Sayın sitemizin okuyucuları! Rusya’nın Sesi (RS FM) isminin değiştiğini ve yeni web sayfasına kavuştuğunu sizlere memnuniyetle bildiriyoruz. İsmimiz artık Sputnik Haber Ajansı ve Radyosu’dur. Tüm güncellemeleri, son haberleri ve yorumları http://tr.sputniknews.com sitesinden takip edebilirsiniz. Yer imlerinizi güncelleyin ve bizimle kalmaya devam edin!
23 Aralık 2014, 16:45

Türkiye-AB-Rusya cephesinde neler yaşanıyor?

Kolaj: rsfmradio.com

Kolaj: rsfmradio.com

Kolaj: rsfmradio.com

Audio faylı indiriniz

Moskova ile Ankara dikkat çekici biçimde yakınlaşıyor. Ankara AB’den uzaklaşırken, ekonomik işbirliğinin derinleşmesi eşliğinde Rusya ile yeni bir ortaklık mı doğuyor? AB uzmanı gazeteci ve yazarlar Cengiz Aktar ve Deniz Zeyrek, “Ceyda Karan’la Eksen”de değerlendirdi.

Avrupa Birliği (AB) ile Rusya ilişkileri Ukrayna kriz ile Soğuk Savaş sonrasında ilk kez siyasi, ekonomik ve enerji işbirliğini kapsayan bütün alanlarda gerilmişken, Türkiye’nin son dönemdeki tutumu dikkatleri üzerinde topluyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ardından AB Dış politika heyetinin ziyaret ettiği Ankara, iç siyasetteki hararete parallel olarak Avrupa karşıtı retoriği eksik etmezken, birliğin yaptırımlarına eşlik etmemesi Rusya’ya giderek yaklaştığı değerlendirmelerine yol açıyor. Bunun son görüntüsü Putin’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki ‘sağlam adam’ nitelemesi olarak yorumlandı.

Türkiye-AB-Rusya üçgenindeki gelişmeleri ve Türkiye’nin AB üyeliği yolundaki son durumunu uzman gazeteciler Cengiz Aktar ve Deniz Zeyrek ile konuştuk.

Cengiz Aktar, Türkiye-Rusya ekseninin AB’yi rahatsız etmesini “ Biri iri yani Rusya, öteki de diri yani Türkiye, iki tane bela var Avrupa’nın doğusunda” diye özetliyor. Aktar, AB’nin Türkiye ile bütün ipleri koparmamasının nedeni “Türkiye’nin Rusya’nın yörüngesine girmesi kaygısı” olduğuna dikkat çekerken, Türkiye-AB ilişkilerini artık “stratejik değil taktik” diye niteliyor. Aktar’a gore AB’nin demokrasi dinamiği artık Türkiye’ye yansımayacak.

Deniz Zeyrek ise Türkiye’de Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığıyla uluslararası planda doğan umutlara karşın 100 gün içinde diplomasinin asıl patronunun Erdoğan olduğunun ortaya çıktığına dikkat çekiyor. Türkiye-Rusya yakınlaşmasında “Putin ile Erdoğan’ın dayanışması çok da öyle altyapısı boş bir dayanışma değil” diyen Zeyrek, ekonomik çıkar temeline dikkat çekiyor. Zeyrek, AB’nin gümrük birliği, ekonomik ilişkiler NATO kanalıyla güvenlik ilişkileri varken, üyelikten uzaklaşmasını dert edinmeyeceğini de belirtirken, ekonomik sebeplerle Türkiye’nin AB’ye karşı duruşunun ise ‘sürdürülebilir olamadığının’ altını çiziyor.

AKTAR: YETER Kİ TÜRKİYE UZAKLAŞMASIN

Cengiz Aktar, AB’nin gelinen noktada Türkiye’ye dair tutumunu şöyle özetliyor: “Türkiye’nin bu AB ile sözümona müzakere sürecini devam ettirmekten kasıt şu, ‘mümkün olduğu kadar yanımızda tutalım, yoksa müzakere falan edildiği yok zaten’ ki daha fazla uzaklaşmasın. Dolayısıyla bu üçgende baktığımızda bir endişe var ve bu endişenin çaresi de Erdoğan ne derse desin Avrupa’nın nispeten daha alttan alarak ama üyelik konusunda hiçbir şekilde adım atmayarak zevahiri kurtarması ve bu dönemi bu şekilde atlatması. Gayri demokratik gidişata binaen bundan böyle müzakere olmayacak demeye getirdiler.”

"KIBRIS FAKTÖRÜ UNUTULMAMALI"

Türkiye’nin de üyelik sürecindeki isteksizliğine dikkat çeken Aktar, AB’nin demokratikleşme sürecindeki sıkıntılara karşılık 23. ve 24. fasılları açmaması eleştirileri getirenlere, “Bu Oxford vardı da okumadık mı gibi bir şey, yani Türkiye’nin iktidarın söylediği, eline tutan mı vardı demokratikleşmek için” tepkisini gösteriyor ve şöyle diyor: “Yani sanki o iki fasıl, 23 ve 24, hukuk devletiyle alakalı, fasıllar açılırsa mı Türkiye’ye demokrasi gelecek. Böyle bir saçmalık olur mu, Türkiye tam tersine geri gidiyor. Bu bir gerekçe değil. İkincisi Kıbrıs faktörünü katiyen unutmamak lazım. Oraya donanmayı yolladı hükümet biliyorsunuz ve suret-i katiyede Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili herhangi bir olumlu durumu veto edecem dedi Kıbrıs hükümeti, çıktı işin içinden. Bitti yani, o defter kapandı.”

"AB İLE YENİ TİP İLİŞKİ"

Aktar’a gore Türkiye-AB ilişkileri artık yeni bir döneme girdi ve bu müzakereler ve müstakbel üyelik bağlamında da değil. Ankara’nın Batı’nın ne dediğini de umursamadığının ve kopuşu tasvip ve teşvik ettiğini söyleyen Aktar’a gore, ortada artık yeni bir ilişki tipi var: “Mümkün olduğu kadar civarda durup, aklı sıra iş yapıp ehvenişer halinden halinden istifade ederek, çünkü Irak’la Suriye ile İran’la karşılaştırdığında Türkiye nispeten daha istikrarlı bir ülke, o kadar. Avrupa’nın da derdi o. Ve daha fazla da Rusya ile irtibatı o macera belirsizlik ifade eden Rusya ile ittifaka girmemesini sağlamak.”

"HERKESİ KÜSTÜRDÜLER"

Türkiye-AB ilişkilerini artık ‘stratejik değil taktik ilişki’ diye niteleyen Aktar, ”Daha kötü bir yere savrulmasın, elimizin altında dursun. Türkiye için de geçerli. Yani biz orayla ticaret yapmaya devam edelim ama daha fazlası olmasın diye sınırlı bir ilişki. Yani Avrupa’nın demokratik dinamiğinin Türkiye’ye yansıması artık söz konusu değil. İstenmiyor da zaten iktidar tarafından” diyor. Avrupa’nın da pek çok derdi olduğuna atıf yapan Aktar, ‘yaşlı kıtada’ Türkiye’yi savunabilen bir tek kişi kalmadığına şu sözlerle dikkat çekiyor: “En yakın adamlar bile kaybedildi. Bir İngiliz liberal vardı, Andrew Duff o bile zehir zemberek bir yazdı, müzakereleri askıya alalım diye.. O yazdıktan sonra geriye kalanını düşünün. Türkiye o değerli yalnızlık denilen durumun giderek derinleştiğini göreceğiz önümüzdeki aylarda ve yıllarda.”

ZEYREK: TÜRKİYE İLE RUSYA’NIN FARKI…

Deniz Zeyrek ise, Batı’da Putin-Erdoğan bağlantısının iki liderin konumları itibariyle kurulmasının temeli bulunsa da farklılıklara dikkat çekerken, Türkiye’nin jeostratejik önemini şu sözlerle vurguluyor: “Putin özellikle Ukrayna nedeniyle sadece AB’nin değil ABD’nin de hedefi haline geldi. Belki de bu petrol fiyatları meselesi biraz da Putin’i cezalandırmak için OPEC’de vs ABD’nin Suudi Arabistan’ın birlikte organize ettikleri bir sonuç olarak karşımıza çıktı. Bizim durumumuz biraz farklı. Bizde her zaman konuştuğumuz jeostratejik konumumuz dolayısıyla farklı bir uygulama söz konusu. Yani ABD’nin Rusya’ya yaptıklarını Türkiye’ye yapmayacağını artık uzun diplomasi deneyimimiz bize gösteriyor Neden yapmayacak? Suriye nedeniyle yapmayacak, Irak nedeniyle yapmayacak, belki İran ile ilişkiler nedeniyle yapmayacak.” Yine de Zeyrek, ABD Başkanı Obama’nın Putin ve Erdoğan ile diyalogları arasında bir fark bulunmadığını ekliyor.

"UKRAYNA KRİZİ BİTERSİ RUSYA KİEV’İ TERCİH EDER"

Rusya liderinin Güney Akım boru hattı yerine Türkiye önerisinin enerjide arz çeşitliliği açısından önemine dikkat çeken Zeyrek, dünyanın karşı karşıya olduğu yeni gerçekliği şu sözlerle aktarıyor: “Rusya petrol fiyatları yarı yarıya düşmüşken, doğalgaz satışlarını devam ettirmekten başka bir seçeneğe sahip değil. Rusya müşteri olarak da işte Çin’I Hindistan’ı Afganistan’ı daha da geliştirip oraya satmayı denedi ama bugüne kadar çok da başarılı olamadı. Ve Avrupa’ya satışın devam etmesi Rusya açısından hayati öneme sahip. Fakat Ukrayna gibi bir kriz var ve Ukrayna’yı aşacak yolların tümünü denemek zorunda.”

"TÜRKİYE’NİN KARA KAŞI KARA GÖZÜ İÇİN DEĞİL"

Rusya liderinin Türkiye ile anlaşmazlık konularının baki olduğunu belirtip Rusya için en güvenli enerji geçiş rotasının Ukrayna olduğuna dikkat çeken Zeyrek, kriz çözüldüğünde Moskova’nın tercihin yine Ukrayna olacağını belirtiyor. Zeyrek o aşamaya kadar Moskova’nın ‘açık bir kanal tutmam’ istediğini belirterek, “Türkiye’nin kara kaşına kara gözüne hayran olduğu için böyle bir şey teklif etmedi. Zaten Mavi Akım var, zaten Türkiye Avrupa ile bağlanmış durumda, enterkonnekte bir sistem kurulmuş durumda. Bence Türkiye’den başka seçeneği de yoktu” diyor.

"AB’YE GÖRE HAVA HOŞ AMA…"

Deniz Zeyrek, Türkiye-AB ilişkilerindeki son durumu ise şöyle özetliyor: “Türkiye’nin duruşu aslında çok da anlamlı bir duruş değil. Sadece şunun farkında Türkiye. Biz nasıl durup durursak duralım, AB karşısındaki gerçek konumumuz değişmeyecek zihniyetiyle hareket ediliyor. Yani en demokratik ülke de olsak, bütün kriterleri yerine getirsek de Kıbrıs meselesi yüzünden bu iş olmayacak beklentisiyle hareket ediliyor. Yani her durumda negatif olduğu için niye biz Avrupa’ya tabi olalım, boyun eğmiş gibi görünelim vs gibi bir zihin gerisi var. Avrupa açısından da şöyle bir duru var, biz Türkiye’yi eleştirsek de övsek de Türkiye’nin pozisyonu değişmiyor.” Zeyrek’e gore, Türkiye’nin şu anki pozisyonunu sürdürmesi halinde AB ile ilişkisinin ‘sürdürülebilir olmaktan çıkacak”, oysa AB için ortada sorun yok. “Sonuç itibariyle bir gümrük birliği anlaşması var, ekonomik işbirliği açısından hiçbir sıkıntı yaşanmıyor işte krizli bölgelerle ilgili diplomatik mevzular zaten NATO üzerinden gidiyor, güvenlik politikaları vs. O halde Türkiye’nin bu konumu AB açısından hiçbir sıkıntı doğurmaz” diyen Zeyrek, Türkiye açısından sıkıntıları ise şu sözlerle özetliyor: “Türkiye’de adalete ve hukukaz olan güven gittikçe azalıyor. Bu da yabancı yatırımcılar açısından çok önemli bir mesele. Yani bir yabancı yatırımcının Türkiye’de mi Irak’ta mı yatırım yaparsın sorusuna yanıtının altındaki en önemli etkin Türkiye’nin bir hukuk devleti olması ve daha da önemlisi AB’ye aday olmuş, muktesebatını kendi topraklarında hakim kılmayı vaad etmiş bir ülke olması. Dolaysıyla parasını o topraklara yatıracak olan bir yatırımcı aklında her zaman olumsuz bir şey olursa hakkımı AB aracılığıyla, insan hakları mahkemesi aracılığıyla, Adalet Divanı aracılığıyla ararım yaklaşımı var. Ama Irak için böyle bir şey söz konusu olamaz, üzerine su içerim diye yaklaşır. İşte Türkiye’nin bu durumu sürdürülebilir kılması imkansız.”

"EKONOMİK DARBOĞAZ BÜYÜYEBİLİR"

Zeyrek ilişki biçiminin ekonomiye yansımaları konusunda ise şöyle diyor: “Türkiye’nin böyle devam etmesi halinde büyümede başlayan durma hatta küçülme süreci ekonomik darboğaz meselesi gittikçe büyüyebilir. Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik entegrasyonunda sıkıntı yaşanırsa da sadece Avrupalı yatırımcılar için değil başka yatırımcılar için de güvensiz bir limana dönüşürse bunun bedelini Türkiye öder. AB açısından zaten devam eden bir ekonomik kriz var ve bu krizin varlığı veya yokluğu Türkiye’ye hiçbir şekilde bağlı değil.”

ABD İLE KÜBA ARASINDAKİ TARİHİ NORMALLEŞME 

Eksen’in bu haftaki dosyası ise ABD ile Küba arasındaki tarihi normalleşme kararı var. Dünya İşleri bölümünde ise: Avustralya ve Pakistan’daki kanlı rehin alma olayları, başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere Filistin’in tanınmasına yönelik gelişmeler, erken seçim yoluna giren İsrail’deki kaynayan kazan, Amerika’da Jeb Bush’un başkan adaylığına soyunması, İngiliz Kilisesi’ne atanan ilk kadın piskopos yer alıyor:

 

Audio faylı indiriniz

  •  
    Ve paylaş