Sayın sitemizin okuyucuları! Rusya’nın Sesi (RS FM) isminin değiştiğini ve yeni web sayfasına kavuştuğunu sizlere memnuniyetle bildiriyoruz. İsmimiz artık Sputnik Haber Ajansı ve Radyosu’dur. Tüm güncellemeleri, son haberleri ve yorumları http://tr.sputniknews.com sitesinden takip edebilirsiniz. Yer imlerinizi güncelleyin ve bizimle kalmaya devam edin!
3 Aralık 2014, 18:00

"Rusların en etkili gücü kültürleri..."

Foto: AA

Foto: AA

Foto: AA

Audio faylı indiriniz

İlk olarak Moskova'da düzenlenen 'Türkiye Sineması Dünya Akademik Buluşmaları' projesinin mimarı Elif Dağdeviren, "Rus edebiyatı ve sineması, tarih boyunca dünyayı etkilemiş çok özel bir kültür.  Rusya ve Türkiye sinemasını buluşturabilmek çok önemliydi" dedi.

Türk sinemasının yurtdışında tanıtılması ve yabancı literatüre girerek daha kalıcı olması amacıyla çok önemli bir proje başlatıldı. Proje “Türkiye Sineması Dünya Akademik Buluşmaları” adını taşıyor ve ilki geçtiğimiz günlerde Rusya’nın başkenti Moskova’da gerçekleşti.

Etkinlik kapsamında 3 çağdaş Türk filmi (Bir Zamanlar Anadolu’da, Kuzu ve Patron Mutlu Son İstiyor) Rus izleyicilerle buluştu. Ayrıca yönetmen Kutluğ Ataman, oyuncu Ezgi Mola ve yapımcı Zeynep Özbatur Atakan gibi isimler de Rusyalı sinema otoriteleri ve öğrencileriyle sohbet etme imkânı buldu.

Projenin mimarı olan yapımcı Elif Dağdeviren, Moskova’da gerçekleşen etkinliğin detaylarını RS FM’de Süheyla Demir’in sunduğu Radyo Sohbetleri programında anlattı.

“SİNEMAMIZIN ULUSLARARASI LİTERATÜRDE YERİ AZ”

Süheyla Demir: Türkiye sineması için ‘Dünya Akademik Buluşmaları’ düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı ve hedefleri nelerdir?

Elif Dağdeviren: Biz İstanbul Üniversitesi’yle bir çalışma yapıyoruz, bakanlıkla da ayrı bir çalışma yapıyoruz. Her iki çalışmalar sırasında da ortaya çıktı ki Türkiye sinemasının uluslararası literatürde yazılı çok fazla karşılığı yok. Bunun sağlanmasının yollarından biri, akademik buluşmalar yaparak yayınlar çıkmasını sağlamak. Buradan yola çıktık. Ben, bunun sadece literatüre geçen buluşmalar değil, pratik hayatta da karşılığı olan bir takım buluşmalar olması gerektiğini düşündüm. Burada da dedik ki; akademik çevreler daima sektör üzerinde etkilidir ve dünyada bununla ilgili önemli üniversiteler var. Dolayısıyla hem üniversitelerle buluşmalar yapalım hem de o üniversitelerin kuracakları işbirliklerinin arkasından gelecek ilişkileri Türkiye sineması adına doğru konumlandıralım istedik.

“RUSYA İLE TÜRKİYE SİNEMASINI BULUŞTURMAK ÖNEMLİ”

-Buluşmaların ilki çok uzakta değil, komşumuz Rusya’da gerçekleşti. Neden Rusya’yla başlamayı tercih ettiniz?

Rusya bizim son dönemlerde siyasi ve ekonomik alanda çok ilişkilerimizin güçlü olduğu bir ülke. Misal, geçtiğimiz yaz 4 milyon küsur Rus turist Türkiye’ye gelmiş ve çok büyük bir yüzdesi buradan memnun ayrılmış. Dolayısıyla zaten bir ilişki var. Ama kültürel ilişkiler ne yazık ki hâlâ çok zayıf ve biliyorsunuz Rusya kendi kültürüyle dünyaya dolaylı veya direkt olarak çok etki etmiş bir geçmişe sahip. Rusya’nın en önemli etkisi edebiyat ve sinema alanında olmuş. VGIK de (Rusya Devlet Sinematografi Üniversitesi) sinemanın en önemli okulu. Dünyanın ilk sinema okulu olarak geçiyor ve Tarkovski gibi çok önemli yönetmenler mezun etmiş.

Ödül törenlerinde önemli yapımcıların, oyuncuların ve yönetmenlerin ağırlıklı olarak Tarkovski’den ve Rus sinemasından nasıl etkilendiği üzerine duyumlar alırız. En son örneğin Nuri Bilge Ceylan “Kış Uykusu”yla Altın Palmiye’yi aldığında Tarkovski’den nasıl etkilendiğini anlatmıştı bir röportajında. Dolayısıyla hem biraz geride kalmış olan kültürel ilişkileri güçlendirmek hem de dünyaya bu kadar etkisi olan Rus sinemasıyla, şimdi etki etmeye başlayan Türkiye sinemasını buluşturabilmek çok önemliydi.

RUS VE TÜRK ÜNİVERSİTELERİNDEN İŞBİRLİĞİ KARARI

-Peki, Moskova’daki buluşmada akademik anlamda ne tür kararlar alındı? İstanbul Üniversitesi ve Rusya Devlet Sinematografi Üniversitesi – VGIK arasında bir etkileşim kanalı sağlanabildi mi?

Evet, hem de tahminimizden çok daha üst düzeyde ve güçlü bir şekilde… Bu arada VGIK 2008’de üniversite haline gelmiş. Bu yıla kadar dünyanın en etkin sinematografi okulu imiş, bu etkin gücü nedeniyle 2008’de üniversite haline getirilmiş. Üniversitenin rektörü V.S. Malışev de hem siyasi hem kültürel anlamda çok güçlü bir isim. Bizi bizzat Malışev davet etti ve kendisi görüştü. O görüşmede İstanbul Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Ergün Yolcu da vardı. İkisi çok doğru bir sohbet yaptılar ve sohbetin sonucunda sözel olarak öğrenci değişimi ve ortak çalışmalar üzerine yazılı bir anlaşma yapılması kararı alındı. Bu en önemli sonuçlardan biri… Şimdi top İstanbul Üniversite’sinde, VGIK ile aralarında protokol hazırlayacaklar.

İkincisi de, bu protokolün yanı sıra her iki ülkenin ortak filmler çıkarması, bu filmlerde öğrencilerin kullanılması üzerine nasıl bir çalışma programlayabiliriz dedim. VGİK rektörü de İran ve Çin sinemasıyla çalışıyor olduklarını söyledi. Dolayısıyla onu modelleyerek kendi aramızda işbirliği planlaması yapalım diye konuştuk. Böyle şeyler heyecanla konuşulur ama birileri peşine düşmezse hayata geçmez. Biz şimdi peşine düşüp hayata geçirme derdindeyiz.

SİNEMA İÇİN THINK TANK HEDEFİ

Rusya, sinemada Sovyet geleneğini de dâhil ettiğimizde çok güçlü bir pozisyona sahip. Türkiye sinema sektörü Rusya’dan çok şey öğrenebilir. Yeter ki bu kanallar açılsın, istekli olanlar illaki ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

Aynen öyle, bir yol açıldığı vakit doğru bir yolsa o anında güçlü bir şekilde doluyor. Bizim şöyle bir hedefimiz de var; sinema bazlı bir Think Tank oluşturmak. İstanbul merkezli, akademilerin üyesi olduğu, öğrenci değişimlerinin yapılabildiği, ortak film çalışmalarına destek ve hatta fon bulan ve buradan sinemanın iletişim gücü üzerinden etkisini kullanabileceğimiz veya kullanılan etkiyi pozitife döndürebileceğimiz bir çalışma sisteminin oluşturulacağı bir Think Tank kurma hayalimiz var.

RUSLARDAN TÜRK FİLMLERİNE YOĞUN İLGİ

-Moskova’da sinema gösterimleri de yapıldı. Üç çağdaş Türk film Rus sinemaseverlerle buluştu, ilgi ne yöndeydi? İzlenimlerinizi alabilir miyiz?

Gerçekten çok etkileyici bir ilgi vardı. Öncelikle şunu söyleyeyim; üç farklı türde film seçtik. Birinci tür, dünyada Türkiye’yi festivaller dâhil olmak üzere başarıyla temsil eden türü anlatsın istedik. Tabi ki bunun karşılığı ilk akla gelen Nuri Bilge Ceylan. Dolayısıyla onun “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmini getirdik. Aslında “Kış Uykusu”nu getirecektik ama henüz Rusya prömiyeri yapılmadığı için oradaki dağıtımcıyla ortak bir noktaya varamadık. “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminin yapımcısı Zeynep Özbatur Atakan da bizimle geldi.

İkinci tür olarak Türkiye’nin farklı sinema dilini temsil eden bir film seçmek istedik. O film de Kutluğ Ataman’ın Antalya’da “En İyi Film” ödülünü alan “Kuzu” filmi. Yönetmen Kutluğ Ataman da filmiyle geldi ve Moskova’da “Kuzu” filminin prömiyeri oldu. Üçüncüsü ise gişe sineması. Dünyada şu anda çok ilgi çeken bir durum var Türkiye’de. Türkiye dünyadaki nadir ülkelerden biri; yerli film vizyona girdiği vakit, Amerikan sineması dâhil olmak üzere bütün diğer ülkelerin sinemalarını alt edecek güçte bir gişe yapıyor. Onları temsilen de uluslararası bir dili de olduğu için “Patron Mutlu Son İstiyor”u davet ettik. Başrol oyuncusu Ezgi Mola da bizimle beraber geldi.

“Kuzu” filminin gösterimi büyük salondaydı, salon ful doluydu, seyirci tepkisi olağanüstüydü. Sonrasında Zeynep Hanım, Kutluğ Bey ve Ezgi Hanım’la birlikte benim moderasyonluğumda bir panel yaptık. Orada gelen sorular ve ilgi gerçekten de doğru bir iş yaptığımızın kanıtı gibiydi. O kadar iyi seyredilmiş, iyi anlaşılmış ki bütün filmler…

TÜRK DİZİLERİNİN SİNEMAYA ETKİSİ POZİTİF

-Ruslar modern Türkiye sinemasını yeterince tanıyor mu? Yoksa bu tür vesilelerle yeni mi tanışmaya başlıyorlar?

Yeni yeni tanışmaya başladıkları çok net, fakat enteresan bir şey var. Son zamanlarda dünyayı kasıp kavuran Türk dizileri, özellikle de “Muhteşem Yüzyıl” Rusya’da son iki yıldır çok etkiliymiş. Dolayısıyla oyuncularımız ve görsel dilimizle ilgili pozitif bir algı ve bilgi vardı, o çok net bir şekilde gözüküyor. Bunun çok faydası olduğunu düşünüyorum.

-Dizi sektörü sinemaya bir anlamda yol açıyor belki de. Bunun da sinemaya katkıları var dediğiniz gibi…

Muhakkak var. Ben zaten bazı sinemacıların aksine televizyonu destekleyen ve onaylayan biriyim. Çünkü dünyadaki araştırmalar gösteriyor ki, televizyondaki dizilerin kalitesi arttığı ve seyir oranı arttığı vakit bu sinemaya pozitif katkıda bulunuyor. Korkulanın aksine sinemadan kaçırıp televizyon başına kilitlemiyor. O seyir kültürüyle sinemada seyretmek dürtüsü yaratıyor insanlarda. Bu, yereldeki pozitif etkisi... Uluslararası alanda da şu anda yaşadığımız gibi, televizyon çok daha popüler, kolay ulaşılabilir bir iletişim aracı olduğu için insanların beyninde son derece net bir şekilde pozitif algı yaratıyor.

“HEDEFİMİZ FARKINDALIĞI KAMUYA YAYMAK”

-Rus sinema otoritelerinin çağdaş Türkiye Sinemasını beğeniyle izlediğini görüyoruz. Örneğin Erdem Tepegöz’ün “Zerre” filmi Moskova Uluslararası Film Festivali’nde geçen yıl en iyi film ve en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Bu yılki festivalde ise “Gözümün Nuru” filmine jüri özel ödülü verildi. Daha önceki yıllarda da benzer ödüller gelmişti. ‘Rus sinema otoriteleri Türk sinemasının farkında’ diyebilir miyiz?

Tabi otoriteler kesinlikle farkında. Hedef zaten bunun otoriteden kamuya yayılması. VGIK niye bizi bu kadar keyifle, hevesle karşıladı? -Bu farkındalık yüzünden. Ben şöyle düşünenlerden de değilim: “Festival filmi ayrı, gişe filmi ayrıdır” ben buna da inanmıyorum. Misal festival filmi denilen “Kış Uykusu” Türkiye’de şimdi 350 bine yaklaştı, hatta belki geçti. Dolayısıyla iyi bir filmin herhangi bir kriter ve sınıflandırmaya tabi olmadan kamuyla buluşabilmesi çok önemli. Dolayısıyla bu otoriteler üzerindeki pozitif algının kamuya yayılması da hedeflerden biri olmalı.

“RUSLARIN EN ETKİLİ GÜCÜ KÜLTÜRLERİ”

-Türkiye’de Rus sineması veya Rus edebiyatından ilham alan filmlerin sayısı giderek artıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminde Rus yazar Anton Çehov’un çok büyük etkisi var. Zeki Demirkubuz’un “Yeraltı” filmi, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabının bir uyarlaması. Tarkovski’den hareketle “Neden Tarkovski Olamıyorum” diye bir film çekildi. Örnekler çoğaltılabilir. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sohbetin en başında da söylediğim gibi Rus edebiyatı ve sineması, sadece bu dönemde değil bütün tarih boyunca dünya edebiyatını ve sinemasını net bir şekilde etkilemiş çok özel bir kültür. Rus halkının kültürle olan bu özel ilişkisinin dünyayı etkilememesi mümkün değil. Çünkü bütün dünya neredeyse kültür politikalarını bile buradan alacak. En eleştirilen Sovyet dönemi de dâhil olmak üzere, her şey yok edilirken kültür hiçbir zaman yok edilmedi. Her zaman desteklendi. Moskova’da Nazım Hikmet’in yattığı mezarlıktaki devlet sanatçılarıyla ilgili durum da dâhil olmak üzere kültüre, sanata ve sanatçısına bu kadar destek çıkan bir ülkenin dünyayı etkilememesi mümkün değil. VGIK rektörü Malışev’in de söylediği gibi kültür “soft power”dır, gerçek bir güçtür ama sert olmayan bir güçtür. Dolayısıyla da en etkili güçtür. Rusya’nın belki de çok sert olarak algılanabilecek siyasi, askeri ve ekonomik politikalarının her zaman karşısında bu kültürel duruşu, dünya nezdindeki en önemli pozitif algısı oldu her zaman. Şimdi buna bakarken etkilenmemek ve kendi sanatın içine sokmamak mümkün değil; çünkü üst bir kültür bu…​

  •  
    Ve paylaş