12:16 25 Ekim 2020
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 2517
    Abone ol

    Uzay teknolojileri konusunda çeşitli adımlar atan ve yatırımlar yapan Türkiye’nin, bu alanda dünyadaki söz sahibi ülkelerden biri olma hedefi, devletin en üst düzey yetkilileri tarafından vurgulanıyor. Peki Türkiye, uzay çalışmalarında hangi noktada? Bu kapsamda neler yapılmalı?

    Türkiye, uzay çalışmalarında son yıllarda yaptığı atılımlarla dikkat çekiyor. Kuruluşu 13 Aralık 2018’de Resmî Gazete'de yayınlanarak duyurulan Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA), Kazakistan Uzay ve Havacılık Komitesi ile iş birliği mutabakat zaptı imzaladığı bugün açıklandı. Türksat 5A uydusunun 30 Kasım’daki uzaya fırlatılışı için ise gün sayılıyor. Türkiye’nin uzay çalışmalarında, tamamlanmış veya halen devam eden birçok projesi de bulunuyor.

    Türkiye’nin uzay yolculuğu

    Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu 1994 yılında göreve başlayan Türksat 1B oldu. Bu uyduyu; 1996'da Türksat 1C, 2001'de Türksat 2A, 2008'de Türksat 3A, 2014’te Türksat 4A ve 2015’te Türksat 4B izledi.

    Türksat 1B 2006’da, Türksat 1C 2010’da ve Türksat 2A ise 2016 yılında ömürlerini tamamladı. Airbus D&S tarafından üretim süreçleri ve test aşamaları tamamlanan TÜRKSAT 5A uydusu ise Türkiye tarafından teslim alındı ve 30 Kasım’da SpaceX’in Falcon 9 roketiyle fırlatılarak yörüngedeki yerini alacak. Türksat 5B uydusunun 2021'in ikinci çeyreğinde fırlatılması hedefleniyor. Türkiye’nin kendi imkânları ile geliştirme çalışmalarına devam ettiği Türksat 6A’nın ise geliştirme çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun ifadelerine göre, uydunun 2022’de uzaya gönderilmesi hedefleniyor.

    TÜBİTAK Uzay ile bir İngiliz şirketinin ortak ürünü olan Türkiye’nin ilk yer gözlem uydusu BİLSAT, 2003 yılında yörüngeye yerleştirildi. Türkiye'nin yerli imkanlarla geliştirdiği ilk uydusu olduğu belirtilen RASAT ise 2011 yılından bu yana görevde. Yüksek çözünürlüklü yer gözlem uydusu İmece’nin ise son montajı geçen Haziran ayında yapıldı ve testlerinin ardından göreve başlamak üzere uzaya fırlatılması bekleniyor.

    Türkiye’nin askeri ve stratejik istihbarat görevlerinde kullanılan iki uydusu bulunuyor. Türk Hava Kuvvetleri envanterinde olan GÖKTÜRK-2 uydusu 2012’de, GÖKTÜRK-1 ise 2016 yılında göreve başladı. Projenin devamı olan GÖKTÜRK-3’ün ise geliştirme çalışmalarının devam ettiği ifade ediliyor.

    30 Ağustos’ta açılışı gerçekleştirilen Roketsan Uydu Fırlatma, Uzay Sistemleri ve İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi ise temel olarak fırlatma teknolojilerine odaklanacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu törende yaptığı açıklamada, “İlk yerli sonda roketimiz 130 kilometre irtifaya çıkarak, uzayın sınırı olarak kabul edilen 100 kilometre çizgisini aştı. Böylece Türkiye, tamamen kendi geliştirdiği projelerle uzaya ilk adımını atmış oldu.” ifadelerini kullanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sonda roketinin katı yakıt teknolojisiyle gönderildiğini belirterek, sırada hem katı hem de sıvı yakıtla test etme aşamasına geçileceğini kaydetti. Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci de 13 Ekim’deki açıklamasında, bu konuyla ilgili şu gelişmeleri paylaştı: “Yıl sonu itibarıyla yeni denememizi gerçekleştireceğiz. Önceki fırlatmada deneyemediğimiz ve bu süre içinde geliştirdiğimiz itki sistemlerinin, manevra kontrol sistemlerinin, itki yönetim sistemleri üzerindeki bazı aviyonik sistemlerin test ve denemeleri yapılmış olacak. Bundan sonraki aşamada ise ilk hedefimiz, kısa süre içinde 100 kilogramlık bir yükü 400 kilometredeki yörüngeye yerleştirebilecek ve ülkemizi 'kendi uydusunu kendi yörüngesine yerleştirebilecek ülke' statüsüne eriştirecek çalışmanın tamamlanması olacak.”

    ‘Ülkemiz menfaatine olumlu sonuçlar doğuruyor’

    Gökmen Uzay ve Havacılık Eğitim Merkezi (GUHEM) Genel Müdürü Halit Mirahmetoğlu, Sputnik’e yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin uzay çalışmalarına dair şunları söyledi:

    “Ülkemiz son yıllarda gerçekleştirdiği milli ve yerli vurgusunu uzay alanında da uygulama konusunda kararlılık gösteriyor. Bu kapsamda, yurt dışından hazır alımlar kademeli olarak azaltılmaya ve ihtiyaca binaen yapılan alımlarda da yerli katkı oranının arttırılması ile yerli sanayi teknoloji hazırlık seviyelerinin arttırılması amaçlandı. RASAT, GÖKTÜRK-2 ve GÖKTÜRK-1 projelerinde ciddi bilgi birikimi ve tecrübe elde edildi. Uydu Sistemleri Test ve Entegrasyon Merkezi’nin faaliyete geçmesi ile de beraber önemli bir kabiliyete ulaştık. Uzay çalışmalarının farklı alanlarında yatırımlar hızla devam ediyor. Ulusal önceliklerimiz doğrultusunda yatırım yapmanın ülkemiz menfaatine olumlu sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Roketsan’ın uzay sınırı olarak tanımlanan 100 kilometre sınırını aşması ve hemen akabinde 400 kilometre irtifayı hedeflediğini açıklaması bu açıdan çok önemli. Ülkemizdeki uzay çalışmalarını koordine edecek kurum olan Türkiye Uzay Ajansımızın kurulması ve milli uzay programı geliştirme çalışmalarına başlaması da büyük önem arz ediyor. Ajansımızın mevcut kabiliyetlerimizi en verimli şekilde kullanıp geliştirebileceğimiz bir programı açıklaması ve bu doğrultuda stratejik yatırımların doğru olarak yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    ‘Roscosmos, NASA, ESA, JAXA ile iş birliği kurulmalı’

    Türkiye’nin uzay çalışmaları uluslararası alanda da dikkat çekiyor. Bu kapsamda Rusya Federal Uzay Ajansı Roscosmos’la da iş birliği görüşmelerinin yapıldığı basına yansımıştı. TUA’nın, Kazakistan Uzay ve Havacılık Komitesi’yle imzaladığı iş birliği mutabakat zaptı da bu kapsamda verilebilecek önemli örnekler arasında bulunuyor. Mirahmetoğlu’na göre, ülkeler uzay çalışmalarında iş birliği yapmaları gerektiğini soğuk savaş yıllarında farkettiler. Bu kapsamda Uluslararası Uzay İstasyonu örneğini veren Mirahmetoğlu, şunları söyledi:

    “ABD ve Rusya hem birbirlerinin bilgi birikimlerinden faydalanmak hem de uzay çalışmalarının ulaştığı astronomik rakamları azaltmak için paylaşım yolunu tercih ettiler. Halihazırda 400 kilometre üzerimizdeki Uluslararası Uzay İstasyonu’nda; Kanada, Rusya, Japonya ve ABD ile 11 ülkeyi temsilen Avrupa Uzay Ajansı (ESA) bir arada çalışıyorlar. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yıllar içinde hem Amerikan uzay mekiği hem de Rus Soyuz modülü ile astronotlar çıktılar.”

    Mirahmetoğlu, Türkiye’nin de bu gibi iş birliklerini tesis etmesi gerektiğini belirtti:

    “Uluslararası alanda hem teknoloji ve tecrübe transferi için bu iş birliklerinden faydalanmalı hem de sanayi kuruluşlarımızın önü açılmalıdır. Ülkemiz eğer ESA üyesi olabilirse Türk araştırmacılarımız bünyesinde çalışabileceği gibi sanayi kuruluşlarımız da büyük bir pastadan pay almak için mevcut kabiliyetlerini kullanabileceklerdir.”

    Mirahmetoğlu, “Roscosmos, NASA, ESA, JAXA başta olmak üzere tüm uzay ajansları ve paydaşlar ile ulusal önceliklerimiz doğrultusunda iş birliği kurmalı ve geliştirmeliyiz.” ifadelerini de ekledi.

    ‘Ülkemizin bu alanda iş birliği yapması gerektiğine inanıyorum’

    Uzay ve uyduların günümüzdeki kullanım alanlarından biri de askeri operasyonlar. Bu operasyonların önemli bir oyuncusu haline gelen uyduların, gelecekte de bu alanda gelişme kaydetmesi bekleniyor. Bir yandan da ülkeler ordu bünyesinde uzay kuvvetleri kuruyor ya da bu konuda birimler oluşturuyor. Mirahmetoğlu, bu kapsamda dünyadaki gelişmeleri ve Türkiye’nin durumunu şöyle değerlendirdi:

    “İsminin Uzay Kuvvetleri olması ya da olmaması çok önemli değil. Uzay Kuvvetleri kurulmadan önce de ABD, Fransa ya da Japonya gibi ülkelerde benzer yapılar zaten vardı. Son gelişmelerle daha gizli olarak yürüyen çalışmalar daha popüler hale getirilmiş oldu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, geçen sene yaptığı bir konuşmada, ‘Uzay, dünyadaki günlük yaşamımızın bir parçası. Barışçıl amaçlarla kullanılabilir. Ancak çok agresif şekilde de kullanılabilir. Uydular devre dışı bırakılabilir, hacklenebilir veya silah haline getirilebilir. Anti-uydu silahlar hava yolculuğu, hava durumu tahmini, bankacılık gibi toplumların uydulara güvendiği alanlarda iletişim ve diğer hizmetleri engelleyebilir.’  demişti. Böylelikle konuyu, NATO gündemine de taşıdı. Bu noktadan sonra hızlı bir şekilde tüm ülkelerin pozisyon aldığını görüyoruz. Ülkemizde de GÖKTÜRK-2 ve GÖKTÜRK-1 uydularımız ordumuz tarafından keşif ve gözetleme amacıyla aktif olarak kullanılıyor. Dünyanın her yerinden metre altı çözünürlüklü görüntü alma kabiliyetimize ek olarak GÖKTÜRK-3 yapay açıklıklı radar uydusu projesi ile optik bölge dışında da faaliyet yürütülmesi planlandığını görüyoruz.”

    “Askeri açıdan diğer bir önemli başlık ise konum belirleme sistemleri üzerine odaklanmış durumda.” diye devam eden Mirahmetoğlu, şunları ekledi: “Amerikalıların GPS’i, Avrupalıların Galileo ya da Rusların Glonass konumlama uydu sistemlerinin, şu an için daha hassas bir alternatifi yok. Biraz önce değindiğimiz noktaya dönecek olursak, ülkemizin bu alanda da iş birliği yapması gerektiğine inanıyorum zira kendi konumlama sistemimizi kurmamız yakın gelecek için pek gerçekçi görünmüyor.”

    Mirahmetoğlu’nun Türkiye’nin atması gereken adımlara bir önerisi de şu şekilde:

    “Uzay teknolojilerinin çoğu ‘dual-use’ dediğimiz karaktere sahiptir yani hem sivil hem de askeri alanda istifade edilebilirler. Bu kapsamda gerek uzaktan algılama, gerek iletişim uydularımızın en verimli şekilde kullanılabilmesi için gerekli koordinasyona ihtiyaç duyuyoruz. Veri miktarı arttıkça ilerleyen günlerde veri işleme başta olmak üzere bu koordinasyon/otomasyon ihtiyacı daha da artacaktır.”

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Etiketler:
    Falcon, Türkiye, Uzay
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın