03:43 27 Ocak 2021
Canlı Yayın
    Rusya
    URL'yi kısaltın
    0 32
    Abone ol

    Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Sputnik’e verdiği demecinde 2020’de neler olduğunun genel bir değerlendirmesinin yanı sıra uluslararası politikada yaşanan en önemli olaylar, dünyanın Kovid-19 salgınından bir sonuç çıkarıp çıkarmadığı, ülkelerin bu ortak tehdide karşı güçlerini birleştirip birleştirmediği konusunda açıklamalarda bulundu.

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 2020 yılında yaşanan gelişmelere ilişkin Sputnik'e değerlendirmelerde bulundu.

    Lavrov, Biden ve yönetiminden Moskova’nın ne gibi beklentileri olduğu, Stratejik Saldırı Silahlarının Azaltılması Anlaşması’nın (Yeni START) ve Açık Semalar Antlaşması’nın uzatılmasının mümkün olup olmadığı sorularını yanıtladı.

    Sizce bu yıl dış politikada gerçekleşen en önemli olaylar, en önemli atılımlar, başarılar ve başarısızlıklar nelerdi? Uluslararası toplum koronavirüs pandemisinden bir ders çıkardı mı? Ülkeler arasında daha fazla bölünme mi yoksa iş birliğine yönelim mi gerçekleşti?

    Bu yıl uluslararası ilişkiler bakımından zor bir yıl oldu. Ne gibi sonuçları olduğunu özetleyecek olursak, büyük başarı ya da başarısızlık gibi kavramları ele almak oldukça güç. Bununla birlikte koronavirüs salgınının uluslararası siyaset ve diplomasiyi olumsuz etkilediği, küresel ekonomide derin bir krizi tetiklediği aşikâr. Küresel ekonomi şimdi uzun ve zorlu bir iyileşme süreciyle karşı karşıya. Diğer yandan halihazırda mevcut olan, terör, uyuşturucu kaçakçılığı ve başka uluslararası suçlar gibi tehlike ve tehditler de yerlerini koruyor. Uzun süredir devam eden krizler alevlenmeye devam etti, yeni gerginlik noktaları ortaya çıktı.

    Ne yazık ki devam eden Kovid-19 salgını da dahil olmak üzere, mevcut ortak sorunlar uluslararası toplumu bunları etkili bir şekilde ortadan kaldırmak konusunda birleştiremedi. Bunun başlıca nedeni, - bunu daha önce de birçok kez söylemiştik - ABD öncülüğündeki Batı’daki bir dizi ülkenin, diğer uluslararası aktörlerle yapıcı, eşit haklara dayalı iş birliğine hazır olmaması. Batılı meslektaşlarımız güç ile baskı kurmaktan enformasyon savaşına kadar, türlü gayrimeşru aracı aktif bir şekilde kullanmaya devam etti. BM Genel Sekreteri’nin ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin; dünyada insani anlamda mevcut olağanüstü durum ışığında, koronavirüse karşı mücadelede gerekli ilaç, donanım, gıda tedarikçileri ve ilgili finansal işlemler konusundaki yaptırımları askıya alma çağrılarını da görmezden geldiler. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in uluslararası ticarette ‘yeşil koridorlar’ oluşturulması girişimi de duyulmadı. Washington’ın tutumu da, küresel stratejik istikrar ve silah kontrolü mimarisinin çöküşü bağlamında iyimserlik katmadı.

    Bu koşullar altında biz de ulusal çıkarlarımızın düzgün biçimde korunması için gereken her şeyi yaptık, aynı zamanda yapıcı, birleştirici bir uluslararası gündemi teşvik etmeye, güvenliği tüm ölçütleriyle parçalanamaz kılmak için çalışmaya devam ettik. Putin’in bizzat gösterdiği çabalar sayesinde Dağlık Karabağ’da çatışmaların durdurulduğunu hatırlatırım. Suriye’deki krizin siyasi-diplomatik yolla istikrara kavuşması için aktif şekilde katkıda bulunduk. Libya içi karşıtlıkta mevcut olan çıkmazdan kurtulmak için gösterilen uluslararası çabalara katıldık.

    Dünyadaki durumu daha da iyiye götürmek için BRICS, ŞİÖ ve KGAÖ’deki başkanlıklarımızın potansiyelini azami düzeyde kullandık. Avrasya Ekonomik Birliği’ndeki (AEB) çeşitli entegrasyon projelerinin gerçekleştirilmesi ve Büyük Avrasya Ortaklığı’nın oluşumunda katkıda bulunduk.

    Elbette ki uluslararası kuruluşlar çerçevesinde de gayretli şekilde çalışmaya devam ettik. Özellikle de Rusya Devlet Başkanı (Vladimir Putin) BMGK’nın daimi beş üyesi arasında zirve gerçekleştirilmesi girişimini ortaya koydu.

    Salgının yarattığı kısıtlamalara rağmen, Avrasya, Afrika, Latina Amerika’da bulunan yabancı partnerlerimizin ezici çoğunluğuyla hem ikili hem de çeşitli çok taraflı platformlarda verimli biçimde etkileşim kurabildik.

    Uluslararası sağlık alanındaki liderlerden biri olarak Rusya, Kovid-19’la mücadelede gösterilen ortak çabalara büyük katkı sundu, etkilenen ülkelere önemli yardımlarda bulundu.

    2021 yılında da pragmatik ve sorumlu bir dış politika gütmeye, daha adil, daha demokratik ve çok kutuplu dünya düzeninin oluşması için katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Eskisi gibi, karşılıklı olarak fayda sağlayan iş birliğine, partnerlerimizin hazır olduğu ölçüde ve muhakkak Rusya’nın ulusal çıkarlarına saygı duyulması koşuluyla açık olacağız.

     Rusya’nın, Batı’nın ne diyeceğine bakmaya son verme vaktinin geldiğini söylemiştiniz. Bu uzun zamandır konuşulan bir konu olan Doğu’ya yönelme durumunun olacağı anlamına geliyor mu?

    Öncelikle şunun altını çizmek isterim: Hiç kimsenin ne diyeceğine bakmıyoruz. Ülke nüfusumuzun büyük bir kısmı topraklarımızın Avrupa kısmında yaşıyor olsa da, Rusya muazzam bir Avrasya, Avrupa-Pasifik gücü, İkinci Dünya Savaşı’nın sonucunda oluşmuş olan ve BM’yi merkez alan dünya düzeninin kilit garantörlerinden biri. Dış politikamız da çok vektörlü ve bağımsız. İstisnasız her yerdeki yabancı partnerlerimizle uluslararası hukuk ilkeleri, eşitlik, karşılıklı saygı ve çıkarların gözetilmesine bağlı olarak, iyi ilişkiler geliştirmekle ilgileniyoruz.

    Bunun yanında elbette küresel coğrafi ortamda meydana gelen yapısal değişiklikleri de hesaba katıyoruz. Küresel politika ve ekonominin odağı Avrupa-Atlantik’ten yükselen dünya merkezlerinin dinamik biçimde geliştiği Avrasya’ya kayıyor. Kendi asırlık geleneklerini dayanak alarak, ekonomik ve teknolojik anlamda egemenlik kazandılar ve bu alanlarda gelişmeye devam ediyorlar. Bağımsız bir dış politika izliyorlar. Bunun temelinde de çeşitli alanlarda etkileyici ilerlemeler kaydediyorlar. Bu bağlamda, Asya-Pasifik bölgesi ülkeleri de dahil olmak üzere, Doğu’daki ülkelerle karşılıklı fayda sağlayan ilişkiler geliştirmeye yönelik çizgimizin uzun vadeli ve stratejik nitelikli olması, ayrıca uluslararası konjonktürdeki dalgalanmalardan etkilenmemesi doğal görünüyor.

    Bugün Avrasya, sadece orada yaşayan halkların yararına kullanılabilecek ve kullanılması gereken muazzam bir kaynak potansiyeline sahip coğrafi bir alan olmayıp, aynı zamanda yeni ulaşım ve lojistik koridorları oluşturma, altyapı bağlantılarını geliştirme ve diğer çok taraflı iş birliği türleri açısından en dinamik şekilde gelişen bölgedir. Rusya burada ivme kazanan entegrasyon süreçlerinin uyumlu hale getirilmesinden yanadır. (Rusya) Devlet Başkanı (Vladimir) Putin’in Büyük Avrasya Ortaklığı’nı kurma girişimi de bu sorunu çözmeyi amaçlıyor. Bu yöndeki çalışmalar, Avrasya Ekonomik Birliği ve Çin’in ‘Tek Kuşak Tek Yol’ girişiminin kalkınma planlarının birleştirilmesi dahil olmak üzere çok enerjik bir şekilde yürütülüyor.

    Joe Biden yönetiminde Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Herhangi bir değişiklik olacak mı? Daha iyiye mi gider, daha kötüye mi?

    Ne yazık ki ABD ile giderek kötüleşen ilişkilerin yakında düzeleceği ve hatta istikrara kavuşacağı beklenemez. Amerika'yı kasıp kavuran Rus karşıtı histeri, yakında normale dönüş göreceğimize dair pek fazla şans bırakmıyor. Diyaloğumuz, Amerika’nın içinde yaşanan siyasi çekişmenin rehini oldu ve bu elbette yapıcı bir iş birliğinin tesis edilmesine katkı sağlamıyor.

    Yine de Rus-Amerikan ilişkilerinin hayata geçirilmemiş potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Son yıllarda bizim hatamız olmaksızın oluşan moloz yığınını kaldırmak kolay olmayacak, fakat bunun için çabalamalıyız. Ancak bunun için Amerikan tarafının da siyasi irade göstermesi gerekiyor.

    İkili gündemde, Washington'daki yeni yönetimin uğraşmak zorunda kalacağı, dış kuruluşların işleyişinin normalleştirilmesinden, insani vakaların çözülmesinden tutun, uluslararası güvenlik ve stratejik istikrar sorunlarına kadar bazıları acil nitelikte olan bir dizi mesele birikmiş durumda. Tüm sorunları tek bir hamlede çözmeye çalışmak zorunlu değil, ‘küçük adımlar’ mantığına göre etkileşimde bulunulabilir. Biz böyle bir çalışmaya hazırız. Ancak, bu çalışmanın Washington'un ‘daha güçlü olan haklıdır’ deyiminin mecrasında dayattığı Amerikan merkezli dünya düzeni temelinde değil, dürüstlük ve karşılıklı çıkarların gözetimi ilkeleri üzerine inşa edileceğini kabul ederek. Beyaz Saray'daki yeni ekibin Amerikan halkının çıkarlarını karşılayan bir seçim yapacağını ve Moskova ile diyalog kurmaya yönelik karşılıklı istek göstereceğini umuyoruz.

    Ancak bu durumda Rus-Amerikan ilişkileri zaman içinde sürdürülebilir kalkınma yoluna döndürülebilecek. Rusya ve ABD’nin en büyük iki nükleer güç ve BM Güvenlik Konseyi’nin birer daimi üyesi olarak küresel istikrar ve güvenliği sağlama konusundaki özel sorumluluğu dikkate alındığında elbette ki bunun uluslararası ilişkilerdeki genel iklim üzerinde de olumlu bir etkisi olabilecek, özellikle de bulunduğumuz bu zor zamanlarda.

    Yeni ABD yönetimi döneminde Moskova ve Washington'un Stratejik Saldırı Silahlarının Azaltılması Anlaşması’nı (START-3) uzatmayı başaracaklarına dair umut var mı? Rus tarafı, geleceğe dönük silahların geliştirilmesini askıya almak gibi daha fazla taviz vermeye hazır mı? Ve neden ABD'nin ‘gerçekleme’ düzeni önerisi Rusya için kabul edilemez? Anlaşmaların karşılıklı olarak doğrulanması kötü mü?

    Yeni ABD yönetiminin, aynı bizim gibi START 3 anlaşmasının herhangi bir ek koşul olmaksızın ve tercihen içinde azami olarak öngörülen beş yıl süreliğine uzatılmasının her iki ülkenin ve tüm uluslararası toplumunun güvenlik çıkarlarını karşılayacağı gerçeğine dayanarak adım atacağını ummak isterim.

    Basına yapılan açıklamalara bakılacak olursa, seçilen Başkan Biden’ın ekibi, mevcut diyalog ortaklarımızın aksine START 3’ü hırslarının rehinesi haline getirmek ve gerçekçi olmadığı açıkça görülen taleplerini diretmeye çalışmakla ilgilenmiyor. Eğer bu gerçekten böyleyse, ki bunu ileride öğreneceğiz, Anlaşmanın 2021’in şubat ayında yürürlüğü sona ermeden önce uzatılması konusunda bir anlaşmaya varma şansı hala devam ediyor.

    ABD ile silahların kontrolü alanında, bizim zaten çağrısını yaptığımız ileriye dönük olası etkileşime gelince, herhangi bir müzakere, eğer başlarsa ve başladığı zaman, ancak Amerikan tarafının Rusya'nın çıkarlarını ve endişelerini gerçekten dikkate almaya hazır olması durumunda somut sonuçlara yol açacak. Amerikalı meslektaşlarımızın mecazi olarak ‘çift yönlü yol’ dediği şey olmalı. Rusya elbette ki karşılıklı olarak kabul edilebilir ve kesinlikle eşit bir temelde hazırlanan anlaşmalara varmak için yolun kendisine düşen kısmını geçmeye açıktır.

    Aynı zamanda belirli parametreleri hakkında konuşmak için henüz çok erken olur. Bu aşamada, yeni bir ‘güvenlik denkleminin’ geliştirilmesini öngören ve stratejik istikrarın tüm önemli faktörlerini değişkenler şeklinde içeren potansiyel anlaşmalar çerçevesine ilişkin vizyonumuzu Amerikalılara iletmemiz önemli. Bu görüş güncel kalmaya devam ediyor.

    Ayrıca Rusya'nın tutumundaki hiçbir şeyin, gelecekteki olası anlaşmalara uyulmasına yönelik kontrolden vazgeçtiği anlamına gelmediğini vurgulamak isterim. Tam aksine, her türlü silah kontrolü anlaşmasında denetim bileşeninin zorunlu varlığını savunduk ve savunmaya devam ediyoruz.

    Gerçekleme düzeninin söz konusu anlaşmaların konularına ve kapsamına tam olarak uyması gerektiği ise farklı bir mesele. ABD'nin görevi bırakan yönetimiyle uzlaşmayı başaramadığımız şey tam olarak buydu. Onun gerçekleme talepleri, Amerikan tarafının START 3’ün kısa süreliğine uzatılmasıyla birlikte desteklediği olası bir siyasi anlaşmanın öngördüğü şeylerin çok ötesine geçmişti. ABD'nin fikirleri, nükleer silah sektörünün çalışmasının son derece hassas teknolojik yönleriyle ilgili olarak bizim açımızdan kabul edilemez kontrol prosedürleri öngörüyordu. Hesapları, diğer şeylerin yanı sıra Rusya'nın bu ve ilgili alanlardaki endişelerini çözme konusunda ilerleme sağlamadan stratejik olmayan nükleer silah potansiyelimizi ‘taramanın’ üzerinde de yapılmıştı.

    ABD’nin yeni yönetiminin daha rasyonel ve gerçekçi pozisyonlardan hareket etmesini umuyoruz.

    Rusya, Açık Semalar Anlaşması'nın geriye kalan taraflarından, verileri ABD’ye aktarmamayı ve topraklarının tamamını teftişler için açmamayı taahhüt ettiklerine dair teyit aldı mı? Rusya hangi hukuki teyitleri bekliyor? Anlaşmanın kendisi zaten böyle bir teyit değil mi? Ya da aslında yeniden imzalanması mı söz konusu?

    Açık Semalar Anlaşması, uçuşlar sırasında gözlem ekipmanları tarafından toplanan bilgilerin kapalı niteliğine ve bu bilgilere erişim üzerindeki kısıtlamalara ilişkin direkt atıflar içermiyor.

    Açık Semalar Anlaşması’na üye olan ülkeler yaklaşık 20 yıl önce, artan terör tehdidiyle ilgili olarak bu boşluğa dikkat çekti ve 2002'de Açık Semalar Danışma Komisyonu'nun buna uygun bir kararını kabul etti. Fakat o karar da genelleştirilmiş bir biçimde ifade edildi.

    Bugün ABD’nin Açık Semalar Anlaşması’ndan ayrılması nedeniyle bunun yeterli olmadığı ortada. Kaldı ki ABD'nin müttefiklerinden Rusya üzerindeki gözlem uçuşlarının sonuçlarını Amerikan tarafına aktarılmasını talep ettiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.

    Bu yeni durumu dikkate alarak anlaşmaya taraf olan devletlerden, yükümlülüklerini iyi niyetle yerine getirecekleri konusunda net hukuki teminatlar talep ettik.

    Elbette ki Açık Semalar Anlaşması’nın ‘yeniden imzalanması’ söz konusu değil. Hukuki açıdan bağlayıcı olan 2002 kararının netleştirilmesi tamamen yeterli. İlgili teklifte bulunduk ve ortaklarımızdan yanıt bekliyoruz.

    Dürüst olmak gerekirse, ilk tepkileri anlaşılmazdı, Batılı ülkeler, bahsettiğim bilgilerin ‘yanlış ellere’ düşmemesi gerektiği tezine prensipte itiraz etmediler. Fakat aynı zamanda hukuk safsatasının arkasına saklanıp, bizi mevcut hükümlerin oldukça yeterli olduğuna ikna etmeye çalıştılar.

    Açık Semalar Anlaşması’nın üyesi olmayan ülkelerin tesisleri de dahil olmak üzere, üye devletlerin topraklarının tamamı üzerinde gözlem uçuşları gerçekleştirme imkanının garantisini vermelerine yönelik ikinci talebimizin yanıtı da aynı derecede anlaşılmazdı. Oysa elimizde, ABD'nin bunu hiç istemediğine ve müttefiklerinden bizi engellemelerini sağlamaya çalıştığına dair bilgiler var.

    Bu nedenle anlaşmadaki ortaklarımızı, bu konuda yarı tonların kabul edilemez olduğu konusunda uyardık. Geri kalan üye devletler ABD’nin ‘peşinden’ gidecek olursa, bizim buna vereceğimiz sert karşılık önlemleri de uzun sürmeyecek. Açık Semalar Anlaşması çerçevesinde iş birliğini, ancak Anlaşmada kalan tüm devletlerin en kısa süre içinde anlaşmanın gereklerine uymaya hazır olduklarına dair tarafımıza doğrudan ve kesin hukuki teminatları sunacağı anlayışıyla sürdürmeye hazırız.

    Şu ana kadar söz konusu garantiler tarafımıza sunulmadı, bu nedenle Açık Semalar Anlaşması’nın gelecekteki akıbeti büyük bir soru işareti.

    BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a yönelik silah ambargosu bu yıl sona erdi. Moskova ve Tahran askeri-teknik iş birliğini artırmaya yönelik somut planlar yapıyor mu? İran'ın Su-30 uçaklarını veya T-90 tanklarını satın alma olasılığı mı söz konusu? Ve bu, Rusya'nın bazı ülkelerle, örneğin İsrail veya ABD ile ilişkilerinde bir bozulmaya yol açamaz mı?

    Şu anda BM Güvenlik Konseyi kapsamında İran ile askeri-teknik iş birliği konusunda herhangi bir kısıtlama bulunmuyor. Devletlerimiz bu yönde etkileşimde bulunma hakkına sahip. Rusya'nın askeri-teknik iş birliği alanındaki politikası, uluslararası hukuk normlarına tamamen uygun olup, dünyadaki en katı kurallardan biri olan Rusya ihracat kontrol mevzuatına tamamen uygun bir şekilde yürütülüyor.

    Tekrar ediyorum, Rusya şüphesiz kendi savunma kabiliyetini sağlama hakkına sahip olan İran İslam Cumhuriyeti ile askeri-teknik iş birliği yaparken uluslararası yükümlülüklerine titizlikle bağlı kalıyor, bölgede istikrar ve güvenliği sağlama önceliğine göre hareket ediyor.

    Etiketler:
    Joe Biden, ABD, START-3, Rusya, Açık Semalar Anlaşması, Sputnik, Sergey Lavrov, Koronavirüs
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın