07:21 21 Kasım 2017
Ankara+ 6°C
İstanbul+ 6°C
Canlı Yayın
    Süleyman Şah Türbesi

    Erhan: Türkiye eylemleriyle PYD'yi zaten tanımış durumda

    © AA/
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    Yurdagül Şimşek
    Şah Fırat operasyonu (32)
    0 302 0 0

    SBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Tükiye'nin önemli gündem maddelerinden Şah Fırat operasyonunu, füze savunma sistemi ihalesini ve Güney Akım'ın iptaline ilişkin tartışmaları Sputnik Haber Ajansı'na değerlendirdi.

    Prof. Dr. Çağrı Erhan, Sputnik Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Yurdagül Şimşek’in sorularını yanıtladı.
    © Fotoğraf: Facebook
    Prof. Dr. Çağrı Erhan, Sputnik Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Yurdagül Şimşek’in sorularını yanıtladı.

    Ankara Üniversitesi (A.Ü) Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve A.Ü Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) Müdürü Prof. Dr. Çağrı Erhan, stratejik açıdan bakıldığı zaman Şah Fırat operasyonunun Türkiye açısından bir gereklilik olarak ortaya çıktığını vurgularken, uluslararası hukuk açısından çok ayrıksı bir örnek olduğunu, bilim adamları ve hukukçular tarafından çok tartışılacağını söyledi. Erhan, Türkiye'nin eylemleri ile PYD'yi zaten bir taraf olarak tanıdığını belirtti.

    ABD'nin Türkiye'nin füze savunma sistemini Çin'den almasına yönelik itirazının tamamen parasal nedenlerden kaynaklandığını kaydeden Prof. Dr. Erhan, Türk Akım'ı projesinde ise hem Türkiye hem de Rusya'nın temkinli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Erhan,  enerji terminali haline gelmesi durumunda Türkiye'nin bölgesel önemini artıracağını,  bu durumun Türkiye-AB sürecinin tekrar hızlanmasına da katkı sağlayarak vazgeçilmez bir ülke haline getireceğini vurguladı.

    Prof. Dr. Çağrı Erhan'ın açıklamaları şöyle:

    Son gelişmeden başlarsak, Türkiye hafta sonu Kobani'den geçerek Suriye sınırları içinde bulunan ve Türkiye toprağı kabul edilen Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesi'ne ‘Şah Fırat' operasyonu gerçekleştirdi. Operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca operasyon kapsamında Türkiye'nin Suriye topraklarına girmesi uluslar arası hukuk açısından sorun yaratır mı?

    OPERASYON STRATEJİK BİR GEREKLİLİKTİ

    Bunun 3 boyutu var: Stratejik, uygulama ve uluslararası hukuk boyutu. Stratejik açıdan baktığınız zaman Türkiye'ye açısından bu bir gereklilik olarak ortaya çıktı. Çünkü özellikle son bir yıldır YPG ile IŞİD'in Süleyman Şah Karakolu etrafındaki bölgede çatışmaya girmeleri ve zaman zaman IŞİD'in Türkiye'nin oradaki askeri varlığına yönelik tehditler ileri sürmesi oradaki askerin can güvenliğini tehlikeye düşürmüştü. Nitekim yazın Musul'da benzeri bir hadise gerçekleştirildi. IŞİD tarafından alıkonulan Türk elçilik görevlileri ve aileleri uzun uğraşlar sonucunda tekrar  Türkiye'ye getirilebilmişti. Benzeri bir durumun ortaya çıkmaması Türkiye aslında anlaşıldığı kadarıyla son iki gündür ciddi bir ön hazırlık yapmak suretiyle bölgede IŞİD ile çatışma halinde olan YPG'nin de desteğini alarak, çünkü Kobani'den geçiş sırasında bu desteği verdiklerini açıkça kendi internet sitelerinden de ilan ediyorlar, bu operasyonu gerçekleştirdi. Bu stratejik bir gereklilik olarak ortaya çıktı.

    ALGI OPERASYONU DA YAPILDI

    Uygulama açısından baktığımız zaman ikinci boyutu, Türkiye Süleyman Şah bölgesindeki naaşları ve kendi askerlerini başka bir yere nakletmiş değil. Ya da buradaki toprağından tamamen vazgeçmiş değil. Aslında ciddi bir algı operasyonu boyutu da var işin. Böyle bir algı oluşmasın diye, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ve MİT'in de herhalde ortak bir çalışmasıyla, bazı medya kuruluşları da için içerisine sokularak ilk günden itibaren şu anlatıldı ki doğru. Ama o yanlışı ortadan kaldırmak için aynı miktarda bir toprak parçası yine Suriye içerisinde Türkiye sınırlarına çok yakın Eşme Köyü'nün Suriye tarafında kalan bölgesinde Türkiye tarafından kontrol altına alındı tel örgülerle çevrildi ve orada imha edilen türbenin bir benzerini, o naaşların defnedilmesi için orada inşa ediliyor. Türk bayrağı kaldırıldı ama öbür tarafa koyuldu. Bunun bir psikolojik boyutu da var tabi. Türkiye ilk defa kendine ait bir toprak parçası üzerindeki binayı kendisi imha ediyor. Niye karşı tarafın eline geçmesin diye. IŞİD burayı ele geçirmiş olduğu taktirde belki de çeşitli fotoğraflar çekilecekti, uluslararası medyada bunlar paylaşılacaktı. Bu, Türkiye'nin itibarına zarar verebilirdi. Sadece askerlerin can güvenliği değil ama aynı zamanda Türkiye'nin itibarı da söz konusuydu. Böyle yapmadı oradan kalktı, aynı miktarda hatta biraz daha geniş rakamlardan anladığım kadarıyla bir toprak parçasını çevirerek Suriye içerisinde bu türbenin inşaatına başladı, birkaç haftada da biter ve bu defin işlemleri tamamlanır. Zaten Türk bayrağı çekildi, Türk askeri de orada durur.

    ŞAH FIRAT'IN ULUSLARARASI HUKUK BOYUTU TARTIŞMALI

    Üçüncü boyutu ise uluslararası. Hukukçular için güzel bir malzeme çıktı. Çünkü bunun başka bir örneğini ben hatırlamıyorum dünya tarihinde. Siz kalkıyorsunuz bir ülkeyle anlaşmalar neticesinde elde etmiş olduğunuz bir toprak parçasını, o ülkeyle yeni bir anlaşma yapmadan, sadece bir bildirimde bulunarak bir yerden bir yere naklediyorsunuz.  Hukuki açıda objektif yorumlamaya kalkarsanız bunun uluslararası hukukla bir alakası yok. Yani mevcut bir anlaşmayla verilmiş bir hak bir düzenleme ancak yeni bir anlaşmayla yahut o anlaşmada bir tadilat yapılarak ve karşılıklı mutabakatla gerçekleştirilebilir. 1975'de baraj inşası sırasında türbenin nakli de böyle oldu. Taraflar görüştüler, anlaştılar bir yerden bir yere nakledildi. Ya da 1921 de o dönemde o bölgenin mandater ülkesi olarak bulunan Fransa ile Türkiye arasında yapılan anlaşmada, orada Türk mangasının bulunmasına bir anlaşma ile karar verildi.

    Bugün Suriye'nin kuzeyinde kimin nerede hakimiyet sahibi olduğu tartışmalı bir durum. Bir bölgede Kobani ve civarında Rojava dedikleri bölgede YPG hakimiyetini ilan etti. IŞİD, Suriye'nin bir bölümünü Irak'ın neredeyse dörtte birini kontrol eder duruma geldi. Suriyeli muhaliflerin elinde bulunan çeşitli yerler var. Suriye rejimi Şam ve Laskey çevresinde sıkışmış durumda. Ve nakledilen bölgenin bulunduğu yer de hiçbir şekilde Suriye rejiminin kontrolü elinde değil. Böyle olunca da Türkiye'nin bu eylemi gerçekleştirirken uluslararası hukuku  bir tarafa bıraktığını, açıkçası buna ihtiyaç duymadığını görüyoruz. Ama bu demek değildir ki bu tartışılmayacak. Dediğim gibi  bilim adamları tarafından uluslararası hukukçular tarafından çok tartışılacak. Çünkü çok ayrıksı bir örnek.

    TÜRKİYE PYD'Yİ BİLGİLENDİRDİĞİNİ AÇIKLADI

    Operasyonun YPG ile birlikte yapıldığı iddiaları var, türbe ve karakol PYD'nin kontrolünde olan Suriye Eşmesi'ne taşındı. Bunun anlamı nedir? Bu gelişme Türkiye önümüzdeki süreçte PYD'yi tanıyacağı anlamına gelir mi? Türkiye'nin PYD'ye bakışı da belli, önümüzdeki süreçte PYD ile ilişkiler nasıl olur?

    İşbirliği halinde değil de koordineli şekilde yürütüldüğünü söylemek lazım. Bir işbirliği yapılmadığı ortada. Yani  Türk tankları, askeri geliyor ve taşıyor. Ama geçtiği bölge YPG'nin ya da PYD'nin kontrolü altındaki bölge. Kobani'de de aynı şekilde onların kontrolü var.  Kendilerine hiçbir şekilde haber verilmeden, onlarla bir muhabere yapılmadan gerçekleştirilecek bir eylem değil. Çünkü her şeyden önce bir çatışma riski var. Kalkıp da bunlar buradan niye geçiyor deyip, ateş de açılabilir. Demek ki bir koordinasyon sağlanmış.

    Türkiye'nin zaten PYD lideri Salih Müslim ile epeydir devam eden bir diyalogu var.  Bu operasyondan önce Salih Müslim'in Ankara'da olduğunu, kendisinin Şah Fırat operasyonuyla ilgili bilgilendirildiğini ve kendisinden beklenenin de kendisine deklare edildiğini biliyoruz. Bu açıklandı. Dolayısıyla Türkiye resmen 'taraf olarak tanımıyorum' dese de demese de zaten eylemleri itibariyle PYD'yi bir taraf olarak tanımış durumda. Baktığınız zaman bir Salih Müslim ile yapılan görüşmeler, iki Kobani olayları sırasında Kuzey Irak'tan Barzani'ye ait birliklerin Türkiye üzerinden geçişi gösteriyor ki, Türkiye aslında özelikle IŞİD'e karşı dünya kamuoyunda, Batı kamuoyunda bir güçlü birliktelik oluştuğundan itibaren, IŞİD'e karşı savaşan bütün güçlere olduğu gibi bunlara da bir şekilde destek veriyor.

    GELECEKTEKİ İŞBİRLİKLERİ İÇİN ÖRNEK OLABİLİR

    Ama bu işin bir de Türkiye'nin içine dair bir boyutu var, çözüm süreci dediğimiz olay. Bu yakınlaşma, çözüm sürecinde her şey yolunda giderse Türkiye'nin bu bölgede, Suriye'de sınırların yeniden çizilmesi esnasında, bugünkü bu işbirliğini devam ettirebileceğinin bir karinesi olarak değerlendirilebilir.

    Ama tabi büyük soru işaretleri var. Suriye'nin yeniden dizayn edilmesi söz konusu olacak mı? Olacaksa kuzeyde Kürtler kendi özerk bölgelerini mi kuracaklar, veyahut Irak'ın kuzeyindeki bölgeyle birleşerek bir daha geniş Kürdistan mı kurulacak? Barzani ile bunlar arasındaki ilişkiler ne olacak? Bunlar bugünkü bilinmezler. Şah Fırat operasyonu belki de Kobani'de beri en güçlü işbirliği oldu.

    ABD İSTEDİ DİYE TÜRKİYE 6 MİLYAR DOLARDAN VAZGEÇMEZ

    Füze savunma sistemi projesinde Türkiye Çin'e yönelmiş durumda, sözleşme görüşmeleri sürüyor. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ında bir açıklaması oldu, sistemin milli sistemlere entegre edileceğini, NATO'ya entegre edilmeden kullanılacağını söyledi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar bölgesel güç dengelerini etkiler mi, etkilerse nasıl etkiler?

    Ben süreci başından beri takip ettim. ABD'nin çok da inandırıcı gelmeyen bir itirazıyla  karşılaştı Türkiye. ABD dedi ki; 'eğer siz bu füze sistemini alırsanız bu NATO'ya entegre olamaz, dolayısıyla bir NATO ülkesi olarak bunu değil de, hali hazırda diğer ülkelerin kullandığı sistemleri almanızı arzu ederiz.' ABD bunu 2008'den beri dillendiriyor. Türkiye'deki ulusal füze savunma sistemi konusu gündeme geldiğinden beri Amerikan firmaları, bu büyük pazara girmek ve bu büyük paradan bir pay elde etmenin peşine düştüler. Amerikan devleti de onlara destek oldu. Yoksa önemli olan bu hava sahasının savunulması. Bunu Brüksel'den savunulması veyahut Türkiye'den savunulması açısından bir farkı yok. Arada 6 milyar dolar gibi küçük bir fark var. Yani tırnak içerisinde küçük diyorum; bir tarafın verdiği fiyat 2,5-3 milyar dolar, öbür taraf 8-9 milyar dolardan bahsediyor. Türkiye'de böyle sırf müttefiki ABD istedi diye 6 milyar dolardan bir kalemde vazgeçebilecek bir ülke değil.

    TEKNOLOJİ TRANSFERİ TEMEL BELİRLEYİCİ UNSUR OLDU

    Sistem olarak da daha da önemlisi, Türkiye'nin altını çizerek söylediği şey, teknoloji transferi meselesi. Yani Amerikalılar 'füze sistemini biz kurarız ama bu teknolojiyi asla sizinle paylaşmayız ve siz de bunu üretemezsiniz, lisansını vermeyiz' derlerken; Çinliler, 'bizim için fark etmez, teknolojiyi de transfer ederiz, bir süre sonra kendiniz kurarsınız' diyor. Türkiye özellikle havacılık ve uzay sanayi alanında, son uydu inşaları, insansız hava aracı yapımında görüldüğü gibi bir kademe geçmek istiyor. Yani kendi özgün, milli hava araçlarını ve füze sistemlerini üretmek istiyor. Bu anlamda Çin teknolojisinin Türkiye'ye transfer edilmesine müsaade edilmesi bence temel belirleyici unsur oldu bu ihalede. Sadece para değil yani. Bu da o çerçevede değerlendirilmeli.

    GÜNEY AKIM KARARININ NEDENİ TÜRKİYE DEĞİL

    Bilindiği gibi Rusya, Güney Akım projesini iptal etti. Rusya Devlet Başkanı Putin, Ankara ziyaretinde Türk Akımı projesini gündeme getirdi. Rusya'nın, Güney Avrupa ülkelerine gaz taşıyacak  böylesi stratejik bir proje için Türkiye'yi seçmiş olması nasıl bir öneme sahip?

    Bunu yine iki boyutta incelemek mümkün. Putin'in Ukrayna dolayısıyla kendisine uygulanan baskılara  bir tepkisi. Yani şunu diyor Putin, 'siz alternatifsiz değilsiniz, ben istersem size göndereceğim gazı Türkiye üzerinden de gönderebilirim, hatta size de göndermem başka yere de gönderebilirim, ekonomik yaptırımlarla diz çöktüremezsiniz.' Bu anlamda da Türkiye hazırda var olan birtakım boru hatları nedeniyle en uygun ülke. Türkiye'nin adının zikredilmesi ve bu fikir bazında da olsa bunun gündeme getirilmesinin birinci sebebi bence Türkiye ile ilgili olan bir mesele değil. Ya da Türkiye'nin güneyi ile ilgili olan bir mesele değil. Bu doğrudan doğruya Avrupa'ya bir gözdağı vermek için bir pazarlık unsuru, yani çıtayı yükseltti. Yarın öbür gün Ukrayna sebebiyle bu ekonomik baskılar azalır bir bakarsınız bir kalemde vazgeçilir tekrar eski projeye dönülür. Yani olmayacak bir şey değil bu. Daha evvel  Nabucco Nabucco diye yıllarca konuşulan bir proje vardı, bir kalemde yerini TANAP'a bıraktı gitti. Bugün kimse Nabucco'dan bahsetmiyor.

    RUSYA'NIN HEDEFİ VE PUTİN'İN MISIR ZİYARETİ

    İkinci konu ise bence daha önemli. Aslında Rusya, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Kafkasya Hazar havzasını bir bütün olarak düşünüyor ve buradaki çıkarlarını entegre etmeye çalışıyor. Yani, eski Sovyetler Birliği'nden kendisine miras kaldığını düşündüğü bu nüfuz alanında Türkmen doğalgazından Kazak petrollerine, Azerbaycan gazından ve petrolünden hala hazırdaki Rus gazı ve petrolüne kadar bir geniş alanı zaten şu veya bu şekilde etkiliyor Rusya'nın varlığı. Ama şimdi Türkiye'nin hemen güneyinde yeni bir alan yeni bir enerji alanı yavaş yavaş biçimleniyor.

    Halihazırda Kıbrıs Rum kesiminin ve İsrail'in bulduğu ve yavaş yavaş işletmeye çalıştığı, ihaleler açtığı ciddi bir rezerv var. Aynı zamanda Kıbrıs adasıyla Girit adası arasında da Yunanistan'a veyahut Türkiye'ye ait alanda, tam olarak kimin kıta sahasında olduğu henüz tespit etmiş değil, ciddi bir doğalgaz rezervi olduğu söyleniyor. 

    Putin geçenlerde Mısır'la çok önemli bir anlaşma yaptı. Peki Mısır ile niye birden bire böyle bir anlaşma yapıyor? Birden bire değil çünkü Mısır da söz konusu o Güney Akdeniz, Kıbrıs, İsrail, üçgeninin parçalarından bir tanesi. Doğu Akdeniz enerji rezervlerinde payı olan ülkelerden bir tanesi. Kendi doğal gazı var aynı zamanda,  ama bunu çıkaracak kendi teknolojisi, gücü yok. Ancak bir ülkeden yardım alabilir. Amerika, Fransa zaten sırada bekliyor, bu pazara dalabilmek için. Ama Putin de diyor ki, 'ben de yaparım.' Şimdi eğer Putin'in kafasındaki bu görüş ki ben bunu Türk makamlarıyla da paylaştıklarını düşünüyorum, eğer gerçekleşirse o zaman Mısır'dan Rusya'ya kadar uzanan bir eksende bütün bu enerji alanında Batı ülkelerini ve AB dışarıda bırakan yeni bir  paket ortaya çıkacak. Yani Mısır'dan başlayıp, İsrail, Türkiye üzerinden Rusya'ya kadar uzanan çok ciddi bir alan.

    Ama burada bunun böyle oluşturulmasında ciddi sıkıntılar var. Mesela İsrail, Batı'yı ne ölçüde gözardı ederek bu alandaki gazı Rusya ile ortaklaşa dışarıya transfer edebilecek? Ya da Mısır, ABD'den gelen askeri yardımları ne ölçüde gözardı ederek Rusya'ya bu kadar yanaşabilecek.?Sisi bunu riski edebilir mi? Daha da önemlisi, hadi Mısır ile İsrail'in arası iyi ama Sisi iktidara geldikten sonra, Türkiye'nin hem Mısır'la hem İsrail'le arası kötü. Kıbrıs adasında henüz bir çözüm sağlanabilmiş değil. Dolayısıyla bunlar nasıl olacak?

    PUTİN VİZYONU ORTAYA KOYARSA TÜRKİYE DE GÜÇLÜ DESTEK VERİRSE…

    Ama ben şöyle bakıyorum. Eğer Putin bu vizyonu ortaya koyarsa ve Türkiye de güçlü bir şekilde buna destek verirse, diğer sorunların üstesinden gelmek çok zor değil. Çünkü baktığınız zaman, gerek Türkiye-Mısır anlaşmazlığını, gerek Türkiye-İsrail anlaşmazlığının çok da böyle onlarca yıl devam edecek maddi temelleri yok. Bunlar çok rahatlıkla birkaç aylık görüşmeyle çözülebilir olan meseleler. Yeter ki, taraflar işbirliği yapmalarının kendilerine büyük kazanç sağlayacağının farkına varsınlar. Öyle olunca da, benim aklıma hep şu benzerliği kurmak geliyor. Biliyorsunuz İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa'da bugün AB olarak adını verdiğimiz oluşum kömür ve çelik birliği olarak Almanya ve Fransa'nın işbirliğiyle kurulmuştu ki bu devletler yıllarca birbirleriyle savaşmışlardı.

    DOĞU AKDENİZ'DE ENERJİ İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ KURULABİLİR Mİ?

    Eğer böyle bir örgüt oluşturulacaksa Türk-Rus işbirliği temelini oluşturacak ve Mısır da İsrail de buna eklemlenecek. Hatta ve hatta Suriye'ye barış gelmesi bile bununla ilgili olabilir. Yani ileride Suriye'deki sorunun hatta Filisin meselesinin sona ermesi sürecinde buradan elde edilecek zenginlik paylaştırılarak bu yeni düzene halkların destek vermesi sağlanabilir. Ama sonuçta bu enerji alanının kontrol edilmesi şimdilik hayal ürünü. Böyle örgütün kurulması öyle sadece bölge ülkelerinin dinamiklerine bırakılacak şeyler değil. Bu bölgeden menfaati olan ABD'sinden İngiltere'sine kadar, pek çok ülkenin bunun olmaması için çaba göstereceğini de unutmamak lazım.

    TÜRKİYE TOZ DUMANIN DAĞILMASINI BEKLENİYOR

    Türk Akımı hakkında iki ülke arasında hala anlaşma imzalanmadı. Rus basınında, Türkiye'nin doğalgaz pazarlığında elini güçlendirmek için süreci ağırdan aldığı yorumları yer alıyor. Nitekim Enerji Bakanı Taner Yıldız da Türk Akımı projesi ile doğalgaz fiyatı müzakerelerini birbirinden ayrı tutmadıklarını söylemişti. Peki Türkiye Rusya'dan istediği  indirimi almazsa Türk Akımı'ndan vazgeçer mi?

    Biliyorsunuz en fazla tartışmalardan bir tanesi Türkiye'nin Rusya'dan aldığı gazın fiyatı. Yani 1987 yılında rahmetli Turgut Özal zamanında bu işler başladığında Türkiye aldığı gaz karşılığında mal satmayı anlaşmaya koydurtmuştu. Yani biz para vermiyorduk, malla ödüyorduk bunu. Fakat tabi aldığımız miktar arttı, Mavi Akım vs yapıldı. Bununla birlikte ticari sır olduğu söylenen o rakam, uzun süre Türk kamuoyundan gizlendi. Sonra bir yerlerde çıktı ki Rusya'nın pek çok ülkeye sattığından çok daha pahalıya doğalgazı alıyoruz. O dönemki hükümetler biraz da herhalde boru hattının inşa maliyetlerinin yansıtılmasıyla bu fiyatı kabullenmişler. Fakat günümüzde Türkiye bunun düşürülmesini istiyor. Çünkü hem Türkiye'deki doğalgaz genel kullanım miktarı arttı hem de biliyorsunuz Türkiye'de sanayide kullanılan elektriğin çok büyük bir bölümü doğalgaz çevrim santrallerinden geliyor.

    Enerji bu kadar pahalı olduğu zaman da yabancı yatırımcı gelip Türkiye'de üretim yapmıyor. Bunun bir şekilde ucuzlatılması lazım. Bu hattın inşası konusu elbette fiyatıyla beraber değerlendirilmesi gereken bir şey. Çünkü aksi taktirde o kadar büyük yatırımı yapmak yerine kalkıp gazı başka bir yerden alabilirsiniz. Artık Türkmen doğalgazının da bir şekilde entegre edilerek Türkiye'ye üzerinden Avrupa'ya hatta Türkiye'ye doğrudan sevk edilmesi gibi bir takım projeler konuşuluyor.  İlk kazmayı vurabilmeniz için evvela ciddi bir yatırım yapmanız lazım. Ama şu an Rusya'nın acaba böyle bir yatırım yapmak için yeterince sermayesi var mı? Biraz toz dumanın dağılmasını bekliyor Türkiye. Yoksa tek taraflı bir ağırdan alma olduğunu düşünmüyorum. Rusların da şu an bu işe pek vakit ayıracak durumları yok, Ukrayna meselesi, özellikle son birkaç aydır yaşanan bu petrolün ve enerji  fiyatlarındaki düşüşe bağlı yaşanan ekonomik problemlerle uğraşıyorlar. Ama bu dönem geçip de nispi bir istikrar sağlandığında hala başlangıçtaki kararlığı sergiliyorlarsa masaya oturup bir anlaşmaya imza atacaklarını düşünüyorum.

    RUSYA DA TÜRKİYE DE TEMKİNLİ

    Türkiye'nin temkinli davranmasında böyle yorumlar yapılıyor çünkü, acaba  AB yürütülen müzakereler, ABD başta olmak üzere batı ülkeleriyle birlikte NATO kampında yer alması Türkiye'nin temkinli davranmasının bir gerekçesi olabilir mi?

    Ben bu temkinin tek taraflı olduğunu düşünmüyorum. Putin Ankara'ya geldiğinde bunu ilan etti. Peki Ruslar somut olarak ne sunuyor Türkiye'ye? Yani Moskova sanki planını çizmiş, şu kadar paraya malolacak, bunun şu kadarını siz yapacaksınız, bunun bu kadarını biz yapacağız, gazın metreküpünü de şu kadardan vereceğiz dedi de, Türkiye hayır mı dedi. Bunu sadece Türkiye'nin temkiniyle izah etmek mümkün değil. Ben öbürünün de çok Türkiye'nin önünü tıkayıcı bir koşul olduğunu düşünmüyorum. NATO üyesi olmasına rağmen Almanya'nın da Fransa'nın da Rusya ile doğrudan ikili temasları var ve istedikleri gibi o Baltık projesini Almanya, NATO'ya danışarak mı yaptı Rusya'yla. Bütün Avrupa'yı neredeyse Rusya'ya bağımlı hale getirdi Almanya'yı. Dolayısıyla bu tür ikili şeyler yapılabilir. NATO ittifakını bunu engelleyici, bu bir askeri anlaşmadır bu bir ittifak anlaşmasına giriyorsunuzdur, evet NATO'da açık hüküm var, siz NATO üyesiyken kalkıp da Rusya ile askeri ittifaka giremezsiniz bu net. Ama enerji işbirliği yapılabilir, ticaret yapılabilir, yani nasıl bir mal ticareti yapıyorsanız, doğalgazın da ticareti yapılabilir. Bunu o çerçevede bir engel gibi değerlendirmemek lazım. Az önce konuştuk, Türkiye bir füze alımında NATO ülkeleri yerine Çin'i bile tercih edebiliyorken elbette burada da… Sanki başka yerden Avrupa'dan gaz geliyordu da onu tercih etmeyip de Rusya'yı mı tercih etti, herkes Rusya'dan alıyor. Türkiye'nin de Rusya'dan almasından daha doğal ne olabilir ki?

    TÜRK AKIMI ÖNEMLİ KATKI SAĞLAR

    Peki, Türk Akımı projesi, size göre Türkiye'nin enerji transiti ülke konumuna nasıl bir katkı sağlar?

    Önemli bir katkı sağlar. Bir defa kendi ihtiyaçlarının sağlanmasına katkı sağlar. Çünkü Enerji Bakanlığı'nın projeksiyonlarına göre Türkiye'nin 2050'ye kadar enerji ihtiyacı hiçbir şekilde azalmayacak. Türkiye'deki iktisadi büyüme her ne kadar yüzde 5'lerin altında gibi bugünlerde hesaplansa bile yeni enerji kaynaklarının getirilmesini zaruri kılıyor ve henüz bir alternatifi yok. Yarın öbür gün güneş enerjisi gelişir, ne bileyim nükleer santral  ki, onu da Ruslar inşa ediyor piyasaya girer, buna rağmen Türkiye'nin bu ihtiyacı devam edecek.  Diğer taraftan Türkiye artık bir enerji terminali haline geldi. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla, Kerkük-Yumurtalık boru hattıyla, TANAP projesiyle, TAP projesiyle, Türk Akım projesiyle. Bunların hepsi Türkiye'yi çok ciddi bir enerji terminali haline getirdi. Bu da Avrupa-Türkiye ilişkileri açısından Türkiye'ye vazgeçilmez kılan unsurlardan biri olacak. Çünkü bu musluğun bir tarafında veren varsa bir tarafında da alan var. Yani Türkiye üzerinden geçiyor, bir bölümünü biz kullanıyoruz ama ondan sonra birileri bunu alıyor. Türkiye'nin bölgesel önemini artıracak.

    TÜRKİYE'Yİ AB'NİN VAZGEÇİLMEZİ YAPAR

    Ortadoğu'da bir istikrar sağlanırsa Türkiye-AB sürecinin tekrar hızlanmasına da katkı sağlayacak. Türkiye'yi AB açısından da vazgeçilmez bir ülke haline getirecek. Bunu unutmamak lazım. Ve benzeri projelerin geliştirilmesine de katkı sağlayabilir. Yarın öbür gün Orta Asya'da petrolü, Doğu Akdeniz  gazı bulurlarsa nereden sevk edecekler? Bunu ya likit doğalgaza çevireceksin, ki çok pahalı bir iş, veyahut Libya üzerinden göndereceksin o da çok uzun ve riskli bir iş. Ya da en kolayı; Türkiye 70 km Manavgat suyunu taşımak için su boru hattı döşedi, yanına da Güzelyurt'tan Türkiye'ye bir gaz hattı döşeyeceksin ve Türkiye'nin sistemine entegre edeceksin. Dolayısıyla bütün bu projeler, Türkiye'nin ilerideki başka projelerine referans olmak adanı çok önemli.

    Konu:
    Şah Fırat operasyonu (32)
    Etiketler:
    Türk Akımı, Güney Akım, Süleyman Şah Türbesi, IŞİD, AB, TSK, Çağrı Erhan, ABD, Rusya, Suriye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın