14:03 18 Şubat 2018
Ankara+ 10°C
İstanbul+ 9°C
Canlı Yayın
    Turki el-Faysal

    Suudi Prens Turki el Faysal, Sputnik'e konuştu

    © AP Photo/
    Röportajlar
    URL'yi kısaltın
    0 32

    Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuri Uşakov'un açıklamasına göre, Suudi Arabistan Kralı Selman, perşembe günü Rusya'yı ziyaret edecek. Ziyaret öncesinde Sputnik ve Rus NTV televizyonuna röportaj veren Suudi Arabistan Prensi Turki Faysal el Suud, ülkesi, ikili ilişkiler ve uluslararası gündeme dair birçok soruyu yanıtladı.

    Suudi Arabistan on yıl öncesine göre çok fazla değişti. Bunun önümüzdeki görüşmelere yansıyacağını düşünüyor musunuz?

    Kral Selman'ın Rusya ziyareti sırasında Sayın Putin (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) ve Rusya'nın diğer yetkilileri ile görüşeceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Değişen yalnızca Krallık değil, Rusya da. Bu nedenle gelecekte geliştirmek istediklerimiz konusunda çok fazla ortak noktamız var. Sözgelimi, enerji üretimi alanında meselelerimiz aynı. Petrol piyasası hem Rusya'yı hem Suudi Arabistan'ı etkiliyor. Dolayısıyla Rusya ile Suudi Arabistan'ı bir araya getirmek için bu piyasaya istikrar getirmeye çalışıyoruz. Ortadoğu konusunda da ortak çıkarlarımız var. Rusya'nın Suriye krizi üzerindeki etkisinin arttığını görüyoruz. Suudi Arabistan da benzer şekilde bu kriz ve Suriye halkına istikrar ve barışın getirilmesiyle ilgileniyor. Ortadoğu'daki Libya, Yemen, Irak, İran, Kuzey Irak'taki Kürtlerden de bahsedecek olursak, Kral ve Başkan Putin'in iş birliği yapmak için bu konuda da ortak bir zemin bulabileceğini düşünüyorum.

    Suudi İstihbarat Servisi'nin başkanı olarak sizce Suriye'de neler oluyor? Bildiğim kadarıyla Suudi Arabistan artık Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın gelecek seçimlere kadar kalabileceği ve bununla ilgili kararı Suriye halkının vermesi gerektiği yönünde karar kıldı. Sizce Suriye'deki kriz bitti mi, IŞİD yenildi mi?

    İlk olarak pozisyonumu açıklayayım. Ben bir devlet yetkilisi değilim. Bu nedenle istihbarat, hükümetler arası diplomatik görüşmeler ve resmi temaslardan hiç haberim yok. İstihbarat ve hükümetlerimiz arasındaki diplomatik rapor ve diğer resmi temaslarla ilgili tabloda değilim. Bildiklerimi gazeteler ve liderlerimizin yaptığı resmi açıklamalardan öğreniyorum. Kişisel olarak uluslararası toplumun Suriye konusunda müthiş bir şekilde umursamaz olduğunu düşünüyorum, savaşın bu kadar uzun sürmesine izin verildi. Suriye'deki toplu ölümler krize müdahil tarafların çabalarına rağmen devam ediyor. Suudi Arabistan öncülüğünde, uluslararası toplumu, Rusya, ABD, BM, Türkiye ve İran'ın ölümlerin sona erdirilmesi konusunda bir sonuca varmasını istiyorum. Rusya, İran, Türkiye, ABD ve diğer koalisyon güçleri artık daha fazla insanın ölmemesi gerektiği konusunda anlaşırsa, yalnızca belirli bölgelerde değil, Suriye'nin her yerinde ateşkes sağlanır. Ateşkese karşı çıkan tüm taraflar da cezalandırılmalı. Dünya bunu yapabilir, ancak şimdiye kadar maalesef yapılmadı. Suriye'ye barış getirilmesine yönelik iyi niyetlere rağmen uygulanabilir bir ateşkes olmadan tüm müzakereler başarısız olmaya mahkum. Rusya, iki yıl önce Suriye'ye müdahil olmaya başladığından beri üzerinde anlaştığımız birçok ateşkes başarısız oldu, çünkü bunları uygulamaya yönelik bir mekanizma oluşturulmadı. Astana'daki görüşmeler sırasında Rusya, Türkiye ve İran küçük bölgeler kurma konusunda anlaştı. ABD, Rusya ve Ürdün'ün de Suriye'nin güneyinde benzer bir çabada olduğunu duyuyoruz. Ancak tatbik etmeye yönelik bir mekanizma yine yok. Suriye'de genel bir ateşkese ulaştığımızda, görüşmeler devam edebilir ve Suriye halkı bir karar verebilir. Suriye'nin pozisyonu hakkında söylediklerinizi de düzeltmek istiyorum. Suudi Arabistan hiçbir zaman Esad'ın kalmasını söylemedi. Biz, kimin başkan olacağına Suriye halkının karar vermesi gerektiğini ve bizim de onların bunu yapabilmesine yardım etmek için bir mekanizmaya ihtiyaç duyduğumuzu söylüyoruz. Ancak Cenevre ve Astana'daki süreçlerde böyle bir mekanizma oluşturulamadı. Bu olana kadar, Beşar Esad'ın meşru bir başkan olmadığını söyleyeceğiz. O Suriye halkını temsil etmiyor. Esad, Suriye halkını öldürüyor.

    Küresel oyuncular Ortadoğu'da kendi çıkarlarını güdüyor ve Suriye halkının sesi duyulmuyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Katılıyorum. Krize müdahil tüm ülkelerin Suriye'de genel bir ateşkes konusunda anlaşması ve ülkeye yerleştirilecek askeri teşhizatlarla bu ateşkesi tatbik etmesi gerektiğini söylememin nedeni bu.

    Sizce bununla ilgileniyorlar mı?

    Öyle umuyorum. Zira Rusya, ABD, Avrupa, Türkiye ve İran, Suriye halkı için en iyisini istediklerini söylüyor. İlk adımın ölümleri durdurmak olduğunu göstermeleri gerekiyor.

    Herkes IŞİD ve IŞİD'in yenilgisinden söz ediyor. Radikalleşmenin düzeyi o kadar yüksek mi ki, Suudi Arabistan'la dahi terörle iş birliği içinde en iyi şekilde nasıl mücadele etmemiz konusunda görüşmemiz gerekiyor? Sizce durum ne, olanları açıklayabilir misiniz?

    Ben onlar için IŞİD değil, ‘Daeş'e benzeyen Arapça ‘Faheş' kelimesini kullanıyorum. Arapçada ‘Faheş' kelimesi ‘mide bulandırıcı' anlamına geliyor. Gerçekten de öyleler. Zira İslami veya devlet olarak görülen şeyden sapmış durumdalar. Ayrıca Faheş, el Kaide ve diğer terör örgütleri bir hastalığın semptomları, hastalığın kendisi değil. Hastalık Şam, Bağdat, San'a ve Trablus'ta, Başarısız devletler haline gelen ülkelerin başkentlerinde. Bu örgütlere güçlenmeleri için devletin başarısız oluşundan faydalanma imkânı veriyorlar. Faheş'in nerede ortaya çıktığını hatırlıyor musunuz? ABD'nin işgal ettiği Irak'ta. Oradan da Esad hükümetinin halkı öldürmeye başladığı, devletin başarısız olduğu Suriye'ye geçti. Faheş, o dönemler Rakka ve Suriye'nin diğer bölgelerinde kendine bir yer buldu. San'a, Şam ve Bağdat'taki hastalığı tedavi etmeye başlarsak, El Kaide ve Faheş gibi semptomlarla da başa çıkabileceğiz. Bu nedenle umuyorum ki, uluslararası toplum Suriye'deki ölümleri durdurmaya niyetlendiğinde, Suriye halkının Faheş ile El Kaide gibi miraslarla başa çıkabilecek meşru yönetimini seçebileceği bir aşamaya geçebileceğiz.

    Avrupa'da olanlardan, IŞİD'in oralara Suriye'den gitmediğini, bulunduğu yerde ortaya çıktığını görüyoruz. İnsanlar teröriste dönüşüyor. 2002'de Çeçenistan'daki savaş sırasında Rusya'ya gelmiş ve Rusya'nın egemenliğinin değişmez olduğunu söylemiştiniz.

    Kesinlikle.

    Tüm Avrupa terör tehdidi altında. Sizce bu nasıl durdurulabilir?

    Avrupa ülkelerinin içlerine bakıp, Avrupa'da doğup büyüyen, eğitim gören gençlerin neden Faheş'e, El Kaide'ye vs. katıldığını anlaması gerekiyor. Bunun için ortak bir çaba gerekiyor, yalnız olunmamalı. Avrupa ve dünyanın geri kalanındaki en büyük hatalardan biri, bu sorun konusunda yeterli düzeyde istihbarat paylaşımının olmaması. 2005'ten beri Suudi Arabistan, istihbaratın yanı sıra Afrika, Asya, Latin Amerika vs. gibi terörle boğuşan ancak çözüm için parası olmayan ülkelere eğitim ve maddi destek toplamaya yönelik uluslararası bir terörle mücadele merkezi kurulmasını teklif ediyor. BM, 2013'te Suudi Arabistan'ın yardımıyla böyle bir merkez kurdu, ancak bu merkez hâlâ faaliyet göstermiyor. Rusya, Suriye ve ABD kendi başına çalışırken, istihbarat paylaşmazken, teröristler hep birbirleriyle iletişim kuruyor. Böyle bir ortamda nasıl bu hastalıkla savaşabiliriz? Paris, Nice, Brüksel, Londra vs.'deki saldırıları organize edenler sürekli bilgi paylaşıyor ama hükümetler değil. Bu çok büyük bir eksiklik ve giderilmesi gerekiyor. Kral'ın, Başkan Putin ile görüşeceği konulardan biri bence bilgi paylaşımının nasıl geliştirileceği ve bu BM terörle mücadele merkezinin ne zaman işleme sokulmaya zorlanabileceği olacak.

    En başından beri terörle mücadele ediyorsunuz. Hatta Usame Bin Ladin'le Suudi Arabistan'a saldırmaktan kaçınması ve ülkeyi terk etmesi konusunda anlaşan adam olarak anıldınız. Bu doğru mu?

    Hayır.

    Herkes Usame Bin Ladin'i Suudi Arabistan'dan gönderen insan olduğunuzu düşünüyor.

    Bu doğru değil. Size Usame Bin Ladin hikayesini anlatayım. Krallığımız, Sovyetler Afganistan'ı işgal ettiği sırada Afgan halkına yardım etmeye başladığında, mücahitler bana, Pakistanlılara, ABD'lilere, onlarla iletişim kuran herkese gönüllülere ihtiyaçları olmadığını, savaşan yeterince Afgan olduğunu söylediler. Tek istedikleri para ve silahtı. Dönemin Afgan halkına yardım etmek isteyen genç idealisti Usame Bin Ladin gibi insanlar, Pakistan, Ketta veya Peşaver'deki sığınmacı kamplarında para, giysi, ilaç saçmaya başladılar seyyar hastaneler yaptılar. Ancak mücahitler bu kişilerin daha fazlasını yapmasına ve SSCB güçleriyle savaşmasına izin vermedi. Mücahit yanlısı bir grup tarafından yayınlanan bir dergiye verdiği röportajda Usame, Afganistan'dayken yer aldığı ilk askeri çatışmayı anlatmıştı. Sovyet güçleri tarafından saldırıya uğrayan mücahitlere destek için orada olduğunu söylemişti. Bombardımanların çok güçlü olması nedeniyle bayıldığını, uyandığında Sovyet tanklarının imha edildiğini ve hava saldırılarının durduğunu anlatmıştı. Meleklerin gelip Sovyet güçlerini yenilgiye uğrattığını söylemişti. Bu folklorik hikaye ona bir savaşçı havası vermişti. Para, tıbbi malzeme, inşaat malzemesi getirmek dışında, SSCB'ye karşı kampanyalarla hiçbir ilgisi yoktu. Hiçbir zaman Suudi ordusunun hizmetinde değildi. Çünkü biz SSCB'ye Afganistan'daki mücahitlere yardım ettiğimiz yönünde suçlamalar yöneltmemesi için hiçbir neden vermeme konusunda dikkatli davranıyorduk. Bu yüzden Usame Bin Ladin hiçbir zaman bir savaşçı olmadı ve Suudi Arabistan onu hiç Afganistan'a göndermedi.

    Onun yalnızca bir propagandacı olduğunu biliyorum.

    Evet!

    Yanlış hatırlamıyorsam, Afganistan'dan sonra Bosna ve Sudan'daydı. Gazeteci bir arkadaşım Bosna'daki El Kaide bayraklarının videosunu çekmişti. Bosna'da radikalleşmeyi nasıl durdurabiliriz? İslam, barışçıl bir din. Ancak birçok insan İslamcı savaşçılar ve İslam'ın aynı şey olduğunu düşünüyor. Bunu nasıl önleyebiliriz? Bizim için her şey Usame bin Ladin'le, Bosna, Filipinler, Sudan'daki terör saldırılarıyla, 11 Eylül saldırılarının ardından olanlarla başladı. Avrupa'da da devam eden bir radikalleşme var. Siz bunlara başından beri tanıklık ettiniz. Bunun nasıl durdurulabileceği konusunda bir reçeteniz var mı?

    Keşke olsaydı, bunu herkesen çok vermek isterdim. Ancak şunu sormak istiyorum: Terör saldırılarının asıl kurbanı kim? Müslümanlar, bu nedenle bu örgütleri İslamcı olarak nitelendirmek adil değil.

    Putin, terörün dini veya milliyeti olmadığını söylüyor.

    Putin haklı. Onları Müslüman olarak tanımlamamalıyız. Ben de bu yüzden Faheş diyorum. Basının burada büyük bir rolü var. Londra'da büyükelçiyken İngiliz yetkililerle kentteki bazı cami imamları ile ilgili konuşuyordum. İslam'la ilgili çok aşırıcı söylemlerde bulunup onu radikal, terörist ve kanlı bir din olarak tanımlamak istediler. Ben de onları bu gibi seslerin Londra'da duyulmaması gerektiği konusunda uyardım. Onlarsa bana bunun ifade özgürlüğü olduğunu söyledi. Bu durum, bu kişilerin basında İslam'ın temsilcileri olarak görülmesindeki temel etken oldu. Dünyanın her yerinde medya, nefret dolu şeyler söyleyen, nefret dolu gözüken bu kişilerle ilgili sansasyonel görüntüleri sever.

    Bu kendi toplumlarında doğup büyüyen, ancak aşırıcılığa yönelen kişiler nedeniyle mağduriyet yaşayan Avrupa ve ABD hükümetlerinin incelemesi gereken bir konu. Çünkü bu, ifade özgürlüğü nedeniyle imamların İslam'ın yanlış ve nefret içeren şekilde aktarılmasına yol açan vaazlar vermesine izin verilmesinden kaynaklandı. Bu kişilerin medyada bir yer bulma fırsatı engellenmeli. Bir başka husus da bu toplulukların Avrupa ve Batı toplumlarında daha fazla entegre edilmesi. Bu kişiler nefret, bağnazlık ve zulümle karşı karşıya kalıyor, iş bulamıyor ve suça yöneliyorlar. Avrupa'da böyle eylemler yapan kişiler aslında suçlu kişilerdi. Bu Avrupa ve Batı toplumlarının incelemesi gereken bir başka husus. Beslan krizi döneminde Rusya'yı ziyaret ettiğimde Rusya'nın onu oluşturan etnik kültürler ve farklı mezheplerin bir araya geldiği eşsiz bir bütün olduğunu söyledim. Rusya, dünyanın geri kalanı için farklı etnik kültürler ve mezheplerin nasıl bir araya getirilip enerjik bir sosyal bütün olabileceği konusunda bir örnek. Batı, Rusya toplumunun eşsiz yapısını örnek almalı ve Avrupa'da gördüğümüz etnik bölünmelere, bağnazlığa ve mezhepçiliğe izin verilmemeli. Almanya'daki son seçimlerde İslam ve yabancı karşıtı bir partinin ilk kez parlamentoda temsil edildiğini, yükseldiğini gördük. Bu çok büyük bir tehlike.

    O dönem ben de Beslan'a gittim, korkunçtu. Siz de böyle bir radikalleşmeyi bekliyor muydunuz? Rusya'da ne zaman biri nefret söylemlerinde bulunsa, Ortadoğu'dan olduğunu belirtiyor. İstihbarat servisinde olduğunuz sıralar böyle insanlarla karşılaştınız mı? Onların her yere dağılabileceğini düşündünüz mü, ya da onları durdurmaya çalıştınız mı? Ben İslam'ın gerçekte ne olduğunu araştırmak için Katar, Ürdün ve Suudi Arabistan'a gittim. İstihbarat servisinin başındaki biri olarak, sizin önünüzde ne gibi seçeneklerle karşılaştınız?

    Biz bu grupların ilk kurbanları olduk. Bu kişilerin radikalleşmesi Suudi Arabistan, Katar veya Kuveyt'te değil, Sovyet birliklerinin Afganistan'dan çekilmesinden sonra, Afganitan'ın iç savaş yaşayan bir ülke olmasından sonra oldu. Hatta Taliban'dan önce. Bu gruplar Ahmed Şah Mesud, Gulbeddin Hikmetyar ve savaşan diğer gruplar arasında bir iç savaş varken Afganistan'da yapılandı. Taliban ortaya çıktığında, Bin Ladin'e sığınma hakkı verdiler. Daha sonra da onu Afganistan'dan çıkarmaya çalıştılar, çünkü Suudi Arabistan'da terör saldırıları gerçekleştirdi. Taliban da onu sınırdışı etmeyi reddetti. Başta ‘Tamam, bunu tartışacağız' dediler. Daha sonra da Darüsselam ve Nairobi büyükelçiliklerinde patlamalar gerçekleşti. Sonra ise dönemin başkanı Clinton, Kandahar'da Usame Bin Ladin'in eğitim kampları olduğu düşünülen yerlere ve Afganistan'daki başka yerlere Tomahawk füzeleri fırlattı. Ben Bin Ladin'i götürmek için geldiğimde de Taliban'ın lideri Molla Ömer onun gitmesine izin vermeyeceğini söyledi. Onu, Bin Ladin'in yalnız Afganistan halkına değil, kendisine de zarar vereceği konusunda uyardım. Bu bizim Taliban'la ilişkimizi sonlandırdı. Sene 1998'di.

    Usame Bin Ladin'i eğer o zaman yakalamış olsaydınız, birçok acıyı durdurmuş, gezegenimizin tarihini değiştirmiş olurdunuz.

    Hepimiz yaşayıp ‘eğer' diyebiliriz. Fakat böyle bir şey olmadı.

    Bunu yapmanıza izin vermediler.

    Evet, vermediler. Dediğim gibi, bu insanların ilk kurbanları Müslümanlar oldu. Radikalleşme Afganistan'da, Bosna'da vardı ve şimdi Mali, Afrika gibi devletin işlemediği yerlerde de görülüyor.

    Hatırladığım kadarıyla Suudi Arabistan'da da bu konuda endişeler olmuştu.

    Dediğim gibi biz bu örgütlerle karşı mücadelede ilk olduk. Yalnızca askeri anlamda değil, düşünce olarak da. İçişleri bakanlığımız tarafından radikalleşen kişiler için kurulan rehabilitasyon merkezini ziyaret etmek için vaktiniz olmasını umuyorum. Bu kişilerden bazıları, onların radikalleşebileceklerinden korkan aileleri tarafından merkezimize getirildi. İlk olarak böyle insanlar psikologlar tarafından muayene ediliyor ve daha sonra da dinle ilgili görüşlerini sorgulayan din alimleriyle bir araya geliyorlar. Ardından da iş kurmak veya ailelerin sorumlulukları altında diğer ilgi alanlarıyla ilgilenmeleri için merkezden çıkmalarına izin veriliyor.

    Gelip kendiniz görün. Biz Suudi Arabistan'da radikalliği böyle tedavi ediyoruz. Çünkü onların beyinlerini de etkilememiz, ideolojilerini zorlamamız gerektiğine inanıyoruz. Bu yalnızca bizim için değil, herkes için yürütülen bir mücadele. Rusya'dan da Suriye'deki Faheş'e katılan insanlar var. Tüm aile Faheş'e sürükleniyor. Bununla Rusya'da mücadele edilmeye başlanması gerekiyor. Faheş'te sonsuza kadar kalmayacaklar. Bir gün geri dönüp ideolojilerini de beraberlerinde getirecekler. Bu bağlamda Suudi Arabistan ve Rusya işbirliği yapabilir, radikalleşen, Suriye'ye ve diğer ülkelere gidip geri dönen Suudiler konusunda olan deneyimlerini paylaşabiliriz. Bu hem Rusya hem de Suudi Arabistan'ın çıkarına olabilecek bir başka konu.

    Usame Bin Ladin, Irak savaşı, IŞİD ve El Kaide'nin ortaya çıkışı gibi konularla ilgili yaptığım okumalar doğrultusunda, bana her şey ABD'liler tarafından gerçekleştirilen bir oyun gibi görünüyor. ABD, Afganistan'da El Kaide'yi destekledi, sonra da IŞİD'in ortaya çıktığı Irak'ı tahrip etti.

    Ben ABD'nin El Kaide'yi kurduğu veya desteklediğine inanmıyorum. El Kaide insanlığın düşmanlığı. ABD'yi, Rusya'yı, Suudi Arabistan'ı, tüm gelişmiş ülkeleri tehdit ediyor. Ben bunda tek bir ülkenin sorumlu olduğunu düşünmüyorum. Ancak bir ülkenin eylemlerinin sonuçları olabilir. Mücahitler, SSCB'yi Afganistan'dan çıkarmayı başardığında, dünyanın geri kalanı Afganistan'a sırt çevirdi. Afganistan'ı, Suudi Arabistan ve diğer Müslüman ülkelerden, Londra ve Paris'ten din adamları tarafından radikalleştirilmiş gruplarla bıraktılar. Bu din adamları kendilerine yetkililer tarafından sağlanan koruma altında aşırıcı konuşmalar yaptılar. Radikalleşme tüm bu kaynaklardan geldi. Afganistan'da göz ardı edildiler ve daha da radikalleştiler. Kimse önemsemedi. Bosna'da olanlar başladığında eylemleri için bir alan buldular. Sonra da Çeçenistan bu grupların gündeminde önemli bir yer edindi. Çeçenistan'a gittiler ve böyle devam etti. ABD'liler Irak yönetiminin yapısını, özellikle de Irak ordusu ve güvenlik güçlerinin yapısını bozduğunda bu örgütlerin toplanabileceği açık bir alan bıraktılar. Irak'ta IŞİD'i kuran kişi olan Ebu Musab ez-Zerkavi Afganistan ve Çeçenistan'dan gelmişti.

    Suudi İstihbarat servisinin başında olduğunuz dönemde bunu fark ettiniz mi?

    Benim istihbaratta olduğum zamanlar tüm bunların başıydı. 2001'de, New York'taki 11 Eylül saldırılarından önce emekli oldum.

    11 Eylül saldırılarını öngörmüş müydünüz?

    Keşke öyle olsaydı. ABD, Avrupa, Arap dostlarımız ve hatta Rusya ile istihbarat paylaşmamıza rağmen Kimse böyle bir şeyin olmasını beklemiyordu. Kimse böyle bir şeyi beklemiyordu.

    ABD, konuyla ilgili istihbaratı olduğunu, ancak incelemek için vakitleri olmadığını belirtti.

    Doğrulanmış bir istihbaratları olsaydı bence bir adım atılırdı.

    Saldırılardan sonra ABD'liler size öfkelendi mi?

    11 Eylül saldırılarındaki 19 suçludan 15'i Suudi Arabistan'dandı. Bir şeyler sormak için ellerinde nedenleri vardı. Ancak tüm soruşturmalar Suudi Arabistan'ın konuyla bir alakası olmadığını gösterdi.

    Öyleyse neden Suudi Arabistan liderlerinin saldırıyı bildiğine dair ellerinde gizli bir rapor olduğunu söylüyorlar?

    Bunlar daha çok basında yer alan bilgiler, resmi değil.

    Bu konuya bir açıklık getirir misiniz? Zira Suudi Arabistan için ölüm cezası anlamına geleceği gerekçesiyle ABD'nin bu raporu yayınlamadığı söyleniyor.

    ABD Komisyonu'nun 11 Eylül saldırılarına yönelik 28 sayfalık raporu temmuzda yayınlandı. Bu soruşturma raporunda Suudi Arabistan hükümetinin konuyla bir alakası olmadığı gösteriliyor. Başta bu 15 Suudi vatandaşının eylemleri konusunda soruşturma raporları vardı. Daha sonraki soruşturmalar bir sorumluluğumuz olmadığı konusunda bizi temize çıkardı. Biz El Kaide ile ilk mücadele eden, uluslararası topluma buna karşı yalnızca polis gözüyle değil, düşünce anlamında da ortak bir çaba gerektiğini teklif eden ilk taraftık. Kurduğumuz rehabilitasyon merkezi eşsiz bir örnek. Merkezimiz bu kişilerin psikolojik profilleriyle ilgilenip onlarla çalışıyor, ideolojilerini sorguluyor ve ailelerini onlar için sorumlu hale getiriyor.

    IKBY'deki referandumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Orada olanların zorluklara yol açacağını düşünüyorum. Referandum sorunları çözmeyecek çünkü bölgenin çevresindeki ülkeler, Irak, Türkiye, Suriye veya İran, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına izin vermeyecek. Bağdat hükümeti de bağımsızlığı kabul etmeyeceğini söyledi. Bu nedenle de bir kriz olacak. Kürt yönetiminin bağımsızlık çağrılarının onlara Iraklı, İranlı, Türk, Suriyelilikten barışçıl bir geçiş sağlamayacağını fark etmesini umuyordum. Irak, İran ve Suriye'deki gelişmelerin karmaşıklığı karşısında Kürt liderler, özellikle de Barzani referandum çağrısı yapmanın çekiciliğine dayanamadı.

    Referandumun sonuçları Kürt halkı için çok olumsuz olabilir. Bu sonuçlardan Barzani değil, ancak Kürt halkı etkilenecek. Barzani'nin bunun olmasına izin vermesi bence yanlıştı. Ancak öte yandan Bağdat yönetimi de aynı derecede suçlu. Zira ABD işgalinden sonra kabul edilen anayasa ülkedeki tüm toplulukların Iraklı olup olmamalarına bakılmaksızın referandum çağrısı yapmasına olanak veriyor. Bu, Bağdat ve Erbil'in yanlışlarının bir kombinasyonu. Bildiğim kadarıyla Bağdat'ta tüm Kürdistan'da olduğundan fazla Kürt var. Öyleyse Bağdat'ta ve diğer Irak kentlerinde yaşayan yüzbinlerce Kürt'e ne olacak? Iraklı olarak mı kalacaklar? Gönderilecekler mi? Ya da Barzani'nin bağımsızlık çağrısı yüzünden zulme mi uğrayacaklar? Ankara ve Tahran'dan buna yönelik açıklamalar duyuldu bile. Bunlar savaş yanlısı söylemler ve hiçbir şeyi çözmeyecek. Ne yazık ki Barzani, bu konunun Bağdat, Şam, Ankara ve Tahran'daki olumsuz titreşimlerin kaynağı olmasına izin verdi.

    Ortadoğu kaynar kazana döndü. 11 Eylül saldırılarından sonra Suudi Arabistan terörün sponsoru olarak nitelendirildi. Şimdi de Suudi Arabistan, Katar'ın terörün sponsoru olduğunu söylüyor. Neden? ABD Başkanı Donald Trump da İran'ın… Katar ile Suudi Arabistan arasında neler oluyor? Bu iki ülke arasındaki sorunlar nasıl çözülebilir?

    Bu yeni bir konu değil. 1995-1996 yılından beri, Katar'ın şu an iktidardaki emirinin, darbe ile devrilen babası Şeyh Hamad bin Halife el Tani'nin yerine geçmesinden beri devam ediyor. Babası ülke dışında bir yolculuğa çıkmış, Hamad da yönetimi ele geçirip emir olmuştu. Bölgedeki aşırıcı örgütler arasında kendisini desteklemeleri için bir ağ kurmaya başladı. Bu örgütlerden biri de El Kaide'ydi. 1996'da Usame Bin Ladin, Sudan'daydı ve Sudan daha sonra onun gitmesini istedi. Ülkeden ayrıldı ve Afganistan'a gitmeden önce Katar'da durdu. Daha sonra da istihbarat servisi Katar'ın Bin Ladin'e para verdiğini ve desteklerini sürdürme sözü verdiğini doğruladı.

    Usame Bin Ladin daha sonra Afganistan'a gitti, gerisini herkes biliyor. Suriye'de El Kaide'nin ana destekçisi Katar'dı. 2012'de Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar'a basın ve bu terör örgütlerini desteklemeye yönelik çabalarınız, özellikle de Bahreyn'de, devam ederse büyükelçilerini çekeceklerini söylediler ve öyle de yaptılar. Kuveyt Emiri o zaman duruma müdahale etti ve 2013 yılında Katar'ın mevcut emiri Tamim ve Kral Abdullah arasında sorunun çözümü için bir toplantı organize etti. Tamim, Kral Abdullah'a istenileni yapacağını söylediğinde, Kral her şeyin kağıt üzerinde olması gerektiğini belirtti. Prens Suud ibn Faysal ibn Abdülaziz el Suud'a Katar Dışişleri Bakanı'yla yan odaya gitmeleri talimatını verdi. Orada Katar, Suudi Arabistan ve diğer ülkeler arasında bir anlaşma imzalandı. Anlaşma doğrultusunda Katar, bu örgütlere desteğini durdurma ve Al Jazeera'nin imzacı ülkelere karşı yürüttüğü propaganda kampanyasını sona erdirdi. Bu anlaşma geçenlerde yayınlandı. Ancak Katar, Bahreyn'deki muhaliflere desteğine, Londra'daki Suudi muhaliflere, Saad el Fakih ve bu gibi diğer gruplara para vermeye devam etti. Birleşik Arap Emirlikleri bu gruplardan birine üye olan bir kişiyi tutukladı ve Katar'dan para aldıklarını kanıtladı. Mısır'ı unuttum. Bu dört ülke Katar'la 2014'te imzalanan anlaşmanın hükümlerini yerine getirmediği gerekçesiyle bağlantılarını kopardı. Katar meselesinin arkasındaki neden bu. Katar, anlaşmaya uymayı kabul etmediği sürece çözüleceğini de düşünmüyorum.

    Sıvılaştırılmış gaz ve ABD'lilerin ziyareti arasında bir bağlantı var mı?

    Hayır.

    Katar kargaşaları ve muhalifleri destekliyor…

    Kesinlikle. Al Jazeera'yı izleyip Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır ve diğer yerlerden insanlarla yaptıkları röportajları görmüşsünüzdür. Özellikle de Türkçede, Suudi Arabistan hakkında olumsuz haberler yapıyorlar. Birilerinin bunu başlatmış olması gerekiyor, zira daha önceden böyle bir şey yoktu. Yakın zamanda ortaya çıktılar.

    Evet, ortadan kaybolan prensler hakkında hikâyeler. Duymuş muydunuz?

    Hayır.

    Dört prens… Biri Turku el Bandar. Avrupa'da kayboluyorlar. Suudiler tarafından kaçırıldıkları söyleniyor.

    Bunlar sözde prensler. Interpol haklarında yakalama emri çıkardı. Biz bu konuları kamuya açmaktan hoşlanmıyoruz zira bunları içişlerimiz olarak görüyoruz. Tabi ki onları geri getirmek için çalışan insanlar oldu. Buradalar, kaybolmadılar. Ailelerini görüyorlar.

    Suçlular…

    Kesinlikle. Tüm diğer suçlular gibi hakları ve yükümlülükleri var. Basında birçok şey uyduruluyor.

    Siz de tüm bu uydurmaları alaşağı ettiniz.

    Öyle umuyorum.

    Suudi Arabistan hakkında birçok uydurmaca mevcut.

    Trump'ın dediği gibi, yalan haber çağında yaşıyoruz.

    Tüm bu yalanları neden alaşağı etmiyoruz? Suudi Arabistan'ın Yemen konusundaki pozisyonunu da netleştirir misiniz?

    2015'te Husiler San'a'da iktidarı ele geçirdiğinde ülkenin devlet başkanını ve başbakanını hapse tıktılar. BM Güvenlik Konseyi, Husilerin mahkumları serbest bırakmaları, devlet güçlerinden çaldıkları silahları bırakmaları ve meşru hükümete yönelik kampanyalarını sona erdirmelerini istediği bir karar yayınladı. Kararda Hadi'nin Yemen'in meşru lideri olduğu da vurgulanıyordu. Suudi Arabistan ve koalisyon ortakları meşru hükümeti destekliyor ve askeri darbeyi kınıyor. Desteğimiz BMGK'nın 2216 numaralı kararından yana. BM, savaşın sona erdirilmesi için bir arabulucu atadı. İlk iki arabulucu başarısız oldu, mevcut arabulucu, Sayın Şeyh ateşkes getirmeye çalıştı. Yemen'de beş ateşkes rejimine ulaşıldı, ancak Suriye'deki gibi ateşkesi hayata geçirmek için bir mekanizma yok. Sayın Şeyh, şimdi ateşkesten fazlasını elde etmeye çalışıyor. Ancak BMGK eski devlet başkanı Ali Abdullah Saleh'in suçlu olduğu görüşünde ve bu nedenle ona yaptırım getirdi. BM tarafından yaptırıma uğradığınızda, dünyadaki tüm finansal faaliyetleriniz donduruluyor. Saleh, kendini uluslararası toplum tarafından tamamen dışlanmış bir durumda buldu. Husiler de aynı zamanda meşru hükümete yönelik eylemlerin suçlusu olarak nitelendirildi.

    Fakat yine de durmuyorlar.

    Hayır. Sorunda burada. Korkmuyorlar da.

    Korkmuyorlar ve yardım alıyorlar.

    Yardım alıyorlar. Kim yardım ediyor? İran ve Katar… Katar'dan bahsederken, Husilere destek verdiklerinden söz etmedim. El Hudeyde limanını, İran ve diğer yerlerden askeri destek ve başka şeyleri taşımak için kullanıyorlar. Sayın Şeyh, limandan Husilere yönelik sevkiyatları önlemek için bir yöntem bulmaya çalışıyor. Son iki haftadır Saleh ve Husiler arasında bir krizin patlak verdiğine dair haberler duyuyoruz. Saleh 10 yıl önce devlet başkanıyken, Husilerle birçok kriz yaşadı. Yemen'deki savaşı durdurmak istiyoruz. Ancak bu savaşın BMGK kararı doğrultusunda bitmesinden yanayız. Husiler ve diğer güçlerin, Lübnan'daki Hizbullah gibi baskın güç haline gelmesini istemiyoruz. Hizbullah da siyasi bir parti ve Lübnan hükümeti, Hizbullah izin vermezse faaliyet gösteremeyecek. Lübnan hükümetinin Hizbullah ve Faheş arasında imzalanan, Faheş'in Lübna'nın kuzeyindeki şehirleri terk edip Suriye'ye geri dönme konusunda uzlaştığı anlaşmada bir rolü yok. Husiler aynı şeyi Yemen'de de yapmak istiyor. Siyasi aktörler olmanın yanı sıra, aynı zamanda da merkezi hükümetin dışında, askeri kanadını da korumak istiyorlar.

    Durum, Suriye'dekiyle aynı. Rusya, meşru lider olduğu için Esad'ı destekliyor. Yemen'de de siz benzer bir durumdasınız.

    Bu iki durum arasında bir fark var. Suriye'deki ‘sözde' meşru hükümet, Beşar Esad 500 bin sivilin ölümünden sorumlu. San'a'da meşru hükümet kendi halkına karşı hiçbir zaman böyle bir askeri eylemde bulunmadı. Hükümet, masum sivilleri öldüren Husiler tarafından ele geçirildi. Yemen ve Suriye'de olanlar arasındaki fark bu.

    Yemen'deki sivil ölümleri ve kıtlık sıkıntısıyla ilgili bir şeyler okudum…

    Bunlar hükümetin kasıtlı eylemlerinin sonucu değil. Silahlı çatışmalar Husiler tarafından başlatıldı. Krallık ve koalisyon ortakları ülkenin kuzey ve güneyine insani destek sağlamaya çalışıyor.

    Suudi Arabistan ve Rusya birlikte hareket ederek IŞİD'i nasıl yenebilir?

    İstihbarat ve deneyim paylaşımı konusunda daha fazla yakınlaşmamızı umuyorum. Rusya'nın teröristlerle ilgili deneyimleri var. Umarım Rus yetkililer Suudi Arabistan'daki rehabilitasyon merkezini ziyaret etmişlerdir. Bu gibi ziyaretlerin daha fazla gerçekleştirilmesi yararlı olacaktır. Rusya, Beşar Esad'dan ayrılırsa, faydalı çıkabilir. Zira Esad, kendi halkına yaptıkları nedeniyle Rusya'ya şimdiye kadarki en kötü ününü getiriyor. Bu yalnızca Suudi Arabistan'ı değil, dünyadaki 1.2 milyar Müslümanın da dikkatini çekiyor. Rusya hükümeti bir şekilde ölümlerin durdurulması için ateşkes getirir de Suriye halkına yardım etmenin yolunu bulursa, doğrudan Suriye halkına yönelirse… Esad'ı unutun, koalisyon konseyini unutun. Doğrudan, bir BM mekanizmasıyla Suriye halkına gidin… Kasabalara, köylere, işçi birliklerine, bürokrasiye, Suriyeli aşiretlere gidin. Bunu yapabilirsiniz.

    Köylere insani yardım götürüyoruz.

    Hangi köylere? Sınırlı sayıdaki köylere. Suriye'deki tüm köylere gitmemizi istiyorum. Ancak bunu ülke çapında bir ateşkese ulaşırsak yapabiliriz. Ondan sonra bu insanlara hükümetlerini, devlet başkanlarını seçmeleri için bir mekanizma geliştirme imkanı verebiliriz. Rusya, gelecek seçimleri beklememiz gerekeceğini söylüyor. Ancak ilk olarak ateşkes sağlamalıyız. Beşar Esad iki yıl önce seçime gitti ve oyların yüzde 99.99'unu aldı. Kendi halkından 500 bin kişiyi öldüren, 10 milyon kişiyi Suriye'nin dışına sürükleyen ve dünyanın her yerinde 6 milyon sığınmacının olmasına yol açan birinin Suriye'nin devlet başkanı olduğunu söylediğini düşünün. Bu Suriye halkı için hiç adil değil. Onların bir karar vermelerine izin verin. Teşekkür ederim.

    Etiketler:
    IŞİD, Sputnik, Turki el Faysal, Beşar Esad, Vladimir Putin, Suudi Arabistan, Suriye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın