14:50 01 Aralık 2020
Canlı Yayın
    Ortadoğu
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 11
    Abone ol

    Suriye’nin dış müdahaleye ve silahlı çatışmaya karşı çıkan muhalif ismi Heysem Menna, Riyad’da yapılan toplantı, Batı’nın politikaları, IŞİD petrolü, seçimler ve çözüm önerilerini anlattı.

    Kimileri tarafından ‘Suriye muhalefetinin sevilen ender isimlerinden biri’ olarak nitelendirilen, sürecin başından bu yana dış müdahalelere, silahlı çatışmalara, mezhepçi tutumlara karşı çıkan Haytham Manna ya da Türkiye’de bilinen adıyla Heysem Menna, Suriye’de çözüm için kilit role sahip isimlerden biri. Marksist bir geçmişi bulunan ve bu nedenle Suriye’de bir süre hapis yatan Menna, cezaevinden çıktıktan sonra Fransa’ya giderek burada tıp eğitimi aldı, ardından antropoloji okudu. Suriye’nin Dera kentinden olan Menna, çok sayıda insan hakları örgütünde kurucu ya da yönetici olarak görev aldı.

    Körfez ülkeleri ve Türkiye’yi Suriye’ye silah, para ve cihatçı gönderdikleri gerekçesiyle eleştiren Menna, IŞİD petrolünün nasıl ve kimler aracılığıyla satıldığına ilişkin Birleşmiş Milletler’e detaylı bir rapor sunmuştu.

    ‘BATI İKİYÜZLÜ DAVRANDI’

    Menna, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ‘Uluslararası Yol Haritası’ karar tasarısını oy birliğiyle kabul etmeden önce yaptığımız röportajda, Suriye’deki grupların nasıl ve kimler tarafından silahlandırıldığı, IŞİD petrolünün satılması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhine açtıkları dava, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yer alacağı bir geçiş sürecini kabul edip etmeyecekleri, Suriye’de olası bir seçimi destekleyip desteklemeyecekleri ve çözüme ilişkin tutumlarına dair soruları yanıtladı.

    Batı’nın bu süreçte ikiyüzlü davrandığını söyleyen Menna, Suriye’de askeri zaferin imkânsız olduğunu, koalisyonun bile buna inanmadığı belirtti. ‘Ilımlı muhalefet asılsız bir yalan’ diyen Menna, çatışmaların ardından yapılacak bir seçimde tepkisel oylar verileceğini ve bunun demokratikleşme getirmeyeceğini söyledi. Menna’ya göre ‘Esad geçiş sürecinden önce görevi bıraksın’ şartı sadece Suudi Arabistan ve Katar’ın talebi.

    Röportajın birinci bölümünü okurlarımıza sunuyoruz.

    ‘HAPİSHANEDE 400 YILINI GEÇİRENLERİ ÇAĞIRMADILAR’

    Kahire Konferansı’nın kurucusu olarak, Suriye’deki sürece dâhil olan grupların Suudi Arabistan öncülüğünde Riyad’da yaptıkları toplantıdan çekildiniz. PYD’nin davet edilmemesi dışında, çekilmenizin başka gerekçeleri var mıydı?

    Toplantı Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın davetiyle düzenlenmedi, 2. Viyana görüşmelerine katılanların verdiği yetki üzerine gerçekleşti.

    Ne yazık ki Suudi Arabistan davette bulunan taraf kendisiymiş gibi bir tutum takındı ve 1. Cenevre, 1. ve 2. Viyana toplantısından çıkan üç kararı, toplantıyı organize etme, katılımda çağrıda bulunma ve sonuç bildirgesi süreçlerinde göz ardı etti. Bu da temel sorundur. Bir Arap ülkesi bu yetkiyi başarılı ve saygın bir şekilde yerine getirebilir ve toplantıdan Cenevre Bildirisi’nin öngördüğü dengeleyici ve eşit temsiliyete dayalı bir müzakere heyeti ya da komisyonla çıkılabilir. Görüşlerimizi beyan ettiğimizde, bu konuda hassas olduklarını söylediler. Toplantının başarısı için de işbirliğine hazır olduğumuzu belirttik. Konuştuğumuz hazırlık komitesi oluşturulmadığı gibi tüm taraflarla temas kurma şartı da yerine getirilmedi. Bazı Suriyeli muhalifler toplantıya davet edilmedi. Onlara 19 isimden oluşan bir liste sundum. Söz konusu şahısların Hafız Esad ve Beşar Esad’ın hapishanelerinde geçirdikleri yılların toplamı 400 ediyor. Bu kişilerin hiçbiri toplantıya davet edilmedi.

    ‘ESAD’IN GÖREVİ BIRAKMASI SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR’IN TALEBİ’

    Bir diğer sorun ise, daha önceki toplantıların kararları incelenip çok iyi değerlendirilmiş sonuçlara ulaşılabilirdi. Suudi Arabistan’ın ısrarla üzerinde durduğu ve yerine getirilmesini istediği üç şart var. Birincisi; Beşar Esad’ın geçiş sürecinden önce görevi bırakması. Bu şart, toplantıya katılan tüm ülkelerin değil, sadece Suudi Arabistan ve Katar’ın tutumunu yansıtıyor. Bize kalsa, bugün müzakerelerden önce gitmesini isteriz. Fakat benim ne silahım ne de başka bir aracım var ve elimdeki tek şey sloganım ile sözlerim. Başarılı bir müzakere yürütebilmek için karşındaki tarafı göz önünde bulundurman lazım. Bu ikiyüzlülüğe anlam veremiyorum. Müzakere masasında karşına oturacak taraf, Beşar Esad’ın yetkilendireceği bir heyet. Neden dalavereye başvurup bizi siyasetten anlamaz, müzakerelerin nasıl yürütüleceğini bilmez ve Cenevre Bildirisi’nin öngördüğü şartları anlamazmışız gibi bir tutuma sokuyorlar!

    ‘LAİK DEVLET, TÜRKİYE’DE İSLAMİ PARTİYİ İKTİDAR YAPTI’

    Rojava’daki toplantıdan Demokratik Suriye Meclisi kurulması kararı çıktı. Demokratik Suriye Meclisi’nin çözüm için önerileri ve kırmızı çizgileri nelerdir?

    Temsil ettiğim Buğday Akımı’ndan yedi kişi toplantıya katıldı. Kahire toplantısından çıktığımız zaman Suriye’nin demokratik, laik belirgin hatlara, net bir şiara sahip, din ile devlet ve devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi belirleyen, Suriye’de yaşayan fertlerin ilişkilerini yurttaşlık bağlamında ve Suriye’deki etnik grupların tüm haklarını uluslararası insan hakları normları gereğince güvence altına alan, belli bir programı olan bir cepheye ihtiyacı olduğu görüşüne vardık.
    Biz laik devleti savunuyoruz, çünkü laik devlet din karşıtı değildir. Laik devlet, Türkiye’de İslami bir partinin iktidara gelmesine imkân tanıdı. Fakat din devletinde sosyalist, demokrat ya da liberal güçler iktidara ancak darbe ya da devrimle gelebilir. Din ve devlet ilişkisini gerici anlayışa sahip şeriat düzeninin güvence altına almadığı, etnik grupların elde edeceği hakların birlik ve bütünlüğü tehdit edeceği düşüncesini savunan ulusalcı şovenist grupların reddettiği, belirgin ilkeler ve eşit yurttaşlık temelinde düzenleyen devlet modelidir.

    ‘KENDİ HEYETİMİZİ OLUŞTURACAĞIZ’

    Bizim açımızdan Riyad toplantısının sonuçları demokratik ve dengeleyici olmaktan, tüm kesimleri temsil edecek kapsayıcılıktan çok uzak. Dolayısıyla BM ve uluslararası toplumun önünde iki seçenek var; ya muhalefetin tüm kesimleriyle temas kurup dengeleyici, muhalefetin tüm kesimlerini temsil eden, kapsayıcı ve Suriye muhalefetinin güçlü ve deneyimli şahsiyetlerinden oluşan bir heyet kurmak ya da bazı tarafların Riyad toplantısının sonuçlarında ısrar etmesi halinde Riyad’dan bir heyet ve bizim de BM ve uluslararası topluma önereceğimiz bir heyet olmak üzere, iki heyet oluşturulabilir. Yani biz kendi bağımsız heyetimizi oluşturacağız. Suriye hükümetiyle görüşmeden önce Riyad’ın oluşturacağı heyetle görüşmeye hazırız.

    Riyad’daki toplantının sonuçlarına baktığınızda uzlaşma ihtimali bunuyor mu? Müzakerelerin başarılı olabilmesi için nasıl bir yol izlenmeli?

    Viyana, Riyad toplantısının sonuçlarını tam anlamıyla benimsememiştir. Bu nedenle New York toplantısı ertelenecek, belki de iptal edilecek. Yerine Cenevre’de ya da Viyana’da bir toplantı düzenlenebilir. Riyad toplantısı, düzenlenme şekli nedeniyle New York’ta düzenlenecek toplantının ertelenmesine neden olan bir sorun yarattı. Bu engelin ve yapılan hataların aşılması ve anlaşmaya varılması durumunda sürece dönülebilir. Aksi takdirde 3. Viyana ya da 3. Cenevre, nerede düzenleneceği kesinleşmeyen toplantıda gecikme yaşanacak.

    Biz Cenevre Bildirisi’ni ve bu bildiri kapsamında uluslararası gözlemcilerin denetiminde müzakereleri yürütmeyi savunuyoruz. Müzakere konusunda her zaman üç ilkesel kavramdan yola çıkıyoruz. Herhangi bir müzakerenin başarısı bağlılık, bağlayıcılık ve belli bir takvime bağlıdır. Bağlayıcılık taraflara uluslararası bir kararla müzakerelerde alınan kararları yerine getirme yükümlülüğü getirmektedir. Bağlılık ise müzakerelere katılan tüm tarafların çıkan sonuçların sorumluluğunu yüklenmesidir yani müzakereleri yürütme ve onaylama yetkisine sahip olmasıdır. Takvim konusuna gelince, sorunları nereye gittiğimizi açık bir bakış açısıyla düzenleyen bir ajanda belirlenmesi gerekiyor. Bu kapsamda biz, müzakereleri uluslararası toplumun gözetiminde hükümet heyetiyle yürütmeye hazırız.

    ‘ILIMLI MUHALEFET ASILSIZ BİR YALAN’

    Batı ülkeleri uzun bir süredir “Esad gitsin” diyordu. Erdoğan yönetimi de Esad’ın dâhil olacağı bir geçiş süreci istemiyor. Öte yandan Beşar Esad ve Rusya kararın Suriye halkına bırakılmasından yana olduklarını açıkladılar. Güvenli ve şeffaf bir ortam oluşması durumunda, seçim yapılmasına ilişkin tavrınız ne olur?

    Öncelikle, Batı ülkelerinin masanın üstünde söyledikleriyle, masanın altında söyledikleri arasında hiçbir tutarlılık yok. En sert tutumu alan Fransa ve İngiltere bugün Esad’ın yer alacağı bir geçiş hükümetini kabul ettiğini söylüyor. Bu nifak ve ikiyüzlülüğe son vermek gerekiyor. Türkiye Dışişleri Bakanı ise Esad’ın 6 aylığına yönetimde kalacağı bir geçiş hükümetini kabul ettiklerini açıkladı. Biz, iktidarın bir gün içinde değişmeyeceği düşüncesini savunuyoruz.  Akılcı bir politika izliyorsak eğer, geçiş süreci için takvim belirlememiz gerekiyor. Protokol kısmının kalması ya da Esad’ın gitmesi şeklinde olsa bile. Bu, tek taraflı olarak karar bağlanacak bir mesele değil, müzakerelere bağlı bir mesele. Tek taraflı olarak karar alabilseydik müzakerelere gitme ihtiyacı duymazdık. Bununla birlikte hiç kimse askeri zafer denilen hayali gerçekleştiremeyecek. Suriye krizinin tek çözüm yolu siyasi çözüm. Riyad’da söyledikleri gibi, başarıya ulaşılmazsa askeri çözüme gitmek değil. Askeri çözüm imkânsız ve hayal. Bu nedenle hedefler belirlemek ve bu hedefleri, Nusra Cephesi ya da IŞİD’in ortaya attığı saçmalıklarla zaman kaybedip ılımlı muhalefet olarak adlandırmadan gerçekleştirmeye yönelmek gerekiyor. Çünkü ılımlı muhalefet asılsız bir yalan. Koalisyon bile askeri çözüme inanmıyor.

    ‘SURİYE'NİN SEÇİME DEĞİL DEMOKRATİKLEŞMEYE İHTİYACI VAR’

    Seçim konusuna gelince, biz Suriye’nin seçimlere değil, kurumlarının demokratikleştirilmesine ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Çünkü silahlı çatışmaların ardından yapılacak seçimler duygusal ve tepkisel olacaktır. Ben silahlı çatışma yaşayan 80’den fazla ülkede soruşturma heyetlerinde yer aldım ve birçoğunda da seçimlerde gözlemci olarak hazır bulundum. Bu nedenle seçimler akılcı ve mantıklı değildir. Ve hiçbir ülkeye demokrasi getirmez, halkı gerçek anlamda temsil edecek milletvekilleri de çıkarmaz. Yapılacak seçimler meydan okuma seçimleri olacak yani karşı tarafı yenilgiye uğratmak amacıyla oy kullanılacak bir seçim olacak. Fransa’da olduğu gibi; birçok insan aşırı sağcı olduğu için değil, Fransız hükümetinin politikalarına karşı olduğu için Ulusal Cephe’ye oy verdi.

    Yapılması gereken, demokratik kurumlar oluşturmaktır. Geçiş hükümeti de bunun şartlarını oluşturacak, kuvvetler ayrılığı ilkesinin gerçek anlamda uygulanmasına zemin yaratılması, etkin ve etkili medeni toplum tarafından korunan yasal unsurların belirlenmesiyle son bulacaktır. Bu meselelerin tümü, seçimlerden çok daha önemli. Demokratik kurumları yapılandırdıktan sonra seçimleri konuşabiliriz.

    ‘LAVROV İLE BEŞ ALTI DEFA GÖRÜŞTÜK’

    Rusya, Suriye’deki ılımlı muhaliflerle temas kurmaya hazır olduğunu duyurmuştu. Rus yetkililerin sizinle görüşmeleri oldu mu?

    Suriye krizi, Suriye’nin meselesi olmaktan çıktı ve uluslararası meseleye dönüştü. Dolayısıyla Rusya ve ABD taraflarının bizim görüşlerimizi dinlemesi ve bizim de onları dinlememiz ve bakış açımızı sunmamız gerektiği görüşündeyiz. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile beş ya da altı görüşmemiz oldu. Bizden Moskova’yı ziyaret etmemizi istediler. Onlara bu aşamada başka bir yerde görüşmeye hazır olduğumuzu ilettik. Viyana’da Rusya Dışişleri Bakan Yardımcıları Bogdanov ve Gatilov ile görüşmelerimiz oldu.

    İlgili konular:

    ABD: Rusya'nın Suriye'de sivilleri vurduğuna ilişkin bilgi yok
    Vatan Partisi heyeti, Suriye’yi ziyaret etti
    Suriye ordusu, Türkiye sınırına doğru ilerleyişini sürdürüyor
    ‘BMGK’nın Suriye kararı, Rusya’nın haklılığını kanıtladı’
    Etiketler:
    BMGK, Nusra Cephesi, IŞİD, Heysem Menna, Beşar Esad, Recep Tayyip Erdoğan, Viyana, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın