03:39 21 Eylül 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    1913
    Abone ol

    İsrail’in bölgesel dengeleri değiştirebilecek şekilde normalleşme adımları attığı bir dönemde Hamas’la görüşen Türkiye, ABD ile karşı karşıya geldi. Son tezahürü ABD-Türkiye gerilimi olan ‘çoklu çıkar çatışması’ denklemine karşı Türkiye’nin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini Dr. Yasin Atlıoğlu, Sputnik’e anlattı.

    Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çok taraflı güç mücadelesi sebebiyle içinde bulunduğu gerginliklere bir yenisi daha eklendi. İki Hamas liderinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ağırlanmasına ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan sert tepki geldi. ABD DışişleriCumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu terör örgütüne süregiden desteği sadece Türkiye'nin uluslararası toplumdan tecrit edilmesine hizmet ediyor" ifadelerini kullandı. Türkiye’den de bu açıklamaya tepki gecikmedi. Türk Dışişleri Bakanlığı, ABD’ye “Cumhurbaşkanımızın Hamas yetkililerini kabulüne ilişkin olarak ABD Dışişleri haddini aşan bir açıklama yapmıştır. Bu açıklamayı külliyen reddediyoruz" yanıtını verdi.

    Doğu Akdeniz’deki çok yönlü gerilim

    Söz konusu gerilim, Türkiye’nin bir yandan Yunanistan’la restleşmesinin sürdüğü, bir yandan Libya’daki çok taraflı çatışmaya müdahil olduğu ve öte yandan da İsrail’in bölge ülkeleriyle bölgesel güç dengelerini değiştirecek anlaşmalar yaptığı bir dönemde gelmesi sebebiyle önem arz ediyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu çoklu gerginliğin olası gidişat, sonuç ve çözümünü Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Yasin Atlıoğlu, Sputnik’e anlattı. 

    ‘Türkiye, Doğu Akdeniz’deki karmaşa ortamında kendine bir yer açmaya çalışıyor’ 

    Atlıoğlu, Doğu Akdeniz’in dünyanın en önemli “rekabet merkezi” haline geldiğine işaret ederek bölgedeki denklemi şu sözlerle anlattı: 

    “Türkiye, Libya, İsrail, Mısır, Lübnan, Suriye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a ek olarak Batılı devletlerle Rusya, Çin gibi aktörlerin de Doğu Akdeniz’e müdahil olması sebebiyle, bölge dünyanın en önemli rekabet merkezi haline gelmiş durumda. Bölgede çok karmaşık bir mücadele var. Bu aktörler arasında net bir kutuplaşma da henüz yok. Mesela Rusya’nın İran’la da Suriye’yle de ilişkileri var. Ancak Batı bloku içinde olan İsrail’le de ilişkileri var. Birlikte hareket eden net bir Batı bloku da yok. Fransa ve ABD’nin de çıkarları bir değil. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Lübnan ziyareti Suudi Arabistan’ı rahatsız etti bile diyebiliriz. İsrail de Fransızların Lübnan’daki varlığından memnun kalmadı. 

    Türkiye, bu karmaşık denklemde kendine yer açmaya çalışıyor. Türkiye, 2016’dan sonra Suriye’de askeri güçle kendine bir alan açtı. Türkiye, Libya’da da benzer adım attı. Bütün bunların haricinde karmaşık bir Filistin konusu da var. 2011 öncesi Filistin’le ilgili söylem düzeyinde girişimleri olan Türkiye, o dönem İsrail’le de bağlantısını kesmeden daha çok bir arabulucu rol üstleniyordu. Ancak bugün bu karmaşa ortamı içerisinde tek başına Filistin’i destekler gözükmek bile bir mesele. Çünkü Filistin’i destekleyen Suudi Arabistan ve Mısır’la da Türkiye’nin ilişkileri çok gergin. Yani Filistin’i destekleyen ülkeler de tek cephe değil.”

    ‘Bölgedeki gerilim sebebiyle dikkatler bu denli Türkiye-Hamas görüşmesinde toplandı’ 

    Atlıoğlu “Türkiye daha önce de Hamas’la ilişki kurdu. Çok eskiye götüreyim, yaklaşık 15 yıl önce de Hamas seçimleri kazandığında Halit Meşal, Ankara’ya ziyarette bulunmuş ancak Amerika’nın baskısıyla adam hiç kimseyle görüşemeden geri gönderilmişti. Batı’nın Hamas algısı ‘terörist örgüt’ algısıyla örtüşüyor. Burada Fransa biraz ayrışsa da İngiltere’den tutun ABD’ye kadar hepsinin algısı böyle. Türkiye ise bu olaya farklı bakıyor. Basın yansıyan bu gibi haberler, halihazırdaki konjonktür içerisinde oluşan gerginliğin bir sonucu. Çünkü herkes birbirini ‘yayılmacı güç’ olarak görüyor. Bölge son derece gergin olduğu için Türkiye‘nin Hamas’la görüşmesi de bu kadar su yüzüne çıktı” diye devam etti. 

    ‘Diplomatik adımların önemi unutulmamalı’ 

    Türkiye’nin diplomasiyi daha etkin bir şekilde devreye sokması gerektiğine işaret eden Dr. Atlıoğlu, “Türkiye diplomatik köprüleri yeniden inşa etmeye nereden başlamalı?” sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

    © AP Photo / Francisco Seco

    “Türkiye, öncelikle bölgede etkili olan ancak ilişkilerinin tamamen koptuğu aktörlerle normalleşme sürecine girmeli. Zira Mısır’la Türkiye’nin birbirlerini yok sayarak politika uygulamaya çalışması iki tarafı da bölgede farklı bir yere götürebilir. Mesela Libya’da iki ülke arasında savaş çıkabilirdi. Büyükelçilik açılması gibi kritik adımlar atılabilir. Ancak bunun öncesinde gerekli ortam hazırlanmalı. Bu bahsettiğim sadece Mısır’la değil, İsrail’le de yapılabilir. İsrail’i yok sayarak bu işi yürütmek mümkün değil. Rusya bütün aktörlerle, öyle veya böyle, temasta. Türkiye de bunu daha önceleri yapabiliyordu. Bunu yeniden yapabiliyor olmak lazım. Katar’ı kaybetmeden Suudilerle de normaleşebilmeliyiz. Kapalı kapılar ardından bu işlerin çözülebileceği yeniden hatırlanmalı.”

    ‘Türkiye, Lübnan gibi bölge ülkelerine mezhepler üzerinden dahil olmaya çalışırsa bu hoş karşılanmaz’ 

    Türkiye’nin bölgede Lübnan gibi bölge ülkelerine mezhep grupları üzerinden müdahil olmaması gerektiğinin altını çizen Atlıoğlu, sözlerine şöyle devam etti: 

    “Lübnan, tarihsel olarak Osmanlı yönetiminde kalmış bir bölge ancak diğer bölgelerden farklılıkları var. Hem Hristiyan varlığı sebebiyle Batı’yla yoğun ilişkileri olan hem hassas mezhepsel dengeler üzerinde ayakta kalan bir zayıf bir devlet yapısı söz konusu. Bir çok aktör de Lübnan’a mezhepler üzerinden müdahil olmaya çalışıyor. İran Şiiler ve Hizbullah, Suudiler Sünniler, Fransızlar Maruniler üzerinden bunu yapmaya çalışıyor. Türkiye’nin Lübnan için de bir felaket sayılabilecek olan  Suriye’deki iç savaşta Sünni muhalefete destek verdiği izlenimi uyandırması, Lübnanlılardaki Türkiye’ye dönük olumlu bakış açısını yavaş yavaş dönüştürdü. 

    Bu sebeple Osmanlı döneminden beri süregelen tarihsel travmalar yeniden ortaya çıktı. Şimdi çoğu Lübnanlının kafasında ‘Türkiye neden ülkeye müdahil olmak istiyor’ şeklinde soru işaretleri oluşmuş durumda. Türkiye’nin bu önyargıları 2011’den önce yaptığı gibi yumuşatması lazım. Elbette Türkiye’nin eğitim ve turizm alanındaki çalışmalarının yanı sıra ülkenin alt yapısına katkı sağlaması son derece olumlu. Ancak Türkiye orada belli bir mezhepsel grup üzerinden hareket etmeye kalkarsa o zaman bu doğal ve olumlu karşılanmaz.”

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Etiketler:
    İsrail, NATO, Hamas, Yunanistan, Türkiye, ABD, Doğu Akdeniz
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın