23:42 13 Nisan 2021
Canlı Yayın
    Röportajlar
    URL'yi kısaltın
    Yazarı ,
    Türkiye ile Avrupa arasındaki gerilim sığınmacıları nasıl etkileyecek? (5)
    161
    Abone ol

    Sığınmacılar üzerine çalışan Türkiye'deki sivil toplum örgütü temsilcileri, Batı'nın sığınmacılar konusunda üzerine düşeni yapmadığını belirtiyor. Sığınmacıların siyasi pazarlık meselesi yapılmaması gerektiğine dikkat çeken dernek temsilcileri, kalıcı çözüm bulunmadığı sürece insanların yasadışı yollarla geçişlerinin durmayacağı görüşünde.

    Türkiye'nin son dönemde AB ülkeleri ile yaşadığı gerginlikler sonrası hükümetten gelen açıklamalar, Türkiye'nin AB'ye karşı sığınmacı kozunu kullanabileceği yorumlarına yol açıyor.

    Geçtiğimiz ay Türk bakanların referandum kampanyası yapmalarına izin verilmemesinin ardından Almanya ve Hollanda ile yaşanan diplomatik kriz sonrası da Türkiye ile AB arasındaki sığınmacı anlaşması tekrar gündeme gelmiş, Türk bakanlar Türkiye ile AB arasındaki sığınmacı anlaşmasının gözden geçirilebileceği açıklamalarını yapmıştı.

    Türkiye'deki sığınmacıların yoğun olarak siyasetin gündeminde yer aldığı ortamda Sputnik, Türkiye'de büyük şehirlerde yaşayan sığınmacıların durumunu, sığınmacı anlaşması öncesi yoğun olarak kullanılan geçiş güzergahlarını gözlemledi. Türkiye'deki sığınmacılar, daha önce sığınmacıların geçişine tanık olanlar ve sığınmacılara yardım için çalışan sivil toplum örgütleriyle görüşerek bir yazı dizisi hazırladı.

    Türkiye'de sığınmacı sorunu odaklı birçok sivil toplum örgütü bulunuyor. Görüştüğümüz dernek temsilcileri, Türkiye'ye sığınmacı sorunu konusunda eleştiriler yöneltse de Batı ülkelerinin sığınmacı politikasının sorunun büyümesine yol açtığını belirtiyor.

    Sığınmacıların siyasi pazarlık konusu yapılması ise bu konuda çalışan tüm sivil toplum örgütlerinin ortak eleştirisi.

    Türkiye, mültecileri hukuki durumuna dair Cenevre Sözleşmesi'nin kurucu taraflarından ancak bu sözleşmeye koyduğu coğrafi çekince ile Avrupa Konseyi üyeleri dışından gelenlere iltica hakkı tanımıyor.

    Dolayısıyla Türkiye'ye Afrika ülkeleri, Afganistan, İran, Irak gibi ülkelerden gelen ve bireysel olarak uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişilere, iltica taleplerinin değerlendirilmesi sürecinde 'geçici sığınma' ve buna bağlı olarak 'geçici ikamet izni' veriyor.

    Geçici ikametleri sırasında da uluslararası koruma talep eden kişiler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) aracılığıyla üçüncü ülkelere yerleştirilmeye çalışılıyorlar.

    Suriyeliler ise diğer sığınmacılardan ayrı bir yasal rejime tabi. Suriyeliler, 'geçici koruma' hakkıyla Türkiye'de bulunuyorlar.

    'SURİYELİLER, TÜRKİYE'DE HUKUKİ OLARAK KAPANA KISILMIŞ DURUMDA'

    İzmir merkezli Mültecilerle Dayanışma Derneği Başkanı Eda Bekçi, Suriyelilerin tabi olduğu geçici koruma rejiminin kendi içinde sıkıntıları bulunduğunu ifade ederek "Geçici koruma rejimiyle kişilerin uluslararası korumaya başvuruları engelleniyor ve üçüncü ülkelere yasal yolla gitmeleri mümkün değil. Suriye'de de savaş var, Türkiye'de hukuki anlamda kapana kısılmış durumdalar. Bu geçici koruma rejimi yasal yolla ilticanın önünü kapatıyor. Geri dönüş mümkün değil savaş nedeniyle. Bu anlamda gerçek anlamda bir hukuk güvenliği maalesef yok. Coğrafi sınırlama da var, Türkiye'de mülteci statüsü almaları da mümkün değil" diyor.

     Mültecilerle Dayanışma Derneği Başkanı Eda Bekçi
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    Mültecilerle Dayanışma Derneği Başkanı Eda Bekçi

    'TÜRKİYE'DEKİ DURUMLARININ BELİRSİZLİĞİ SURİYELİLERİ HAREKETLENDİRİYOR'

    Bekçi, geçici koruma yönetmeliğinin 'tehlikeli' bir maddesi olduğunu, bu yönetmeliğin 11. maddesinde geçici korumanın sonucunda ne olacağının Bakanlar Kurulu kararına bağlanmış durumda olduğunu ifade ederek şöyle konuşuyor:

    "Yani siyasi iktidarın ne düşündüğüne bağlı. O dönemki koşullarda dilerse bu kişiler uluslararası korumaya başvurabilir denilebilir, dilerse biz artık sizi istemiyoruz, savaş bitti, ülkenize geri dönün diyebilir, bir tampon bölgeye yerleştirebilir, topluca başka bir düzenleme yapabilir, ne yapacağı belirsiz. Bu bir hukuk güvensizliğidir aslında. Bu bize çok sorulan bir şey; 'Madem Suriyelilerin burada bir can güvenliği sorunu yok, neden gitmeye çalışıyorlar, neden Türkiye'den ayrılmaya çalışıyorlar?' İşte bu nedenle. Bu, 5-6 yılı bulan bir süreç, hala ne olacağınız, buradaki akıbetiniz belli değil. Bir gelecek bulmak zorundasınız. Suriye'deki savaş bugün bitse geri dönüş en iyi ihtimalle 10 yıla yayılır. Çoğu genç, çocuklu nüfus, bu insanlar kendilerini, geleceklerini teminat altına almak istiyor. İnsanın doğası böyle. Evet, hayatta kalıyorsunuz ama yarın başka şeyleri, geleceğinizi düşünmek zorundasınız. Bu belirsizlik hali onları hareketlendiriyor."

    'AVRUPA'NIN YÜKSEK İNSAN HAKLARI STANDARTLARININ NASIL ASKIYA ALINDIĞINI GÖRÜYORUZ'

    Bekçi, Türkiye'ye eleştirilerine karşın diğer ülkelerin de sığınmacılar konusunda üzerine düşeni yapmadığına dikkat çekiyor: "Türkiye'yi eleştiriyoruz ama maalesef dünya ülkeleri Suriye savaşı sonrasında mültecilere kapılarını açmak bir yana kapılarını kapatmak için hem hukuki hem fiziki anlamda gerçekten dehşetengiz yöntemler bulmaya başladılar. Dikenli teller, kuyular, elektrikli teller bir yandan fiziki anlamda hazırlanırken bir yandan da hukuken onları ülkelerine sokmamak için türlü yöntemler bulmaya başladılar. Bu Geri Kabul Anlaşması ve onun şekillendirdiği iddia edilen Türkiye-AB sığınmacı mutabakatı bu şekilde. AB ülkeleri kendi aralarında Dublin protokolünün askıya alınması gibi mültecilerin AB ülkeleri içindeki hareketlerini engelleyecek farklı yasal düzenlemelerle şimdiye kadar inandığımız, güvendiğimiz, bize anlatılan Avrupa'nın yüksek insan hakları standardının aslında yoğun kitlelerle karşılaşınca nasıl da askıya alındığını, insan haklarının ihlal edildiğini görüyoruz maalesef."

    Sınıra yakın köylerde yaşayanlar, Yunanistan'ın sığınmacıları Türkiye tarafına  bıraktığını anlatıyor
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    Sınıra yakın köylerde yaşayanlar, Yunanistan'ın sığınmacıları Türkiye tarafına bıraktığını anlatıyor

    'BÜYÜK BİR KİTLE YUNANİSTAN'DA KAPANA KISILMIŞ DURUMDA'

    Türkiye ile AB arasında Mart 2016'da imzalanan sığınmacı mutabakatı sonrasında Yunanista'da açılan bir dava nedeniyle Türkiye'den Yunanistan'a geçmiş sığınmacıların Türkiye'ye iadesinin sınırlı sayılarda kaldığını da belirten Bekçi, "Yunanistan'da idare mahkemesinde neticesi beklenen bir dosya var, Türkiye'ye iadesine karar verilen kişilerin açtığı bir dava, Türkiye'nin güvenli bir ülke olmadığı bağlamında bir dava. Yunanistan'da bunu bekleyen adalarda 15 bin, Yunanistan'da da 60 bin kadar insan var. Mutabakattan beri AB ülkelerine geçişleri durdu. Adalarda insanlar mahsur kaldılar. Artık bu mutabakat sonucunda 1400 kadar kişi iade edildi ama çok büyük bir kitle aslında orada kapana kısılmış durumda. Mutabakat gereği iade edilmenin kapsamı da 20 Mart'a kadar adalara ulaşmış olanlar ve uluslararası koruma başvurusu yapmamış olanlar. Böyle bir sorun olduğu için orada uluslararası koruma başvurusunda bulundular. Ama Yunanistan'ın iltica sistemi Avrupa'nın en kötüsüdür zaten. Kabul oranları çok düşüktür ve bu değerlendirecek aslında teknik elemanları da yoktur. O mutabakat imzalandığında Türkiye'den de, AB ülkelerinden de göç uzmanları gitti, hemen hızlandırılmış prosedür için yasal değişiklik yaptılar. Bunu karşılayabilecek bir zemini de yoktu Yunanistan'ın. Gerçekten bir keşmekeş, ne olduğu belirsiz bir hal" diyor.

    'SURİYELİLER 'NASIL OLUR DA VİZE PAZARLIĞINA KONU EDİLİRİZ' DİYOR'

    Sığınmacı meselesinin devamlı olarak siyasetin konusu olarak kullanıldığını belirten Bekçi, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    "Bunun acısını da en çok Suriyeli mülteciler çekiyor. 'Biz nasıl vize muafiyeti karşılığında bir pazarlığa konu ediliriz' diyorlar, bu insan onuruna yakışır bir şey de değil. Yasal yollarla kişilerin iltica hakkı olmalı. Cenevre Sözleşmesi, 'Ülkesinde kötü muamele, işkence gören herkesin güvenli ülkelere sığınma hakkı vardır' diyor. Cenevre Sözleşmesi'ne taraf olan 60'tan fazla ülkenin de bu sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Sadece Türkiye'nin kapıları açmasıyla bu iş bitmiyor. Bu kavramı kullanmayı çok sevmem ama, hukukta buna 'yük paylaşımı' denir. Bu yükün adaletli bir şekilde paylaşılması gerekiyor ki bu sınırların korunması amacıyla harcanan paralar ve çaba bile çoktan bu insanları ihya ederdi. Sınırları koruma bağlamında alınan tedbirler gerçekten astarı yüzünden pahalıya gelmiş durumda."

    'Büyük bir sığınmacı grubu Yunanistan'da kapana kısılmış durumda'
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    'Büyük bir sığınmacı grubu Yunanistan'da kapana kısılmış durumda'

    'KAPILAR AÇILIRSA BU DAHA FAZLA ÖLÜMCÜL YOLCULUĞA NEDEN OLUR'

    Türkiye'nin Avrupa'ya yönelik 'Kapıları açarız' söylemini hayata geçirmesi durumunda daha fazla insanın ölümcül yolculuklara çıkacağına da dikkat çeken Bekçi, İzmir'de iki yıl önce gördükleri manzarayı hatırlatıyor:

    "Bu mutabakata kadar 2016 yılında 800 bin insanın Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçtiğini biliyoruz. 1 milyon civarında bir insandan bahsediliyor. Bunu biz İzmir'de çok acı bir şekilde gördük. Basmane'de günlük 100 binlere varan insanları ellerinde can yelekleri, boyunlarında düdükler, alenen kahvelerde pazarlıklar yapıldığını gördük. Kaçakçılar bir yanda, yabancılar polisi bir yanda, bir tarafta mülteciler, bir tarafta biz. Gerçekten sürreal bir ortam vardı İzmir'de. Ama sonra AB 'Bunları geçirme' dedi ve bu iş durdu. Türkiye bu kartı ortaya koyarsa benzer şeyler olabilir. Bu neye neden olur? Tehlikeli, ölümcül yolculuğa, daha fazla insanın yasadışı yollarla geçmeye çalışması ve hayatını kaybetmesine neden olur. Yani insanları durduramazsınız. Ege Denizi'nde geçişler mutabakatla azaldı ama ne oldu; Libya üzerinden, Akdeniz üzerinden insanlar farklı yollardan daha uzun, daha tehlikeli yolculuklara çıkmaya başladılar. Bu gerçekten Türkiye, AB ve dünya ülkeleri açısından insan hakları temelinde çok sorunlu bir durum. Bu tür geçici çözümler bulabilirsiniz ama bu akışı sonlandıramazsınız. Çünkü bu insanların artık ülkesi yok, bu insanlar bir yere gitmek, yerleşmek durumunda. Ya siz burada kalıcı bir çözüm bulacaksınız, ya da bu insanlar kalıcı çözümü umdukları ülkelere yasadışı yollardan gidecekler. Bunu bu şekilde çözemezsiniz."

    İzmir'in Basmane, Kapılar, Agora, Kadifekale semtlerinde birçok sığınmacı yaşıyor.
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    İzmir'in Basmane, Kapılar, Agora, Kadifekale semtlerinde birçok sığınmacı yaşıyor.

    'SIĞINMACILAR BATI'NIN UMRUNDA DEĞİL, YETER Kİ KENDİ ÜLKELERİNE GELMESİNLER'

    İzmir merkezli Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin de Batı'nın sığınmacı politikasını eleştiriyor:

    "Şu anda gerçekten Türkiye'de de büyük bir dram var. Diğer yandan Yunanistan'da da sıkışıp kalanlar var, 30 bin kişi kadar, AB onları bile almak istemiyor. Batı'nın bu konuda çok ikiyüzlü bir politikası var. Savaşı kimin çıkardığı, niye çıktığı belli. Hepsinin elinde kan varken onlar sadece duvar örerek yaktıkları ateşin kendi evlerine sıçramamasının tedbirlerini alıyorlar. Bu insanların ne durumda olduğu, Türkiye'de hangi koşullarda yaşadıkları umurlarında değil, yeter ki Batı'ya geçmesinler. Tabii bunun da sonuçları oluyor; Türkiye en ufak bir eleştiride 'Bu insanları salarız üzerinize' kartını kullanıyor."

    Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin

    'İŞVERENLER SURİYELİLER ÜZERİNDEN BÜYÜK BİR RANT ELDE ETTİ'

    Türkiye'nin açık kapı politikasıyla 3 milyon Suriyeliyi kabul ettiğini, ancak bu insanların Türkiye'de işverenler tarafından ucuz iş gücü olarak görüldüğünü kaydeden Şahin, "Gerçekten de 3 milyon mülteciyi herhangi bir ülke alsa bunu hazmedebilmesi zor. Türkiye 3 milyon kişi aldı, ekonomik gücü, olanakları belli. Ama bunun karşılıkları var. Birincisi ucuz işgücü olarak görülüyorlar. Türkiye tekstil sektörü, bugün işçilik maliyetlerinde Çin'in altına düşmüş durumda Suriye'den gelen insanların yok pahasına çalıştırılması karşılığında. Günlüğü 25 TL'ye çalışıyorlar insanlar, günde 10-12 saat çalışıyorlar. Üstelik de kayıtdışı, sigortaları ödenmeden çalıştırıyorlar. İşverenler, sermaye Suriyelilerin gelmesiyle birlikte çok büyük bir rant elde etti. Ekonomik krizin kapıda olduğu bir dönemde Suriyelilerin gelişi, Türkiye ekonomisine bir tür can simidi oldu" diyor.

    'BATI 'YETER Kİ BU İSANLAR BURAYA GELMESİN' DEDİ'

    Şahin, Türkiye'nin Suriyelileri Avrupa'ya karşı bir siyasi koz olarak gördüğünü de ifade ederken "En ufak bir eleştiride Batı'ya 'üzerinize salarız' söylemleri kullanılıyor. Bu neyi yaratıyor; Türkiye'de onca insan hakkı ihlalleri karşısında Batı hep sustu. Batı, 'Yeter ki bu insanlar buraya gelmesin, Türkiye'de sen bunları tut, ne yaparsan yap biz gözlerimizi kapatacağız' dedi. Son dönemde artık iyice iş çığırından çıkınca sesleri çıkmaya başladı, o da kendilerine yönelik bir şeyler olunca. Ama esas olarak kendi içindeki uygulayacağı politikalara Batı'dan tepki gelmesini önleyecek bir emniyet supabı olarak kullandı" diye konuşuyor.

    'SURİYELİLERİN ÇOĞU ÜLKELERİNE DÖNMEK İSTİYOR'

    Şahin, saha çalışmalarında görüştükleri Suriyelilerin çoğunun ülkelerine dönmek istediklerine dikkat çekiyor:

    "Bizim sahada görüştüğümüz Suriyelilerin yüzde 90'ı ülkelerine dönmek istiyor. Buradan kimsenin koşa koşa Batı'ya gidelim diye bir derdi yok, özellikle Suriye ve Irak'tan gelen mülteciler. Tabii Türkiye'de çok başka ülkelerden, Afganistan'dan, Afrika ülkelerinden, İran'dan gelen mülteciler de var. Onların hedefi Avrupa'ya gitmek. Çünkü Türkiye Suriyelilere yönelik geçici koruma statüsü çıkardı ama bu mesela Irak'tan gelen Ezidileri bile kapsamıyor. Birtakım haklar tanındı, bunlar sadece Suriye'den gelenlere tanındı. Diğerlerine bu haklar tanınmadığı için Batı'ya gitmek istiyorlar. Ama Suriyelilerin gerçekten büyük bir kısmı ülkelerine dönmek istiyorlar. Görüştüğümüz pek çok Suriyeli 'Siz burada nasıl yaşayabiliyorsunuz?' diye soruyorlar, çünkü orada ailede tek bir kişinin çalışmasıyla çok rahat yaşayabildikleri bir ekonomik ortam varmış. Türkiye'de bütün aile çalışıyor, hatta çocuklar dilencilik yapıyor, mendil satıyor, ya da başka işlerde kaçak olarak çalışıyorlar ve geçinemiyorlar. Onun için ülkelerine gitmek istiyorlar."

    Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin

    'BATI'YA GİTMEK İSTEYENLER BÖLÜNMÜŞ AİLELER'

    Suriyelilerden Batı'ya gitmek isteyenlerin büyük ölçüde bölünmüş aileler olduğunu da vurgulayan Şahin "Batı'ya gitmek isteyenler büyük ölçüde bölünmüş aileler. Bir dönem ailenin bir kısmı Batı'ya geçmiş, bir kısmı burada kalmış. Onlar gitmek istiyor. Bugün bu anlaşma bitse kimler gitmek istiyor deseniz çok büyük bir kısmı 'Biz gitmek istiyoruz' demeyecekler. Onun için bu anlaşmadan öte bu mülteci sorununun çözülmesinin temel koşulu Suriye'de savaşın bitirilmesi. Suriye'de savaş bitse insanlar ülkelerine dönmek istiyorlar. Orada geri dönülecek bir ülke kaldı mı, o ayrı bir mesele. Sadece savaşın bitmesi yetmiyor, bütün altyapı, ekonomi, her şey çöktü. Savaşta kullanılan sofistike silahlar nedeniyle bütün tarım alanları, topraklar, sular her şey kirlendi. Onun için aslında gidebilecekleri bir ülke de yok. Aslında bunların büyük çoğunluğu Türkiye'de kalacaklar. Çünkü Batı'da daha rahat edebilecekleri bir durum yok. O yüzden gitmek niyetinde de değiller, gençlerin bir kısmı gitmek istiyor ama esas olarak burada kalıp ülkelerine dönmek istiyorlar" diye konuşuyor.

    'SURİYELİLER İÇİN UZUN DÖNEMLİ POLİTİKALAR ÜRETİLMESİ GEREKİYOR'

    Şahin, ülkedeki durum dolayısıyla Suriyelilerin Türkiye'de kalacaklarını düşünüyor.

    "Bu uzun dönemli kalış için de politikalar üretilmesi gerekiyor" diyen Şahin, "En makulü, öncelikle mülteci olarak kabul edilmeleri, ondan sonra da isteyenlere vatandaşlık verilmesi. Çoğu kimseye makul gelmiyor ama bu birçok sorunu çözecektir. Bu sayede kaçak çalışma ortadan kalkacak, yer altı ekonomisi ortadan kalkacak. Şu anda Türkiye'de 1 milyon kadar çocuk var ve bunlar eğitim alamıyor. Eğitim alamayan çocukların bir geleceği olmuyor. Geleceği olmayan bu kuşaklar suça karışacaklar. Şu anda birçok Suriyeli çocuğun kayıp olduğu biliniyor. Kimbilir kimlerin ellerinde ve nelerde kullanılıyorlar. Bu insanlar 10 yıl sonra genç olacaklar. Nasıl başa çıkılacak bu durumla? Onun için bugünden bu insanların entegrasyonu için eğitim, sağlık, vatandaş olarak ne haklara sahip olacaklarsa o hakkın verilmesi lazım. Türkiye'nin kendi geleceği açısından da önemli" diye konuşuyor.

    'İKTİDARIN SÖYLEMİ REFERANDUMA YÖNELİK'

    Şahin, Türkiye'nin sınır politikalarını değiştireceğini düşünmediğini, iktidarın söyleminin referanduma dönük olduğu görüşünde:

    "Bu referandum sürecinde bütün taraflar Suriyelileri koz olarak kullanıyor birbirine karşı. Muhalefet 'Bunlar genç işçilerin işini alıyorlar. Bizim askerlerimiz orada ölürken bunlar kafelerde nargile içip Türk kızlarıyla geziyorlar' söylemleriyle AKP'ye yükleniyor. AKP de bunun ulusal bir mesele olduğunu göstermek için Batı'ya yükleniyor. Kendi tabanına 'Biz bunları Batı'ya karşı silah olarak kullanıyoruz' mesajı veriyor. Referandum süreci geçtikten sonra muhtemelen ilişkiler normale dönecektir. Ama velev ki kapıları açmaya kalktı, bu 3 milyon insanın 3 milyonu da kapıya dayanacak diye bir şey yok."

    'SON DÖNEMDE GÜVENLİK KAYGISIYLA SIĞINMACILARA YAKLAŞIM DEĞİŞTİ'

    Uluslararası Mülteci Hakları Derneği'nden Avukat Enes Kafadar ise son dönemde Türkiye'nin özellikle güvenlik kaygısıyla sığınmacılara yaklaşımının değiştiğini belirtiyor.

    "Türkiye'deki sığınmacılar sadece Suriye'den değil. Örneğin bir Özbek uyruklu kişi Türkiye'ye geldiği zaman 'Sen niye geldin, DAİŞ'e mi katılacaksın?' gibi sorgulamalara maruz kalıyor. Bu konularda güvenlik gerekçesiyle daha hassas davranıyorlar ama bu hassasiyet gereğinden fazla" diyen Kafadar, "Suriyelilerin büyük sorunları var, fakat Suriyeli olmayan, farklı ülkelerden Türkiye'ye insan gibi yaşamak için gelenlerin daha büyük sorunları var. Özellikle yaşam hakkıyla, işkence görmeme hakkıyla ilgili. Özellikle son dönemde Orta Asya ve Kafkasya'dan gelen insanların güvenlikle ilgili yaşadığı sorunları anlatmakla bitiremeyiz" diye konuşuyor.

    Afgan sığınmacılar Yunanistan polisinin kendilerine kötü muamele ederek  sınırın Türkiye tarafına bıraktığını anlatıyor
    © Sputnik / Valeriy Melnikov
    Afgan sığınmacılar Yunanistan polisinin kendilerine kötü muamele ederek sınırın Türkiye tarafına bıraktığını anlatıyor

    'SIĞINMACI DENİLDİĞİNDE ONLARIN İNSAN OLDUĞUNU UNUTTURAN BİR NOKTA VAR'

    Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve belgeselci Ali Saltan ise özellikle Afgan sığınmacıların yaşadıkları sorunları aktarıyor. Türkiye'de sığınmacıların en çok karşılaştığı sorunların başında ilgisizlik ve ihmal geldiğini kaydeden Saltan, "Tabii ki her birinin ayrı bir hikayesi var, gelme sebepleri çok ayrı. Ama sığınmacı ya da mülteci dediğimiz zaman onların insan olduğunu unutturan bir nokta var. Sığınmacı deyip bir tarafa itme, ilgilenmeme, ihmal etme gibi durumlar var. Bu insanların bir güvencesi yok, kaldıkları süre boyunca Türkiye Cumhuriyeti'nin güvencesi altındalar ama çok muğlak bir şey" diyor. Sığınmacıların ihmal edilmesiyle ilgili karşılaştığı birçok olay olduğunu anlatan Saltan, "Bununla ilgili karşılaştığım çok hikayeler var. Bir gün evine gidip ziyaret ettiğim hasta bir kadının ertesi gün hastaneye yatırılmadığı için öldüğünü duydum. Ölümcül boyutta bir ihmal var" diyor.

    'SIĞINMACILAR AÇIK CEZAEVİNDE GİBİ'

    "Siyasi krizlerde mültecilerin bir sopa gibi gösterilmesi hoş değil tabii ki" diyen Saltan, Türkiye'deki sığınmacıların Türkiye ile AB arasındaki sığınmacı anlaşmasından memnun olmadığını anlatıyor: "Tanıdığım Afganlar var. Türkiye ile AB bu anlaşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra kaçtılar. Yunanistan'da yakalandılar ve kendi ülkelerine gönderildiler. Dolayısıyla bu anlaşma sığınmacıların işine yarayan bir anlaşma değil. Kimse Türkiye'de kalmak istemiyor. Herkes kendisi için, çocukları için iyi bir ülkede hayatını kurmak, geçmişin travmalarından kurtulmak için üçüncü ülkelere gitmek istiyorlar, çoğunlukla Avrupa ülkelerine gitmek istiyorlar. Dolayısıyla bu anlaşma bozulursa sığınmacılar biraz daha rahatlar. Burada düşünmesi gereken AB. Çünkü onlar istemiyor. Çünkü şu anda sığınmacılar açık bir cezaevinde günlerini geçiriyorlar gibi. Kimse yerleşik hayata geçmiyor. Kimse köklerini buraya salmıyor. Herkesin kafasında yarın gidecekmiş gibi bir hayat yaşama tarzı var" diyor.

    Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik'in görüşlerini yansıtmayabilir.

    Konu:
    Türkiye ile Avrupa arasındaki gerilim sığınmacıları nasıl etkileyecek? (5)

    İlgili konular:

    AP: Türkiye'yle yapılan sığınmacı anlaşması başka ülkelere model oluşturmasın
    Avrupa'ya yeni sığınmacı tsunamisi: Makedonya sınırlarını açacak mı?
    Merkel: Türkiye'yi eleştirsek de, 3 milyon sığınmacı için çok şey yaptı
    Etiketler:
    Cenevre Sözleşmesi, Suriyeli sığınmacılar, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, Halkların Köprüsü Derneği, Mültecilerle Dayanışma Derneği, Ali Saltan, Enes Kafadar, Yıldırım Şahin, Eda Bekçi, Yunanistan, Avrupa, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın