nin bölgedeki rakibi BAE, İsrail ile güç birliği yapıp bölgede merkezi aktör olmaya çalışıyor’

    BAE’nin İsrail ile yaptığı “güç birliğinin” Türkiye’nin aleyhinde sonuçlar doğuracağını ifade eden Dr. Sezer “Bu durumun Türkiye’ye olan etkisini temel olarak, Ortadoğu’daki eksenler perspektifinden değerlendirebiliriz. Bilindiği gibi bölgede, biri İran merkezli, diğeri Türkiye merkezli, sonuncusu da BAE-Suudi Arabistan merkezli olmak üzere üç temel eksen bulunuyor. Bunlardan sonuncusu özellikle ABD’yle en yakın ilişkilere sahip olan grubu ifade ediyor. Her ne kadar Türkiye NATO üyesi olması itibariyle ABD’nin ‘resmen’ müttefiki olsa da, hepimizin bildiği bir dizi ihtilaf alanı sebebiyle ABD-Türkiye ilişkileri geçmişteki gibi pürüzsüz değil. Körfez ülkeleriyle ABD arasında ise ciddi bir ihtilaf bulunmuyor. Şimdi bu anlaşmayla birlikte özellikle BAE’nin bölgedeki elinin ve ağırlığının ciddi şekilde büyümesi ihtimali ortaya çıkıyor. Türkiye ile BAE’nin başta Libya’daki çatışma olmak üzere bir dizi noktada karşı taraflarda olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. Söz konusu anlaşmaya Türkiye’nin verdiği sert tepkiler esasen bu durumdan kaynaklı. Yani, Türkiye’nin başlıca bölgesel rakibi ve hatta hasmı diyebileceğimiz bir devlet, İsrail’le güç birliği yaparak bölgedeki merkezi aktör haline gelmeye çalışıyor. Bu durum doğal olarak pek çok bakımdan Türkiye’nin aleyhinde sonuçlar üretecektir” diye devam etti. 

    ‘Türkiye’nin önünde 3 tercih var’ 

    Peki Türkiye bu süreçte hangi diplomatik adımlara, ittifak girişimlerine başvurmalı? Dr. Sezer’in bu soruya yanıtı şöyle oldu: 

    “Elbette bu, karar alıcıların öncelik ve tercihlerinin ne olduğuna bağlı. Bir tercih, daha dengeli ve uzlaşmacı bir yol izleyerek, hiçbir bölgesel aktörle büyük çaplı karşı karşıya gelişler yaşamamak için, başta Mısır olmak üzere tüm bölge ülkeleriyle diyalog kapısını açık tutmak olabilir. Zira Mısır da BAE-Suudi Arabistan ekseninin bir parçası ve aynı zamanda bölgenin en önemli güçlerinden biridir. İkinci tercih, ortak rakibe karşı İran’la ilişkileri geliştirmek ve daha güçlü bir ittifak düzeyine taşımak olabilir. Suriye savaşına rağmen Türkiye-İran ilişkilerinin uzun yıllardır olumlu bir seyir izlediğini ve ciddi oranda zarar görmediğini biliyoruz. Bu ilişkiler daha yüksek bir seviyeye taşınabilir. Son seçenek ise risk alarak, herhangi bir taviz vermeksizin mevcut pozisyonu ve bölgedeki çeşitli devletler ya da devlet dışı aktörlerle halihazırda var olan ilişki ve ittifakları tahkim etmek olabilir. Bu üç yoldan hangisinin seçileceği, belirttiğim gibi, karar alıcıların önceliklerinin ne olduğuna bağlı olacaktır.”

    ‘Bu normalleşme bölgesel barışa katkı sağlayacak nitelikte değil’

    BAE ile başlayan bu normalleşme süreci, İsrail-Arap çatışmasını sonlandıracak nitelikte mi? Dr. Sezer’in bu soruya yanıtı “Sürecin Arap-İsrail çatışmasını sonlandırabilmesi ya da böyle bir ihtimalin olabilmesi için, anlaşma yoluna giden devletlerin çatışmanın içinde olması gerekir. Örneğin Suriye-İsrail yahut Lübnan-İsrail anlaşmaları, veyahut Filistin’de FKÖ’nün dışında kalan Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlerin de katıldığı ve Oslo Anlaşması’nı aşacak türde bir barış anlaşması elbette bir çatışmasızlık sürecinin kapısını aralayabilir. Bunun mevcut koşullarda doğru bir tercih olup olmayacağı ayrı bir tartışma konusudur. Ancak her durumda barış, savaşanlar arasında olur. İsrail’le savaşmayan BAE gibi ülkelerin yaptığı şeyin adı barış değildir ve bu tür girişimler çatışmayı sonlandırmaya herhangi bir katkı yapmaz” oldu.

    ‘BAE’nin İsrail’i ilhaktan vazgeçirdiği iddiaları ironik, paradoksal hatta gülünç’

    BAE yetkililerinin anlaşmanın sonucu olarak İsrail’in Batı Şeria ilhakından vazgeçtiği yönündeki iddialarının “şüpheli” olduğuna değinen Dr. Sezer şunları aktardı: 

    ”Bu iddiadan şüphe etmek için en az iki tane çok önemli gerekçemiz var. Birinci olarak, İsrail Maliye Bakanı Yisrael Katz’ın önceki gün açıkça söylediği gibi, anlaşma öncesinde ilhak projesi zaten rafa kaldırılmış vaziyetteydi. Bunda hem Netanyahu ve Gantz’ın ilhakın kapsamı, takvimi, izlenecek adımlar gibi konularda yaşadığı görüş ayrılığı, hem de ilhakın uluslararası toplum tarafından destek görmeyeceğinin anlaşılması etkili olmuş gibi görünüyor. Özellikle de ABD seçimlerinin ne şekilde sonuçlanacağına dair var olan belirsizlik, ilhakın askıya alınmasında birinci derecede etkili olmuş olabilir. Hal böyleyken sanki BAE ve İsrail arasında bir müzakere yürütülmüş ve İsrail geri adım atmış gibi bir anlatı sunuluyor. Tam da Yisrael Katz’ın ‘ilhakın ertelenmesini anlaşmayla ilgiliymiş gibi sunmak Arap ülkeleri için çok elverişli’ sözlerinde ifade ettiği gibi. 

    İkinci olarak ilhak projesinin Trump yönetiminin hazırladığı ‘Yüzyılın Anlaşması’ çerçevesinde, yahut ona paralel ve ondan cesaret alır şekilde geliştirildiğini, BAE’nin ise Bahreyn ve birkaç başka Körfez ülkesiyle birlikte Trump’ın bu girişimine açıkça destek verdiğini düşündüğümüzde, BAE’nin İsrail’i ilhaktan vazgeçirdiği iddiası fazlasıyla ironik, paradoksal ve hatta gülünç oluyor.”

    ‘İsrail-BAE ittifakının birinci derecede İran’ı, ikinci derecede de Türkiye’yi karşısına alma potansiyeli yüksek’

    Bir diğer önemli soru ise, bu yeni denklemin Türkiye ve İran’ı nasıl etkileceği. Bu soru üzerine Dr. Sezer “Bu bağlamda, yakın-orta vadede beklenmedik başka gelişmeler olmadığı takdirde bu tür normalleşme anlaşmalarının Ortadoğu barışına herhangi bir katkısının olmasını beklemiyorum. Ancak her durumda BAE’den başlayarak kurulacak ve ABD’nin de destek ve himayesi altında şekillenecek bir Körfez-İsrail ittifakının birinci derecede İran’ı, ikinci derecede de Türkiye’yi karşısına alma ihtimali ve potansiyeli yüksektir. Her iki ülkenin de verdiği tepkiler esas olarak bununla bağlantılıdır” yanıtını veriyor.

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    AK Parti Sözcüsü Çelik'ten İsrail-BAE anlaşmasına tepki
    Birleşik Arap Emirlikleri - İsrail anlaşması sonrası, iki ülke dışişleri bakanları telefonda görüştü
    İsrail Başbakanı Netanyahu: Barış karşılığı toprak ilkesi artık yok
    'İsrail, normalleşmeye rağmen BAE'ye F-35 satışına hâlâ karşı'
    İsrail: BAE anlaşması Kızıldeniz'de askeri iş birliğini artıracak
    Etiketler:
    Benyamin Netanyahu, ilhak, Manama Çalıştayı, Oslo Anlaşması, Jared Kushner, politika, Selim Sezer, Batı Şeria, Filistin, Savaş, Bölgesel istikrar, Normalleşme, Anlaşma, işbirliği, Körfez ülkeleri, İran, Fas, Umman, Bahreyn, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Lübnan, İsrail, BAE, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın