TÜRKİYE, 'NÜKLEER GÜÇLER KULÜBÜNE' Mİ GİRMEK İSTİYOR?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze varken, benim elimde olmasın. Ben bunu kabul etmiyorum" dedi. Uluslararası uzmanlar ve politikacılar, Sputnik'e açıklamasında, Türk liderinin böyle açıklama yapmasının sebebini, Türkiye'nin nükleer silah elde etme şansını ve yol açabileceği sonuçları değerlendirdi.
Türkiye lideri, Orta Anadolu Ekonomik Forumu'nda yaptığı konuşmada, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejiminin adil olmadığını söyledi.
"Şimdi her şey iyi güzel de birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var, bir tane iki tane değil... Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum. Şu anda dünyada gelişmiş ülkeler içinde neredeyse nükleer başlıklı füzesi olmayan ülke yok, hepsinde var''.

R.T.Erdoğan
Türkiye Cumhurbaşkanı
Sputnik'e konuşan TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanvekili, AK Parti Bursa Milletvekili Refik Özen, Türkiye'nin eğer ülke güvenliği açısından böyle bir ihtiyaç varsa nükleer silaha sahip olunması kadar doğal bir şey olmadığını söyledi.
"Dünyada bazı ülkelerin, kendilerini ayrıcalıklı görüp bu silahlara sahipken başkalarına 'siz sahip olmayın' demesi siyasi etikle bağdaşmaz. Dolayısıyla dünya eğer bir nükleer bir silahsızlanmaya gidecekse herkesin buna uyması, elinde silah bulanan herkesin bu hassasiyete riayet etmesi lazım. Ama birileri bu hassasiyete uyacak, baskılarla, diğerleri ise sahip olacak, bunu dengelemek mümkün değil. Bu çerçevede nasıl birileri bu silahlara sahipse Türkiye olarak da eğer ülke güvenliği açısından böyle bir ihtiyaç varsa bu tarz silahlara sahip olunması kadar doğal bir şey olamaz, bundan gocunulmamalı. Bu anlamda tepki gösterenlerin önce kendilerine bir bakmaları lazım, buna tepki gösterenlerin ellerinde nükleer silah yoksa amenna ama hem nükleer silahlara sahip olacaksınız hem Türkiye'nin buna sahip olma arzusuna karşı çıkacaksınız, bunun açıklanabilir bir tarafı yok".
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden (ASAM) terör uzmanı, Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer de Erdoğan'ın bu açıklamasında, Türkiye'nin Batı'ya bağımlılığını en aza indirme arzusunun ve ulusal savunma sanayisini geliştirme çabalarının gözlemlendiğini kaydetti.
"Türkiye özellikle Ortadoğu'daki çatışmalardan, insani dramlardan son derece etkilenir bir durumdaydı ve bugüne kadar da kendisini koruyabilmek adına NATO üzerinden ABD'ye ve Avrupa'ya bağımlı kalıyordu. Ancak bu tekel son yıllarda kırıldı. S-400'lerle birlikte ve bu paralelde Bora, Hisar ve Siper füzelerini üretme anlamında bir süreç başladı. Konvensiyonel anlamda Türkiye bölgedeki tehditlere karşı çok yönlü denge ve üstünlük sağlamayı başardı. Konvensiyonel anlamda ulaşılmış olan denge ve caydırıcılığın küresel düzlemde dağılabilmesi için nükleer teknolojiye sahip olmak önemli, bunun bir diğer aşaması da uzay teknolojisi olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerinden de bu tekonolojiye sahip olma çalışmalarının ivme kazanacağı anlaşılıyor".
Foto (c) AA / Savunma Sanayii Başkanlığı
Foto (c) AA
Foto (c) AA / Yasin Demirci
Uzman, dünya genelindeki askeri harcamaların önemli ölçüde arttığına dikkat çekiyor.
"Dünyada üretilen küresel gelirin çok büyük bir bölümü maalesef insanlığın hayrına değil silahlanmaya ayrılıyor. Tabi ki bu silahlanma bir tehdit üretiyor ve bu tehdidin yöneldiği en önemli hedeflerden biri de Türkiye. Dünyadaki nükleer tehditlere karşı orta vadede Türkiye'nin de savunma ve caydırcılık adına bir nükleer kapasiyete sahip olmayı sitemesi doğal ama bunun için çok ciddi bir teknolojik alt yapı, birikim ve bunu üretecek kapasite lazım".
Rus parlamentosunun alt kanadı Duma'nın Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Yuriy Şvıtkin de benzer bir bakış açısına sahip. Rus politikacı, Türkiye'nin bu tür açıklamalarının öncelikle ulusal çıkarları korumayı amaçladığını söyledi.

"Türkiye'nin eylemleri, hiçbir devlete karşı saldırganlık niyeti olmadığını gösteriyor. Bu yüzden planlarını, ulusal çıkarlarından hareket ederek ve elbette bu çıkarlarını koruma çerçevesi içinde yapıyor".

Ancak, Şvıtkin'in söylediği gibi, nükleer güçler kulübünün genişlemesi küresel güvenlik için tehdit oluşturuyor.

"Bence dünyada, tüm bu dünyayı yok edebilecek niteliğini taşıyacak kadar nükleer silah var. Ve herhangi bir ülkenin nükleer potansiyelini artırma yolunda ilerlemek bence yanlış ve gereksiz".
Birleşmiş Milletler Biyolojik ve Kimyasal Silah Komisyonu'nun eski üyesi İgor Nikulin de Sputnik'e açıklamasında, Türkiye'nin nükleer santrale sahip olmasının gelecekte nükleer silah elde etme yönünde atacağı adımlara yardımcı olabileceğini söyledi.
"Onlar orada askeri amaçlı plütonyum da üretebilir. Elbette eğer onlar bunu kendileri sıfırdan yaparsa bu uzun vadeli bir çalışma olacak, en az 10 yıla ihtiyaçları olacak. Ama eğer dışarıdan teknik yardım alırlarsa bu çok daha hızlı olabilir. Türkiye oldukça gelişmiş ülke, ekonomisi nükleer programını kaldıracak kadar güçlü".
Türkiye'nin nükleer silah elde etmesi durumunda uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini söyleyen uzman, Türkiye'nin Pakistan senaryosuna göre hareket edebileceğini dile getirdi.

"Eğer Türkiye nükleer silah elde ederse muhtemelen bazı uluslararası yaptırımlara maruz kalabilir. Ama aynı zamanda Pakistan da nükleer silaha sahip oldu ve hiçbir şey olmadı, bununla yaşıyor".


İgor Nikulin, bazı Ortadoğu ülkelerinin bu tür silaha sahip olma eğiliminde olduğunu söyledi.

"Bazı Ortadoğu ülkeleri nükleer silah elde etmek istiyor. Bunlar İran ve Suudi Arabistan. İsrail, bilindiği gibi artık nükleer silaha sahip".

"İsrail, nükleer silah da kullanabileceği dahil olmak üzere tüm komşularını tehdit ediyor. Bu, çeşitli çatışmalar sırasındaydı. Halihazırda Türkiye'yle ilişkileri kötü. Türkiye saldırı hedefinde olabilir".

Foto (c) AP/Anjum Naveed
Foto (c) AFP
Foto (c) AP/Ariel Schalit
İsrailli siyaset uzmanı İlay Nisyan ise farklı görüşe sahip. Nisyan, Sputnik'e açıklamasında, İsrail'in hiçbir zaman resmi olarak böyle bir silaha sahip olduğunu ilan etmediğini söyledi.

"Erdoğan, İsrail gibi nükleer potansiyele sahip olmak istediğini açıkladı. Ama fark şu ki İsrail hiçbir zaman resmi olarak böyle bir potansiyele sahip olduğunu ilan etmemişti. İsrail, nükleer potansiyele sahip olsa da bu tamamen kendini savunma amacını taşıyor".

"Eğer Türkiye yine de bu yönde ilerlerse bu Ortadoğu ülkelerini silahlanma yarışı yönünde güçlü bir şekilde itecek. Ortadoğu zaten güvenlik ve istikrar eksikliğinden mustarip. Bu tür açıklamalar ve eylemler de sadece durumu daha da kötüleştiriyor".
Foto (c) AFP
Suudi Arabistan merkezli Rusya-Arap Araştırma Merkezi Başkanı Majet at-Tarak da şu değerlendirmede bulundu: "Türkiye bu açıklamasıyla, nükleer silaha sahip İsrail veya bunun için gereken potansiyele sahip İran gibi bir ülke olduğunu söylüyor. Bölgede herkes kararlı bir şekilde nükleer silaha karşı. Evet bu silahtan İsrail'de var ve araştırmalara göre İran da 6 ay içerisinde bu silahı geliştirebilir. Körfez bölgesinde herkes, Türkiye'nin eylemlerine yanıt olarak bölge ülkelerinin de nükleer silaha sahip olma hakkına sahip olduğu haberlerini büyük bir tedirginlikle karşılıyor. Tüm bunlar çatışmalara ve nükleer yarışmaya götürüyor".

"Türkiye'nin gerçekten nükleer silah elde etmeyi planladığını düşünmüyorum, buna ihtiyacı yok. Ayrıca Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı da imzaladı".
Foto (c) AFP/Adem Altan
İranlı nükleer sorun araştırmacısı, Press TV televizyonunun siyasi analiz umanı Hasan Beheştipur, Sputnik'e açıklamasında, Türkiye'nin nükleer silahların yayılmasını önleme konusunda temel anlaşmaya imza attığını söyledi:

"Erdoğan'ın açıklaması, Türkiye ve ABD arasında farklı konularda yaşanan fikir ayrılığı da dikkate alındığında, uyarı gibi algılanabilir. Hatta Türkiye'nin nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasının katılımcısı olduğunu unutmamak lazım. Bu anlaşmanın ana yönü, nükleer silahı yaymama taahhüdüdür. Yani nükleer silahın üretimi, satışı ve stoklanması yasaklanıyor. Türkiye ayrıca iki anlaşma daha imzaladı. Bunlardan biri, temel anlaşmaya ek niteliğinde, diğer de her türlü nükleer denemeyi yasaklıyor. Böylelikle Türkiye, nükleer silahların yayılmasını önleme alanındaki üç temel dokümanı da imzaladı".

"Türkiye, nükleer silah üretme fikirlerini beslemek yerine ulusal çıkarlarına göre hareket ederek yayılmasına karşı mücadele etmeli. İran ve Mısır da tamamıyla böyle yapmalı. Tüm ülkeler böyle yaparsa bölgede, herkesin istediği güvenlik hüküm sürecek".
Mısırlı diplomat, eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Raha Hasan Ahmed, herhangi bir Ortadoğu ülkesinin nükleer silah kullanmasının, nüfus yoğunluğu ve coğrafi özellikleri sebebiyle tüm bölgeye darbe indireceğini söyledi.

"Bunun tamamen politik bir açıklama mı olduğu, yoksa Türkiye'de nükleer alanı geliştirme yönünde gerçek adımlar mı olduğunu anlamak lazım. Mısır ve bölgenin diğer ülkeleri çoktandır Ortadoğu'nun nükleer silahtan arındırılmasından yana. AB dahil Türkiye'ye komşu ülkeler Ankara'nın nükleer planlarına karşı çıkacak".
Yunan uzman, Güvenlik ve Savunma Analizi Enstitüsü Araştırma Direktörü Zaharias Mihas da şu açıklamada bulundu:

"Türkiye'nin olası nükleer silahlanmasının bölgesel ve küresel güvenlik için ciddi sonuçları olacak, çünkü Türkiye zorla nükleer güçlerin "destesini karıştıracak". Eğer İran, nükleer silaha sahip olma niyeti yüzünden hedef haline geldiyse benzerinin Türkiye'ye de olacağı ihtimali var. Bu, Ankara ve Tahran'ın yakınlaşmasına destek olabilir. Aynı zamanda İsrail'den Suudi Arabistan'a kadar birçok ülkenin endişe ve ilgili eylemler için sebebi olacak".

Türkiye'nin, nükleer silah geliştirmek için Pakistan'ın yardımına başvurabileceğini dile getiren Mihas, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin, nükleer silah üretme sırlarını öğrenmek için Kuzey Kore ile nükleer alanda işbirliği yapabileceği yönünde şüpheler vardı. Ama Türkiye'nin Pakistan ve özellikle de Pakistan nükleer programının kurucusu ve yöneticisi Abdülkadir Han'ın çevresiyle olan özel ilişkileri Türkiye'nin niyetine daha fazla katkıda bulunur. Finişe daha çok var ama tarih gösteriyor ki, nükleer silah üretmek isteyenler eninde sonunda projelerini hayata geçiriyor".
Fransız politikacı, Avrupa Parlamentosu milletvekili Thierry Mariani, İran'a yasakladığı halde Türkiye'ye nükleer silaha sahip olmasına izin vermenin doğru olmayacağını söyledi.

"Tüm ülkeler belli bir zaman diliminde, nükleer silahların yayılmasını önleme ve başka nükleer silaha sahip ülkelerin olmamasını sağlama konusunda anlaştı. Nükleer silaha sahip her bir ülke ek bir risk. İran'a yasaklarken Türkiye'ye izin vermek mümkün değil. Bu onsuzda hassas olan bölgede silahlanma yarışının herkes için tehdit olduğunu düşünüyorum".
Avusturya Silahlı Kuvvetleri Bilimsel Komisyonu Strateji ve Güvenlik Politikası Danışma Kurulu Başkanı Heinz Gärtner, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na uyulması konusundaki genel sorunlara dikkat çekti.

"Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın tarafı ama anlaşmayı imzaladığı günden beri nükleer güç olmasına yardımcı olacak teknolojiler elde etmeye çalışıyor. Elbette bu konuda belli bir ayrımcılık var. Nükleer silaha sahip olmayan ülkeler çoktandır nükleer silaha sahip ülkeleri silahsızlanma anlaşmasını uygulamamakla suçluyor. Ayrıca İsrail, Hindistan ve Pakistan gibi Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı imzalamayan ülkeler de var".
Avusturyalı uzman, İsrail'in Ortadoğu'daki eylemlerinin Türkiye'nin nükleer silah duruşuna güçlü etki yaptığını dile getirdi.
"Elbette Türkiye kendini mahrum hissediyor, özellikle de İsrail, ABD'nin desteğiyle BM'de, Ortadoğu'da nükleersiz bölgenin oluşturulması yönündeki tüm girişimleri reddediyorken. Erdoğan'ın açıklaması ayrıca ABD'nin NATO ülkelerine yönelik nükleer şemsiyesine ve ABD'nin NATO partnerlerini koruma yeteneğine güvensizliği de yansıtıyor. Eğer Türkiye, nükleer silah oluşturma programını başlatırsa bu girişimin sonu gelecek ve ayrıca Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na ciddi darbe olacak".
ABD'nin, nükleer silaha sahip olan Türkiye'ye tepkisinin muhtemelen İran'a verdiği tepkiden farklı olacağını söyleyen uzman, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hindistan ve Pakistan'ın 1998'deki nükleer testleri tarihi bir benzetme olabilir. BM Güvenlik Konseyi'nin 1172 sayılı kararıyla Hindistan ve Pakistan'a uyguladığı yaptırımlar önce ABD, sonra da diğer ülkeler tarafından görmezden gelinmişti. Türkiye'ye karşı hiçbir yaptırım olmayacak, üstelik zaten ABD'nin küçük nükleer başlıkları Türkiye'ye yerleştirilmiş durumda".
Foto (c) CC BY-SA 2.0 (cc_by-sa_20)_Dave Bezaire
Foto (c) Sputnik / Sergey Kazak
Foto (c) AP / Charlie Riedel
Alman politikacı, DIE LINKE Fraksiyonu Başkanı Tobias Pflüger, Orta Menzilli Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması'nı (INF) örnek göstererek son zamanlarda silahsızlanma anlaşmalarının etkisiz hale geldiğini söyledi.
"INF anlaşması yürürlükten kalktıktan sonra en tehlikeli silahlanma sarmalıyla karşı karşıyayız. ABD, Almanya'daki nükleer silahını modernize etmek ve yeniden donatmak istiyor. Bu noktada önemli olan, diğer aktörlerin nükleer alanın içine çekilmemesi, bu Türkiye'yi de ilgilendiriyor".

Alman politikacının söylediği gibi, silahlanma yarışı yerine silah kontrolü alanındaki uluslararası mevzuatın iyileştirilmesi gerekiyor.

"Ortak silahsızlanmaya ihtiyaç var: INF anlaşması kapsamında yeni anlaşma sağlanmalı. Ama bu anlaşma yok ve planlanmıyor da. Yine de böyle bir anlaşma önemli bir öncelik haline gelmeli".
Almanya İçin Alternatif (AfD) Fraksiyonun Dış Politika Başkanı Armin Paulus Hampel de Sputnik'e açıklamasında, "Erdoğan, Türkiye'nin uluslararası arenadaki ağırlığını artırmak istiyor. Ve bunu çok ustaca yapıyor. Bir yandan Batı, diğer yandan da Doğu kartını oynuyor" dedi.
"Onlarca yıl boyunca özen ve titizlikle inşa ettiğimiz güven, son yıllarda Batı ve Doğu politikacılarının hataları yüzünden yıkıldı. Buna NATO partnerleri olan Türkiye ve ABD arasındaki güven de dahil. Bu, Ortadoğu'daki istikrarsızlık yüzünden oldu. Türkiye gibi bir ülke elbette, komşu ülkelere savaş, kaos ve istikrarsızlık hüküm ederken politik etkisini genişletme yeteneğine sahip. Bu tam da şimdi gördüğümüz şey. Çünkü ABD'nin Irak, Suriye, Libya ve diğer ülkelere yönelik politikası tüm Ortadoğu'da devlet yapılarının yıkılmasına yol açtı. Türkiye sadece buna yanıt veriyor".

"Güveni onarmak için AfD, Türkiye dahil tüm ülkelerin katılımıyla Ortadoğu'da güvenlik ve işbirliği konulu konferans toplamayı öneriyor".