20:06 19 Nisan 2021
Canlı Yayın
    Görüş
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 311
    Abone ol

    “Dünyada özgürlük, demokrasi lafı edebilecek son ülke” olan ABD’nin agresif politikası, başkanlık koltuğundaki Biden’ın Rusya lideri Putin’e dönük sözleriyle bir kez daha gündeme geldi. Sputnik, kimi zaman “kimyasal silah” kimi zamansa “demokrasi götürme” bahanesiyle kanlı rejim değişikliklerine imza atan ABD’nin dış politika karnesini çıkardı.

    ABD Başkanı Joe Biden dönemi, Twitter üzerinden ekonomik yaptırım tehdidinde bulunan ve yine Twitter’dan bakan kovan Donald Trump dönemini aratacak ölçüde “saldırgan” başladı. Bir Amerikan televizyonuna verdiği demeçte Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için “Katil olduğunu düşünüyorum, yaptıklarının bedelini ödeyecek” ifadelerini kullanan Biden’ın bu sözleri, Amerikan yetkililerin yeni dönemde ‘demokrasi adına başka ülkelere askeri müdahalede bulunmayacağını veya otoriter rejimleri askeri güçle değiştirmeye kalkışmayacağı’ iddialarıyla çelişir nitelikteydi. Ancak ABD’nin son dönemdeki söylem-eylem çelişkisinin tek ayağı bu değil.

    Yunanistan’la savunma işbirliğini en üst düzeye çıkartan ABD ilk iş olarak Güney ve Doğu Avrupa'yı içeren ve açıkça Rusya’yı hedef alan 'Defender Europe 21' tatbikatına yöneldi. Yine Biden göreve başlar başlamaz, ülkenin güdümlü füze destroyeri USS Donald Cook Karadeniz’de görevine başladı. Arap basınında ise, yine Biden göreve gelir gelmez, ABD'nin öncülüğündeki IŞİD'le savaş koalisyonunun Suriye-Türkiye-Irak arasındaki bölgede yeni askeri üs kurmakta olduğu haberlerine yer verilmişti. Biden, gelişinden umutlu olan Tahran yönetimiyle de sert bir başlangıç yaparak İran'ın nükleer müzakereler için şart koştuğu yaptırımların kaldırılması talebini de reddetti.

    ‘Dünyada özgürlük, demokrasi lafı edebilecek son ülke ABD’dir’

    Biden’la devam eden Amerikan politikalarını Sputnik’e değerlendiren Marmara Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Barış Doster “Dünyada insan hakları, hukuk devleti, özgürlük, demokrasi lafları edecek son devlet ABD’dir” diyor. “ABD gibi bir emperyalist devletin dış politikası yöneten partiye, başkanın adına soyadına göre değişmez” diyen Prof. Dr. Doster, Biden’ın seçilmesinin bu nedenle ABD politikasını değiştirmeyeceğinin altını çizdi. Doster bunu, özetle şöyle açıklıyor:

    “ABD’nin dış politikasında ihtiyaçları, çıkarları, menfaatleri, öncelikleri, beklentileri, hedefleri, tehdit tanımları ABD’nin emperyalist karakterine, oradaki müesses nizama, ABD’de askeri sanayi yapısı başta olmak üzere ABD büyük sermayesinin taleplerine göre şekillenir. ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti arasındaki fark, Coca Cola ile Pepsi arasındaki fark kadardır. ‘Biden geldi, dünya daha güzel olacak’ diyen liberaller, büyük bir yanılgı içindeler. ABD’nin 20. yüzyılda Latin Amerika coğrafyasında yüzlerce darbe girişimine imza attığı, dünya genelinde darbe ve darbe girişimleri, işgaller, saldırılar, provokasyonlar, tertiplerin sayısı bini geçtiği için biz rahatlıkla, dünyada insan hakları, hukuk devleti, özgürlük, demokrasi lafları edecek son devlet ABD’dir. Yeryüzünde bu lafları edecek 8 milyar insan arasında da son şahıs ABD’nin başkanıdır.”

    ‘Renkli Devrimler, darbeler, provokasyonlar, tertipler elbette olur’

    Biden döneminden beklentilerini de anlatan Prof. Dr. Doster, yeni bir savaş dönemi oluşamayacağını söyledi. Prof. Dr. Doster, “Çünkü ABD’nin geleneksel anlamda topla, tüfekle, uçakla, bombayla bir yeni saldırıya kalkışacak takati yok. İktisadi ve siyasi gücü buna el vermiyor. ABD artık NATO’daki müttefiklerini bu tarz saldırılar için teşvik etmekte biraz zorlanıyor. Mesela Almanya bu işlere hep ayak diretiyor. ABD artık terör örgütleri dahil olmak üzere bölgesel müttefiklerini daha çok cepheye sürmek isteyecektir. O bağlamda Rusya’yı yakın çevresinden kuşatmak, çevrelemek için bu coğrafyadaki ülkeleri daha fazla işe koşmak isteyecektir. Çin’i de yakın çevresinden kuşatmak için Asya-Pasifik bölgesinde Hindistan’ı, Japonya’yı, Avustralya’yı öne sürmek isteyecektir. Ama ABD’nin bir Irak işgalinde olduğu gibi harekâta kalkışması, ABD’nin nesnel açıdan devlet kapasitesi de gözetildiğinde kalkışacağı bir iş değil. Ama Renkli Devrimler, darbeler, darbe girişimleri, provokasyonlar, tertipler elbette olur. Bu işler için bölgesel güçleri, müttefik ülkeleri, terör örgütlerini ve Soros fonlarını devreye sokabilir” değerlendirmesinde de bulundu.

    1989’dan 2021’e ABD başkanlarının dış politika karnesi

    Elbette ABD’nin saldırgan dış politikası, hiç kuşkusuz Biden’la başlamadı. Sputnik, 1989’da başlayan ‘Baba Bush’ döneminden Donald Trump dönemine kadar gelen ABD’nin dış politika karnesini çıkardı.

    George H. W. Bush (1989-1993)

    Amerikan siyasetinde "Baba Bush" olarak anılan George W. Bush, başkanlık görevine geldikten sonra Aralık 1989'da, ABD'de uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan Panama lideri Manuel Antonio Noriega'yı devirmek amacıyla ABD kuvvetlerinin bu ülkeyi işgal etmesi emrini verdi. Tıpkı 12 yıl sonra oğlu George W. Bush'un Irak'ı işgal etmek için ortaya attığı kimyasal silah iddiası gibi baba Bush'un Birinci Körfez Savaşı da yanıltıcı iddialarla başladı. Irak 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgal ettikten sonra Bush yönetimi, Suudi Arabistan'a güvenlik sağlamak gerekçesiyle Körfeze askeri yığınak yaptı ve çok kısa sürede bölgede ABD askerlerinin sayısını yaklaşık 500 bine çıkardı.

    Irak'ın BM ambargosuna karşın Kuveyt'ten çekilmemesi üzerine Bush, 17 Ocak 1991'de ABD uçaklarının Irak'a saldırması emrini verdi. Körfez Savaşı 28 Şubat'ta son buldu ancak Irak'ta bir yıkıma neden oldu. ABD savunma kaynaklarına göre Çöl Fırtınası Operasyonu adı verilen Birinci Körfez Savaşı’nda ABD, Irak ve işgal altındaki Kuveyt'e 88 bin 500 ton bomba attı ve binlerce sivilin ölümüne neden oldu. ABD'nin Saddam'a diz çöktürmek için Irak'taki sivil alt yapıları hedef alması da büyük tartışmalara neden olurken, bu saldırılarda 158 bin Iraklının hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

    Bill Clinton (1993-2001)

    Soğuk Savaş’ın son ermesi sonrasında Balkanlar, ABD’nin özel ilgi alanına giren coğrafyaların başında geldi. On yıllardır bir arada barış içinde yaşayan Yugoslavlar dağılma sürecine girdi. 1991’de Slovenya’nın bağımsızlığını ilanıyla başlayan iç çatışmalar sonrası binlerce insan yaşamını yitirirken yüzlercesi de ya sakat kaldı ya da yurtlarından oldu. Tek devletten ortaya yedi ayrı devlet çıktı.

    Bosna Hersek'te 1992’de başlayıp 1995’e kadar devam eden ve herkesin seyirci kaldığı savaşa, ABD öncülüğündeki NATO güçleri 30 Ağustos 1995’te müdahalede bulundu. Bölgeye binlerce ton bomba yağdı.

    Öte yandan ABD Başkanı Bill Clinton, Birleşmiş Milletler silah denetçileriyle işbirliğine gitmediğini iddia ettiği Saddam Hüseyin’e karşı, ‘Çöl Tilkisi’ harekâtını başlattı. ABD, Basra Körfez’inde konuşlandırdığı savaş gemilerinden ve B-52 bombardıman uçaklarından Bağdat’a füze ve bomba yağdırdı.

    NATO güçlerinin Yugoslavya yönelik ikinci bombardımanı ise Kosova için 24 Mart 1999'da başladı ve 10 Haziran 1999'da sona erdi. Çeşitli verilere göre operasyon sırasında yaklaşık 6 bin kişi yaralanırken 2 bin 500 kişi de yaşamını yitirdi. Açıklamalara göre, bombardımanların başlıca hedefi askeri tesislerdi. Ancak hava saldırıları sonucunda 25 bin konut imha edildi, 470 kilometre otoyol ve 595 kilometre demiryolu zarar gördü, 38 köprü imha edildi.

    4 havalimanına, neredeyse 40 hastane ve polikliniğe, neredeyse 100 okul ve kreşe, 176 kültürel yapıya zarar verildi. Sırp değerlendirmelerine göre bombardımana maruz kalan yapıların yüzde 38'i, sivil amaçlı kullanılıyordu.

    Bu arada Kosova, Mart 2021’de İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs'te açan ülkeler arasına eklendi.

    George W. Bush (2001-2009)

    Bush dönemi, halen devam eden büyük krizlere imza atıldığı dönem oldu. 11 Eylül 2001’de kaçırılan 4 uçak, New York'taki Dünya Ticaret Merkezi, Washington'daki Savunma Bakanlığı binası ve Pennsylvania'da düştü. 3 bine yakın insan öldü. 7 Ekim 2001’de Afganistan'a müdahale başladı. Başkent Kabil 13 Kasım'da düştü. Afganistan’da halen istikrar sağlanamadı.

    20 Mart 2003’te ABD’nin Irak'ın işgali başladı. Başkent Bağdat, 9 Nisan’da düştü. Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in biyolojik silahlar ürettiği iddiasıyla başlatılan kanlı işgal, ülkeye sözü verilen "demokrasi" yerine iç savaş, terör ve kaos getirdi. Irak Sağlık Bakanlığı'nın verileri üzerinde çalışma yapan bağımsız "Iraqcountybody" organizasyonuna göre, Irak'ta 2003-2011 yıllarında çatışmalardan kaynaklı 100 binin üzerinde sivil, 4 bin 500 ABD ve 179 İngiliz askeri hayatını kaybetti. Aynı organizasyonun verilerine göre, 2018'e kadar hayatını kaybeden sivillerin sayısı 200 bine ulaştı.

    Bu işgal, IŞİD gibi terör örgütlerinin doğmasına neden oldu. Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, 18 Aralık 2017'de bilançosu çok ağır olan askeri operasyonlar sonucu IŞİD’in ülkedeki varlığının ortadan kaldırıldığını duyurdu. Örgütün varlığından dolayı çoğunluğu Sünnilerden oluşan 5 milyonluk bir iç göçmen dalgası yaşandı. Musul, Enbar ve Salahaddin vilayetlerinde bedeli 80 milyar doları bulan büyük yıkımlar meydana geldi. Bunun yanında on binlerce sivil hayatını kaybetti.

    ABD askerleri halen Irak’taki varlığını sürdürüyor.

    Barack Obama (2009-2017)

    "Evet, yapabiliriz" sloganı ile Beyaz Saray’a yerleşen ve 8 yıl boyunca burada kalan Barack Obama, Amerika'nın ilk siyahi başkanı olarak tarihe geçti. Obama’nın ikinci dört yılında sağ kolu ise bugün ABD Başkanı olan Joe Biden’dı.

    Obama, ilk döneminde ABD’li seçmenden oy isterken oğul George W. Bush’un politikalarına karşı “değişim” vaat ediyordu. Ancak bu söylem vaat olarak kaldı. Çünkü Bush’un 11 Eylül sonrası “terörle mücadele” iddiasıyla izlediği politikalarını neredeyse hiç değiştirmeden devam ettirdi. Bu, ABD’li seçmene büyük bir hayal kırıklığı olarak yansıdı. 2009'da, başkanlık koltuğundaki ilk yılında Nobel Barış Ödülü'nü kazanan Obama bununla yetinmedi. ABD’nin “terörist” olarak hedefe koyduğu isimlere karşı Silahlı İnsansız Hava Araçları’yla (SİHA) saldırılar artış gösterdi.

    Arap Baharı ile başlayan dalgada, Libya'da, Muammer Kaddafi'yi devirmek için ABD Hava Kuvvetleri en ön safta yer aldı. Afrika'nın en büyük petrol rezervlerine sahip Libya'ya “demokrasi” getirmek için yola çıkan ABD ve NATO, 2011’den bugüne bir türlü istikrar sağlayamayan bir enkaz bıraktı. ABD “demokrasisi”nin ortaya çıkardığı enkazının altında binlerce Libyalı kaldı.

    Selefi Bush kendisine Irak ve Afganistan'da işgal kuvvetleri, Obama ise halefi Trump’a iç savaşlar içinde ülkeler bıraktı. IŞİD bahanesiyle Suriye’ye kuvvet gönderen Obama yönetimi, ülkede büyük yıkımlara imza attı. ABD’nin bu tavrı, Suriye ve Irak’ta sayısı bilenemeyecek kadar çok cana mal oldu.

    Donald Trump (2017-2021)

    ABD, Donald Trump döneminde yeni bir savaş ve işgal başlatmasa da var olan savaşların ardı kesilmedi. Trump, ilk olarak Aralık 2017'de Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdıklarını açıklayarak, Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs'e taşınmasına onay verdi. Gazze Şeridi sınırında kararı protesto eden 60 Filistinli, İsrail askerleri tarafından öldürüldü.

    Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ), Washington'daki ofisini, 10 Eylül 2018'de kapatma kararı alan Trump, 25 Mart 2019'da da Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmede, "Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in egemenliğini ABD'nin resmen tanıdığını" ilan eden başkanlık kararnamesini imzaladı.

    Donald Trump yönetimi, 8 Mayıs 2018'de, 2015'te İran'la imzalanan nükleer anlaşmadan İran'ın balistik füze ve bölgesel faaliyetlerini de kapsayan yeni bir anlaşmaya varabilmek için çekildiğini açıkladı.

    Trump göreve geldikten sonra İran'a çok sayıda yaptırım uyguladı, ülkenin Ortadoğu'daki kritik ismi Kudüs Kuvvetleri Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi emrini verdi. İki ülke, Trump'ın bu adımı sonrası savaşın eşiğine geldi.

    Seçim vaatlerinden biri "IŞİD’i en kısa sürede bitirmek" olan Trump, Pentagon ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) Suriye'de PYD/YPG ile kurmuş olduğu yakın iş birliğini sürdürme kararı aldı. Mayıs 2017'de Pentagon'a "YPG'ye doğrudan silah yardımı yapılması" konusunda resmen izin veren Trump, Suriye'nin kuzeyinden Amerikan askerlerini çekene kadar örgüte yaptığı yardımları sürdürdü.

    Ankara, Obama yönetimine olduğu gibi Trump yönetimine de YPG/PKK iş birliği dolayısıyla büyük tepki gösterirken, Washington'ın örgüte yapmış olduğu tırlar dolusu silah yardımı ikili ilişkilerdeki en büyük krizlerden biri oldu.

    Öte yandan Trump, 14 Aralık 2020'de, Türkiye’ye karşı CAATSA (Amerika'nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) yaptırımlarını onayladı.

     

     

     

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Etiketler:
    Turan Salcı, Bill Clinton, George Bush, Barack Obama, Donald Trump, Joe Biden, Vladimir Putin, Rusya, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın