13:00 18 Haziran 2021
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 107
    Abone ol

    Türkiye’de ‘ekonomi ve hukukta reform’ tartışmaları sürerken; dünya genelinde koronavirüsün mutasyona uğramasının salgının gidişatı ve ülkelerin ekonomilerine etkileri ana gündem maddesi. Peki, Türk ekonomisi nasıl ayakta kalır? Ankara hangi adımları atmalı? Eski Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez anlattı.

    Bir yılı aşkın bir süredir dünyayı etkisi altına tutan yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) geride bırakmak için umutların aşıya bağlandığı bir dönemde, bu sefer de İngiltere’de mutasyona uğrayan koronavirüsün tespit edilmesi, salgın ve beraberindeki krizin öngörülenin ötesinde uzaması ihtimalini beraberinde getirdi. Şimdiden aralarında Türkiye'nin de olduğu Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, İrlanda, Avusturya, Romanya, İsviçre, Bulgaristan ve Hollanda gibi pek çok ülke İngiltere’yle ulaşımını durdurdu. Ancak mutasyona uğramış virüsün başka ülkelere sıçraması ve aşının bu virüse etki etmemesi ihtimalleri halen masada. Bu olası senaryolardan en çok etkilenecek alanlardan biri de elbette ekonomi. Süreç daha ne kadar uzarsa, Türk ekonomisi bu koşulları kaldırabilir? Ankara’ya düşen rol nedir? Eski Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez, Sputnik’in bu sorularını yanıtladı.

    ‘Şeffaf ve gerçekçi olunmadıkça kayıplar sürer’ 

    Söylemez’e göre, pandemi öncesi bile çok parlak durumda olmayan Türk ekonomisi, salgının ardından daha fazla darbe yemiş durumda. Çözüm ise şeffaf bir yönetim ve gerçekçi bir tutumda:

    “Türk ekonomisi, korona salgını başlamadan önce de çok parlak durumda değildi. Bu salgın sürecinde de dünyadaki tüm ekonomiler gibi zarar gördü, darbe yedi. Ancak ekonomik meseleler salgın sürecinde iyi yönetilemediği ve bunun yerine algı yönetimi tercih edildiği ve sorunlar halının altına süpürülerek biriktirildiği için çözümü giderek zorlaşıyor. Mesela Sayın Bakan Lütfi Elvan Türkiye’de bankaların takipteki kredilerine oranının yüzde 4 olduğunu söylüyor. Ancak bu oran toplam takipteki ve yakın takiptekileri topladığınız zaman yüzde 15’lere varıyor. Bilanço makyajı yerine, şeffaf ve gerçekçi olunmadığı müddetçe kredibilite kaybı kaçınılmaz. 

    ‘Hukukun gerekleri yapılmalı, zararın neresinden dönülse kârdır’

    Bakın bugün dünyada Bank of Japan ve Bank of England, FED, milyarlarca dolar ve euro teşvik planlarıyla piyasalara para pompaladılar. Şu anda, Almanya ve Avusturya’da negatif faizli milyarlarca dolarlık finansman olanağı var. Ama dikkat ederseniz bunlar ülkemize gelmiyor. Temel sebebi sadece ekonomik değil hukuki ve idari boyutları da var ne yazık ki. Türkiye bu kriz döneminde daha başarılı bir yönetimi düşünebilirse, daha şeffaf olabilse, daha hukukun gereklerini yapabilse çok iyi olurdu. Ama zararın neresinden dönülürse kârdır.

    ‘Yarım yamalak kapanma ile ekonomi tedavi edilmiyor; tersine kötüye gidiyor’

    Ülkenin ‘yarı kapanma’ da denilen sınırlı karantina tedbirleriyle ekonomiyi daha da zora soktuğuna işaret eden Söylemez Türk ekonomisinin bu yarım kapamalarla daha iyiye gitmeyeceği açıktır. Meşhur Güney Koreli düşünürün söylediği gibi, dünya şu an bir sağ kalma toplumuna dönüşmüş durumda. Sağ kalmak insanlık için en önemlisi. Dolayısıyla eğer biri bana ‘sağ kalmak mı önemli, ekonomi mi önemli’ sorarsa, eski bir ekonomi bakanı olarak ben sağ kalmanın önemli olduğunu söylerim. Dolayısıyla Türkiye geçtiğimiz aylarda doğru dürüst bir kapanma yapabilseydi; inanın bugün çok daha iyi bir noktada olabilirdik. Ekonomi, böyle yarım yamalak kapatılmalarla tedavi etmiyor. 2 günlük kapatmalar, 3 günlük açmalar işi maalesef daha da çözülmez hale getiriyor” diye anlattı. 

    ‘Ekonomide en temel sorun, sorunların konuşulmaması’ 

    Eski Bakan, Türkiye’nin ekonomideki en temel sorununun, sorunların konuşulmaması olduğu vurgusu da yaparak Türkiye’nin önünde önemli sorunlar var. Mesela birçok Avrupa ülkesine göre, milli borçlanmamız milli gelirimize oranla düşük bile olsa bu borcun vadesi kısa ve faizleri yüksek. Bunları konuşmamız lazım. Bankalara stres testi yapılması lazım. Türk ekonomisinde gerçekçi kur uygulamasına geçilmesi lazım. Yapılacak çok iş var. Kamusal sermayeli bankaların yönetimleri BDDK, TÜİK yönetimleri değiştirilmeli. TÜİK’in Maliye Bakanı’na bağlı olması görülmemiş bir şey. ‘Reform’ deniliyor ama öncelikle en basit adımların atılması lazım. Bir paradigma ve zihniyet değişikliği şart” ifadelerini kullandı. 

    Ankara, bahsettiği reformları uygulamaya geçirdi mi?

    Peki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatıyoruz’ açıklaması ne denli gerçekçi? Ankara’dan bu yönde sinyaller var mı? Söylemez’in bu soruya yanıtı şu oldu: 

    Sadece bakan değiştirerek reform olur mu? Bu önce bir umudu beraberinde getirse de piyasalar birkaç hafta içerisinde yeniden gerçeklerle yüz yüze kalır. Yatırımcı Türkiye’yi halen riskli görüyor. Venezüella’dan sonra Türkiye en yüksek CDS’de görünüyor hala. Ekonomi ve politika birbirinden ayrılamaz. Bir madalyonun iki yüzü gibidir. Bu yüzden hukuki, ekonomik reformlarda lafla olmaz. Otoriter popülizmden vazgeçiyor musunuz? Ahbap-çavuş kayırmasından vazgeçiyor musunuz? Ekonomik bürokrasilerinde ehliyet ve liyakat sahibi insanları getirmekten kaçınıyor musunuz? Kamusal sermayeli bankaları emir komuta ile kredi, faiz konularında manipüle etmekten vazgeçecek misiniz? Bunların hepsi birer soru işareti kafamızda.” 

    ‘Otoriter popülizmden vazgeçilmeli, ideolojik saplantılarla karar alınmamalı’

    Avusturya Ticaret Başkonsolosluğu’nun yaptığı bir araştırmaya atıfta bulunarak “Yabancı yatırımcının Türkiye’de en çok önem verdiği şey ekonominin öngörülebilirliği” diyen Söylemez şöyle devam ediyor: 

    Yabancı yatırımcı öngörülebilirlik diyor. Niye? Haziran, Temmuz, Ağustos’ta konut kredisini dönemin Maliye Bakanı’nın talimatıyla veren kamusal sermayeli bankalar, -ki bana göre hukuksuz bir iştir- bugün yüzde 18 ile bankalar mevduat toplamaya başlıyor. Bu kadar çelişkili, zikzaklı öngörülemez politikalar tabii ki piyasalarda tedirginlik yaratıyor. Bunun için bir planlama aklına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ehliyet ve liyakat sahibi kadrolarla girilmesi gerekiyor. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye, Türkiye’nin potansiyelinin, hak ettiğinin çok altında. Bunun da altında otoriter popülizmden vazgeçilmemesi, ekonominin kanıtlanmış gerçekleri yerine ideolojik saplantılarla karar alınması, ehliyetsiz ve liyakatsiz kadrolarla hatalı ve çelişkili kararlar alınması yatıyor. Sonuçta bize ağır bir fatura çıkıyor. Reform da değişim de bekliyoruz. Ancak bunların lafla değil, icraatle olmasını umuyoruz.”

    ‘Türkiye, pandemi sonrası üretim merkezi olma yolunda ilerleme fırsatını kısmen kaçırdı’ 

    Pandeminin ardından Türk ekonomisinin olası gidişatını tartışırken, sıkça sorulan bir diğer önemli soru ise, bu krizin, Ankara’nın bu krizi, ülkenin milli gelirine olumlu bir katkı sağlayacak şekilde fırsata çevirip çeviremeyeceği. Söylemez, bu soruya “Belki böyle bir fırsat olabilirdi. Ancak konuyu ele alırken ‘Çin’in üretimi bize kayar’ gibi yüzeysel ve sığ yaklaşımlar gerçekçi olmadı” diye yanıt veriyor ve devam ediyor: 

    Çünkü Çin’deki üretim hacmiyle Türkiye’deki üretim hacimleri arasında karşılaştırılamayacak kadar büyük fark var. Bunun için gereken altyapı ve yabancı sermaye için güvenilir ve öngörülebilir ekonomik bir politikanın, istikrarlı bir yapının ve kredibilitenin olması lazım. Bunlar olmadan bu tür şeyleri söylemek aşırı iyimser kalan şeylerdi. Türkiye kısmen kaçırdı bence. Burada şeffaflığın önemi ortaya çıkıyor. Mesela, Berat Albayrak şu anda nerede mesela, ben merak ediyorum. Burası kapalı bir ekonomi, ülke değil, demokratik bir ülke. Sermaye bunlara bakar.

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    Erdoğan: Türkiye'yi ekonomi ile de alt edemeyecekler
    Babacan: Ekonomi yönetimindeki birkaç kişiyi değiştirerek işlerin düzelmesi çok zor
    Ekonomi uzmanı Atılal: Döviz almak istiyorsanız Türk eurobondlarını alın
    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz
    Hazine Bakanı Elvan'dan uluslararası yatırımcılara çağrı: Ekonomi ve hukuk alanında yeni bir seferberlik başlattık
    Etiketler:
    Sermaye, Kapasite, Üretim, Çin, yabancı yatırımcı, Liyakat, CDS (Credit default swap), risk, Hazine ve Maliye Bakanlığı, TÜİK, Avrupa, Önlem, Tedbir, idari, FED, Lütfi Elvan, Şeffaflık, Berat Albayrak, Recep Tayyip Erdoğan, Salgın, Kredi, mutasyon, Banka, Almanya, Fransa, İngiltere, reform, Hukuk, Kovid-19, pandemi, Ekonomi, Ufuk Söylemez, Elif Sudagezer
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın