13:57 21 Kasım 2019
Canlı Yayın
    Başlangıç Noktası

    ‘Savaş alanındaki gazeteciler stratejiyi değil zaferi anlatabildi’

    Başlangıç Noktası
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 0 0
    Abone ol

    Gazeteci Dr. Can Ertuna, Barış Pınarı gibi çatışma alanlarında görev yapan basın mensuplarının haberlerini Başlangıç Noktası’nda değerlendirdi. Ertuna, çatışma bölgelerinde zaferin anlatıldığını ama stratejilerin gözden kaçtığını, bu yüzden de geleceğe dönük çıkarımlar yapılamadığını dile getirdi.

    Bizzat savaş ve çatışma bölgelerinde gazetecilik yapmış olan gazeteci ve akademisyen Dr. Can Ertuna, şu anda da Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Akademi bünyesinde ‘Çatışma Haberciliğinde Etik’ konulu eğitimler veriyor. Daha önce gerçekleştirilen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı gibi çatışma bölgelerinde bizzat görev almış.

    Barış Pınarı Harekatı’na basının bizzat o bölgede yoğun ilgi göstermesi ve oradan haberler sunmasını Başlangıç Noktası programında yorumlayan Ertuna, medya mensuplarının bölgeden sınırlı bilgi verebildiğini vurguladı. Bu yüzden gazete ve televizyonların sadece zaferi anlatabildiğini söyleyen Ertuna, operasyon sonrasında bize ışık tutacak stratejiyle ilgili bilgi alınamamasını eksiklik olarak gördüğünü dile getirdi:

    Çatışma haberciliğinde etik

    ‘Akreditasyon mekanizması önemli’

    “Daha önce benzer operasyonları gazeteci olarak da izlemiştim, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı gibi. Bazı sorunlar var ama temel mesele şu: Sağlıklı bilgi almak farklı boyutları ulaşmak konusunda sorunlar var. Kamuoyunu aydınlatma görevini yetkililerin kendilerine çizdiği söylem düzleminde gerçekleştiriyor yaygın medya. Akreditasyon mekanizması var, o tür bölgelerde taraflardan birine akredite değilseniz çalışmak çok zor. Bütün farklı boyutlarına ilişkin bilgiler ortaya çıkamıyor. Gazetecilik yapma niyeti kritik hale geliyor. Daha önceki pek çok operasyona göre daha çok yayında kalındı ve çok daha fazla yayın süresiyle aktarılması yaşandı. Bu çerçevede tüm yayın kuruluşları deneyimli olmayan muhabirleri bölgeye gönderdi. Şu soruyu sormamız gerekiyor: 30 kanal 20 gazete bize farklı öykülerle gelip operasyonun farklı alanlarını anlatabildi mi yoksa farklı yayın süngerlerinden aynı görüntüleri mi izledik? Gazeteler aynı basın bültenleriyle mi çıktı? Çok sesli bir müzik mi dinledik yoksa çok fazla enstrüman aynı notayı mı bastı? Bana ikincisi gibi geliyor.

    Ümit edilen söylem sağlanmış olabilir. Ama orta uzun vadede sürecin doğru anlaşılması, yaşanan olayların doğru yorumlanabilmesi için kamuoyuna doğru bilgiler verilebildi mi? Orta ve uzun vadede bir çözüm sürecinde Türk medyası, yaygın medya, bölgedeki gerilimlerin doğasına yönelik yeterince bilgilerle donanmadığını düşünüyorum. Orta ve uzun vadede yaşanması muhtemel karmaşa ve sorunların anlaşılması noktasında bir takım sorunlar ortaya çıkabilir.

    ‘Gazete merkezlerine önemli görevler düşüyor’

    Akademisyen kimliğiyle konuştuğunuzda atıp tutmak daha kolay olabiliyor. Ama gazeteci olarak orada bulunduğum için akreditasyon önemli diyebilirim. Olay yerine bile ulaşamazsınız. Alandaki yalnız gazetecinin çok fazla eleştirilmemesi gerekiyor. Çeşitli sınırlar var. Olayın bir tarafını görebiliyor. Diğer taraftan kaynaklar üzerinden haber alabilir. Olay yerindeki muhabire ve haberciye olayın yükünü yüklememek gerekiyor. Merkez olayın farklı bölümlerini harmanlayabilir.

    Neler yapılabilirdi?: Duyguların yükseldiği, milliyetçiliğin en üst seviyede yaşandığı ortamda kışkırtıcı bir dil kullanmamak gerekir. Nefret söyleminden uzak durmakla yükümlüdür. Savaş muhabirliği demek bir çatışma ya da enkazı fon edinerek onun önünde anons çekmek orada size verilen bültenleri seslendirmek değildir. Mümkün mertebe oradaki insan öykülerini aktarmak, çatışmanın ekonomiye etkilerini aktarabilmek, özgün bir katkı koyabilmek gerekir. Riskli bölgelerde bir arada olmak çok da kötü bir şey değildir ama özgün bir içerik ortaya konma noktasında sorun yaşanıyor. Irak savaşını hatırlayalım: O dönemde iliştirilmiş gazetecilik çok gündeme gelmişti. Irak’taki ABD birliklerine medya iliştiriliyordu. Yüzlerce gazeteci ordunun zaferini anlattı. Irak ordusu bize yıllarca bunu izlettirdi ama aradan geçen 16 yılda Irak’ta hala eylemler sürüyor. Taktik bir zafer olabilir ama stratejisini anlatamadılar. Orada esas olanları iliştirilmiş olmayanlar yıllar sonra verdi. İliştirilmiş insan kazanılan zafere rağmen istikrar sağlanmamış olmasını buradan izleyenler anlayamadılar.

    TV bir gösteri amacıdır ama savaş gazeteciliği başka bir şeydir insan öykülerini anlatabilmek kamuyu bilgilendirmek gerekiyor. Bilgisiz bir kamuoyu barışın başlaması için etkin olamıyor. Oysa aydınlanmış habercilerle aydınlatılan kamuoyu orta ve uzun vadede barışın sağlanması için bir baskı unsuruna dönüşebiliyor.
    ‘Batı medyası da çok farklı değil’

    Türk yaygın medyasının röntgenini çekince durum bu olabilir. Ama Batı demokrasilerinde de durum farklı değil. YPG konusunda haber yapanların da ne kadar doğru haber verdiği tartışılabilir. Bu süreçlerin doğası haberciliği zorlaştırıyor. Herkese bir vatanseverlik çizgisi dayatılır böylesi durumlarda. Ama gerçek vatanseverlik kamuoyunu bilgilendirmekten geçiyor. Kısa vadede egemenleri mutlu edebilirsiniz ancak orta ve uzun vadede kamuoyunu aydınlatmanızdır sizin içinden çıktığınız topluma borcunuzu ödemenizi sağlayan. Alandaki habercinin en azından yapması gereken nötr bir dil kullanmak, nefret söyleminden uzak durmak bile belli bir standart haline geldi. Tarafsızlık konusunda haber merkezlerine görev düşüyor ama bugün bu çok olamıyor.”

    Etiketler:
    savaş muhabiri, Barış Pınarı Harekatı, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın