19:22 24 Mart 2019
Canlı Yayın
    Seyr-i sabah

    İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu: Ülkede hukuk güvenliği kalmadı

    Seyr-i Sabah
    URL'yi kısaltın
    Zafer Arapkirli
    0 24

    İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, Seyr-i Sabah programında hukukun Türkiye’de gelmiş olduğu noktayı anlattı. Durakoğlu, bir insanın suç işlemediyse kendinden emin olması anlamına gelen hukukun güvenliği kavramının kaybedildiğini dile getirdi.

    Türkiye'de hukuk uzun bir süredir geldiği nokta itibarıyla tartışılıyor. Mahkemelerin aldığı kararlardan ifade özgürlüğünün giderek azalmasına, ifade özgürlüğünün giderek zarar görmesinden toplumda tanınan bilinen kişilerin hukuksuz bir biçimde hedef gösterilmesine kadar birçok konuda rahatsızlıklar söz konusu. İstanbul Barosu Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu, Seyr-i Sabah programında gelinen noktayı eleştirirken ifade özgürlüğünün kötüleşmesinden baroların dahi etkilendiğini söyledi:

    ‘ÜLKEDE GÜVENCE KALMADI'

    "Her şeyin başı hukuk bunda kuşku yok. Yurttaş olmanın gereğini öyle kavradık. Bizi yetiştiren üstatlar böyle olumsuzlukları genel çerçeve içinde çok da açıkta konuşmamamız gerekli olduğunu söylerlerdi. Ortaya çıkacak sorunların aşılmasında çok da fazla hukukçular dünyasının dışına çıkılmaması gerektiğini, kolun kırılıp yen içinde kalması gerektiğini söylerlerdi. Ama böyle olması artık ülkeye yapılacak bir iyilik değil. Yurttaşların hukuka güveni kalmadı. Adaletin tecelli etmeyeceğini düşünüyorlar. Her birine saray denen adalet kurumlarında hukuk kalmadığını düşünüyorlar. Biz hukuk güvenliği deriz, bir insan kendisinden eminse, suç işlememişse, kuralları ihlal etmemişse ona kimse dokunamaz. Bu bir güvencedir. Ülkede böyle bir güvence kalmadı.

    Geldiğimiz noktanın vahim olduğu yer bu: Basın alanında karşı karşıya kaldığımız, basın hürriyetinin zedelendiği noktaya geldik. Otokontrol sisteminin baskıya dönüştüğü noktaya vardık. Gazetede habercilerin bile yazarken artık başıma ne gelir dediği noktaya geldik. Bu sadece hukuk güvenliği açısından değil, özgürlük ve güvenlik açısından değerlendirilmesi gereken bir nokta. Yıllarca ciddi mücadelelerle elde ettiğimiz kazanımlar kaybedilmeye başlandı. Bize bir beka sorunu anlatılmaya çalışılıyor. Darbe girişimi anlatılıyor. Bunlar gerçek olsa dahi ifade ve basın hürriyeti bu noktaya getirebileceği mümkün gözükmüyor.

    Fatih Portakal'ın başına gelenler örneğin. TV'de yorum yapan bir insanın ülkenin cumhurbaşkanı tarafından ne konuma getirildiği, oradan kimlerin durumdan ne vazife çıkarabileceğini irdelemek mümkün. Yargının ne yapabileceğini göreceğiz. İfade hürriyeti mi değil mi konusunu göreceğiz. Otokontrol sisteminin çalışmaya başlayıp başlamadığını konuşacağız. Herkes için ortaya çıkan bir tehdit tablosu var. Bunlar isimlere karşı yapılan davalar değil. Bunların tamamı bu ülkenin medyasına verilmesi gerekli görünen bir mesajdır. Bu mesajı almazsanız ortaya çıkacak sorunlar karşısında doğrudan doğruya ülkede tek adam olarak bulunan Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu bir tablo bu.

    2016 darbe girişiminden sonra çok geniş bir çevrenin haklı gördüğü bir olağanüstü hal içine girdik. 2 yıl sürdü. Bu süre boyunca özellikle ceza maddesi kanunlarında hükümler değişti. O süreç içinde pek çok yasada değişiklik yapıldı. Bunların bir kısmı olağanüstü hal ilanına neden olan sebeplerin dışındaydı. Bunlar yasalaştı. Ama kabul ettiğimiz referandumda ortaya çıkan rejim, bu değişiklikleri bünyesine kabul etti. Bu yasalar olağanüstü hal yasalarıyla çıkmıştır, değiştirilmesi gerekir demedi. Hatta daha ileri gidip olağanüstü hali kaldırıyoruz yeni tedbirler almamız gerekiyor diyerek olağanüstü halin devamını getiren yeni yasalar kabul ettik.

    Biz görevimizi yerine getiriyor muyuz diye sormadan görev yapamayız. Bugün bazı sessizlikler söz konusuysa barolar dışındaki unsurların devrede olmamasındandır. Üniversiteler yok, hukuk fakülteleri yok. Bugün bir dekan içeri alındı ve bir tane diğer dekandan ses çıkmadı. Bir tek konuşan barolar var onların şikayetlerini yayınlayacak mecraları da kalmadı. Siz istediğiniz kadar sesinizi çıkarın anlatacak yeriniz yok. Herkes işine gelenin konuşulduğu bir anlayışta işini götürüyor. Böyle bir tablo karşısında elinizde argüman yok. Avukatlar mücadelelerini yapıyorlar. Bunu içtenlikle söylüyorum. Ama sıkıntı bu mücadelede baroların tek başına kalmış ve bunları insanlara yansıtmaktan uzak olmaları.

    Atanmış bakanların seçilmiş vekilleri azarladığını görüyoruz. 16 Nisan referandumundan sonra Türkiye'de artık yeni bir rejimin geldiğini kabul etmemiz gerekiyor. Seçimlere iki partili bir sistemle giriliyor olması da gelecekteki siyaseti bize anlatacaktır. Bu rejimi kabullenip kabullenmemek noktasında belirli seçimleri yapmamız gerekiyor. Siyaset denen kavramın TBMM'de sonuçları etkili olacak şekilde değil alın siz bununla meşgul olun ülkeyi ben idare ederim diyen bir algıyla bir yürütme oluşturulduğu bir yeniden inşanın bir kuvvetler birliğinin oluşturulduğu bir noktaya gelindiğini düşünüyorum."

    Etiketler:
    hukuk, ifade özgürlüğü, Mehmet Durakoğlu
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın