03:20 23 Ekim 2020
Canlı Yayın
    Haberler
    URL'yi kısaltın
    0 21
    Abone ol

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ortadoğu politikasını yürütürken en çok nerede zorlandığıyla ilgili soru üzerine, "Dışarıdaki zorluktan çok içerideki zorluğu görüyorum. Türkiye hakkındaki olumsuz algının sebebi dışarıdaki düşman değil ki, içerideki hainler" ifadelerini kullandı.

    Başbakan Davutoğlu, Yargıtay'ın Ergenekon kararından Meclis Anayasa Komisyonu'ndaki kavgaya, Kut'ül Amare Zaferi'nin 100. yıldönümünden Kilis'e atılan roketlere kadar gündemdeki birçok konuyu değerlendirdi.

    Al Jazeera'nin haberine göre, Katar ziyareti sırasında beraberindeki gazetecilerin sorularını yanıtlayan Davutoğlu'nun açıklamaları şöyle:

    MECLİS ANAYASA KOMİSYONU'NDAKİ KAVGA

    "Komisyon Başkanı Mustafa Şentop'tan olaylar esnasında bilgi aldım. Birileri şiddet kültürüne alışmışsa artık o şiddet her mekâna girer. Mustafa Bey'in bana anlattığına göre sadece milletvekilleri yok orada, danışmanlar da salona giriyor. Danışmanların salona girmeye ve terör estirmeye ne hakkı var? Buranın bir düzeni var. Burası Millet Meclisi. Ona da biz tolerans gösterecek olursak hiçbir yerde düzen kalmaz. Gerekli her türlü tedbir alınır. Üye olmayan milletvekilleri gelebilir ama danışmanların, kimliği meçhul kişilerin komisyon salonuna girmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Meclis Başkanı'ndan bu konuda gerekli tedbirleri almasını talep ederiz. Bir teklifi, bir tasarıyı beğenmeyebilirsiniz. Gelir tartışırsınız, konuşursunuz. Kimsenin konuşmayı engellemek gibi bir düşüncesi olmaz. Biz Ankara'dan ayrılmadan önce Sayın Mustafa Şentop ve ilgili arkadaşlarla bir toplantı yaptım. ‘İsteyen herkes istediği kadar konuşsun, bir sınır olmasın ama kesinlikle Meclis kuralları konusunda taviz vermeyeceksiniz' dedim. Burada da söz talep eden hiç kimse engellen mi? Hayır. Kim ne istiyorsa Meclis'te konuşsun. Ama şiddet uygulamaya kalkarsa buna izin verilmez. Burası rastgele bir mekân değil, burası Meclis. Meclis'te şiddet görüntülerine izin verilirse bunun sonu gelmez.

    'CHP NE YAPACAĞINI ŞAŞIRDI'

    Dokunulmazlık meselesi ise; bakın biz çok ilkeli bir tavır sergiledik. Onlar dediler ki dokunulmazlıkların tümü kalksın. 25. dönemde kendileri dilekçe verdiler, bizim dokunulmazlığımız kalksın diye. Şimdi sanki kendilerine baskı uygulanıyormuş, siyasetten soyutlanacaklarmış gibi bir intiba vermeye çalışıyorlar. Bizim milletvekillerimizin de var fezlekesi olan, ama çekinen kimse var mı? İsmet Bey'in fezlekesi varmış mesela. Fezlekesi olmak mutlaka suçlu olmak anlamına gelmiyor. Meclis'in yaptığı da kimse hakkında hüküm vermek değil. Meclis, yargı sürecinin işlemesi için izin veriyor. O süreç sonunda beraat edebilir, suçlu bulunabilir veya yargı süreci içinde Meclis çalışmalarına yine katılabilir eğer yargının başka bir kanaati yoksa, yargı başka bir karar vermezse. Dolayısıyla kimsenin bu süreçten çekinmemesi gerekir. Ama zannettiler ki biz kaçınacağız. Biz kaçınmayınca şimdi hepsi telaşa düştü. CHP ne yapacağını şaşırdı. Bir destek vereceklerini söylediler, bir vermeyeceklerini söylediler. MHP de aynı şekilde. HDP ise dışarıdaki şiddet kültürlerini Meclis'e yansıtmaya çalışıyor. Buna izin verilmez. Burası onların at oynatabileceği mekân değil. Ne söylemek istiyorlarsa söylerler. Ama komisyon çalışmalarını kararlılıkla sürdürecek, bundan kimsenin şüphesi olmasın."

    Kilis'e roketler düştü. Türkiye ne yapacak? Silahlı İHA'ların kullanılacağı söyleniyor…

    "Bu konuda pazartesi bir güvenlik toplantısı yaptık. Bu hafta Genelkurmay Başkanımızla olağan görüşme yapamayacağımız için salı günü bir toplantı gerçekleştirdik. Pazartesi verdiğimiz talimatların nasıl uygulanacağı konusunda fikir teatisinde bulunduk. İstihbarat birimlerimiz, askeri birimlerimiz alınacak ek tedbirlerle ilgili geniş çerçeveli çalışma yürütüyorlar. Bu ABD ve koalisyon tarafıyla da ortak bir çalışmadır. Güvenlik gerekçesiyle detayına girmem mümkün değil. Saldırıların durdurulması ve gerekli cevabın verilmesi için gerekli talimatlar verildi.

    Buna kara harekâtı dâhil mi?

    "Detaylara girmek doğru olmaz. Askeri gereklilik olarak alınacak her türlü tedbir alındı."

    Önümüzdeki hafta ABD'ye gezi yapacağınıza dair haberler yer aldı basında. Bu konu netleşti mi?

    "Bu yeni bir konu değil, 1 Kasım seçimleri sonrası gündemdeydi. Seçim sonrası müteakip karşılıklı temaslar olmuştu ama G-20 Zirvesi ve arkasından Nükleer Zirve oldu ve Sayın Cumhurbaşkanımız Nükleer Zirve'ye katıldı. Şu anda da mutlak anlamda bir tarih tespiti yapılmış değil. Arkadaşlar çalışıyorlar. Netleşince kamuoyuna duyururuz. Daha önce olacaktı. Sayın Cumhurbaşkanımızın Nükleer Zirve'ye katılmasından dolayı ertelendi. Hem benim hem Sayın Obama'nın yoğun bir gündemi var. Arkadaşlar üzerinde çalışıyor."

    İsrail ile yürütülen görüşmelerde hangi noktadayız? Gazze ve Hamas konusunda nasıl mesafe alındı?

    "Biz bu konuda da son derece açık bir tavır sergiledik. Sayın Halid Meşal ile de burada görüştük. Bütün bu adımları en geniş kapsamlı istişarelerle atıyoruz. Türkiye'nin özür şartı 2013'te Mart ayında gerçekleşmişti. O zaman ben Dışişleri Bakanıydım, Sayın Cumhurbaşkanımız da Başbakandı. Sayın Obama'nın İsrail ziyareti esnasında telefonla temas kuruldu. Bir özür aşamasına gelindi. Sonra tazminat konusunda görüşmeler devam etti. 3 yılı buldu bu süreç. Özür metni İsrail'in Başbakanlık sitesinde hâlâ duruyor. Dolayısıyla tazminatta da bir aşamaya gelinmişti. Fakat bölgedeki rüzgârlar farklı yönden esince süreç biraz durakladı. Dikkatinizi çekerim, özellikle de 1 Kasım sonrası bir hareketlenme oldu. 1 Kasım seçiminin, dünyada ve bölgede çok değişik doğal yansımaları oldu. Bu yansımalardan biri de Türkiye'de artık AK Parti iktidarlarının kalıcı olduğu ve yeni bir dönemde bu iktidarla görüşüleceği. Bunun da getirdiği psikoloji ile görüşmeler Aralık-Ocak ayında biraz daha hızlandı. Bizim Gazze ile ilgili bir takım temel taleplerimiz vardı. Bu da Filistinli kardeşlerimizle görüşerek dile getirdiğimiz taleplerdir. Sayın Abbas ile İslâm İşbirliği Zirvesi'nde de görüştük. Gazze'nin elektrik, su, inşaat ve temel ihtiyaçları konusunda ve diğer konularda sağlanacak ilerleme ile birlikte anlaşma neticeye varabilir. Çok ileri bir aşamaya gelmiş durumda. Bu anlaşmanın Gazzeli, Filistinli kardeşlerimize olumlu sonuç doğurması için bazı ince işler kaldı. İnşallah hayırlısı ile çözülür. Bu yolla Filistin'e yardım elimizi uzatmak istiyoruz. Filistin barışı başta olmak üzere bölgedeki gelişmelerde daha aktif rol oynamak istiyoruz."

    İsrail tarafının Hamas ile ilgili doğrudan talepleri var mı?

    "Bunlar ayrı konulardır. Biz Filistinli gruplarla ve kardeşlerimizle ilişkileri müzakere masasında pazarlık konusu yapmayız. Her halükârda ve her şartta Filistinlilerin yanındayız. Hamas, El Fetih bütün Filistinli kardeşlerimizin yanındayız. Öyle veya böyle, hangi dönemde ve hangi şartlarda olursa olsun, Türkiye hep Filistinlilerin yanında olacaktır. Bunun da sınırlarını, hedeflerini ve karakterini sadece Türkiye belirler."

    Bursa'da patlama oldu, Soma'da da benzer bir girişim söz konusuydu.

    "Konuyla ilgili tespitler devam ediyor. Tam tablo ortaya çıkmadan söylenmesi erken olabilir. Ama terör tehdidi her ülke için geçerli. Bu konuda güvenlik birimlerinin yerinde ve doğru müdahaleleri oldu. Hem Bursa'da hem de Konya'da. Dolayısıyla olağanüstü bir çaba içindeyiz. Gereğini yapıyoruz. Türkiye terör tehdidi karşısında her türlü tedbiri almaktadır."

    Birinci Dünya Savaşı'nın ortaya koyduğu o Sykes Picot düzeninin yüzüncü yılındayız. Yeni bir düzen arayışı var. Bölge başkentlerinde dolaşıyorsunuz. Bölgenin liderlerinde, politik hareketlerinde buna dönük bir idrak, bir anlayış, destek görüyor musunuz? Yoksa kendinizi çok mu yalnız hissediyorsunuz? Ayrıca Türkiye'nin Ortadoğu politikasını yürütürken bir Başbakan olarak en çok nerede zorlanıyorsunuz? Askeri kapasite sorunu mu, ekonomik kapasitesi mi, entelektüel dünyanın desteği mi, en çok nerede sıkıntı yaşıyorsunuz?

    "Bu konuda çok çalışmış birisi olarak söylüyorum: Yüzyılın parantezi bir yerlerde kapanmak durumunda. Onun için Kut-ül Amare geçen sene Genelkurmay Başkanımıza da söyledim, bir tek Askeriye'de kutlanıyordu. Benim içimde de bir ukdeydi. Bütün hazırlıklar eski YÖK başkanımız Gökhan Çetinsaya'nın emeğiyle tamamlandı. Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde ilk kez kutlanmış oluyor. Kut-ül Amare Savaşı benim için Ortadoğu'nun Çanakkale Savaşıdır. Çanakkale'de İstanbul savunuldu. İstanbul'a ulaşmak istiyordu işgâl orduları. Kut-ül Amare'de de Bağdat savunuldu ve muhteşem bir zafer kazanıldı. Beni Kut'tü'l Amare Savaşı'nda etkileyen yön; Türk, Kürt, Arap, Müslüman, gayrimüslim, Keldani, Suryani, Sünni, Şii… Herkesin bir arada olduğu bir savaştı. Beni Temim'in, Şeyh Temim'in (Katar Emiri) kabilesi de oradaydılar, onlar da orada savaştı. Basra'da hâlâ bütün Şii aşiretlerinin aşiret sembolü ay yıldızdır, taa Osmanlıdan beri. Hepsi Kut-ül Amare'de savaştılar. Hep söylüyorum; ya Kut-ül Amare kazanacak ya Sykes Picot. Sykes Picot, Kut-ül Amare'den bir süre sonra yapıldı."

    'MİT TIRLARI OPERASYONUNUN NELERE YOL AÇTIĞINI BİLMİYOR MUSUNUZ?'

    Bizi en çok zorlayan, bütün bu tarihi ve insani boyutu Türkiye'de anlayamayan muhalif çevreler oldu. Dışarıdaki zorluktan daha çok içerideki zorluğu görüyorum. Türkiye'nin askeri kapasitesi çok sınırlı değil. Ama o askeri kapasiteyi kullanmak istediğinizde yaptığınız her hamleyi teröre destek gibi yansıtan bir muhalefetiniz varsa veya o askeri kapasiteyi milli stratejinin parçası olarak görmeyip dünyaya şikâyet eden bir muhalefetiniz varsa, paralel devlet yapısı diye bir çete varsa ve bütün dünyada Türkiye'nin yaptığı her hamleyi kötüleyen, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalışan ihanet çetesi varsa, işte zorlandığınız yer odur. Türkiye'nin bu kadar büyük insani destan yazdığı bir dönemde, Türkiye hakkındaki olumsuz algının sebebi dışarıdaki düşman değil ki, içerideki hainler. MİT tırları operasyonunun nelere yol açtığını bilmiyor musunuz? Askeri kapasite dediğiniz kapasiteyi kullandığınızda, o kapasiteyi milli bir kapasite olarak görmeyip hâince tuzaklar kuranlar, esas bizi zorlayan bu hâinler oldu. Yoksa Arap halkları bizim yanımızda."

    Sayın Dışişleri Bakanı BAE'deydi. Büyükelçilerinin Ankara'ya gelmesi bekleniyor.

    Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Abu Dabi'de
    © AA / Abdülhamid Hoşbaş
    "Dikkat ederseniz, 1 Kasım sonrası dış politikada kademeli bir şekilde ciddi bir toparlanma var. Mesela Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz çok daha iyi bir aşamada. Sayın Cumhurbaşkanımızın Suudi Arabistan ziyareti sonrasında ilişkilerimiz son derece doğru bir eksende ilerliyor. Sonra ben de gittim. Suudi Arabistan ile Mısır'daki darbe sonrası yaşadığımız şey düştü. İran'a önce ben gittim, sonra Sayın Ruhani Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak ülkemize geldi. İran ile ilişkilerde de karşılıklı diyalog içinde istişare başladı. Ürdün'e ziyaretimiz oldu. Yunanistan'la yüksek düzeyli işbirliği konferansı yaptık. Baktığınızda Libya önemli. Libya'da ulusal birlik hükümetinin kurulmasını sağlayan aktörlerdeniz. Bizim için hoş olmayan Rusya ile olan. Bu da siyasi iradeden çok Rusya'nın hava sahamızı ihlâl etmesinden kaynaklanan doğrudan bir ihlâl. BAE ile Mısır darbesi sonrası ciddi gerginlikler yaşadık doğru ama Dışişleri Bakanımızın Sayın Çavuşoğlu'nun çok güzel bir ziyareti oldu. Bu anlamda bütün tablo önemli bir alan açıyor. İsrail ve Filistin ayağında da olumlu gelişmeler var."

    Katar ile ilişkilerde somut gelişmeler var mı? Dünya Kupası organizasyonunda 20 milyar dolarlık yatırım söz konusu. Türkiye olarak buradan ne kadar pay alabileceğiz?

    "Katar'ın ev sahipliğini yapacağı 2020 Dünya Kupası ve 2030 Katar vizyonu çok büyük bir yatırım potansiyeli barındırıyor. Katarlılar da bu potansiyelin en iyi Türk müteahhitler tarafından değerlendirilebileceğini düşünüyor. Sayın Emir görüşmelerimizde Türk müteahhitlerine güvenini açıkça ifade etti ve Türk müteahhitlerin öncelikli olacağının güvencesini aldık. Ayrıca sadece müteahhitlik hizmeti değil, Dünya Kupası'nın güvenlik hizmeti başta olmak üzere diğer servislerini de Türk firmalarının yapabilmesi için de görüşmeler sürdürülüyor. Genelde Türkler gelir, binayı yapar, hizmeti başkası verir anlayışı vardı, hayır binayı da hizmeti de biz yapabiliriz. Katar gibi bir ülkede çok farklı sektörlerdeyiz. Gıda güvenliği de önemli bir konu. Türkiye'den Katar'a tarım ürünü ihracı da mükemmel bir alan. İkili ilişkilerimizde ciddi bir momentum var. İnşallah Katarlıların yatırımları da artarak devam edecek."

    Cumhurbaşkanımız Zagreb'de yaptığı açıklamada partili cumhurbaşkanlığı ve benzeri alternatiflerin de olabileceğini söyledi. Sizin bu farklı alternatifler konusunda çalışmalarınız var mı? Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanının AB ile ilişkiler konusunda eleştirileri oldu. Bu iki konu hakkında yorumlarınız nelerdir?

    'GÜYA BEN DEMİŞİM Kİ…'

    "Öncelikle dünkü röportajın bugün yansıyan kısmını gördüm. Bir gazeteci arkadaş tarafından beni hayrete düşüren bir soru sorulmuş. Galiba O da sonra bu konuyla ilgili bir açıklama yapacağını söylemiş. Güya ben demişim ki 'Başkanlık sistemini savunursam kendimi inkâr etmiş olurum.' Bu varsayım üzerine Cumhurbaşkanımıza bir soru yöneltmiş bir gazeteci. Böyle bir şey kesinlikle yok. Böyle bir ifadem olduğunu bulsun birisi çıkarsın, ben özür dilemeye hazırım. Olsaydı da hiç çekinmeden söylerdim. İfademin tam doğrusunu söyleyeyim; ağzımdan çıkan şeyi elhamdülillah unutmam. Şanlıurfa'da gençlerle buluştuğum zaman, gençler 'Siz başkanlık olursa kendiniz ile ilgili kaygı duyuyor musunuz?' diye bir soru sordular. Ben de şunu söyledim; 'Ben 12 Eylül Anayasayası'na hayır oyu vermiş biri olarak bu anayasayı savunmam halinde kendimi reddetmiş olurum. Aksine başkanlık da dâhil bu anayasanın tümden değişmesinin gerekli olduğuna inanıyorum' dedim. Söylediğim şey budur. Savunduğum şeyi açık ve net savunurum. Bunun için hiçbir izahate gerek kalmayacak şekilde de net konuşurum. Başkanlık sistemi konusunda, Türkiye'nin yaşadığı süreçler de göz önüne alınmalıdır. İşte 27 Nisan e-muhtırası başkanlık ile ilgili en önemli süreçlerden birisi olmuştur çünkü Türkiye'de eşi başörtülü birinin Cumhurbaşkanı olmayacağı gibi bir varsayım bir kriz yaratmış ve bu kriz Türkiye'de cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesinin önünü açmıştır. Geçmişte yaşananları unutmamak lâzım. Sayın Abdullah Gül'ün seçilmemesi için ne uğraşlar verdiklerini unutmamak lâzım.

    'BAŞKANLIK SİSTEMİNE DAYALI BİR ANAYASA İÇİN ÇALIŞIYORUZ'

    Dolayısıyla bu o dönemki Başbakanlık makamını sınırlamak için yapılmıştı. Bu süreç sonucunda AK Parti olarak başkanlık sistemini savunduk ve savunuyoruz. Bir sistem çarpık deniyorsa, ilk yapılması gereken şey revize edilmesi değil tümden değişilmesidir. 1 Kasım seçimlerinden sonra geçmişte anayasa çalışmalarına katılan bütün arkadaşlarımızla bir araya geldik. Cumhurbaşkanımızla da bu toplantıları değerlendirdik. Revizyona dayalı bir anayasa yerine kendi içinde tutarlı bir anayasa yapma kararı aldık. Partili Cumhurbaşkanı nihayetinde bir revizyondur. Var olan sistemi bir unsurla revize etmektir. Bizim öncelikli hedefimiz revizyon değil, çarpık bir sistem olduğunu söyleyegeldiğimiz bir yapı üzerinde yeni bir adım atmaktansa anayasayı başkanlık sistemi etrafında kurgulamaktır. O sistemi kendi iç dengeleri içinde, güçler ayrımı, özgürlükçülük vesaire ile pür başkanlık sistemi olarak kurgulamaktır. Bunun hepsini deneriz, olmuyorsa başka seçeneklere bakarız. Bir şeyin olmayacağı varsayımı ile yola çıkmayız. Biz müzakere marjı olmayan, Türkiye'nin ihtiyaç hissettiği başkanlık sistemine dayalı bir anayasa için çalışıyoruz. Bu anayasa çalışmalarımız içinde Cumhurbaşkanlığı başdanışmanları var, geçmişte AK Parti anayasa süreçlerinde olan arkadaşlar var. Yani çok ehil bir kadro ile bunların hepsini çalışıyoruz. Şu anki tek hedefimiz çağdaş, evrensel değerleri barındıran, milli bünyeye uygun, başkanlık sistemine dayanan bir anayasayı yazmak."

    İlgili konular:

    Davutoğlu: Özgürlükçü bir laiklik anlayışına anayasada yer vereceğiz
    'Davutoğlu ABD'ye gidip Obama'yla görüşecek'
    Davutoğlu’ndan AB’ye: Vize muafiyeti olmazsa Türkiye taahhütlerine bağlı kalmaz
    Davutoğlu: Üslupları değişmeye başladı
    Etiketler:
    TBMM, Mustafa Şentop, Ahmet Davutoğlu, Kilis, Katar, İsrail, Ortadoğu, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın