14:20 19 Nisan 2019
Canlı Yayın
    Seyr-i sabah

    Ekonomist Özyıldız: Ekonominin büyümesi insanları mutlu etmiyor

    Seyr-i Sabah
    URL'yi kısaltın
    Zafer Arapkirli
    0 11

    Ekonomist-yazar Hakan Özyıldız, Seyr-i Sabah programında TÜİK’in yaptığı mutluluk araştırmasının ekonomik yönlerinden bahsetti. Özyıldız, büyümenin yüksek olduğu yıllarda da insanları mutsuz edecek ekonomik gelişmelerin var olabileceğini vurguladı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009 yılından bu yana gerçekleştirdiği yaşam memnuniyeti anketinde ekonomik gelişmelerin vatandaşı nasıl etkilediğini soruyor. Ortaya çıkan sonuçlar, ülkedeki mutluluk oranını göstermekte önemli bir rol oynuyor. Ekonomist-yazar Hakan Özyıldız, kendine ait internet sitesinde bu konuyu şu şekilde ele aldı: Ekonominin başarı ölçüsü sadece büyüme midir yoksa insanların yaşamını nasıl etkilediği mi? Olumlu mu etkiliyor olumsuz mu? Bu sorunun cevabını Seyr-i Sabah programında veren Özyıldız, büyümenin her zaman mutluluk getirmediğini vurguladı:

    ‘EKONOMİ MUTLU OLMAK İÇİN VARDIR'

    "Hepimizin ortak gayesi mutlu olabilmek. Doğduktan sonra belli bir yaşa kadar ailemizle beraberiz sonrasında kendi başımızca verdiğimiz mücadelede tek amacımız sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürebilmek. Bu amaçla okuyoruz işe gidiyor ve emekli olmak için birikimler yapıyoruz. TÜİK, 2009 yılından sonra her yıl yaşam memnuniyeti anketi yapıyor. Bir önceki yıl ekonomi sizi nasıl etkiledi diye soruyor. Bu soruda verebileceğiniz cevaplar evet mi hayır mı ilgili değil mi şeklinde. Bu ekonomi sizi daha çok borçlandırdı mı geliriniz mi arttı diyorlar. Borçlandırdı diyenler yüzde 33, gelirim arttı diyenler yüzde 20. Ben olumlu ve olumsuz etkileri birbirinden ayırdım. Olumlu olanların en fazla oranı yüzde 22. Bu da 2017 yılı. Ekonomik küçülmenin yarattığı etkiler bu sene sonunda anlaşılacak.

    Olumsuz etkiler olarak daha ucuz mal tüketiyorum diyenler var ki bu da yüzde 50'nin üstünde. Borçlandım diyenler yüzde 34, gelirim azaldı diyenler yüzde 20. Eğlence ve tatil masraflarımı kıstım diyenler yüzde 28. 2013 civarında büyüme oranları yüzde 9'ları bulmuştu. Ama o yıllarda daha ucuz ürün tükettim diyenlerin oranı yüzde 63. Alım güçleri azalmıştı. Enflasyon yükselirken insanlar daha ucuz ürünler almışlar. Toplumda çalışanların büyük kısmı asgari ücretle geçiniyor. Kalanlarda da ekonomiden alınan pay artmıyor. TUİK verilerine göre toplumun önemli bir kısmı ucuz tüketmeye, borçlanmaya ve eğlence ve tatil masraflarını kısmaya mecbur kalıyor.

    Siz ne kadar çok büyürseniz büyüyün eğer bu dağılımı sağlayamıyorsanız, gelirini artıranların işe girdi diyenlerin borcunu kapattım diyenlerin oranını artıramıyorsanız ekonominiz ne kadar büyürse büyüsün sizi memnun etmiyor ve toplumun geniş kesimlerinde memnuniyet katsayısı düşük. Göç etme maddesi yurt içinde yerini değiştirmiş olanları gösteriyor. Bunun geçinmek için yapıldığı belli. Emekli olunca sahile gideyim yazlıkta yaşayayım değil. Ekonomik nedenlerle göç etmek zorunda kalmayı gösteriyor.

    ‘BORÇLARI GERİ ÖDEMENİN ZAMANI GELDİ'

    Enflasyon, pazar, sebze, meyve
    © REUTERS / Stoyan Nenov
    IMF'nin değerlendirmesi, ülkenin büyümesinin yavaşlayacağı, hepimizin bildiği bir gerçek. Birçok uluslararası kurum buna benzer şeyleri söylüyor. Bu Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunu ortak bir noktada buluşturdu. Artık borç geri ödeme zamanı geldi. Şirketler, aileler, bankalar, az da olsa devlet, zamanında aldığı borçları şimdi geri ödemek zorunda. Türkiye 200 milyar dolarlık bir borç yükünü çevirmek zorunda kalacak. Bu parayı Türkiye aldı, bayta inşaat konut olmak üzere döviz getirmeyen alanlara yatırım yaptı. İhracata sanayiye turizme yapsaydı durum bambaşka olurdu. Şu anda borçları geri öderken bu kadar sıkışmayabilirdik o zaman. Parayı isteyenler şöyle soruyorlar: Sen benden parayı hazine garantisiyle istiyorsan vereyim diyorlar. Kamu özel işbirliği projelerini alanların borçları garantiyle alındı. Hazinenin bu borçları üstleneceği kreditörlere söylendi. Bankalar üstünden kredi verilmesinin rahatlığı nedir? Bir bana batınca garantörü kim? TMSF.

    Dünyada para bollaştığı zaman oradaki yatırımcılar nereye nasıl para vereceklerini şaşırırlar. O paradan da çok gelir beklerler. Her tür riski alırlar. Yurt dışında yüzde 0 ile 1 arasında döviz bulabilen bankalar dünyaya trilyonlarca dolarlık borç verdiler. Bu sadece Türkiye'ye yönelik bir olay değil. Her yerde borçlar arttı. Kendi ülkelerinde de arttı. Bize gelen kısmı toplamın çok küçük bir bölümü. Bu bankalar yılın bayında bütçelerini verdikleri kredinin bir kısmını kaybedeceklerini bilerek verirler. Türkiye de bu riskli ülkeler arasındadır. Kredi derecelendirme kuruluşları bize yatırım yapılamaz olarak tanımlıyor.

    ‘FİYATLARI SİYASİLER DEĞİL VATANDAŞ BELİRLER'

    Eğer Türkiye'de kapitalist bir ekonomi varsa, siyasi otoriteyi bırakın, bürokrasi bile her istediğinde piyasaya müdahale edemez. Türkiye'de bir rekabet kurumu var. Nedir görevi? Piyasalarda bazı şirketler rekabeti bozuyorsa oturur araştırır, rıza verme yetkisi var, gerekirse cezasını verir, gerekirse kapatır veya mahkemeye götürür. Bunun müeyyideleri var. Türkiye'de maketin birisi ötekinden daha farklı fiyata aynı ürünü satıyorsa ondan alışveriş yapmazsınız. Benim eşim öyle yapıyor. Pahalı satanı cezalandıran kişi son kullanıcıdır. Sovyetler birliğinde fiyatları devlet koydu, 1990'da ne olduğunu gördük.

    Bizim yapmamız gereken şey, eğer cumhurbaşkanının sıkıntısı varsa bunu rekabet kurumuna şikayet etmeli, rekabet kurumu inceleme yapmalı, rekabeti bozuyorsa ceza verilmelidir. Rekabet kurumunun işi zaten insanların bir araya gelip pahalı satanları cezalandırmaktır."

    Etiketler:
    Ekonomi, Enflasyon, Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hakan Özyıldız
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın