08:54 29 Ekim 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 2631
    Abone ol

    Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeniden alevlenen çatışmalar sürerken, Türk medyasındaki Rusofobik ve ‘Sovyetfobik’ içerikler hızla artıyor. Peki bu kriz, “amacı iki tarafı milliyetçilik üzerinden dize getirmek’” olduğu iddia edilen Stalin’in planı mıydı? Meselenin aslını, tarihi belgelerle Dr. İsmet Konak, Sputnik’e anlattı.

    Azerbaycan ile Ermenistan arasında on yıllardır devam eden Dağlık Karabağ krizi, şiddetlenen çatışmalarla 27 Eylül’de bir kez daha alevlendi. Taraflar arasındaki çatışmalar, Türk medyasında Rusofobik dilin yanı sıra ‘Sovyetfobik’ dili de tetikledi. Bir haftayı aşkın süredir Türk gazetelerinde yer alan ‘Türkiye ile Rusya, Dağlık Karabağ sebebiyle karşı karşıya gelir’ analizleri, yerini ‘taraflar zaten hem Suriye hem Libya’da karşı karşıya’ yorumlarına bıraktı. Ancak sayıları giderek artan bu yorumlar, Astana süreci ve Libya müzakereleri başta olmak üzere iki ülkenin stratejik ortaklık yolundaki çoklu işbirliğini görmezden gelir nitelikte.

    Dağlık Karabağ krizini Stalin’e mal eden Türk medyası

    Bahsi geçen bu bakış açısını, Sovyet fobisine vardıran çarpıcı içeriklerden birisi Hürriyet gazetesinden geldi. Gazeteye göre, Dağlık Karabağ krizi, ‘gaddarlığının yanı sıra insan psikolojisinin sarrafı olarak da anılan’ Sovyetler Birliği eski lideri Joseph Stalin’in ‘kanlı mirası’. Yine gazetede yer alan ve hangi kaynağa dayandırıldığı belli olmayan iddiaya göre ‘Stalin’in planı, komünizm ideolojisini hayata geçirme konusunda istekli olmayan iki Kafkas halkı, milliyetçilik üzerinden hareket ederek dize getirmek’ idi. Peki bu iddialar gerçeği yansıtıyor mu? Meselenin aslını, tarihi belgelerle Sputnik’e Rusya tarihi uzmanı Dr. İsmet Konak aktardı.

    ‘Önyargılar, anakronizm, Stalin düşmanlığı’

    Dr. Konak, Sovyetler ve Stalin’e ilişkin dezenformasyon sürecini “Çatışmaların giderek şiddetlendiği şu günlerde gündemi meşgul eden konu, Dağlık Karabağ meselesinin İ. V. Stalin tarafından miras bırakıldığı ve Azerbaycanlılar ile Ermenileri ‘savaştırma’ amacı taşıdığı yönündedir. Önyargılar, anakronizm, Stalin düşmanlığı ve öznelcilik ile yoğrulmuş bu dezenformasyon sürecinin tıpkı madencilikte kullanılan bir deyim olan dekapaja (örtüyü kaldırma, saha temizliği) ihtiyacı olduğu kanısındayım diye özetliyor. 

    Dr. Konak Stalin'in ‘nobran’ olduğu ve elindeki gücü kötüye kullanabileceği yönünde Lenin'in 1922 yılının Aralık ayında kaleme aldığı bir mektubu mahfuzdur. Bu çerçevede Stalin'in 1924 yılından itibaren yani Lenin'in ölümünden sonraki süreçte uyguladığı sosyalist politika her zaman tartışmaya açıktır. Ancak ‘Dağlık Karabağ’ konusunda ona yönelik suçlamaların hiç de nesnel olmadığını ve "illiyet bağından" kopuk olduğunu düşünmekteyim diye aktarıyor. 

    Moskova’nın en zorlu bölgesel sorunları: Zangezur, Nahçıvan ve Dağlık Karabağ'ın nihaî statüsü meselesi

    Moskova yönetiminin devrimle birlikte karşılaştığı en zorlu bölgesel sorunların başında Zangezur, Nahçıvan ve Dağlık Karabağ'ın nihaî statü meseleleri olduğuna işaret eden Dr. Konak “Rus İç Savaşı'nın da etkili olduğu bir dönemde (1918-1922) bu sorunu hem Azerbaycanlıları ve hem de Ermenileri mutlu ederek çözmek oldukça güçtü. Zira iç savaş gereği Türk yönetimiyle ekonomik, askerî ve siyasî açıdan bir ‘dostluk’ inşa edilmişti. Bu dostluğu sürdürmenin bazı bedelleri vardı. Yani Ankara yönetiminin de ‘örtülü talepleri’ her zaman dikkate alınmak zorundaydı” diyor. 

    ‘Stalin’e biçilen sürü lideri rolü gerçeği yansıtmıyor, kararlar tartışılarak alınıyordu’ 

    Dr. Konak “Bahsettiğimiz üç bölgenin hukuksal statüsü tartışılırken V. İ. Lenin, G. K. Ordjonikidze, G. V. Çiçerin, Stalin ve S. M. Kirov gibi Sovyet devlet adamlarının sürece dahil olduğu bilinmelidir. Yani Stalin'e bir ‘kösemen (sürü lideri)’ rolü biçilmemişti. Kararlar tartışılarak, iç ve dış dengeler gözetilerek alınıyordu. Stalin de genellikle Moskova yönetiminin tutumuna göre veya konjonktür gereği fikirlerini beyan ediyordu. Bu fikirler dönem dönem değişebiliyordu. Örneğin 1920 yılı ortalarında Lenin liderliğindeki Moskova yönetimi, Dağlık Karabağ'ı Azerbaycan'ın bir bileşeni olarak tahayyül etmekteydi. 

    Taşnaklar’ın toprak pazarlığı 

    Ordjonikidze ile Neriman Nerimanov (Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Halk Komiserleri Sovyet Başkanı) arasındaki telgraflardan bunu gözlemleyebiliyoruz. Hatta Ordjonikidze, bu konuda Taşnak delegasyonu başkanı Ter Gabrielyan'ı ikna etmiş ve bir telgrafında ‘Bugün Gabrielyan, Azerbaycan’ın Şerur-Dereleyez kazaları ve Nahçıvan’dan feragat etmesi durumunda Ermeni delegasyonunun Karabağ ve Zangezur’un Azerbaycan’a iltihakını hemen kabul edeceğini açıkladı’ diye yazmıştı. Bu arada Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin, Neriman Nerimanov'un aslında ‘saldırgan’ bir ruha sahip olduğunu düşünmekte ve bu toprakların Ermeni toprağı olduğu yolunda hem Ordjonikidze'ye hem de Lenin'e bazı telkinlerde bulunmaktaydı” diye anlattı. 

    ‘Stalin, Türkiye ile Azerbaycan’ı desteklemek gerektiğini yazdı’ 

    Dr. Konak Stalin de bu politik atmosferin etkisinde kalarak Temmuz 1920'de Ordjonikidze'ye ‘Benim görüşüme göre iki taraf arasında sonsuza kadar bir zikzak çizemeyiz. İki taraftan birini desteklemek lazım. Bu durumda Türkiye ile birlikte Azerbaycan'ı desteklemek gerekir. Lenin ile bu konuyu konuştum. Kendisi karşı çıkmadı’ diye yazmıştı. Taşnakların hakimiyeti altındaki Ermenistan, Sovyet hükümeti açısından karşı-devrimci bir Ermenistan'dı. Dolayısıyla tüm planların sosyalist Azerbaycan temelinde yapılması ideolojik amaca uygun bir metodolojiydi. Nitekim Stalin, 9 Kasım 1920'de Azerbaycan Komünist Partisi'nin bir oturumunda ‘Eğer Nahçıvan ve Zangezur'un kime ait olduğu öğrenilmek isteniyorsa, bu yerleri şimdiki Ermenistan'a tevdi etmek mümkün değildir. Eğer Ermenistan sovyetleşirse o zaman düşünülebilir’ şeklinde açıklama yaptı dedi. 

    ‘Ankara’nın rızası önem arz ediyor’ vurgusu 

    Kasım 1920'ye gelindiğinde artık Ermenistan'da Sovyet hâkimiyeti sağlandığını ve yukarıda bahsedilen üç bölgenin durumunun yeniden masaya yatırıldığına dikkat çeken Dr. Konak “Öncelikle Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi ve Neriman Nerimanov'un fikir değiştirdiğini görmekteyiz. Nerimanov, 1 Aralık 1920 tarihli konuşmasında Sovyet Ermenistan'ı kalpten selamlamış ve Dağlık Karabağ'ın ‘kendi geleceğini tayin hakkına’ sahip olduğunu haykırmıştı. Nüfusunun yüzde 94'ünün Ermeni olduğu bir bölgenin aslında Ermenistan'a geçmesi gerektiğini ima etmekteydi. Moskova yönetimi de Nerimanov'un bu konuşmasından memnuniyet duymuş, Zangezur, Nahçıvan ve Dağlık Karabağ'ın Ermenistan'a bağlanacağı konusunda artık kendinden emin bir noktaya gelmişti. Bu minvalde Stalin bir kez daha Moskova yönetimiyle fikir birliği yapmış, Nerimanov'un konuşmasına ithafen Zangezur, Nahçıvan ve Dağlık Karabağ'ın Ermenistan'a geçişini sevinçle karşılamıştı. Stalin'in ilgili telgrafı, Ermenistan Komünist Partisi Merkez Yürütme Komitesi organı ‘Kommunist’ gazetesinin 7 Aralık 1920 tarihli I. sayısında yayımlanmıştı.

    7 Aralık 1920 tarihli Kommunist gazetesinde Stalin'in demeci
    7 Aralık 1920 tarihli Kommunist gazetesinde Stalin'in demeci

    Sovyet yönetiminin vardığı çözüm formülü, 1921 yılının ilk aylarından itibaren yeniden kabuk değiştirmeye başladı. Ankara yönetiminin de bu konuda ‘rızası’ önem arz etmekteydi. Türk diplomatlarının mevcut çözüm modeline karşı oldukları ve özellikle ‘Nahçıvan’ konusunda Moskova'ya bir ‘tazyik’ uyguladıkları Moskova Antlaşması öncesinde yapılan konferansa yansımıştı. Nitekim konferansa gelen Türk heyetinin başkanı Yusuf Kemal Tengirşenk, anılarında şöyle yazmaktadır: ‘Nahçıvan meselesi de uzun uzadıya münakaşa edildi. Behbut Şahtahtinskiy de beraberimizdeydi. Stalin, Behbut’un fikrini sordu. O Nahçıvan’ın Rus himayesinde müstakil bir devlet olması mütalaasını dermeyan etti. Biz en nihayet Nahçıvan’ın Türkiye ile Azerbaycan himayesi müşterekesi altında müstakil bir devlet olmasına razı olabileceğimizi söyledik.’”

    ‘Antlaşma heyeti başında Çiçerin yer alıyordu, Stalin’in bu konuya etkisi imkansız’

    Dr. Konak, Türk tarafının talebinin karşılık bulduğu ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması'nın 3. maddesinde bunun formüle edildiğini anlatarak “Bağıtlı taraflar bu antlaşmanın 1 (C) işaretli ekinde belirtilen ve açıklanan sınır çerçevesindeki Nahçıvan bölgesinin, sahip olacağı himaye hakkını bir üçüncü devlete hiçbir zaman bırakmamak şartıyla Azerbaycan himayesinde özerk bir arazi oluşturma konusunda anlaşmışlardır.’ Bu antlaşmaya giden Sovyet heyetinin başında Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin yer almaktaydı. Kendisi, Moskova yönetiminin çözüm modeli konusunda ısrarcı olabilirdi. Stalin'in bu noktada bir etkisinin olduğunu düşünmek, kapkara odada hiç olmayan siyah bir kediyi bulmaya çalışmaktır ifadelerini kullandı. 

    ‘Stalin, Dağlık Karabağ’ın statüsüne etki eden oylamaya katılmadı’ 

    Dağlık Karabağ’ın nihaî statüsü hakkındaki kesin oylamanın Temmuz 1921'de gerçekleştirildiğine değinen Dr. Konak Oylama esnasında Stalin de Rusya Komünist Partisi Merkez Komitesi'ni temsilen yer almış ancak oylamaya katılmamıştı. 4 üye Dağlık Karabağ'ın Ermenistan'a katılması yönünde oy kullanırken, 3 üye karşı çıkmıştı. Ancak çıkan bu sonucu Azerbaycan tarafı ve özellikle Neriman Nerimanov şiddetle protesto etmişti. Lenin'in de bu sonuçtan pek memnun olmadığı ve hatta Ordjonikidze'ye gönderdiği telgrafta Stalin'i oylamaya etki etmekle suçladığı ileri sürülmektedir. Bir gün sonra Kafkasya Bürosu bir kez daha oylamaya gitti ve sonuçta Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan'a geçişi konusunda nihaî karar alındı. Kararın muhteviyatına ilişkin arşiv belgesi şu şekildedir:

    Rusya Komünist Partisi Kafkasya Bürosu'nun 4 ve 5 Temmuz 1921 tarihli oylaması ve kararı
    Rusya Komünist Partisi Kafkasya Bürosu'nun 4 ve 5 Temmuz 1921 tarihli oylaması ve kararı
    ‘Stalin’e yönelik suçlamalar temelsiz, ancak o hala duvardan duvara vuruluyor’ 

    Ermeni tarihçileri kararın değişmesinde Stalin'i suçlarken, Azerbaycanlı tarihçiler birinci gün alınan kararda Stalin'i sorumlu tutmaktadır. Oylamaya katılan Kirov ve Ordjonikidze'nin düşünceleri nedense hiç dikkate alınmamaktadır. Özcesi Stalin'e yönelik suçlamaların hiçbir iler tutar yanı yok. Her iki taraf da herhangi bir delile dayanmadan Stalin'i ‘günah tavuğu’ ilan etmiştir. Günümüzde hâlâ bu tavuğu temelsizce duvardan duvara vurmaya devam ediyorlar.”

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    Rus Dışişleri ve İçişleri yetkilileri, Azeri ve Ermeni büyükelçilerle Dağlık Karabağ krizini ele aldı
    Kalın'dan Biden'a Dağlık Karabağ yanıtı: Ermenistan'dan da işgale son vermesini ister miydiniz?
    Erhan Canikoğlu: Dağlık Karabağ çatışması, müdahil üçüncü devletler yüzünden daha da alevlenebilir
    Azerbaycan: Türkiye, Dağlık Karabağ krizinde yer almıyor
    Lavrov: Dağlık Karabağ konusunda Türkiye ve İran’la temas halindeyiz
    Etiketler:
    Elif Sudagezer, Rusofobi, Sovyetler Birliği, Dezenformasyon, Hürriyet, Josef Stalin, Dağlık Karabağ, Azerbaycan, Türkiye, Ermenistan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın