06:02 24 Eylül 2017
Ankara+ 25°C
İstanbul+ 19°C
Canlı Yayın
    Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

    Erdoğan'dan ‘Başkanlık' açıklaması: Gerçeği görmek lazım

    © Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı / Yasin Bülbül
    Politika
    URL'yi kısaltın
    Türkiye'de 'Başkanlık sistemi' tartışması (20)
    0 30411

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlık sistemine yönelik niyetini tekrarladı ve bunun gerçekleşmesi için hükümetin seçimlerde 367 ya da 330 milletvekili elde etmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, "Eğer bizde başkanlık sistemi olsaydı, geldiğimiz noktanın çok daha ilerisinde olurduk" dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TRT 1 ve TRT Haber ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan öncelikle "başkanlık sistemi" sorularını yanıt verdi. Erdoğan, şunları ifade etti:

    "Bunun üzerinde birçok spekülasyonlar oluyor. Belediye Başkanı olduktan sonra, başbakan olduktan sonra başkanlık sistemi dediğimizde birçok kez bu konu hakkında spekülasyonlar oldu.

    Bir çok alışkanlıkları siz değiştirmeye yönelik adımlar atarsanız, bunların üzerinde spekülasyonlar yaparlar. Bizden önceki cumhurbaşkanları da başkanlık sistemini dile getirmiştir. Dünyada bugün G20 ülkeleri içinden 10 tanesi başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Artık bir gerçeği görmemiz lazım. Acaba çok daha seri, çok daha kolay nasıl muassır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarız sorusunu sormamız lazım. Biz bunun peşindeyiz. Çok başlı yapı bizim ayağımıza pranga vuruyor.

    "NİYE PADİŞAHLIK OLUYOR"

    Amerika, Brezilya, Güney Kore, Meksika olunca padişahlık olmuyor, yani Türkiye'de böyle bir tez ileri sürülünce niye padişahlık oluyor Eğer biz şu 12 seneyi bu kadar zor şartlarda yürüttüysek bu da demek ki gördüğümüz bazı şeyler var. İstiyoruz ki daha ileri gidelim, halkımızın yaşam standardını daha yüksek seviyelere çıkartalım. Çok daha hızlı bir şeklide muasır medeniyet seviyesine çıkarız. Biz bunun peşindeyiz. Başkanlık sisteminde yine denetleme sistemi olacak. Denetimsiz bir anlayışın olması çok sıkıntılar doğuruyor.

    "BAŞKANLIK SİSTEMİ OLSAYDI…"

    Teori noktasında bazı insanlar teorisini ortaya koyabilir ama yaşamak başka bir şey. Başarımız ortada. 12 yıllık yaptıklarımız ortada. Bizde başkanlık sistemi olsaydı geldiğimiz noktanın daha ilerisine olurduk.
    Bir üçlü kararnamede siz istediğiniz bir insanı atamakta bile zorlanıyorsunuz. Başkanlık sisteminde böyle değil. Seçtiğim kişi benimle gider. Benimle gelen benimle gider. Şimdiki sistemde bunu yapamıyorsunuz, yargı engelliyor.

    "YARGI ALIYOR, SİZ ATIYORSUNUZ"

    Yargı ile 11 kere görevden alınan 12. kez geliyor. Mesela Nasuhi Bey'in durumu. Bu hükümet Nasuhi Bey'i TRT Genel Müdürlüğü'ne atadı. Kaç kere alındınız görevden? 2 kez. İşte bu kurum nasıl yürüyecek? Yargı alıyor, siz atıyorsunuz. Yargı alıyor, siz atıyorsunuz. O zaman kurumdaki alt üst ilişkisi bozuluyor. Tabii bu değişiklik için Anayasa değişikliği şart. Bizim hukuku zorlama noktasından sıyrılmamız için başkanlık sistemine ihtiyacımız var. Halkımızın bu tür sistemleri tanıması isabetli olur.

    "SİSTEMİN OMURGALARI VARDIR"

    (Parlamento, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay gibi kurumların denetiminin geçerli olduğu başkanlık sistemi) Bu sistemler oluyor ama bu sistemlerin işleyişinde başkanın belli bir yere kadar yetkisi oluyor. Başbakan, bu defa başbakan olarak değil başkan birinci yardımcısı, ikincisi yardımcısı olarak görev alanlar var.  Onların muadilleri, hükümet başkanlarının olduğu ülkelerde başbakanlar. Bu demek değildir ki başkan, başbakanlarla görüşemez. Onlarla da görüşür. Sistemin omurgaları vardır. O omurgalarla lüzumsuz olanlar varsa onları zaten koyarsınız bir kenara. Olması gerekenler varsa onlarla beraber zaten yola devam edilir.

    Ermeni diasporası rahat durmuyor. Onlar yine karıştırmaya, kurcalamaya devam edip, Türkiye ile bu noktada bir cedelleşmenin, adeta bir kavganın içerisinde bu süreci işletmek istiyorlar. Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Birilerinin siparişi üzerine biz, bir sözde Ermeni soykırımını da kabul etmeye mecbur değiliz. Biz diyoruz ki: Bu konuda samimiyseniz gelin bunları tarihçilere bırakalım. Tarihçiler bu konuda
    çalışsınlar.

    Yani birilerinin siparişi üzerine, biz sözde Ermeni soykırımını kabul etmeye mecbur değiliz. Biz diyoruz ki bu konuda samimiyseniz gelin, bunları bırakalım tarihçilere, tarihçiler bu konuda çalışsınlar, arşivlerimizi açalım. Biz arşivimizi açtık. 1 milyonun üzerinde belge, bununla ilgili ortaya çıkardık. Ermenistan'ın varsa arşivi, o da çıkarsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da çıkarsın. Fakat bunların hiçbirisi böyle bir gayretin içine girmiyorlar. Tamam, biz tarihçilerimiz tespit ettik, siz de tespit edin. Üçüncü ülkelerden de tespit edelim. Çalışsınlar, bu çalışmaların neticesinde raporlarını bize sunsunlar, ondan sonra da siyasiler olarak biz masaya oturalım.

    "HEDEF SAPTIRMAK İÇİN…"

    Bakıyorsunuz Ada bir talimat veriyor, Dağ bir talimat veriyor ve bu talimatlar zaman zaman tabii kesişmiyor. Kesişmeyince farklı adımlar atılıyor ve bakıyorsunuz hemen bilgiler geliyor. 'Bizi dinlemeyen bazı grupların uygulamasıdır' diyor. Burada tabii siz neticeye varabilir misiniz, varamazsınız. Sık sık da biliyorsunuz yeni yeni örgüt isimleri çıkıyor ortaya. Alıştıklarınızın dışında da örgüt isimleri çıkıyor. Niye hedef saptırmak için.

    Şimdi mesela iç güvenlik yargı paketi şu anda çıkıyor. İç güvenlik yargı paketiyle birlikte ben doğrusu Çözüm Süreci'nde önemli mesafe alınacağına inanıyorum. Silah bırakmaydı, molotof kullanılmaması olayıydı, maske olayıydı vesaire buna benzer her şey. Çünkü, halk huzur istiyor. Benim Kürt vatandaşım da huzur istiyor ama tehditler neticesinde huzura kavuşamıyor ki. Burada hukuktan taviz vermeksizin bu adımların atılmasıyla birlikte ben inanıyorum ki bir defa benim Kürt vatandaşım, Kürt kardeşim burada ortaya çok daha farklı bir direnç koyacaktır.

    Bunu bir çok bu noktada görüştüğümüz STK'lar olsun, mesela muhtarlar olsun, hepsi bakıyorum aynı noktadalar. Fakat onların bu zeminini bizim ne yapmamız lazım, güçlendirmemiz lazım. Devletin de yanında, arkasında olduğunu hissetmesi lazım

    "PARALEL DEVLET YAPILANMASINI KAYDA GİRDİK"

    MGK'da, legal görünüm altındaki illegal faaliyetleri yürüten örgütler diyerek biz paralel devlet yapılanmasını kayda girdik. Bunu tavsiye kararı olarak hükümete gönderdik. Hükümet de buna uyarak burayla ilgili Bakanlar Kurulu kararını çıkardı. Bu, şu demektir: 2015 Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin içinde PDY veya PY olarak yerini almıştır. Nedir Legal görünüm altında bir illegal örgüt.

    Ben, Çözüm Süreci'nde hiçbir zaman maalesef, bu arkadaşların samimi olduğunu görmedim. Şu anda da samimi değiller. Eğer samimi olsalar 6-7 Ekim olayları, hala Cizre, Silopi, buralardaki olaylar olmazdı" ifadesini kullanan Erdoğan, "Samimi olsalar, bakın çok daha ilgincini söyleyeceğim, hükümet, devlet şurada, diyelim ki Yüksekova'da havalimanı yaptırıyor, çoktan burası bitecekti, hala yapılan tehditler oradaki iş makinelerinin yakılması sebebiyle burası bitmiyor. Yollar aynı şekilde, yol kesmeler. Cizre'de açılan hendekleri görüyorsunuz. Bunları yapmak suretiyle kim zarar görüyor? Orada yaşayan benim Kürt kardeşlerim değil mi? Bunlar bir taraftan çıkıyor diyorlar ki 'Biz Kürtlerin temsilcisiyiz' öbür taraftan insanca yaşamasına engel olacak ne varsa onu yapıyorla

    "HEDEF BAŞBAKAN DİYEMEZSİNİZ"
    17-25 Aralık süreci, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yapılmak istenen operasyona bakıldığında o operasyonun uzantıları. Bu uzantılar içerisinde aktörler kimler diye baktığınızda burada paralel devlet yapılanmasının, paralel yapının temsilcilerini görüyoruz.

    Geçenlerde bir gazetede, şu anda açığa alınmış olan savcılardan bir tanesinin açıklaması çok çok manidar. Orada ben sadece bir kısmını okumakta fayda görüyorum. O da şudur: Yani her şeyi bir tarafa koyalım ama o hakikaten insanın tüylerini diken diken yapıyor. Yani, 'bence' oraya o kelimenin konulması, sen bir yargı mensubusun, sen 'bence' diyemezsin. 'Bunun arkasındaki hedef başbakan' diyemezsin. Tahminler üzerine bir şeyi bina edemezsin.

    Mesela çok enteresan, oğlumla ilgili yaptığı açıklamada diyor ki, 'Bilal Erdoğan'la ilgili olarak somut herhangi bir şey yoktur.' Ondan sonra bana geliyor, benimle ilgili de ortaya herhangi bir şey koyamıyor, 'bence' diyor, 'hedef Erdoğan'dı' diyor. Şimdi bir savcı eğer böyle bir ifadeyle ortaya çıkıyorsa ben diyorum ki, burada hukuki sorumluluk yoktur. Böyle bir yargı kurumuna, müessesine veya mensubuna güven de olamaz. Açığa alınma meselesinde bu işin nereden nereye vardığını göstermesi bakımından bu çok büyük bir önem ifade ediyor. Tabii nerelerden nerelere geldik. Nasıl bir mücadele bu süreçte verildi. Her geçen gün bu işin haklılığı da ortaya çıkıyor.

    "HALAY ÇEKİYORLARDI"

    Kobani'deki IŞİD kuşatmasının sona ermesinin ardından "Çiftetelli oynuyorlar" şeklindeki açıklamamdan rahatsız olanlar bulundu. Halay çekiyorlardı, Çiftetelli değilse, yaptıkları iş buydu. Daha ortada orada bir enkaz var ama o insanların hepsi şu anda Türkiye'de, biz besliyoruz. Bütün bedeli, faturası her şeyi bizim üzerimizde. DAİŞ oradan çekilmiş, çekildi de ne oldu. Çekilmekle iş bitiyor mu?
    Nerede bombalayanlar. Acaba o bombalayanlar şimdi gelip inşa edecek mi? Baştan beri, sadece hava harekatıyla bu işin çözülemeyeceğini, kara harekatının olması gerektiğini söyledim. ABD Başkanı Barack Obama ve yardımcısı ile de görüştüm. NATO toplantısında da konuyu oradaki devlet ve hükümet başkanlarına anlattım.

    Kobani'nin kurtulmasından çok, Kobani halkının kurtulması benim için çok daha önemliydi. Onunla ilgili sevincimi baştan açıkladım. Onlar herhalde yanlarında halay çekecek insan arıyorlar. Kusura bakmasınlar, başkalarıyla tamamlasınlar.

    Her şeyden önce, insanların kendi evlerinden topraklarından kovulmasını veya onların topraklarının, evlerinin işgal altına olmasını hiç bir zaman savunamayız. DAİŞ'in yaptığı bu işgal hareketi, insanları öldürmesi, bunların hiçbiri kabul edilemez. Kobani'nin'yi konuşuyoruz da niçin Musul'u, Dohuk'u konuşmuyoruz. Bunları konuşmuyoruz, sadece yatıyoruz, kalkıyoruz Kobani.

    "YÜZLERCE GAZETECİ HAPİSHANELERDEYDİ"

    15 sene, 20 sene öncesi Türkiye'de yazılı ve görsel medyanın özgürlüğü neydi, hangi noktadaydı ve hapishanelerde acaba ne kadar yazar, çizer vardı? Yüzlerce gazeteci hapishanelerdeydi. Hala bu noktada cezaevinde olan insanlar var. Fakat biz şu anda her türlü özgürlüğü getirdik, belli bir yere bunu oturttuk ve hamdolsun, şu anda işte 7 tane ve bunların da gazetecilikle filan pek alakası yok.
    Şunu bir irdeleyelim, bunların bir kısmının geçmişte farklı ilişkilerinin olduğunu görürsünüz ve o farklı ilişkiler şimdi 'ben menfaat ilişkileri noktasında şu anda hükümetten veya hükümetin ilişkili olduğu, ilgili olduğu birimlerden koptum veya uzaklaştırıldım' diyerek tavır takınanlar var.

    "SİYASET DUYGUSALLIĞI KALDIRMAZ"

    Aleksis'in bu işi iyi kullanması, iyi değerlendirmesi lazım. Ben inanıyorum ki iyi değerlendirirse tabii ki Yunanistan halkı yeni şansları da onun önüne koyacaktır. Yalnız bazı mesajlarda, bence çok daha temkinli, mutedil olmak yarın o mesajların altında kalmayı giderir. Siyaset duygusallığı çok kaldırmaz ve popülizmin ayarını iyi yapmak lazım siyasette. Eğer siyasette popülizmin ayarını iyi tutturamazsanız o zaman da vatandaş soruyu sorar.

    Ben, Türkiye-Yunanistan ilişkileri noktasından birçok şeyler yazılıyor çiziliyor, o tür şeyleri de kabullenmiyorum. Biz 'devletlerin devamlılığı esastır' kuralından hareketle, her yönetimle ilişki halinde olduk. Yunanistan'da biz sosyal demokrat iktidarlarla da çalıştık, Hristiyan demokratlarla da çalıştık, hepsiyle de bunları yaşadık. Ben Simitis'den bu yana hepsini gördüm. Papandereu, Karamanlis ile hepsiyle çalışmalarımız oldu. İkili münasebetlerimiz her zaman da iyi olmuştur. Temenni ederim ki şu anda da yine Sayın Aleksis ile ki Sayın Davutoğlu'nun Atina ziyaretinde de zaten geniş bir görüşmeleri oldu. Yunanistan-Türkiye ilişkilerini çok daha ideal bir noktaya getireceğimize inanıyorum ve kendisine de başarılar diliyorum.

    "DEPORT EDİLMESİ DAHA İSABETLİ"

    28 Şubat yargısının yol açtığı mağduriyetler halen devam ediyor. İşte Yakup Köse, iki ay kadar önce içeri girdi. Ama isimsiz daha yüzlerce isim de var. Bu hususta sizce bir düzenleme mi yapılmalı? Yoksa Cumhurbaşkanı olarak af yetkinizi bu anlamda kullanmayı düşünür müsünüz" sorusu üzerine Erdoğan, "Şimdi tabi bize ulaşanlar var, ulaşmayanlar var. Şimdi ulaşanlarla ilgili bazı konularda bizler Adalet Bakanımız olsun, başta Başbakanımız olsun bunları aramızda zaman zaman görüşüyoruz."
    Şu anda ciddi manada Türkiye'den kaçış var. Geçenlerde bir gazetede, imamlar yayınlandı. Bu imamların bir kısmı şu anda Türkiye'yi terk etmiş durumdalar, kaçıyorlar. Madem suçlu değilsiniz niye kaçıyorsunuz Yakayı artık ele veriyorlar.

    Benim için iadesinden öte (Fethullah Gülen), deport edilmesi çok daha isabetli olur. Deport edilsin ve Amerika, en azından 'Stratejik ortağım' veya 'Model ortağız' dediği Türkiye'ye karşı görevini yerine getirsin. Şu anda Milli Siyaset Belgesi'ne girmiş olan böyle bir örgütün başı, artık bu noktada Amerika'da tutulmamalıdır. Çünkü Amerika-Türkiye ilişkileri açısından bu önemlidir."

    Konu:
    Türkiye'de 'Başkanlık sistemi' tartışması (20)

    İlgili konular:

    Bahçeli'den Erdoğan'a 'Bakanlar Kurulu' tepkisi
    Erdoğan'dan 102 ülke liderine mektup...
    Erdoğan'ın ziyareti öncesi Somali'de El Şebab saldırısı
    Esad, Erdoğan'ı suçladı
    Etiketler:
    Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın