11:21 18 Eylül 2020
Canlı Yayın
    Rusya
    URL'yi kısaltın
    0 122
    Abone ol

    Rusya'da koronavirüse karşı geliştirilen ve 'Sputnik V' ismi verilen aşının geliştirildiği Gamaleya Merkezi Direktör Yardımcısı Denis Logunov, aşının bulunma süreciyle ilgili olarak "Bu asla 5 ayın emeği değil. Bu, onlarca yıla yayılan bir emek" ifadelerini kullandı.

    Gamaleya Merkezi Direktör Yardımcısı Denis Logunov, koronavirüse karşı üretilen 'Sputnik V' aşısının üretim süreciyle ilgili olarak açıklamalarda bulundu. 

    Sputnik'e konuşan Logunov, aşıya yöneltilen eleştirilere de yanıt vererek, aşının 'Adenovirüs vektörlerine dayalı hazır platformlar' üzerinde geliştirildiğini belirterek "Bu asla 5 ayın emeği değil. Bu, onlarca yıla yayılan bir emek" ifadelerini kullandı. 

    Logunov'un aşıyla ilgili açıklamaları şu şekilde:

    Geçen Pazar günü klinik araştırmaların sonuçlarını Sağlık Bakanlığı’na teslim ettiniz. Sonuçlar henüz yayınlanmadı. Bu araştırmaların ana bulguları nelerdir?

    Aşının güvenliği ve etkinliğiyle ilgili tam kapsamlı klinik öncesi çalışmalar yaptık, ardından 2 klinik araştırma gerçekleştirdik. Sağlıklı gönüllülerin katılımıyla gerçekleştirilen bu araştırmalar sırasında, aşı güvenlik ve bağışıklık sağlayıcılık göstergeleri açısından incelendi. Bu araştırmalar sonucu aşı, iyi bir güvenlik profili ve yüksek bağışıklık sağlayıcılık gösterdi.

    Elde edilen somut gösterge ve sayıları alırsak gönüllülerdeki antikorların ortalama geometrik titresi 14.000’de 1’den fazlaya, yaklaşık 15.000’ten 1’e ulaştı. Gönüllülerin yüzde 100’ünde serokonversiyon oldu. Serokonversiyon, bir kişide antikor titre sayısının başlangıçtaki göstergelere göre en az 4 kat daha fazla artması demek. Ayrıca virüsü etkisiz hale getirme potansiyeline göre humoral bağışıklık parametreleri, yani antikorların doğrudan virüsü etkisiz hale getirme potansiyeli değerlendirildi.

    'Aşı yapılan tüm gönüllülerde virüsü etkisiz hale getiren antikorlar geliştirildi'

    Sıvı veya kuru halde olsun, aşı yapılan tüm gönüllülerde virüsü etkisiz hale getiren antikorlar tespit edildi. Aynı zamanda hücresel bağışıklık tepkisinin çeşitli göstergeleri, özellikle de antiviral bağışıklığın çok önemli bir parametresi olan sitotoksik lenfositler analiz edildi. Virüsün bulaştığı hücreleri vücuttan atma yeteneğine sahip sitotoksik lenfositler tüm gönüllülerde tespit edildi. Böylelikle bağışıklık sağlayıcılık açısından, çok iyi sonuçlar elde etmiş olduk.  Güvenliğe gelince, ateş ve enjeksiyonun yapıldığı yerde ağrı şeklinde kendini gösteren beklenen yan etkiler gönüllülerin sadece bir kısmında gözlemlendi. Bununla ilgili somut rakamlar kısa süre içinde yayınlanacak.

    Birinci ve ikinci aşamalarda testlere kaç kişi katıldı?

    Birinci ve ikinci aşamalara 38’er kişi katıldı, yani toplamda 76 kişi. İki protokolü birbirinden ayıran husus, aktif madde açısından aşı aynıydı ama birleştirici biçimleri farklıydı. Biçimlerden biri liyofilizasyon yöntemiyle kurutulan, diğeri dondurulan. Aktif madde aynı, aşı biçimi farklı. Bu yüzden 76 kişi.

    Gönüllülerin yaş dağılımı ne durumda?

    Birinci ve ikinci aşamalar için gönüllüler, 18-60 yaş grubundan seçiliyor.

    Basında sıkça güvenilir ve güvenli bir aşı oluşturma sürecinin en az 1.5 yıl sürdüğü tekrarlanıyor. Gamaleya Merkezi bilim insanlarının 5-6 ay gibi çok kısa sürede aşı geliştirmeyi nasıl başardığını açıklayabilir misiniz?

    Aşıyı ‘sıfırdan’ kısa sürede geliştirmeyi başardığımızı söylemek doğru değil. Adenoviral vektör teknolojisinin geliştirildiği günden uygulanmaya başladığı güne kadar tam 40 yıl geçti. Bu 40 yıl içinde teknolojik platform oluşturuldu. Bu platform, 5. olsun veya 26. serotip vektörü temelinde olsun on binlerce kişi üzerinde test edildi. Toplamda, 2015’ten bu yana Gamaleya Merkezi tarafından geliştirilen adenovirüs vektörlerine dayalı aşılarla 3 binden fazla kişi aşılandı. Yani bu, asla 5 ayın emeği değil. Bu, onlarca yıla yayılan bir emek.

    Adenovirüs vektörlerine dayalı aşılar sadece Rusya’da değil, Çin’de, CanSino şirketi tarafından da geliştirildi. Johnson & Johnson da adenovirüs vektörleriyle çalışıyor. Bunların başında Ebola’ya karşı geliştirilen aşılar geliyor. Bunlar bilinen platformlar ve klinik testler sırasında iyi araştırıldı. Adenovirüs vektörlerine dayanan bu platformların güvenliği lehine klinik test sonuçlarının dışında şunu da ekleyebiliriz ki, hepimizin adenovirüsleri var ve kimsenin hiçbir zaman somatik hastalık şeklinde bir etkisi olmuyor.

    Amerikalılar, insanlara 4. ve 7. serotip adenovirüs aşılamak konusunda oldukça büyük çalışma gerçekleştirdi. ABD Ordusuna katılan tüm yeni askerlere adenovirüs aşılıyorlar. Aşılanan 100 binden fazla kişi üzerinde yapılan geriye dönük korelasyon çalışması herhangi bir sapma ortaya çıkarmadı. Ayrıca milyonlarca yıldır adenovirüsle yaşıyoruz, adenovirüs enfeksiyonlarından sonra somatik patolojilerle hiçbir ilişki yok. Üstelik biz canlı adenovirüslerle değil, adenovirüs vektörleriyle, yani genomlarının belli parçaları silinen ve insan hücrelerinde çoğalma yeteneğine sahip olmayan virüslerle çalışıyoruz. Yani hem adenovirüslerle yaşamak korkutucu değil hem de çoğalma yeteneğine sahip olmayan vektörlerle yaşamak tamamen güvenli. Bu sözlerimi, bu vektörlere yönelik yapılan on binlerce araştırma, sayısız klinik araştırma doğruluyor.

    Adenovirüs vektörlerine dayalı olan bu hazır platformlar hızlı bir şekilde yeni ürünler oluşturma fırsatını veriyor. İlgi duyulan bir gen, mevcut durumda, koronavirüsün S-proteinini, yani SARS-COV-2 koronavirüsünün ‘tacını’ oluşturan dikeni kodlayan gen hızlı bir şekilde klonlanabiliyor. Bağışıklık oluşturmak için bu proteinin vücudun içine iletilmesi gerekiyor. İşte genin sentezi ve vektör şeklinde klonlanması, işin en hızlı kısmı. Adenovirüslerin araştırılması, adenoviral vektörlerin incelenmesi ve üretimi, teknolojik platformun oluşturulması ile ilgili daha önce bahsettiğim her şey ise onlarca yıl demek. Bu nedenle hikayenin kısa olduğunu söylemek doğru değil. Hikayenin kısa kısmı, teknolojik platformu elde ettiğimiz andan itibaren başlıyor.

    'Uluslararası dahil tüm normlara uygun olması için protokol üzerinde çalışmaya devam ediyoruz'

    Diğer aşılar ya 26. ya da 5. adenovirüs kullanıyor. Rus aşı ise her ikisini kullanıyor. Bunun nasıl çalıştığını daha ayrıntılı bir şekilde anlatır mısınız?

    Ulusal aşılama takvimine bakarsanız, birçok aşının artırıldığını görürsünüz. Yani aşıyı bir kez yapıyorsunuz, sonra ikinci, üçüncü ve öyle devam ediyor. Bu neden yapılıyor? Sadece yüksek bir bağışıklık tepkisi oluşturmak için değil, aynı zamanda bu cevabın uzamasını sağlamak için, güvenilir bir bağışıklık hafızası oluşturmak için. Bu çok genel biyolojik bir şey. Ekonomiyi saymazsak, sadece sağduyuyu, bağışıklık cevabının süresini ve seviyesini önemsersek bu durumda ‘prime-boost’ bağışıklık kazandırma stratejisi, yani iki veya daha fazla aşının yapılması her zaman daha iyi. Farklı vektörlerle prime-boost aşı yapma şu basit sebepten dolayı gerekir: ilk enjeksiyondan sonra vektöre karşı da bağışıklık cevabı oluşacak, ikinci aşılamada aynı vektörü enjekte ederseniz oluşan anti-vektörel bağışıklık bu aşının etkinliğini azaltacak. Bu yüzden bağışıklık cevabının tanımlamayacağı bir vektör taşıyıcıyı kullanıyorsunuz. Böylelikle bağışıklık sistemi farkına varmadan istediğiniz geni hedefe ulaştırmakta ve hedef antijene karşı bağışıklık tepki oluşturmakta başarılı oluyorsunuz. İşte bu kadar, çok karmaşık ve zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle bağışıklık tepkisinin etkinliğini ve süresini düşünüyoruz ve farklı vektörlerle prime-boost aşılama bu anlamda en iyi çözüm.

    Aşınız geçici tescil aldı. Bu ne anlama geliyor?

    Geçici tescil ne için lazım, bu mekanizma neden icat edildi? Önümüzdeki 1.5 yıl boyunca sağlıklı gönüllüleri korumayı planlamıyoruz, değil mi? Risk grubuna girmeyen, yani büyük ihtimalle hastalığı hafif şekilde geçecek veya hiç hastalanmayacak 40 bin, 50 bin sağlıklı gönüllü toplayabiliriz. Eğer amaç onları korumaksa, aşının incelenmesi için daha fazla zamana ihtiyaç olduğu yönündeki eleştiriler haklı. Eğer aralarında risk gruplarının, yani enfeksiyon sonucu ya sakat kalacak ya da ölecek insanların da bulunduğu genel nüfusla çalışacaksak bu durumda aşıyı çok katı koşullar ve kısıtlamalar altında makul bir süre içinde dolaşıma sokmaya izin verecek bir mekanizmaya ihtiyaç var. Katı koşullar ne demek? Bu, her tüp bir QR koduyla kodlanıyor demek. Tüm hastanelerde yapılan aşıları kesin kayıt altına alan ve gönüllülerde tüm yan etkileri kayıt altına alan bir uygulama olacak.  Aşı yapılan her bir gönüllü, bu uygulamada kendini nasıl hissettiğine dair rapor tutabilecek.

    Söz konusunun zorunlu toplu aşılama olmadığının altını çizmek istiyorum, aşı yapma veya yapmama kararını herkes kendisi verecek.

    Üçüncü aşamaya kaç kişi katılacak?

    Nihai rakam üzerinde görüşmeler devam ediyor, ama araştırmanın yaklaşık 30-40 bin kişi kapsayacağını söyleyebilirim. Protokolün nihai, son şekli henüz onaylanmadı. Bu araştırma kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönünde fikirler ve anlayış var. Seçeneklerden biri, bağışıklık sağlayıcılık parametrelerinin değerlendirildiği klinik testlere 2 bin, epidemiyolojik etkinliğin değerlendirildiği gözlem çalışmalarına ise 28 bin gönüllünün katılmasını öngörüyor. Halihazırda, uluslararası dahil tüm normlara uygun olması için protokol üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

    Klinik araştırmaların farklı aşamaları birbirinden ne kadar farklı?

    Bizim ülkede, Rusya mevzuatında 1, 2, 3. aşama diye bir kavram yok. Bu, uluslararası düzenlemede kullanılan sembolik bir tanım. Birinci aşama, güvenlik değerlendirmesidir, nadiren saf halde yapılır. Bu aşamaya 2-8-10-15, bazen 20 kişi katılabiliyor. Aşıların araştırıldığı koşullarda, gönüllüleri sadece güvenlik açısından test etmek, bağışıklık sağlayıcılığı incelemek için kan örneği almamak çok saçma bir fikir. Bu nedenle sıkça aşılarda klasik ilk aşama ve sadece güvenlik değil aynı zamanda etkinlik değerlendirilmesinin yapıldığı ikinci aşama birleştiriliyor. Bu aşamada, aşıların etkinliği bağışıklık sağlayıcılığına göre değerlendiriliyor. Yani birleştirilen 1-2. aşamada güvenlik ve bağışıklık sağlayıcılığı, düzenleyici ve uzmanların size söylediği tamamen farklı parametrelere göre belirliyorsunuz. Üçüncü aşama sırasında, epidemiyolojik etkinlik değerlendiriliyor. Aşı yapılmış kohortun aşı yapılmamış kohorta göre ne kadar daha koruma altında olduğunu değerlendirmelisiniz.

    Ayrıca şunu kaydetmek isterim ki, zorunlu klinik öncesi araştırma programı başarıyla tamamlanmadan klinik testlere geçilemez. Bu program, hayvanlar üzerinde geniş kapsamlı güvenlik ve bağışıklık sağlayıcılık araştırmaları demek. Bu olmadan insanlar üzerindeki testlere geçilmesi mümkün değil. Tüm ilaçlar mutlaka çok sayıda hayvan: Fare, tavşan, maymun üzerinde test ediliyor. Yani klinik araştırmalara geçme kararı almadan önce bunları hepsini yaptık. Bununla birlikte misal FDA (U.S. Food and Drug Administration, ABD’nin ilaç dolaşımı alanındaki temel düzenleyici), iyi araştırılmış platform teknolojilerinin özel bir kısaltılmış klinik öncesi test prosedürünü izleyebileceğini söylüyor. Platformumuz iyi araştırılmış olmasına rağmen biz, klinik öncesi araştırmaları iki primat türü, tavşanlar, fareler, sıçanlar, kobaylar, hamsterler üzerinde olmak üzere baştan sona kadar başarıyla gerçekleştirdik. Yani FDA’nın tanıdığı kolaylığa başvurmadık. Johnson & Johnson, Moderna, AstraZeneca bu kolaylıktan yararlandı mı, bilmiyorum.

    Araştırmanın üçüncü aşaması neden geçici tescil alındıktan sonra yapılacak?

    Geçici tescilin anlamı, risk grupları için bu aşıya erişim sağlamak ve böylelikle insanları enfeksiyonun ağır etkilerine ve ölüme karşı korumak. Bununla birlikte aşının sivil dolaşımı sıkı bir kontrol altında yürütülecek ve bu geçici tescil her an askıya alınabilir.

    Üçüncü aşamanın amacı, kontrollü bir randomize araştırma kapsamında, daha fazla gönüllü üzerinde büyük ölçekli bir güvenlik ve etkinlik değerlendirmesidir. Bu, tüm test parametreleri için büyük miktarda istatistiksel veri elde etmek için gerekli. Ayrıca bu aşama, kalıcı tescile ilişkin kararın alınması için gerekli.

    Logunov, aşı ile ilgili bilimsel araştırmaların neden şimdiye kadar yayınlanmadığı ve Dünya Sağlık Örgütü’ne sunulmadığı, yönetim tarafından kendilerine bir baskı olup olmadığı, üretim kapasitesinin önümüzdeki yıl nasıl artıracağı konusunda da açıklamada bulundu.

    'Aşıyı tescilledikten sonra, önümüzdeki günlerde ilgili makale İngilizce olarak yetkili bir uluslararası dergiye verilecek'

    Tarafınıza yönelik Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) temsilcilerinden hiçbir bilimsel araştırma görmediklerine dair bir eleştiri geldi. DSÖ temsilcileri ile herhangi bir etkileşiminiz olup olmadığına dair bilgi verir misiniz?

    Aslında şöyle bir uygulama mevcut. Başta biz Sağlık Bakanlığı uzmanlarına sonuçları sunuyoruz. Bundaki amaç maksimum hızda güvenli ve etkili bir aşı elde etmekti ve bu başarıldı. Verilerin İngilizceye çevrilmesi ve bilimsel makalelerin yazılması süreci ise bundan sonra geliyor. Bu hem insanları kendilerine verilen görevden uzaklaştırmaz, hem de edindiğimiz verileri analiz eden uzmanlar üzerinde bir baskı yaratmaz. Bir şey yayınladığımızda bir bakıma bir şeyler gösteriyoruz, bizi görüyorsunuz. Yazı yayınladık, yazdıklarımızı alıntılıyorlar ve tartışıyorlar, bizi tescil edin gibi bir durum söz konusu oluyor. Yani Sağlık Bakanlığı tarafından değerlendirildikten sonra verilerin yayınlanmasına karar verilmesi tarafsız inceleme yürütülmesi olanağı veriyor. Bu nedenle şimdi, aşıyı tescilledikten sonra, önümüzdeki günlerde ilgili makale İngilizce olarak yetkili bir uluslararası dergiye verilecek. Editör ve hakemler tarafından uzman değerlendirmesinden geçecek. Burada bir-iki gün sonrasından bahsetmiyorum, bu vakit alacak bir süreç ancak her halükârda materyal hazırlandı ve bunu yayına vereceğiz. Eleştiren tarafların da en kısa zamanda bunun için bir dayanağı kalmayacak.

    'Yoğun, çok fazla çalışmamız ve kaliteli bir ürün çıkarmamız gerekiyor'

    Gamaleya Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Merkezi’nden uzmanlar aşıyı geliştirirken herhangi bir yönetim yapısının baskısına maruz kaldı mı?

    Hayır, yönetimimiz sadece yardım teklifinde bulundu. Şunun altını çizmek istiyorum: Geçici sertifika alan geliştirici, her taraftan çok sıkı bir kontrol mekanizması altında olmak suretiyle, kendini çok zor koşulların içerisinde buluyor. Bu sebeple, biliyorsunuz, sınırsız mutluluk durumu diye bir şey yok: “Yaşasın, başardık” durumu söz konusu değil. Yoğun, çok fazla çalışmamız ve kaliteli bir ürün çıkarmamız gerekiyor. Üzerimizde büyük bir sorumluluk var. Bir yandan doz sayısı peşindeyken, önceliğimiz de kaliteyi kaybetmemek ve insanların doğru, iyi bir aşıya ulaşmasını sağlamak. Baskı yapmak, ‘Hem daha fazla hem daha kaliteli aşı yapın’ demek aptalca. Böylesi işe yaramıyor, herkes de bunu anlıyor. Belirli bir üretim kapasitesi var, üretim yükü var. Ancak devlet başkanı, hükümet, Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF), enstitümüzün başkanı Aleksandr Gintsburg, üretim kapasitesini artırmak amacıyla maddi kaynak bulmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Bu baskı değil, aksine yardım.

    Üretim kapasitesini nasıl artırmayı planlıyorsunuz?

    Aşının seri üretimine Eylül 2020’de başlanması bekleniyor. Uluslararası olanlar da dahil olmak üzere, tüm üretim sahalarının faaliyet göstermesi durumunda üretim hacminin 2020 sonuna kadar 200 milyon doza çıkarılması planlanıyor.

    RDIF bu amaçla Alium şirketler grubu bünyesindeki, kendi portföy şirketleri olan P-Farm ve Binnofarm’ın tesislerinde aşının üretiminin başlatılmasını finanse ediyor. 

    Bunun yanı sıra RDIF, dünyadan aşıya yönelik büyük bir ilgi olduğunu görüyor ve Rusya’dakinden bağımsız olarak aşının 3. aşama klinik testlerini çeşitli ülkelerde gerçekleştirmeyi planlıyor. Bu ülkeler arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Brezilya ve Filipinler var. Ayrıca bir dizi ülkede de partnerlik çerçevesinde oralardaki ulusal varlık fonlarıyla seri üretime başlamayı planlıyor. Bu ülkeler arasında da Hindistan, Güney Kore ve Brezilya mevcut. Diğer yandan aşının Suudi Arabistan, Türkiye ve Küba’da üretim olasılığı üzerinde de çalışılıyor.

    BAE, Suudi Arabistan, Endonezya, Filipinler, Brezilya, Meksika ve Hindistan da dahil olmak üzere, 20’den fazla ülke Sputnik V’yi almakla ilgilendiklerini belirtti.

    'Merkezimizin bilim insanları hiçbir ihlale başvurmadı'

    Klinik Araştırma Kuruluşları Derneği (ACTO), Gamaleya Merkezi bilim insanlarını, kendi aşının bir prototipini kendine yapmakla suçladı. Onların sözlerine göre, bu uluslararası standartlara göre kaba bir ihlal. Bu suçlamalara tepkiniz ne?

    Merkezimizin bilim insanları hiçbir ihlale başvurmadı. Eğer gönüllüleri sokakta arasalardı ve rızalarını almadan ve sigortalarını yaptırmadan onlara aşı yapsalardı bir ihlalde bulunurlardı. Böyle yapsaydık, ACTO’nun dediği olurdu. Ama aşıyı geliştiren kişi, yaptığını kendine enjekte etme hakkına sahip ve bununla ilgili hiçbir düzenleme yok. Bunu kahraman olduğumuz veya meşhur olmak istediğimiz için yapmadık, çünkü bu insanlar kırmızı bölgede çalışıyorlardı, yani virüsle yüz yüzelerdi. Moskova’daki koronavirüs hastalarına ait plazmaların tümü bizden geçiyordu, bu plazmaların canlı virüse karşı etkinliğini kontrol etmek zorundaydık, yani personelimiz sürekli tehdit altındaydı. Üstelik bu insanların bir kısmı genç değil, bir kısmının bazı rahatsızlıkları var. Yani anladığınız gibi hikaye çok basit: yakın çevreyi koruma fırsatı var, her yönüyle araştırılan platform temelinde geliştirilen aşı var ve her birimiz kendi ve meslektaşlarımızın çalışma sonuçlarına güveniyoruz. Elimizde bu teknolojik platform temelinde oluşturulan çok aşı var, aralarından çoğu tescil edildi ve hiçbir sürpriz beklemiyorduk. Biz öncelikle kendimizi ve yakın çevremizi korumaya çalışıyorduk.

    Helsinki Bildirgesi de bunu hiçbir şekilde düzenlemiyor, sadece klinik araştırmalar prosedürünü düzenliyor. O sırada klinik testler yapmıyorduk. Yani klinik testler yapsaydık, insanlarımızı toplayıp, onlara aşı yapıp bunu klinik araştırmalar dosyasına kaydetseydik ACTO itirazlarında haklı olurdu. Zira bu ihlal olurdu. Ama işin aslı şu ki, tüm bunlar olmadı, bu sadece ucuz bir kavram oyunu.

    Lütfen bize koronavirüs için en etkili antikorları belirleyen testlerden bahsedin. Bu teknolojiyi eşsiz yapan özellik nedir? Bu testle ilgili planlarınız ne? Uluslararası patent alacak mısınız?

    Test, Gamaleya Merkezi’nde Dmitriy Şeblyakov ve laboratuvarı tarafından geliştirilen ELISA (enzime bağlı immünosorban testi) sistemine dayanıyor. Test, koronavirüsün S-proteininin reseptör bağlanma alanına karşı gelişen antikorları belirleme yöntemine dayanıyor. Mesele şu ki, virüsü etkisiz hale getiren antikorların, yani virüsü doğrudan etkisiz hale getirebilen antikorların büyük çoğunluğu sadece bu reseptör bağlanma alanına karşı oluşuyor. Yani bu testi kullanarak, canlı virüs üzerinde hiçbir deney yapmadan sadece ELISA tepkisine bakarak kan serumlarının virüsü etkisiz hale getirme yeteneğine sahip olup olmadığını yüksek bir ihtimalle belirleyebilirsiniz. Bu durum, olayı kolaylaştırıyor, zira virüsü etkisiz hale getiren tepki 5 günde belirlenebilirken bu test sayesinde 1 günde ortaya çıkarabiliyorsunuz. Hatta birincil tarama koşullarında, birkaç saat içinde oldukça aktif serumları veya söz konusu kan nakliyse oldukça aktif plazmayı seçebilirsiniz. Bu plazmayı hızlı bir şekilde muhafaza edebilirsiniz, yani 5 gün boyunca donör elinizde olacak. Sonra numuneleri, canlı virüsle çalışma fırsatı sağlayan bir laboratuvarda virüsü etkisiz hale getirme yeteneğine göre kontrol edebilir ve bu plazmaların veya serumların aktif olduğunu doğrulayabilirsiniz. Aynısı bağışıklık kazandırma için de geçerli. Vücutta oluşan toplam antikorlardan kaçınan virüsü etkisiz hale getirmede aktif olacağını görebilirsiniz.

    Aşı yapanlar ile koronavirüs geçirenlerde antikor oranlarında fark var mı? Varsa bu ne anlama geliyor?

    Halihazırda dünya genelinde, koronavirüs hastalığını geçirenlerin serum etkinlik seviyesi ile aşı yapan gönüllülerin seviyesi karşılaştırılıyor. Bu anlamda, aşı yapanlar lehine oldukça büyük fark söz konusu, çünkü aşılama sırasında vücut zehirlenme geçirmiyor, ağır seyreden hastalık yok, bu yüzden aşı yapanlarda antikor seviyesinin, hastalananlara göre daha yüksek olması şaşırtıcı değil. Hastalık geçiren birçok kişide antikorların oluştuğunu ama uzun sürmediğini biliyoruz. Aşı bu anlamda çok daha güvenilir.

    Koronavirüsü geçirmiş kişiler aşınızı yaptırabilir mi? Bu durumda istenmeyen bazı etkilerle karşılaşmak mümkün mü?

    Bu anlamda benim için kesinlikle bir sorun söz konusu değil. Zira her yıl grip aşılarımızı yeniliyoruz, hiç kimse bu konuda sorun olup olmadığını, bu yıl grip olduysa gelecek yıl tekrar aşı yaptırabilir mi, sormuyor. Bu konular kötü şöhretli ADE (antibody-dependent enhancement, antikora bağlı enfeksiyon yoğunlaşması) etkisinden kaynaklanıyor (virüsün tamamen nötrleştirici olmayan antikorlarla bağlanmasının bağışıklık hücrelerine sızmasına yol açan olay).

    Bu olay hakkında şu anda çok konuşuluyor, fakat aslında SARS koronavirüslerinde ve SARS-CoV-2’de, vektör aşısı ile aşılamadan sonra böyle bir yoğunlaşma olmuyor. Vektör aşılarını ele alacak olursak, aşılanan tüm hayvanlar hayatta kalıyor ve hastalanmıyor, tüm aşılanmamış hayvanlar ölüyor ya da aşılananlara göre çok daha fazla akciğer hasarı alıyor.

    Dolayısıyla vektör aşılarının kullanılması durumunda, saf haliyle solunum hastalığının güçlenmesine yol açacak herhangi bir ADE etkisi söz konusu değil. Bu durum elbette ki onun incelenmesine ve izlenmesine gerek olmadığı anlamına gelmiyor. Aslında geliştiriciler, aşılarını her seferinde çok çeşitli durumlarda ve çok çeşitli göstergeler açısından takip etmek zorunda, bu gösterge de dahil. Bu konuda dikkatli davranılmalı. Ancak günümüzde ADE etkisi ile ilgili hikaye çok fazla abartılmış durumda. Akciğerde eozinofili etkisi (bağışıklık hücrelerinin sayısında, ‘sitokin fırtınasına’ yol açan artış) inaktif (ölü) aşılarda görüldü, fakat vektör aşılarda görülmedi. Bu farklı bir aşı tipi.

    Ve hatta inaktif aşı ile aşılanmış hayvanlar da hayatta kaldı. Onlarda eozinofili vardı, hastalanıyorlardı fakat hayatta kalıyorlardı. Kontrol grubundaki hayvanlar da hastalanıyor, fakat ölüyordu. Dolayısıyla bu durumda bile solunum yolu enfeksiyonunun hangi yoğunlaşması söz konusu olabilir? Deneydeki hayvanlar korunmuş, kontrol grubundakiler ise korunmamış durumda. Başka hiçbir aşı olmasaydı ve akciğerimde hafif eozinofili oluşması pahasına bağışıklık kazanmak isteyip istemediğim sorulsaydı, eozinofiliyi seçerdim. Bu nedenle bu oldukça uydurma bir hikaye. Vektör aşılarında böyle bir şey hiç görülmediği için bunun bu kadar abartıp bir çeşit küresel sorun haline getirilmesi, bir parça abartılı reklam yapmış olmak anlamına gelir. Bu hikaye gerçekten de Dang humması aşısında ve diğer sıtma aşılarında mevcut. Ancak koronavirüste yok, bu hastalığı milyonlarca kişi geçirdi, fakat hiçbir ADE etkisi vakasına rastlanmadı. Dang hummasında olduğu gibi hastalığı geçiren kişilerin bir kez daha hastalanıp ölmeleri diye bir şey söz konusu değil. ADE etkisine dikkat edilmeli, takip edilmeli, sadece koronavirüs değil, tüm solunum yolu enfeksiyonları için olan aşılarda da takip edilmeli. Ancak bunun muazzam bir sorun olduğunu, şimdi ADE etkisi olduğunu ve nu nedenle aşının olmayacağını söylemek aptalca bir şey. Bundan bahseden kanıta dayalı tek bir bilimsel makale dahi görmedim.

    Aşınızdaki antikor titresinin çok düşük olduğu konusundaki eleştiriyi nasıl yorumlarsınız?

    Bu ya terminolojinin yanlış anlaşılması ya da basit bir kavram ikamesidir. Titrelerimiz muazzam. Neredeyse 15.000’de 1. medyada virüs nötralizasyon titresi, antikor titresi ile karıştırıldı. Tüm titreler talimatta belirtilmiş durumda. Eğer insanlar 15.000’de 1 titreyi görmeyip 50’de 1 yazıyorsa yorum yapılacak ne var ki? Eğer 15 binin az olduğunu yazsalardı, o zaman kendileri ile tartışabilirdim. Ama burada sadece uydurma ve bilgi saptırma olduğu için yorum yapılacak ne olabilir ki?

    Farklı ülkelerdeki klinik testlerin üçüncü aşamasının yürütülmesinde, uluslararası yorumcuların Rus aşısı hakkında konuşurken göz ardı ettiği herhangi bir metodolojik farklılık var mı?

    Biz her şeyi Rusya Federasyonu mevzuatına göre yapacağız. Birilerinin bizde bir şeylerin yolunda gitmediğine dair yorum yapacağından pek te endişelenmiyorum. Çünkü bizde bir şeylerin yolunda gitmediğine dair yorum yapacak birileri şöyle ya da böyle çıkacak. Rusya’da her türlü klinik araştırma, 61 sayılı Federal Yasaya göre yürütülür. Rusya Federasyonu'nda yaşayan hiçbir uzman, bir şeyler ihlal edilerek alınan sonuçları kabul etmez. Hatta protokolden, uzmanlar tarafından belgelenen ve tespit edilen minimum sapmalar olsa dahi araştırma doğrudan geçersiz ilan edilebilir ve engellenebilir. Buna göre geliştiriciler, söz konusu ihlallerin boyutlarına bağlı olarak sorumlu tutulabilir. Biz hukuk alanında çalışıyoruz ve ekspertizleri Rusya Federasyonu mevzuatına uygun olarak yapıyoruz. Rusya Federasyonu’nun mevzuatı birilerinin hoşuna gitmiyorsa o onların kendi sorunu.

    'Bu alandaki halka açık tüm bilimsel sonuçlardan yararlandık'

    Yorumcular uluslararası standartlara işaret ediyor ve bu aşıları geliştiren diğer ülkelerde bunun nasıl işlediğini anlamak istiyoruz. Kendi ülkelerinin standartlarına ve yasalarına göre mi, yoksa herkesin Rusya'ya dayattığı bu uluslararası standartlara göre mi çalışıyorlar?

    Aslına bakılacak olursa tüm standartlar aşağı yukarı uyumludur. Birçok ülkenin pazarlarını, üreticilerini korudukları, kendi topraklarında yabancı preparatların tescili için şartların bulunduğu ortada. Bu durumda Rusya, özel herhangi bir yoldan ilerlemiyor. Helsinki Bildirgesini takip ediyoruz. İtirazlar genelde, tescilin katı koşullar altında yapılmasına izin veren 441 sayılı hükümet kararıyla ilgili oluyor. Tescilin niçin ve hangi koşullarda yapılmasına izin verildiğini bugünkü sohbetimizin başında konuşmuştuk. Tüm eleştiriler, bu maddeye ve hükümetin kararnamesine yönelik eleştirilere dayanıyor. Ancak ben, bunun çok iyi bir kararname olduğu görüşündeyim. Aslına bakılırsa üreticilerin ellerini çözmeyip, bağlıyor, onları sıkı bir kontrol altına alıyor, ancak aynı zamanda belirli bir ölçüde özgürlük te tanıyor. Bu nedenle herhangi bir sorun görmüyorum. Eğer birilerinin canı hükümetin bu kararnamesini eleştirmek istiyorsa, harika. Dünyada farklı fikirlerin olması iyi bir şey olsa gerek.

    Rus aşısı geliştirilirken sadece Rus bilim insanları mı çalıştı, yoksa bazı yabancı meslektaşlar da aşının geliştirmesinde yer aldı mı?

    Hayır, somut olarak bu aşı, sadece Gamaleya Merkezi’nde geliştirildi, herhangi bir yabancı meslektaşımızla işbirliği yapmadık. Ancak teknolojinin kendisi, muazzam bir bilgi ve bilimsel çalışma deneyiminden oluşan katmandır. Doğal olarak dünyada pek çok kişi onunla çalışıyor, yayınlanan birçok çalışma var, bu çalışmaları inceliyoruz, onlar da bizim çalışmalarımızı inceliyor, bu ortak bir bilim alanı. Birçok araştırma bizden önce yapılmış durumda, biz yapmadık. Elbette ki biz, bu alandaki halka açık tüm bilimsel sonuçlardan yararlandık. Ancak doğrudan aşı geliştirme işi, aşının oluşturulması ve ölçeklendirilmesi, tüm bunlar sadece Rus bilim insanları tarafından yapıldı.

    Etiketler:
    Koronavirüs aşısı, açıklama, Röportaj, Denis Logunov, N.F. Gamaley Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Araştırma Merkezi, Gamaley Enstitüsü
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın