11:17 11 Nisan 2021
Canlı Yayın
    Röportajlar
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 10
    Abone ol

    Filistin’in Moskova Büyükelçisi iken Ankara’ya atanan ve geçtiğimiz ay göreve başlayan Faed Mustafa, ilk röportajlarından birini Sputnik’e verdi. Rusya ile Türkiye’nin Filistin politikalarının benzeştiğini de ifade eden Mustafa, iki ülkenin Filistin meselesinde işbirliği yapabileceği görüşünde.

    Türkiye’de göreve yeni başladınız. Türkiye hakkındaki ilk izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Gündeminizde neler var?

    Türkiye’ye ilk defa gelmiyorum, daha önce birçok ziyaretim oldu. Ve şu gerçeğin farkındayım; Türk halkı Filistin’i seviyor. Filistin halkına yardım etmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyor. Aynı hissiyatı Türk liderlerinde de görüyorum. Bu duygularını hem Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem de geçen hafta bir araya geldiğimiz Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu görüşmelerimizde bizzat bana aktardı. Sayın Başbakan Davutoğlu da Filistin hakkındaki hissiyatını ve Filistin halkına yardım için ne gerekiyorsa yapacaklarını bana aktardı.

    Bir ülkede görev yapan büyükelçi için o ülkede halkının sevildiğini ve onlara yardım için her türlü çabanın gösterileceğini duymak çok önemli. Ben, Türkiye-Filistin arasındaki mevcut sıcak ilişkilerimizi daha da güçlendirmeyi kendime bir görev olarak addediyorum. Ve ilişkilerimizi güçlendirmek için de elimden gelenin en iyisini yapacağım.

    'TÜRKİYE’NİN FİLİSTİN’E DESTEĞİNİN SÜRECEĞİNDEN ŞÜPHEMİZ YOK'

    Bildiğiniz gibi önümüzdeki haftalarda yeni bir hükümet kurulması bekleniyor. Yeni kurulacak hükümetten Türkiye-Filistin ilişkileri bağlamında beklentileriniz neler?

    Sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye’nin Filistin’e olan desteği Türkiye’ye kimin hükümet ettiğinden bağımsız olarak sürüyor. Zaten bu, Dışişleri Bakanlığı’ndaki meslektaşlarımızın tam da bize vurguladıkları bir olguydu.

    Hatırlıyorum, 7 Haziran seçimlerinden hemen iki gün sonra Dışişleri Bakanlığı’nda bir toplantıya katılmıştım. Orada seçim sonucunun, Türkiye’nin dış politikasını etkileyip etkilemeyeceğini sordum. Onlar da bana Filistin Büyükelçisi olarak endişe etmemi gerektirecek bir durum olmadığını vurguladılar. Çünkü gerçek şu ki; hükümeti kim kiminle kurarsa kursun, hangi parti hükümete katılırsa katılsın, Filistin’e olan destek sürecek. Biz de Filistin olarak şundan eminiz; Türkiye’yi yönetecek herhangi bir hükümet Türkiye ile Filistin arasındaki sıcak ilişkileri ve işbirliğini sürdürür, bu konuda hiçbir şey değişmeden devam eder.

    'RUSYA İLE TÜRKİYE FİLİSTİN KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ YAPABİLİR'

    Bu görevinizden önce Moskova Büyükelçisi idiniz. Türkiye ile Rusya’nın Filistin meselesi konusunda beraber üstlenebilecekleri bir rol olduğunu düşünüyor musunuz?

    Bence bu mümkündür. Çünkü Filistin meselesi konusunda Türkiye ve Rusya’nın duruşları büyük ölçüde benzeşiyor. Türkiye’nin Filistin’e olan desteğinden söz ettim, aynı şeyi dostumuz Rusya için de söyleyebilirim. Çünkü Rus halkı da tarihsel olarak bizim halkımızın dostudur.

    Rusya ile Filistin arasında sürekli olarak temaslarımız ve istişarelerimizi devam ettiriyoruz. Cumhurbaşkanımız bu yıl Moskova’ya ilki Nisan ayında ikincisi de 9 Mayıs Zafer Günü kutlamaları kapsamında iki ayrı ziyarette bulundu. Rusya Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika Birimi Başkanı Sergey Verşinin geçtiğimiz günlerde Ramallah’a bir ziyarette bulundu, Cumhurbaşkanımız ile görüştü.

    Rusya ile de böyle sıcak ilişkilerimiz var. Bence Rusya ile Türkiye arasında Filistin meselesine dair bir ihtilaf bulunmuyor. Bana kalırsa bu konu da Türkiye ile Rusya’nın aralarında işbirliği yapabilecekleri meseleler arasında yer alıyor.

    ‘KAPILAR FİLİSTİN’E AÇILIRKEN İSRAİL’E KAPANIYOR

    Filistin’i devlet olarak tanıyan özellikle batılı ülkelerin sayısında bir artış yaşandı. Son olarak da Filistin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) İsrail’in gerçekleştirdiği hak ihlalleri konusunda şikâyette bulundu. Bu şikâyetlerin sonucu konusunda iyimser misiniz? UCM’den bir ihlal kararı çıkacağını düşünüyor musunuz?

    Öncelikle son yıllarda Filistin Devleti’nin tanınması konusunda çok memnunuz. Şu anda Filistin’i devlet olarak tanıyan ülkelerin sayısı 139’a ulaşmış durumda. Bildiğiniz gibi Filistin’i en son tanıyan devlet Vatikan oldu. Kanımca bu tanıma, birçok Katolik ülkeyi Filistin Devleti’ni tanıma konusunda yüreklendirecektir.

    Diğer yandan çok sayıda ülkenin, özellikle birçok Avrupa ülkesinin meclisleri, hükümetlerinden Filistin’i devlet olarak tanımalarını isteyen kararlar aldı. Bu, bizim mücadelemizde çok önemli bir adım teşkil ediyor. Çünkü bu yolla ilerleme kaydediyoruz.

    Bütün bunlar gerçekleşirken diğer yandan İsrail’in uluslararası toplumdaki rolünün gerilediğini görüyoruz. Çünkü İsrail, barış sürecinde hiçbir ilerleme gerçekleşmemesi için ne gerekiyorsa yapıyor. Bizim için birçok kapı açılırken İsrail’in yüzüne birçok kapının kapandığını görüyoruz. En yakın dostlarını bile kaybettiklerine şahit oluyoruz. ABD Başkanı Barack Obama ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ilişkilerinin şu anda çok kötü olduğunu biliyoruz. Birçok Avrupa ülkesi de Netahyahu’ya yeni yerleşim birimlerinin inşa edilmesi politikasının, barış sürecinin halen hedefine ulaşmamış olmasının temel sebebi olduğu ithamında bulunuyor.

    Fransa'da Filistin için destek gösterisi
    © AP Photo / Thibault Camus
    UCM konusuna gelirsek, bu bizim İsrail’le mücadelemizde çok önemli bir araç. Dışişleri Bakanımız geçen ay mahkemeye iki konu hakkında belgeler sundu. İlk olarak son Gazze savaşında İsrail’in işlediği suçların soruşturulmasını talep ediyoruz. İkinci şikâyetimiz ise İsrail’in bizim topraklarımıza yeni yerleşim birimi inşa etme faaliyetlerine ilişkin.

    UCM soruşturmaya ve sunduğumuz belgeler üzerinde çalışmaya başladı. İsrail’in, mahkemenin yetki alanına giren bir suç işleyip işlemediğini denetlemek üzere bir dosya açıldı. Mahkemenin yakın zamanda çalışmasını nihayete erdireceği kanısında değiliz. Fakat en nihayetinde bir başlangıç niteliğinde bir adım atmış durumdayız.

    Mahkemenin tüm şikâyetleri soruşturmasını ve suçu işleyen liderler hakkında da işlem başlatmasını istiyoruz. Çünkü İsrail’in işlediği suçlar nedeniyle halkımız büyük mağduriyet yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Gazze’deki son savaşta kaç kişinin öldüğü, kaç evin yıkıldığı herkesi malumu. Her şeyi yıktılar, yok ettiler. Halkımıza karşı işlenen bu suçun sorumlularının cezalandırılmasını istiyoruz.

    'SURİYE KONUSUNDA RUSYA’NIN ÇABALARINI TAKDİR EDİYORUZ'

    Suriye’de dört yıldır devam eden çatışmalara ilişkin Filistin’in tutumunu anlatır mısınız?

    Arap Baharı dedikleri şeyin ilk gününden itibaren Arap dünyasının içinde olup bitene müdahil olmama yönünde bir karar almış bulunuyoruz, bunun için sebeplerimiz de var. Bu Arap ülkelerinde mülteci konumunda yaşayan Filistinliler bulunuyor. Biz de bu ülkelerde bulunan Filistinlilerin şu ya da bu tarafın hedefi olmasını önlemek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz, bizim tutumumuz bu yönde.

    Tabii ki Suriye’de ne olup bittiğini çok iyi biliyoruz. Suriye’nin yok ediliyor olması bize çok büyük üzüntü veriyor. Suriye, bütün bölgeden mültecileri barındırıyordu. 1948’de Nakba (Filistinlilerin topraklarından çıkartılması) başladığında birçok Filistinli Suriye’ye gitti. 1975’te Lübnan İç Savaşı başladığında birçok Lübnanlı Suriye’ye sığındı. Aynı şekilde Irak krizi sırasında birçok Iraklı Suriye’ye gitti. Fakat şu anda görüyoruz ki milyonlarca Suriyeli komşu ülkelerde mülteci olarak yaşıyor. Bu manzarayı görmek gerçekten hazin.

    Bu sorunun çözümü konusunda dostumuz Rusya’nın çabalarını takdir ediyoruz. Moskova’da iki aynı konferans düzenlendiğini biliyoruz. Yine Cenevre 1 ve Cenevre 2 süreçlerini biliyoruz. Sorunun çözümü için uluslararası toplumun bu yöndeki çabaları devam ettirilmesine ihtiyaç olduğu hissiyatı içindeyim. Çünkü bu sorun uzun süre böyle sürerse milyonlarca kişinin mağduriyeti de uzun süre devam edecek maalesef. Şimdi zaman bu ihtilafa bir çözüm bulma zamanıdır. Muhakkak ki bu sorunun çözümünün en sağlıklı yolu müzakere ve diyalogdan geçiyor.

    'FİLİSTİNLİ MÜLTECİLERİN DÖNÜŞLERİNE İZİN VERİLMELİ'

    Suriye’deki Filistinli mültecilerin durumu nedir ve korunmaları için ne yapılabilir?

    Çatışmalar başlamadan önce Suriye’de 600 binden fazla Filistinli bulunuyordu. Yermuk kamplardan sadece bir tanesi, daha birçok kamp bulunuyor. Çatışmalar başladığında bu kampların birçoğu şu ya da bu grubun hedefi oldu. Buralarda kalanların çoğunluğu çatışmalar başladıktan sonra kampları terk etmek zorunda kaldılar. Bir bölümü kamplarını terk ettikten sonra Suriye’nin başka bölgelerinde yaşamaya başladı. Bir bölümü Ürdün’e, bir bölümü Lübnan’a gitti. Bir bölümü de Türkiye’ye geldi.

    İki gün önce Gaziantep’teydim. Oradan Kilis’e geçtik. Kilis’te Suriye’den gelen yaklaşık 9000 Filistinli mülteci bulunuyor. Çok zor koşullarda yaşıyorlar, onların sorunlarını çözmek için çaba sarf ediyoruz. Evlerini, paralarını, işlerini, bazıları ailelerini, her şeylerini kaybetmiş durumdalar. Hakikaten halkımız bir trajediyle karşı karşıya.

    Biz burada ya da Suriye’de ne yapabiliyorsak yapıyoruz. Bu konuda bizim asıl sorunumuz, onları Filistin’e getiremiyor oluşumuz aslında. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail bütün sınırları kontrolü altında tutuyor ve onların Filistin’e gelişine izin vermiyor. Onlar için tek çözüm, vatanları, anavatanları olan Filistin’e dönüşlerine izin verilmesi.

    Uluslararası toplum Filistinli mültecilerin geri dönüşlerine izin vermesi için de İsrail’e baskı yapmalı. Çünkü bu insanlar bizim halkımız, Filistin onların vatanları. Bu onlar için çözüm olacaktır. Sonuç itibariyle Filistinli mültecilerin çoğunluğu Suriye’yi terk etti, bazıları Avrupa’ya göç etmek istiyor, bir kısmı Avrupa ülkelerine ulaşmış durumdalar. Bütün sosyal hayatları harap olmuş durumda, birçok ülkeye dağıldılar. Şimdi yaşamlarını tekrar kurmaya çalışıyorlar ama kolay değil tabii ki, büyük bir trajedi bizim için.

    'İSRAİL DUVARLARLA MÜZAKERESİZ SINIRLARI ÇİZİYOR'

    Gazze ve Batı Şeria’ya örülen duvarların ardından İsrail, Ürdün sınırına da duvar öreceğini açıkladı. Bu duvarın da yasadışı göçmen ve yabancı savaşçıların durdurulması için yapılacağını söylüyorlar. Siz bu duvarlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

    İsrail bu duvarlar inşa edilirken güvenlik duvarı olduğunu söylemişti. Ancak bence bu söylem sadece bir bahane. Çünkü İsrail bu duvarlarla İsrail-Filistin arasındaki siyasi sınırları belirleme çabası içinde. Bu duvarları inşa ederek müzakere olmaksızın sınırları çiziyorlar. Yani güvenlik gerekçesi sadece bir bahane.

    Filistin
    © Fotoğraf : AA
    Şimdi de Filistin’in doğu tarafındaki Ürdün sınırına duvar örmekten söz ediyorlar. Şayet nihayetinde Filistin’in kurulacağı bir barış süreci yürütülmesi hususunda ciddilerse, duvarın inşa edileceği bölge Filistin toprağı olmak durumunda, çünkü 1967 sınırlarına dayalı bir Filistin’in kurulmasından söz ediyoruz. Bu bölge de 1967’de işgal edilmiş bir bölge. Bu da Filistin topraklarından çekilme gibi bir niyetlerinin olmadığını gösteriyor. Bir çözüme ulaşma konusunda ciddilerse bu duvarı İsrail ile Filistin sınırları arasına örebilirler, buna itirazımız yok. Fakat şu anda İsrail hükümetinde bulunanların çoğunluğu açıkça Batı Şeria’dan çekilmeyeceklerini, burasının da kendi toprakları olduğunu söylüyorlar.

    Hükümet ortağı partilerin çoğunluğu Filistin halkının haklarını bile tanımıyor. Halen Batı Şeria için ‘bizim toprağımız,’ ‘Batı Şeria Yehuda el Samaria’dır’  diyorlar. Sonuç itibariyle duvara ilişkin güvenlik söylemi sadece bir bahane. Aslında kendilerince Filistin ile İsrail arasındaki siyasi sınırı çizmeye çalışıyorlar.

    'İSRAİL ULUSLARARASI HUKUKUN ÜSTÜNDEYMİŞÇESİNE DAVRANIYOR'

    İsrail’in Gazze’ye uygulanan İsrail ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan yardım filosuna yönelik hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bir şeylerin olması bekleniyordu. Çünkü İsrail’in Mavi Marmara’ya müdahalesini hatırlıyoruz. İsrail’in son filoya yönelik böyle bir şey yapacağı bekleniyordu. Çünkü daha önceden almaları gereken cezayı almadılar. İsrail’in Mavi Marmara’ya yaptıkları uluslararası sularda gerçekleşti, kendi karasularında bile değildi. Buna rağmen uluslararası toplum İsrail’in işlediği bu suça sessiz kaldı. Bu da İsrail’i aynı şeyi yapması için cesaretlendirdi.

    Sonuç itibariyle İsrail’in yaptığı kabul edilemez, yasadışı bir tutumdur. Filodaki insanlar dünyanın birçok ülkesinden Filistin halkıyla dayanışmalarını göstermek için geldiler. Bu insanlar savaşçı değildi, terörist de değildi. Sadece Gazze şeridine yönelik ablukanın kaldırılması gerektiğini göstermek istiyorlardı. Gazze halkının da özgürce yaşamaya, seyahat hakkına, ürettiklerini ihraç etmeye, İsrail’in yıktıklarını tekrar inşa etmek için gerekli malzemeleri temin etmeye hakları olduğunu göstermek istiyorlardı. Uluslararası toplum İsrail’in filoya yönelik uygulamalarını kınamak zorundadır. İsrail sanki uluslararası hukukun üstünde bir ülkeymişçesine davranıyor, bu kabul edilemez bir tutum.

    Gazze’deki genel durumu anlatabilir misiniz?

    Gazze
    © AA / Ashraf Amra
    Gazze mağdur durumda. Batı Şeria da mağdur durumda, tüm Filistin büyük mağduriyet yaşıyor. İsrail insanların dolaşım özgürlüklerini kullanmasına izin vermiyor, normal bir ekonomik hayatın sürmesi için gereken ihracata ve ithalata izin vermiyor. Batı Şeria’da halk topraklarını kendilerinden çalan İsrail’in yeni yerleşim birimi kurma faaliyetleri dolayısıyla mağduriyet yaşıyor. Batı Şeria’nın içindeki tüm yollardaki kontrol noktaları… Yani Filistinlilerin işgalden dolayı mağduriyeti sürüyor.

    Gazze, son savaşta İsrail tarafından yıkıma uğratılmasından sonra bugüne değin tekrar inşa edilebilmiş değil. Birçok Filistinli hala kamplarda yaşıyor. Mağduriyet çok üst düzeyde. Gazze’deki tüm insani meseleleri çözmek için çaba sarf ediliyor ancak İsrail şu ana kadar buna olumlu yaklaşmadı.

    'REFAH KAPISININ AÇIK KALMASINI UMUT EDİYORUZ'

    Mısır’ın Refah sınır kapısına yönelik politikası hakkında ne söylemek istersiniz?

    Genel olarak kardeş Mısır ile çok özel ilişkilerimiz bulunuyor, aslında ilişkilerimiz mükemmel seviyede. Mısır, bildiğiniz gibi en büyük Arap ülkesi. Mısır’da şu anda yaşanan değişimi biliyoruz. Mısırlı kardeşlerimiz bazen güvenlik konularında endişeleri oluyor. Sina’da yaşananları biliyoruz. Mısır’ın içinde olup bitenleri etkilemeye çalışan terörist grupla savaşıyorlar.

    Mısır’ın kendi güvenliğini savunmaya hakkı vardır ancak bu faaliyetlerinin bedelini bizim halkımızın ödememesini umuyoruz. Biliyoruz ki Mısır güvenlik faaliyetleri gerekçesiyle bazen tüm sınırlarını kapatıyor. Ancak biz Refah sınır kapısının açılmasını ve açık kalmasını umut ediyoruz. Çünkü Gazze’de yaşayan halkımız yaşananların sorulusu değil, şurada ya da burada olup bitenlerin bedelini halkımız ödememeli. Sonuç itibariyle Refah sınır kapısının, halkımızın Gazze’den özgürce geçişi için açık kalacağını ümit ediyoruz.

    'SİNA’DA OLUP BİTENDEN İSRAİL FAYDA SAĞLIYOR'

    İsrailli yetkililer, hatta Mısır medyası zaman zaman Hamas’ın IŞİD militanlarını desteklediği iddiasını dile getiriyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Sina’da olup bitenle ilgili elimde resmi bir bilgi bulunmuyor. Ancak bana kalırsa burada yaşananlardan İsrail fayda sağlıyor, etrafı düşmanlarla çevriliymiş gibi göstermeye çalışıyor. Mısır, tarihsel olarak Arap dünyasının lider ülkesiydi. Lider bir mağduriyet yaşıyorsa tüm Arap dünyası da mağduriyet yaşayacak demektir. Umuyoruz ki Mısırlı kardeşlerimiz tüm sorunlarını müzakere ve diyalog yoluyla çözerek güvenliklerine ve toplumsal istikrarlarına kavuşurlar.

    'EL-FETİH İLE HAMAS BÖLÜNMESİ ELİMİZİ ZAYIFLATIYOR'

    Filistin yönetimindeki iki başlılığın Filistin halkının mücadelesini zayıflattığı yönünde yorumlar yapılıyor. Bu yorumlara katılıyor musunuz?

    Evet, kesinlikle katılıyorum. El Fetih ile Hamas arasında, Gazze ile Batı Şeria arasındaki bu bölünme bizim tarihimizde kara bir sayfa olarak yer alacak. Bu durumun uluslararası toplum nezdinde elimizi zayıflattığı doğru. Ve İsrail tabii ki bu bölünmüşlüğün sürmesi için çabalıyor. Çünkü bu bölünmeden fayda sağlayan tek taraf onlar. Daha önceden ‘Kiminle müzakere edeceğiz, Gazze’de Hamas’la mı yoksa Batı Şeria’da El Fetih’le mi?’ diyorlardı. Bunu, barış sürecinin başarıya ulaşmaması için kullanıyorlardı.

    Geçtiğimiz yıl bu konuda önemli bir ilerleme sağlandı ve birlik hükümetimiz kuruldu. Şu anda Başbakanımız Rami el Hamdallah. Bundan önce iki başbakanımız vardı, şu anda tek. Bu konuda daha da ilerleme kaydetmek ve birliğimizi sağlamak için çalışıyoruz. Bundan sonraki atılacak adım olan genel seçimleri düzenleme konusunda mutabakat sağlamamız gerekiyor. Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi hem de yeni meclis için genel seçim. Şu anda El Fetih ile Hamas arasında seçim tarihinin belirlenmesi konusunda müzakereler sürüyor. Bana kalırsa bu adımın hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor. Bunu başardığımızda seçim sonucu ne olursa olsun halkımızın iradesine saygı duyacağız. Bu adımla Filistin toplumu içindeki tüm bölünmüşlüklerin bitirilmesi konusunu da konuşabileceğimizi düşünüyorum.

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    İlgili konular:

    Rusya, Filistin sorununun çözümü için katkı vermeye devam edecek
    Filistin, İsrail'i UCM'ye şikayet etti
    Netanyahu: Filistin'le müzakerelerde uluslararası dayatmayı reddediyoruz
    Vatikan, Filistin'i tanıdı
    Netanyahu, Filistin'e Batı Şeria'yı paylaşmayı teklif etti
    Etiketler:
    Faed Mustafa, Recep Tayyip Erdoğan, Filistin, İsrail, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın