21:43 21 Eylül 2018
Canlı Yayın
    Gündem dışı

    ‘Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal, sinemayı yoz, bayağı bir eğlence biçimi olarak gördü’

    Gündem Dışı
    URL'yi kısaltın
    Serhat Sarısözen
    0 10

    Sinema konusunda yaptığı derinlikli çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Nezih Erdoğan, “Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal’in düşüncelerine baktığımızda sinemanın olumlu bir renge sahip olmadığını görürüz. Her iki yazar da sinemayı yoz, bayağı bir eğlence biçimi olarak gördüler. Tanpınar, radyoyu bile doğru bir mecra olarak görmedi” dedi.

    Gündem Dışı'nda bu hafta, Serhat Sarısözen'in stüdyo konuğu, sinema konusunda yaptığı derinlikli çalışmalarıyla bilinen Şehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nezih Erdoğan'dı. Geçtiğimiz ay yayınlanan ‘Sinemanın İstanbul'da İlk Yılları' isimli kitabı ekseninde yapılan sohbette, sinemanın Türkiye'deki ilk günleri ve modernite sürecine gidildi.

    ‘SİNEMA, İSTANBUL'A GELDİĞİNDE EN BÜYÜK AVANTAJLARINDAN BİRİ SAVAŞ ORTAMIYDI'

    "İnsanlık için utanç sayfalarına ve savaşlara baktığımızda bu dönemlerde insanların eğlenmeye gereksinim duyduğunu ve eğlenmeye özel bir önem verdiğini, ölüm karşısında insanın hayata başka türlü tutanmaya çalıştığını görüyoruz" diyen Erdoğan, "Sinema, İstanbul'a geldiğinde en büyük avantajlarından biri Osmanlı'daki ve Avrupa'daki savaş ortamıydı" dedi.

    Modernleşmenin uzun bir süre Batılılaşma olarak algınlandığını söyleyen Erdoğan, "Bir Osmanlı şehri olarak İstanbul, çeşitleri gittikçe artan görüntüleme ve izleme aygıtlarının mutlaka yöneldikleri bir şehir idi. Bununla birlikte, bu aynı zamanda modern ve kısmen de olsa Avrupai başkent bir arzu nesnesi olmakla kalmadı, modern yaşamın bir koşulu olan bakma ve bakılma arzusunu kendi uzamı içinde tekrar tekrar üretti. Sinemanın şehre gelişiyle modernliğin şehrin dokusuna nüfuz etmesi, biraz da bu nedenle, bir arada düşünülmelidir" dedi.

    Nezih Erdoğan, "Birkaç yıl önce bir panelde beni, sinema tarihçisi olarak sundular, bunu yadırgadım. Kendimi hep sinemanın kuramlarıyla uğraşan biri olarak gördüm. Sinema seyircisi, seyir süreci benim için, hep çok önemliydi. Bunlara olan ilgim beni tarihe götürdü, tarihle ilgili çalışırken de sinemanın ilk yıllarına geldim. O yüzden kendimi sonunda tarihin mecrasında bulan kuramcı olarak görmeyi uygun buluyorum. Kuram ve tarihin bir araya getirilmesi gerekiyordu. Özellikle ABD ve İngiltere'de son yıllarda kuram ve tarihi bir araya getiren çalışmalar yapıldı. Türkiye de bu konuda geride değil" dedi.

    "Bu kitap her ne kadar bilimsel nesnelliğin diliyle yazılmış olsa da, kişisel meraklarımın ve yolculuklarımın sonucu ortaya çıktı. Gençlik yıllarımdan beri ‘sinema seyircisi', ‘İstanbul' ve ‘Türk modernleşmesi' başlıca ilgi alanlarımı oluşturdu. Burada, bu üçünü bir arada çalışma imkânı buldum. Yıllar önce sinema seyircisi üzerine doktora tezimi yazarken, kendimi daha çok kuram alanında görmüştüm. Yıllar sonra, sinema kuramıyla uğraşanların bir noktada tarihe yönelmek zorunluluğunu duyduklarına tanık oldum. Diğer yandan, Batı'da sinema tarihçileri de geldikleri dönemeçte ilerleyebilmek için kurama müracaat etmek ve geri dönüp birçok bölümü yeniden yazmak zorunda kaldılar. Nihayet ben de izlerinden gittim, tarihin kuramsallaştığı, kuramın da tarihi dikkate aldığı bir mecradan ilerledim."

    ‘MODERNLİĞİ, SİNEMA İSTANBUL'A GETİRMEDİ'

    "Modernliği, sinema İstanbul'a getirmedi, zaten İstanbul kendine göre moderndi, bir şehir hayatı vardı" diyen Erdoğan, "Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal'in düşüncelerine baktığımızda sinemanın olumlu bir renge sahip olmadığını görürüz. Her iki yazar da sinemayı yoz, bayağı bir eğlence biçimi olarak gördüler. Tanpınar, radyoyu bile doğru bir mecra olarak görmedi" dedi.

    Erdoğan, "Bizdeki temaşa sanatlarında gerçek olmak gibi bir kaygı yoktu, Avrupa'nın sanat anlayışında ise gerçekçi görünme arzusu vardı. Bunun en büyük yansıması sinema oldu. O dönem bizde sinemanın tıpkı tiyatro gibi gerçekçi olma derdi yoktu, atraksiyon, bir vaveyla olarak görüldü" diye konuştu.

    "Bu çalışmaya başlarken, Türkiye'de sinema tarihi için tanımlanması gereken alanın ne kadar derin, engin ve bir o kadar çok katmanlı ve karmaşık olduğunu kestirememiştim. Benim gibi ulus devlet paradigmasıyla biçimlenmiş bir eğitim ve terbiye ile büyümüş biri için, böylesi bir yapıyı kavramaya kalkışmanın acı verici anları oldu. Hem modernleşme dönemi içindeki İstanbul'un, hem de modernleşmenin vasıfları ile bütünleşen sinemanın içine girdikçe perspektif kırıldı ve bambaşka bir kavramsal gerçekler seti ile çalışma gereği ortaya çıktı. Dikkatli okuyucu, metin boyunca kırılan perspektifin izlerini belki görecektir."

    PROF. DR. NEZİH ERDOĞAN KİMDİR?

    1989 yılında bir anlamlama süreci olarak sinema ve seyirci ilişkisi üzerine yazdığı tezle doktora derecesi aldı. Yerli ve yabancı dergi ve kitap derlemelerinde Yeşilçam sinemasında kolonyal söylem, ses ve beden, Hollywood'un Türkiye'de alımlanması, Amerikan filmlerinin Türkiye'de dağıtımı, gösterimi ve sansürlenmesi üzerine yazıları yayımlandı. Miyase Christensen ile Shifting Landscapes: Film and Media in European Context adlı kitap derlemesini hazırladı. Son yıllarda, daha çok Türk sinema tarihi ve tarihyazımı, sinemanın İstanbul'a gelişi, 1890'ların sonu ve 1900'ların başında İstanbulluların sinema deneyimi üzerine proje çalışmaları yürüttü, makale ve bölümler yazdı, ulusal ve uluslararası konferanslarda bildiri verdi. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında çekilmiş İstanbul görüntülerinden kurguladığı İstanbul do/redo/undo (sular, sokaklar, suratlar) adında bir ‘buluntu film' yaptı (2010). Halihazırda İstanbul Şehir Üniversitesi'nde erken sinema, sinema kuramları ve öyküleme sanatı ve senaryo yazımı dersleri vermektedir.

    Etiketler:
    sinema, Nezih Erdoğan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın