10:15 25 Ekim 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 40
    Abone ol

    Türkiye-Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz'deki sorunlarının çözülmesi için istikşafi görüşmelere yeniden başlıyor. Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis Tulça, istikşafi görüşmelerin ne olduğunu, bugüne kadar nasıl geliştiğini ve sorunun çözümüne etkisini Sputnik’e değerlendirdi.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Bratislava Küresel Güvenlik Forumu için gittiği Slovakya'da, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias'la yaklaşık 25 dakikalık bir görüşme yaptı. Bakan Çavuşoğlu’nun, 8 Ekim’de gerçekleştirdiği basın toplantısının en dikkat çekici noktalarından biri de "Bu görüşmemizde istikşafi ve güven artırıcı önlem toplantılarının önümüzdeki süreçte gerçekleştirilmesi konusunda mutabık kaldık." ifadelerini kullanması oldu.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, geçen Eylül ayının sonunda yaptığı, ‘istikşafi görüşmeler yeniden başlayacak’ açıklamasıyla gündeme gelen bu konu, Bakan Çavuşoğlu’nun da açıklamasıyla yeniden tartışılmaya başlandı. Peki nedir bu istikşafi görüşmeler? Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorun, masada çözülebilir mi? Ege ve Doğu Akdeniz konusunda Türkiye ne yapmalı? Bu soruların yanıtını, Türk-Yunan ilişkileri konusunda birçok çalışmaya imza atan Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis Tulça, Sputnik’e değerlendirdi.

    İstikşafi görüşmeler nasıl başladı ve ilerledi?

    İstikşafi görüşmeler sıkça dillendirilse de kamuoyunda kafa karışıklığı yaratan bir durumu var. Prof. Dr. Tulça, bu görüşmelerin ne anlama geldiğini ve 2002-2016’ya gelen süreci şöyle anlatıyor:

    “İstikşafi kelimesinin anlamını ‘keşfetmek’ olarak söyleyebiliriz. İstikşafi görüşmeler de bir ortamı, durumu ya da konuşulacak konu her neyse onu, bir masa ortamında keşfetmek, tartışmak anlamında kullanılıyor. 1999-2002 yılları arasında, Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Yunan mevkidaşı Yorgo Papandreu’nun, Kardak krizi sonrasında başlattığı diyalog, bu sürecin başlangıcı olarak belirtilebilir. Benim görüşüme göre; Türkiye ve Yunanistan, 21’inci asrın ilk 20 yılındaki diyalog ve uzlaşmasını Cem-Papandreu döneminin kredisini kullanarak geçirdi. O zaman, ‘güven arttırıcı önlemler’ diye bir mekanizma düşünülmüştü. Bu, Ege’de ani bir kıvılcım patladığında, asker ve diplomatlar arasında bunun krize dönüşmemesini engellemek içindi. Tıpkı bugünlerde, Türkiye ve Yunanistan arasında, NATO’da yapılan görüşmeler gibi. Bunun diplomasi boyutu da istikşafi görüşmelerdi. Bunlara, iki ülke arasındaki sınırları, diplomat, asker, deniz hukuku profesörlerinin katılımıyla yapılan ve sonuçları dışarı sunulmayan bir görüşmeler zinciri diyebiliriz. Bu, ilk olarak 15 Mart 2002’de başladı. Görüşmeler sürecinde, özellikle Yunan tarafının yaklaşımlarında çeşitli değişiklikler oldu. Orada iktidarlar değiştikçe, uzaklaşmalar ve yakınlaşmalar oldu. Örneğin; 2002’den görüşmelerin başlamasından sonra 2004’te, Yunanistan’da Panhelenik Sosyalist Hareket (PASOK) iktidardan düştü ve Kostas Karamanlis liderliğindeki Yeni Demokrasi Partisi iktidara geldi. Bu hükümetin ilk Dışişleri Bakanı Petros Moliviyatis, 2002’den beri yapılan bütün istikşafi görüşmeleri hiç saydığını ve sıfırdan başlayacaklarını söyledi. Daha sonraki iktidarlar döneminde de bu görüşmeler bazen tökezledi, bazen kesildi ama 2016’ya kadar gelinebildi. Bu tarihe kadar 60 görüşme gerçekleştirildi. 60’ıncı tur, 1 Mart 2016'da Atina'da yapılmıştı. Ancak Yunan tarafının siyasi bir kararla çekilmesiyle görüşmeler son buldu.”

    Bu görüşmelerin içeriğine dair de bilgiler veren Prof. Dr. Tulça, masada birçok önerinin samimiyetle görüşüldüğünü söylüyor: “Bir örnek vermek gerekirse 1990’ların sonundaki Cem-Papandreu döneminde, Amerikalı Deniz Hukukçusu Prof. Dr. Bernard Oxman’ın bir önerisi olmuştu. Ege Denizi özelinde; 6 mil olan karasularının 12 mile çıkarılması konularının hep telaffuz edildiğini ama Ege Denizi’ni yarı kapalı bir adalar denizi olduğunu belirten Prof. Dr. Oxman, Türkiye ve Yunanistan’ın burada farklı değerleri de konuşabileceğini söylemişti. Mesela Yunanistan’ın, Türkiye yakın olan en doğudaki Ege adalarının karasularını 4 mile düşürmesini ama en batıda yer alan adaları 8-10 mile çıkarma fırsatının olabileceğini önermişti. İstikşafi görüşmelerde de bu önerinin görüşüldüğünü ancak bir yere varılmadığını biliyoruz. İstikşafi görüşmelerde amaç, bu görüşmeler sonucunda çıkacak görüşmeyi önce diplomasiye sonra da siyasi iradeye sunmak. Buranın karar alıcı bir yetkisi yok. Son karar, siyasi iradelere kalıyor.”

    ‘Yunanistan tarafının bazı tavizler vermesi gerekiyor’

    Türkiye ve Yunanistan’ın Ege’deki sorunu, yıllardır birçok kez diplomasi masasına gelse de halen ortaya bir çözüm koyulabilmiş değil. Bunun yanı sıra sahada askeri gerilimler de artarken, Yunanistan, uluslararası hukuka aykırı olarak Ege’deki adaları silahlandırıyor. Prof. Dr. Tulça, diplomasinin sorunu nasıl çözeceğine dair şunları söylüyor:

    “1930’daki, Atatürk-Venizelos anlaşmasının tam 90’ıncı yılındayız. Gelecek nesillere barış tesis edilmiş bir Türk-Yunan ilişkileri bırakılmak isteniyorsa aslında Yunanistan tarafının bazı tavizler vermesi gerekiyor. Çünkü Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı geleneksel bir dış politikası var. Burada sadece siyasi irade değil, kilisenin de etkisi var, çeşitli güç odaklarının da… Türkiye, barış ve dostluğa her zaman açık olduğunu defalarca belirtti. Dolayısıyla ilişkilerde iyi bir noktaya gelinecek ise daha çok gayret sarf etmesi gereken taraf Yunanistan.

    Yunanistan tarafı, sadece Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) konusunu konuşmak için istikşafi görüşmelere katılacağını belirtiyor. Bu, Türkiye açısından yeterli değil. Ama bir başlangıç olarak görmek gerekiyor. Orada zaten gayri ihtiyari olarak bu konuların hepsine gireceksiniz çünkü Ege’ye ilişkin tüm konular birbiriyle iç içe girmiş bulunuyor. En azından o diyalog masasına oturulması ve bu konuların görüşülmeye başlanması da önemli bir aşama. Bunlar yıllardır çözülemeyen konular olduğu için nereye kadar ilerlenebileceğini bilmek de mümkün değil. Bundan sonra bir savaş çıkarsa hem Ege’de hem de Kıbrıs’ta topyekün bir savaş olur. Barış olacaksa da bütün konularda çözüm sağlanır.”

    AB Liderler Zirvesi nasıl değerlendirilmeli?

    Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getiren AB Konseyi toplantısı, 1-2 Ekim’de, Brüksel'de yapıldı. Prof. Dr. Tulça, bu zirvedeki Türkiye tutumunu şöyle değerlendiriyor:

    “Ben, bu yaşadığımız dönemi, 1997-1999 dönemine benzetiyorum. Kardak krizi sonrası AB’nin bize karşı yumuşak-sert yaklaşımı, son gerçekleştirilen zirvede de ortaya çıktı. Bu zirve neticesinde Türkiye’ye yaptırım çıkmadı, Türkiye’nin iyi tarafları vurgulandı. Bazı tenkit ettikleri konular da oldu ama Yunanistan tezlerinin çok savunulduğu bir durum da yaşanmadı. Dolayısıyla AB’nin tekrar ilişkilerde yeşil ışık yaktığı ve Türk-Yunan görüşmelerinin başlandığı, tıpkı 1999’daki gibi bir ortam görüyoruz.”

    Yılmaz-Papoulias Mutabakatı

    Prof. Dr. Tulça’nın Suriye ile yapılan Adana Mutabakatı’na benzettiği Yılmaz-Papoulias Mutabakatı ise sorunların çözümünde yol alınması için önemli olabilir:

    “1988 yılında imzalanan Mesut Yılmaz-Karolos Papoulias Mutabakat Belgesi, hâlâ geçerliliğini koruyor. 2 sayfalık mutabakat belgesi kapsamında, iki ülke, Ege’de birbirinden habersiz inisiyatif almayacak, birbirinin menfaatlerine zarar getirecek aşırı askeri hareketlerde bulunmayacak gibi çok önemli maddeler var. Bu belgeden yola çıkılsa bile NATO’daki Türkiye ve Yunanistan arasındaki görüşmelerin çok daha ileri noktasından iş yürütülmüş olur.”

    Türkiye, oyalanıyor mu?

    Tüm bu görüşme süreci devam ederken Yunanistan, kara, deniz ve hava kuvvetlerine önemli yatırımlar yapıyor. Bu görüşmelerin ABD ve AB tarafından sıkça dillendirilmesi de “Türkiye, oyalanıyor” yorumlarını beraberinde getiriyor. Prof. Dr. Tulça, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:

    “Bir oyalama durumu varsa Türkiye de bu zaman zarfında Akdeniz ülkeleri ile diplomasisini süratle tamir etmelidir. Yani Mısır, İsrail hatta Suriye ile diplomasi görüşmelerini ilerletmelidir. Hatta AB ile tekrar iyi diyalog kurulabilir, Fransa ile tekrar yakınlaşılabilir. Bu süreçte askeri olarak da hızlı olmamız lazım. S-400 hava savunma sistemimizi süratle aktif hale getirmemiz gerekiyor. Çünkü Yunanistan’da, 6 tane Patriot hava savunma sistemi var. Bu arada hem kendi askeri gücünüzü hem diplomasinizi hem de ikili ilişkilerinizi ilerletirseniz, bu ‘oyalama’ aslında Türkiye açısından faydalı olabilir.”

    ‘Rusya, ABD’nin, Yunanistan ve Kıbrıs’ta başat bir konum almasını istemeyecektir’

    Yunanistan ve Kıbrıs’taki Rum tarafının son dönemde ABD ile başlattığı yakın askeri ilişkiler, Rusya açısından da önem taşıyor. Prof. Dr. Tulça, Rusya’nın, Ege ve Doğu Akdeniz sorunundaki tutumuna ilişkin şunları söylüyor:

    “Rusya, Ege Denizi’nde 12 mil konusuna her zaman karşıydı. Rusya, bu hatta zararsız geçiş hakkını her zaman kullanabilir ama Ege’nin Yunan gölü olması başka, karasularının şimdiki gibi 6 milde kalması uluslararası suların Ege’de var olması farklı. Öte yandan Rusya, hiçbir zaman, ABD’nin, Yunanistan ve Kıbrıs’ta başat bir konum almasını istemeyecektir. Bunun için bölgede Amerika’yı dengeleme siyasetine bakacaktır. Tabi menfaatleri doğrultusunda da Türkiye’nin yanında olması gereken yerlerde, zor krizlerde bile süren Türk-Rus iş birliğini sürdürecektir.”

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Etiketler:
    Ege, NATO, İstikşafi görüşmeler, Yunanistan, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın