07:42 27 Mart 2017
Ankara+ 14°C
İstanbul+ 7°C
Canlı Yayın
    Rusya Dışişleri Bakanlığı, Moskova

    Rus dış politikasında bir yıl böyle geçti

    © Sputnik/ Valeriy Melnikov
    Rusya
    URL'yi kısaltın
    İrem Kaya
    0 29410

    Ortadoğu ve Doğu Avrupa'daki iç karışıklıkların damga vurduğu 2014, Rusya'nın dış politikasında da hareketli günlere sahne oldu. Sputnik Haber Ajansı'ndan İrem Kaya, geride bıraktığımız yılda Moskova yönetiminin attığı dış politika adımlarını hatırlatıyor.

    2014 yılı, Rusya'nın Batı ülkeleriyle olan ilişkileri açısından, 21'inci yüzyılın en zorlu yıllarından biri oldu. Ukrayna'da devam eden siyasi kriz sürecinde Kiev'de darbeyle iktidara gelen yeni yönetimden hoşnutsuz olan Kırım'ın Rusya'ya bağlanması, Rusya-Batı ilişkilerinde, yıl boyu gerilime neden oldu. Ukrayna'daki krizden Moskova'yı sorumlu tutan ABD ve Avrupa Birliği, Rusya'ya karşı yaptırımları devreye aldı. Eylül ayına gelindiğinde yaptırımlar, Rusya'nın finans, enerji ve savunma sektörlerini içeren ekonomik yaptırımlarla genişletildi.

    Moskova, yaptırımlara karşı ekonomisini koruma kararı aldı. Kendisine yaptırım uygulayan devletlerden gıda ve tarım ürünü alımını bir yıl süreyle durduran Rusya, yörüngesini yerli üretime ve Türkiye'nin içinde olduğu yeni üreticilere doğru çevirdi.

    Yaptırımlar ve kriz seviyelerine kadar düşen petrol fiyatları nedeniyle, Rusya ekonomisi yıl sonuna doğru zorlu bir süreçle yüz yüze geldi. Rusya'nın para birimi ruble, birkaç ay içinde yüzde elli oranında değer kaybetti. Bazı siyaset uzmanları, yaptırımlar ve petrol fiyatlarındaki düşüşü, "Rus ekonomisine ve Rusya halkının Moskova yönetimine duyduğu güvene zarar vermek için yapılmış bir hamle" olarak yorumladı.

    Batı'yla son dönemin en gergin yılını yaşayan Moskova, gelişmeler ışığında yörüngesini Avrasya ve Asya devletlerine kaydırdı. Avrasya Ekonomik Birliği'nin kurucu anlaşmasına imza atıldı; Çin'le imzalanan 400 milyar dolarlık enerji anlaşması, aylarca gündemden düşmedi. Rusya'nın 2014 yılında ayrı bir yakınlık kurduğu diğer devletler arasında Türkiye, Hindistan ve Latin Amerika ülkeleri de yer alıyor.

    2014, Rusya'nın, Ortadoğu ve Afrika'daki krizler konusunda da aktif rol oynadığı bir yıl oldu.

    2014 yılında Rusya'nın dış politika gündemini oluşturan önemli gelişmeleri, Sputnik Türkiye editörlerinden İrem Kaya derledi:

    MOSKOVA-BATI İLİŞKİLERİNDE AYRILIK SİNYALLERİ

    2014 yılının, "krizler yılı" olarak anılmasının nedenlerinden biri, Ukrayna'daki siyasal kriz oldu. Rusya'nın dış politikası ve Batı dünyası ile olan ilişkilerinde belirleyici rol oynayan Ukrayna krizi, ülkenin başkenti Kiev'de bir önceki yılın Kasım ayında görülen hükûmet karşıtı, barışçıl gösterilerle başlamıştı.

    Dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in, Avrupa Birliği'yle bütünleşme sürecini dondurmasıyla başlayan protestolar, zamanla farklı bir boyuta geçti: Kiev'deki barışçıl protestocuların yerini, aşıcı sağcı grupların eylemleri aldı. Yanukoviç'in devlet başkanlığı görevinden azledilmesi ve Kiev'de oluşturulan yeni hükûmetin politikaları, birçok siyaset bilimci tarafından, Rus etnik azınlıkların haklarına zarar verme pahasına ülkeyi "Ukraynalılaştırma" hareketi olarak yorumlandı. Rusya'nın darbe olarak gördüğü iktidar değişimine, Batılı devletler destek verdi.

    Kiev'deki yeni yönetim, Rusça gibi azınlık dillerini kullanımdan kaldırma kararı aldı. Ukrayna yönetiminin bu gibi politikaları nedeniyle, Kiev'de başlayan kaos, ülkenin doğu bölgelerine sıçrayan bir iç savaşa dönüştü. Kiev'deki yeni yönetimi meşru görmeyen Kırım, Mart ayında referanduma giderek Ukrayna'dan bağımsızlığını ilan etti ve Rusya'ya bağlandı.

    Kırım'ın Rusya'ya bağlanmasını "işgal" olarak tanımlayan Ukrayna ve Batılı ülkeler, Rusya'yı uluslararası hukuku ihlal etmekle suçluyor. Rusya ise, Kırım argümanını BM tüzüğünde yer alan "halkların kendi kaderini tayin etme hakkı" ilkesine ve Kosova örneğine dayandırıyor.

    RUSYA'YA YÖNELİK BATI'NIN YAPTIRIMLARI

    Kırım'ın Rusya'ya bağlanması ardından, Rusya'yla Batı arasında ilk gerilim belirtileri görülmeye başladı. ABD, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yakın çevresinden politikacıların da aralarında olduğu bir dizi devlet görevlisine bireysel yaptırım getirdi. Yaptırım kararına aynı gün Avrupa Birliği ve birkaç gün sonra da Kanada katıldı. Batı'nın Moskova'ya karşı yaptırımları adım adım büyüdü ve Eylül ayında Rusya'nın finans, savunma ve enerji sektörlerini içerecek biçimde genişletildi.

    Moskova, bu hamleler üzerine yaptırım dilinin kabul edilemez olduğunu belirterek, yaptırımların hem uygulayan hem de uygulanan ülkelere zarar vereceği uyarısında bulundu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Temmuz ayında yaptığı açıklamada "Rusya ile yaptırımlar diliyle konuşmak anlamsız. ABD'nin yaptırım silahını kullanmaya devam etmesi bumerang etkisi yaratacak. Washington tarafından atılan adımlar ABD-Rusya ilişkilerini çıkmaza sokmak anlamına geliyor" diye konuştu.

    NATO, AKPM VE G7'YLE GERGİNLİK

    İlerleyen dönemde, NATO da Rusya ile olan tüm askeri ve sivil işbirliğini dondurdu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) ise, Rusya'nın meclisteki oy kullanma hakkını, 2014 yılı sonuna kadar elinden aldı. Kırım'ın Rusya'ya bağlanması gerekçesiyle alınan kararı protesto eden Rusya heyeti, meclisin bahar oturumunda yer almadı.

    Batılı devletlerin Rusya'ya uyguladığı siyasi baskı, bunlarla sınırlı kalmadı. Avrupa Birliği, Rusya ile yürütülen vizesiz seyahat görüşmelerini dondurdu. Haziran ayında, Rusya'nın ev sahipliğinde gerçekleşmesi beklenen G8 zirvesi ise, Brüksel'de ve Rusya olmadan yapıldı. G7 ülkelerinin bu kararını değerlendiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, G8'in resmi olmayan bir kulüp olduğuna dikkat çekerek, "Kimsenin elinde üyelik kartı yok, dolayısıyla kimse Rusya'yı bu kulüpten kovamaz" dedi.

    Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD'den oluşan sanayileşmiş ülkeler grubu G7'nin liderleri, Haziran ayında Brüksel'de toplandı. Toplantının ana gündem maddesi, Ukrayna kriziydi. G7 liderleri, Ukrayna'daki yeni yönetimin arkasında olduklarını açıkladı, Rusya'ya ise yeni yaptırım sinyali verildi.

    MH17 NO'LU MALEZYA UÇAĞI, UKRAYNA KRİZİ VE RUSYA

    Temmuz ayına gelindiğinde, doğu Ukrayna'da yaşanan çatışmalarda ölenlerin sayısı, bini geçmişti. Ayın 17'sinde ise, Ukrayna'daki krizi uluslararası boyuta büründüren bir gelişme yaşandı. Amsterdam-Kuala Lumpur seferini yapmak üzere Hollanda'dan havalanan MH17 numaralı Malezya yolcu uçağı, doğu Ukrayna üzerinde düşürüldü. Uçaktaki, çoğu Hollanda vatandaşı olan 298 kişi yaşamını yitirdi.

    Malezya uçağının düşürülmesiyle, Batı, dikkatini Ukrayna üzerinde daha da yoğunlaştırdı. Kiev yönetimi ve Batılı devletler, Malezya uçağının doğu Ukrayna'daki milisler tarafından düşürüldüğünü ileri sürdü ve Rusya'yı suçladı.
    Ancak ortaya çıkan yeni kanıtlar, şüpheleri Ukrayna ordusu üzerinde yoğunlaştırıyor. Yılın son günlerinde ortaya çıkan Ukraynalı bir görgü tanığı, yolcu uçağının, Ukrayna ordusuna ait bir savaş uçağı tarafından düşürüldüğünü ileri sürdü. Rusya Soruşturma Komitesi tarafından da sorguya alınan görgü tanığının ifadesi, yalan makinesi ile doğrulandı.

    MH17 sefer numaralı uçağın düşme nedeni, Hollanda başkanlığında oluşturulan soruşturma komisyonu tarafından incelenmeye devam ediyor.

    RUSYA'NIN YAPTIRIMLARA YANITI: GIDA AMBARGOSU

    Ağustos ayına gelindiğinde Moskova yönetimi, kendine Ukrayna krizi gerekçesiyle yaptırım uygulayan devletlere, ekonomisini koruma amacıyla gıda ambargosu uygulama kararı aldı. Buna göre ABD, Avrupa Birliği, Avustralya, Norveç ve Kanada'dan gıda ve tarım ürünü alımı, bir yıl süreyle durduruldu. Avrupa Birliği'nin, yaptırımlar nedeniyle 40 milyar euro kaybettiği belirtiliyor.

    RUSYA-NATO İLİŞKİLERİNDE GERİLİM

    NATO ve Kiev yönetimi, yılın farklı dönemlerinde, Rusya'yı doğu Ukrayna'ya askeri birliklerini sokmakla suçladı. Hiçbir zaman kanıtlanamayan bu suçlamalar, "anlık gündem yaratan" iddialar olarak kaldı.

    Diğer yandan Moskova, doğu Ukrayna'da gönüllü savaşan Rus askerler olduğunu gizlemedi. Doğu Ukrayna'da, Avrupa'dan gönüllü askerlerin de savaştığı biliniyor.

    Bu gelişmeler olurken, NATO üyesi 28 ülkenin liderleri, Eylül ayında Galler'de yapılan zirvede toplandı. NATO liderleri Ukrayna'nın yanında oldukları mesajı verirken, Rusya'ya da geri adım atma uyarısı gönderdi. Galler zirvesinde NATO, Doğu Avrupa'daki askeri varlığını güçlendirme kararı aldı. Rusya bu hamleyi, "NATO, Ukrayna krizini bahane ederek Rusya kapılarına dayanmaya çalışıyor" şeklinde yorumladı.

    RUSYA'DAN YENİ ASKERİ DOKTRİN

    Yılın son günlerine doğru, Ukrayna'dan Rusya-Batı ilişkilerindeki gerilimi artırabilecek bir adım geldi. Ukrayna parlamentosu Verhovna Rada, ülkenin askeri ittifaklar dışında kalmasını öngören "tarafsızlık statüsünü" iptal etti. Rusya'yla NATO ülkeleri arasında, bir zamanlar "tampon devlet" olarak duran Ukrayna, böylece, NATO'ya üye olabilir duruma geldi.

    Bu gelişmenin hemen arkasından Rusya, askeri doktrinini yeniledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından imzalanan yeni askeri doktrinde, NATO'nun Doğu Avrupa'da genişlemesi, Rusya'ya yönelik en büyük dış tehdit olarak gösterildi.

    MOSKOVA'NIN UKRAYNA'DAKİ KRİZLE İLGİLİ SİYASİ ÇÖZÜM ÇABALARI

    Haziran ayına gelindiğinde Ukrayna kriziyle ilgili önemli bir buluşma yaşandı. Normandiya çıkarması'nın 70'inci yıldönümü nedeniyle Fransa'da düzenlenen etkinlik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Pyotr Poroşenko'yu aynı masada buluşturdu. İlk kez bir araya gelen ikili, Fransa ve Almanya liderlerinin eşliğinde Ukrayna'daki krizini konuştu. Putin ve Poroşenko, akan kanın durması için, Ukraynalı tarafların çatışmalara bir an önce son vermesi gerektiği konusunda aynı fikirde olduklarını açıkladı. Rusya, Ukrayna, Almanya ve Fransa liderlerini bir araya getiren dörtlü zirve, "Normandiya formatı" olarak diplomasi literatüründeki yerini aldı.

    Rusya, Ukrayna krizinin siyasal çözümü için yoğun çaba harcadı: Ukraynalı taraflar, Moskova ve AGİT'in arabuluculuğunda, Belarus'un başkenti Minsk'te bir araya geldi. Eylül başında yapılan Minsk toplantısı sırasında, Rusya lideri Putin'in girişimleriyle oluşturulan bir ateşkes anlaşması imzaladı. Anlaşma aynı zamanda Ukraynalı taraflar arasında tutsak takası yapılmasını ve doğu Ukrayna'daki bazı bölgelere özel statü verilmesini öngörüyordu. İlk haftalarda durgun görünen doğu Ukrayna'da ateşkes, sonraki haftalarda sık sık delinmeye başladı.

    RUSYA, YENİ PAZARLARA KAPILARI ARALADI

    Ağustos ayında Batı'dan gıda ürünü alımını durduran Rusya, yerli üretimin yanı sıra, yeni üretici devletlere de yöneldi. Gıda pazarındaki boşluğu doldurmak için Avrasya, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerine yönelen Rusya, Türkiye'ye de yeni pazarların kapısını açtı. 2014 yılında Türkiye'den Rusya'ya süt ürünleri ve beyaz et ihracatı başladı.

    MOSKOVA-PEKİN YAKINLAŞMASI

    Rusya'yla Batı arasındaki "Ukrayna nedenli yaptırım savaşları", Moskova'nın Asya'ya yönelmesine neden oldu. Moskova-Pekin ilişkileri, Mayıs ayında imzalanan 400 milyar dolarlık doğalgaz anlaşmasıyla ayrı bir boyuta büründü. Rusya'dan Çin'e otuz yıl süreyle yılda otuz sekiz metreküp doğalgaz gönderilmesini öngören anlaşma aynı zamanda, Gazprom'un imzaladığı en pahalı anlaşma olarak kayıtlardaki yerini aldı. Pekin yönetimi ayrıca, yaptırımlar ve petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle zor günler geçiren Rusya'ya, ekonomik açıdan yardım edebileceğini duyurdu. Rusya, Çin dışında; Güney Kore, Hindistan, Vietnam ve diğer Asya ülkeleriyle de yıl boyunca aktif bir diyalog yürüttü.

    PUTİN HER YERDE: KÜBA, HİNDİSTAN, ARJANTİN, BREZİLYA…

    Moskova'yla Batı arasında soğuk rüzgarlar eser ve ABD'nin, Rusya'yı yalnızlaştırma çabaları sürerken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Temmuz ayında Latin Amerika turuna çıktı. Rus lider, Küba, Nikaragua, Arjantin ve Brezilya'yı ziyaret etti.

    İlk olarak Küba'ya giden Putin, burada yaptığı basın açıklamasında, "Rusya dış politikasının en önemli ve gelecek vaat eden unsurlarından biri de Latin Amerika'yla işbirliğidir" diye konuştu.

    Rusya lideri Putin'in, Temmuz ayında gerçekleşen Latin Amerika turu sırasında, bir dizi hükumetlerarası anlaşma imzalandı. En ses getiren anlaşmalardan bazıları, Rusya'nın Arjantin'le imzaladığı nükleer enerji anlaşmaları oldu.
    Rusya Devlet Başkanı Putin, Latin Amerika'nın ardından, BRICS zirve toplantılarına katılmak için Brezilya'ya uğradı.

    Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan gelişen ekonomiler grubu BRICS, küresel finans sisteminde daha etkin rol oynama kararı aldı. Buna göre zirvede; 100 milyar dolar sermayeli yeni bir kalkınma bankası kurulması kararlaştırıldı. BRICS Uluslararası Para Fonu'na alternatif olarak da, bir döviz rezervi fonunun kurulmasına karar verildi.

    BRICS zirvesi sonrasında açıklanan ortak bildiride uluslararası politikada öne çıkan konulara da değinildi: İran'ın barışçıl nükleer enerji kullanma hakkına vurgu yapıldı; Suriye'de devam eden çatışmaların son bulması yönünde çağrı yapıldı; İsrail yönetiminin Filistin topraklarında yeni yerleşim yerleri kurması da kınandı.

    AVRASYA'YLA BÜTÜNLEŞME

    2014 yılında, Avrasya'daki bütünleşme süreci son etaba girdi. Rusya, Belarus ve Kazakistan'dan oluşan Avrasya Gümrük Birliği'nin kurucu anlaşması, Mayıs ayında imzalandı. Anlaşma, üye devletlerin ortak bir pazar yaratmasını ve ortak bir ekonomi politikası oluşturmasını öngörüyor.

    1 Ocak itibarıyla yürürlüğe girecek olan Avrasya Ekonomik Birliği, üye devletlerin toplam yüz ölçümü bakımından, Avrupa Birliği'nden dört kat daha geniş bir alan kaplıyor.

    Avrasya Ekonomik Birliği, resmi olarak faaliyete geçmesinden kısa bir süre önce ilk genişleme adımını da attı. Ermenistan ve Kırgızistan'ın birliğe üye olmasını öngören anlaşmalara imza atıldı. Ermenistan, 2 Ocak itibarıyla Avrasya Ekonomik Birliği'nin resmi üyesi olacak; Kırgızistan'ın ise üyelik için Mayıs ayını beklemesi gerekiyor.

    ANKARA'YLA ORTAKLIK

    2014 yılı, Moskova'nın Ankara'yla olan ilişkileri açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl oldu. Avrupa Birliği'ne aday ülke olan Türkiye, Rusya'ya uygulanan Batı yaptırımlarına destek vermedi. Ankara'nın bu tavrı Moskova'da övgüyle karşılandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, "Türk ortaklarımız çıkarlarını başka ülkelerin siyasi hırsları uğruna heba etmeyi reddetti. Bunun gerçek anlamda iyi düşünülmüş ve ileriye dönük bir politika olduğunu düşünüyorum" yorumunda bulundu.

    Türkiye-Rusya ilişkilerinin 2014 ajandasına yansıyan en önemli gelişmeyse Rus lider Putin'in Ankara ziyaretiydi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Aralık ayının ilk günü Ankara'ya geldi. Putin ziyareti sırasında, gündemdeki sıcaklığını yıl sonuna kadar koruyan sürpriz bir karar açıkladı. Rusya lideri, Rus doğalgazını, Ukrayna'yı bypass ederek Avrupa ülkelerine ulaştıracak Güney Akım gaz boru hattı projesini durdurduklarını ilan etti. Güney Akım projesinden Avrupa Birliği'nin engellemeleri nedeniyle vazgeçtiklerini ifade eden Putin, yeni bir projenin de haberini verdi: Türkiye'de inşa edilecek yeni bir doğalgaz boru hattı projesi için anlaştıklarını duyurdu.

    Rusya ve Türkiye, "Türk Akım" olarak da anılan bu yeni boru hattıyla ilgili görüşmelere devam ediyor. Proje gerçekleşirse, Rus doğalgazı Avrupa'ya Türkiye üzerinden dağıtılabilecek. Rusya'nın yeni projesi Türkiye'yi, "enerji üssü olma" hedefine de yaklaştıracak.

    Rusya ve Türkiye arasında ticaret hacminin artırılması amacıyla da önemli bir adım atıldı. Ticaret önünde duran, kota ve sertifikasyon gibi engellerin kaldırılması için bir çalışma grubu kuruldu. 2015 yılının Rusya ve Türkiye için, bariyerlerin kalktığı bir yıl olması bekleniyor.

    MOSKOVA PLATFORMU: SURİYE KRİZİNE SİYASAL ÇÖZÜM ARAYIŞLARINDA RUSYA DÖNEMİ

    2014 yılında Rusya, Ukrayna'nın yanı sıra, Ortadoğu'daki krizlerle ilgili de aktif bir politika sürdürdü.

    Rusya'nın sürdürdüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda, çatışan Suriyeli taraflar arasındaki barış görüşmelerinin yeni adresi, Cenevre'deki müzakerelerin sonuçsuz kalması ardından, Moskova'ya kaydı. Suriyeli muhalifler ve Şam yönetimi arasındaki görüşmelerin yeni turu, Ocak ayı sonunda Rusya'nın başkenti Moskova'da başlayacak. "Moskova platformu" olarak gerçekleşecek barış görüşmelerine, Suriye hükumeti ve muhalefetinden yirmiye yakın ismin katılması bekleniyor.

    Rusya ve BM'nin öncülüğünü yaptığı Moskova platformu, "Halep ve birkaç bölgede ateşkes ilan edilmesi, ardından ateşkes bölgelerinin artırılması ve geçiş hükümeti kurulması" aşamalarını kapsıyor.

    MOSKOVA'NIN, IŞİD'LE MÜCADELEDE TAVRI NE OLDU?

    Ortadoğu'da barış ve istikrarı tehdit eden terör örgütleriyle ortak ve kararlı bir şekilde mücadele edilmesinden yana olan Rusya, IŞİD tehdidiyle mücadele eden Irak yönetimine askeri destek veren ilk ülke oldu. ABD Irak'a askeri jet sevkiyatını geciktirirken Moskova yönetimi, Bağdat'a askeri jet, helikopter ve çok sayıda silah ulaştırdı. Dönemin Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Rusya'dan alınan jetlerin IŞİD'le mücadelede önemli bir avantaj kazandıracağını açıkladı.

    Rusya, ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası koalisyonun IŞİD'e yönelik operasyonlarına ise mesafeli durdu. Koalisyona katılmayan Rusya, ABD öncülüğündeki ülkelerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına dayanmayan askeri operasyonlarının hukuka aykırı olduğuna savunuyor. Böyle bir adımın bölgede kaosu artırabileceğinden endişe eden Moskova yönetimi, Suriye'de topraklarındaki IŞİD hedeflerine düzenlenen operasyonlarda, Şam yönetimiyle işbirliği yapılmasının şart olduğunu da belirtiyor.

    FİLİSTİN'E DESTEK

    Moskova, 2014 yılında, Filistin sorunuyla ilgili siyasal çözüm sürecine de destek verdi.

    Aralık ayında, Filistin'in devlet olarak tanınmasını öngören bir karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi'ne sunuldu. Filistin yönetimi tarafından sunulan tasarı, Filistin topraklarındaki İsrail işgalinin 2 yıl içinde sonlandırılmasını ve Filistin'in, 1967 sınırlarına göre bağımsız bir devlet olarak tanınmasını öngörüyordu.

    Rusya, 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi'nde yılın son günü oylanan tasarı için evet oyu verdi. Ancak tasarı, ABD ve Avustralya'nın hayır oyları ve 5 üyenin çekimser kalması nedeniyle benimsenmedi.

    Rusya yönetimi, Filistin sorunuyla ilgili düzenlenmesi planlanan uluslararası konferansa Moskova'nın ev sahipliği yapmayı da önerdi.

    RUSYA, AFRİKA VE EBOLA

    BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan Rusya, 2014 yılında, Afrika'daki krizlerin çözümü için gösterilen uluslararası çabalara verdiği desteği de sürdürdü.

    Rusya, Batı Afrika'da binlerce insanın canını alan Ebola salgınına da en hızlı tepki veren devletlerden oldu. Ebola salgınının görüldüğü Afrika ülkelerine virüs uzmanları ve mobil laboratuvarlar gönderen Rusya, Ebola için aşı geliştirme çalışmalarını da sürdürdü. Moskova, Ebola'yla mücadele için 20 milyon dolar ayırdı.

    Dünya Sağlık Örgütü'nün yılın son günlerinde açıkladığı verilere göre, Ebola virüsünün yol açtığı hastalık nedeniyle 6 bin 500'den fazla kişi yaşamını yitirdi.

    Etiketler:
    NATO, Filistin, Çin, Ukrayna, Avrasya, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın