06:42 22 Haziran 2018
Canlı Yayın
    Başbakan Ahmet Davutoğlu

    'IŞİD şımarıklık içinde Türkiye'yi kaosa götürebilirdi'

    © AA / Halil Sağırkaya
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    0 0 0

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Suruç saldırısı sonrasında DEAŞ ve PKK'ya yakın unsurlar tam bir şımarıklık içinde Türkiye'yi kaosa götürebilirlerdi" dedi.

    Davutoğlu, TRT'de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

    Büyük Önder Atatürk'ün ebediyete intikalinin 77'nci yılına yönelik mesajı sorulan Davutoğlu, "Büyük liderler tarihin akışı içinde o tarihi akışa yön verme gücü gösteren liderlerdir ve milletlerin içinden çıktıkça ve o milletin talepleriyle yol alan liderlerdir" karşılığını verdi.

    Atatürk'ün, işgal kuvvetlerine ait donanmanın İstanbul'a geldiğini gördüğünde "Geldikleri gibi gidecekler" dediğini hatırlatan Başbakan Davutoğlu, "Bu bana hep şunu hatırlatır; ülkelerin toprakları, limanları işgal edilebilir ama zihinleri işgal edilmemişse, istiklal aşkı yok edilmemişse her zaman geleceğe ümitle bakabilirler" diye konuştu.

    'KİMSENİN TEHDİT ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ'

    Davutoğlu, bu durumdaki özgüvenin çok önemli olduğunu vurgulayarak, "Ben de 1 Kasım seçimlerinden sonra şunu söylüyorum; biz de inşallah Türkiye'yi yeniden inşa ederken aynı öz güvenle davranacağız, hiçbir şekilde Türkiye'yi kimseye muhtaç etmeyeceğiz, kimsenin ülkemizin ekonomisini, istiklalini tehdit etmesine de izin vermeyeceğiz" ifadesini kullandı.

    Amasya Genelgesi'ndeki, "Milletin istiklalini yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır" maddesini hatırlatan Başbakan Davutoğlu, "Şimdi orada küçük bir değişiklikle, şimdi istiklalimiz var hamdolsun ama şöyle diyebiliriz; milletin istikbalini yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır. 1 Kasım seçimleri bu anlamda milletin azmini ve kararlılığını gösterdi. Yüzde 85'lik bir katılım milleti, sadece kendimize duyduğumuz öz güveni değil, milletimize duyduğumuz güveni de yansıttı" dedi.

    'ÇOK FAZLA TEBRİK TELEFONU ALDIM'

    Kurtuluş Savaşı'nın mazlum milletler açısından da önemli olduğunu, Türkiye'nin istiklalinin onların da istiklalinin önünü açtığını dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi:

    "1 Kasım seçimleri sonrasında o kadar çok yerden tebrik telefonları aldım ki devlet, hükümet başkanları dışında bir de halklarını temsil eden, sıradan sözcülük durumundaki insanlardan, Bosna'dan, Kosova'dan, Somali'den, Filistin'den, Suriye'den, her yerden. Tek söyledikleri vardı, 'Bu seçim sizin seçiminiz değildi, bizim seçimimizdi aynı zamanda. Yani Türkiye'nin gücü, bizim gücümüz.' O kadar çok, aynı İstiklal Harbi gibi şu anda dünyanın her yerinde Türkiye'nin gücünü kendi gücü gören o kadar geniş kitleler var ki onların ümidini söndürmemek, onlara ümit ışığı olmak için de bu topraklarda güçlü ve ayağımızın sağlam yere basması lazım."
    7 Haziran'daki seçimden 1 Kasım'daki seçime kadar nelerin değiştiğinin sorulması üzerine Davutoğlu, bugün partisinin MKYK toplantısında da bu çerçevedeki konuların ele alınacağını belirtti.

    '1 KASIM SEÇİM ZAFERİNİ BİZ 7 HAZİRAN'DA KAZANDIK'

    7 Haziran-1 Kasım arasındaki dönemi gelecekte yazıp değerlendirecek kişilerin aslında toplumun psikolojisiyle bütünleşmiş bir siyasetin başarısı olarak yazacağını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

    "Bu süreç içinde 5 kritik kavşak vardı ki biz orada yanlış bir adım atmış olsaydık 1 Kasım'da bu başarıyı elde edemezdik. Birincisi, 7 Haziran akşamı. Ben çok özgüven içinde şimdi söyleyebilirim; aslında 1 Kasım seçim zaferini biz 7 Haziran akşamı kazandık. Yani şöyle, Konya'da seçim neticesini alıp yola çıktığımda genel bir yeis ve karamsarlık havası hakimdi. Konyalılar beni şevkle uğurladılar, Ankara'da partililerimiz büyük bir coşkuyla karşıladı ama genel olarak 13 yıllık iktidardan sonra, tek başına iktidar olmayı kaybetmiş olmanın bir yeis havası vardı. Öyle ki çok kıdemli bazı parti yetkililerimiz, 'Efendim, bugün konuşma yapmasak balkonda' diye telkinde de bulundular. O zaman dedim ki 'Hayır, esas o gün konuşma yapmak lazım. Zafer sonrası konuşmak kolaydır, esas zafer elde edilmemiş gibi bir durum varsa ki yüzde 41 de zaferdi aslında, esas o anda toplumun psikolojisini yönetmek lazım. O gece yaptığım konuşmada, şimdi herkes 1 Kasım'da yaptığım balkon konuşmasına atfediyor, esas konuşma 7 Haziran akşamı yapılandı. Orada kendi kitleme dönüp 'Başınız öne eğilmeyecek, başınızı şimdi daha vakur şekilde kaldıracaksınız', sonra millete dönüp şunu söyledik; 'Mesajınızı aldık gereğini yapacağız, bu ülkeyi hükümetsiz bırakmayacağız.' Bu taahhütle o psikolojiyi yönetebildik."
    Meclis Başkanı seçimini ise ikinci kritik eşik olarak nitelendiren Davutoğlu, "TBMM Başkanlığı seçimi öncesi ve sonrasında meşruiyet çizgisinden hiç ayrılmadık, kapalı kapılar ardında oyuna hiç tevessül etmedik" ifadesini kullandı.

    ‘ERDOĞAN SAPMIŞ OLSA MİLLET KAYBEDERDİ'

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da gerek süreci yönetirken gerek kendisine görev verirken hep anayasal meşruiyet çizgisi içinde kaldığının altını çizen Davutoğlu, "Bu çok önemliydi. Sapmış olsaydık milletin güvenini kaybederdik" dedi.

    Davutoğlu, Meclis Başkanı seçimi için pazarlıklara girselerdi milletin kendilerine güveninin kalmayacağını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
    "7 Haziran seçimlerinde millet bize aynı zamanda 'Kendinize bir çekidüzen verin' demişti. O anlamda da yaptırılan araştırmalarla çok geniş istişare zemini oluştu ve kongreye gittik. Kongrede eğer biz partimizin birliğini, bütünlüğünü koruyamamış olsaydık, yine istemediğimiz bir sonuçla karşı karşıya kalınabilirdi. Partimizin birliğini, bütünlüğünü koruduk, birtakım köşede, puslu havalarda bekleyenlere fırsat vermedik. Birlik ve beraberlik içinde güzel bir kongre sonrasında parti içinde de istişarelere devam ettik. Bu anlamda da önemliydi. Bir başka kritik eşik de Suruç saldırısıydı. Suruç saldırısında eğer biz gerekli tepkiyi ve kriz yönetimi bağlamında doğru bir şeyi yapmamış olsaydık, terörle mücadeleyi başlatmamış ve kararlılıkla sürdürmemiş olsaydık, Suruç saldırısı sonrasında DEAŞ ve PKK'ya yakın unsurlar tam bir şımarıklık içinde Türkiye'yi kaosa götürebilirlerdi. Biz çok kararlı bir mücadeleyi yürüttük. 20 Temmuz saldırısı, 22 Temmuz Ceylanpınar saldırısı, arkasından şu ana kadar da terörle mücadelede mükemmel bir performans sergiledik."

    'SEÇİMLERİN COŞKUSUNU YAŞAYAMAZDIK'

    Başbakan Davutoğlu, seçim kampanyası yürürken Ankara'da terör saldırısının gerçekleştiğini anımsatarak, şunları kaydetti:

    "DEAŞ'ın ve PKK'nın da dolaylı, ilintili, kokteyl neredeyse yürütülen bu saldırıyla asıl Türk demokrasisi hedef alınmıştı. Eğer orada, o saldırıyı biz toplumu kucaklayacak şekilde ve saldırıda vefat eden vatandaşlarımıza sahip çıkıp terör odaklarına karşı net tavır alacak şekilde yönetmemiş olsaydık kutuplaştırıcı bir atmosfer içinde seçimlere gitmek çok zor olurdu. Yine aynı şekilde eğer riskleri göze alıp kararlılıkla ben tekrar meydanlara inmemiş olsaydım, bu sefer de 'ülkede olağanüstü bir hava var' görüntüsü olur ve seçimlerin coşkusunu yaşayamazdık. Yasımızı tuttuk ama seçimlere bu yasın yansımasına izin vermedik. Bütün bu kritik eşiklerden, zorlu süreçlerden geçip gelerek biz 1 Kasım'a gittik. 1 Kasım'daki başarı hikayesi bütün bu aşamalarda ilkesinden sapmayan, sağa sola gayrimeşru çizgiler içine gitmeyen, aldığı terörle mücadele kararını kararlılıkla uygulayan ama bunu kesinlikle sivil vatandaşlara yansıtılmasına izin vermeyen, bu konuda da Cizre'deki olayda olduğu gibi gerekli tedbirleri alan, ilkeli ve ahlaki bir tutumun sonucudur."Halkın, ülke yönetimindeki etkin güçlerini, ehliyetlerini bir kez daha gördüğünü anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

    "Terörle mücadelede herkes kaçarken, anayasal zorunluluk olan hükümete dahi bakan vermekten CHP ve MHP kaçarken, biz hiçbir yere gitmedik, 'buradayız' dedik ve mücadeleyi hiç aksatmadan yürüttük. Üçüncüsü de reform, ülkemizi yeniden inşa etme vizyonumuza inanç oldu. Dolayısıyla 7 Haziran ile 1 Kasım arası hem yürütülen sürecin psikolojisi hem etkinliği hem de sonuçları itibarıyla gerçekten bir başarı hikayesi olarak yazılmıştır. Eğer 1 Kasım'dan sonra önümüzde 4 yıl, 'kemiksiz' diyorum ben, yeni bir seçim olmadan, bir istikrar dönemi kazanmışsak, bunda 7 Haziran ile 1 Kasım arasında takip ettiğimiz siyasetin, millet tarafından benimsenmesinin büyük bir rolü var."

    ‘BAŞARIMIZA GÖLGE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR'

    "AK Parti'nin terör atmosferi üzerinden bir korku siyaseti yürüttüğü iddiası var. Bir korku siyaseti mi izlendi, daha karanlık bir oyun mu vardı yoksa milletin tercihi mi gerçekleşti?" sorusuna, Davutoğlu, "Bizim başarımıza gölge düşürmek isteyenler, şimdi değişik gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Korku siyasetini, eğer birileri ülkede egemen kılmak istemişse, bunlar, DEAŞ gibi birtakım piyonları kullananlar, Suruç saldırısı ve Ankara, yine Ceylanpınar saldırısı, bu anlamda devlete kendince meydan okuyan PKK'dır. Ve yine bu korku siyasetinin sözcüleri de bu terör örgütleriyle ilişkili olanlardır, DHKP-C ile diğerleriyle" yanıtını verdi.
    Davutoğlu, 7 Haziran'dan bu yana dışlayıcı, kutuplaştırıcı, birilerini korkutucu, ürkütücü bir dil kullanmadığının, ne siyasi söylemlerinde ne de eylemlerinde böyle bir şeyin olmadığının altını çizdi.

    ‘ARTIK SERHİLDAN DÖNEMİ'

    Birilerinin, korku siyasetini egemen kılmak istediğine dikkati çeken Davutoğlu, 7 Haziran'ın hemen sonrasında "Artık silahlanma vakti, artık serhildan (başkaldırı) dönemi, eylemsizlik bitecek, herkes ayaklansın" açıklamalarının yapıldığını hatırlattı.

    Davutoğlu, 15 Temmuz'da da HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'la görüşme gerçekleştirirken, Kandil'den ‘ayaklanma çağrısı' geldiğini, 20 Temmuzda IŞİD'in Suruç'ta, PKK'nın Adıyaman'da saldırdığını, PKK unsurlarınca 21 Temmuzda sakallı diye sivil vatandaşlara saldırıldığını, 22 Temmuz'da ise iki polisin, evinde uyurken şehit edildiğini anımsattı.

    Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Ben Başbakanım, geçici bir hükümet evet, yani tek parti hükümeti değiliz. Ama benim önüme bir dosya gelecek, iki polis evlerinde uyurken ensesinden şehit edilecek, bu mesaj açıktır. Bu mesaj şu demek; 'Artık bu bölgede polisler dahi kendini koruyamaz, devlet dahi polisine sahip çıkamaz, gece yarısı girer, biz kamu görevlisini öldürürüz.' Bunu yapanlar korku siyaseti üretmemiş olacaklar, ona karşı tedbir alan devlet mi korku siyaseti üretmiş olacak? Evet bir sınavdı o. Ve ben, siyasi tarihimizin en riskli kararlarından birini o gün aldığımızı düşünüyorum. Daha geçici bir hükümetiz, önümüzde bir seçim ya da koalisyon ihtimali o günlerde söz konusu ama her halükarda çok kapsamlı bir terörle mücadele ve bir terör örgütüne, PKK'ya değil, üç terör örgütüyle mücadele etme kararı almak, korku siyasetini Türkiye'ye egemen kılmak isteyenlere karşı yürütülen bir mücadeleydi. Ve nitekim kimse korktu mu? O dönemden bu döneme Doğu ve Güneydoğu'da oylarımız niye arttı? Çünkü Doğu ve Güneydoğu'da korku siyasetini egemen kılıp, kendi dışında hiçbir partiye hayat hakkı tanımayan bir anlayışa karşı biz, mücadele ettik, halk bunu anladı."

    'EN BARIŞÇIL SEÇİM GERÇEKLEŞTİ'

    Seçim güvenliği bağlamında ek tedbirler aldıklarını vurgulayan Davutoğlu, "Korku siyaseti üretmek isteyen, PKK ve ona bağlantılı aktörlerdi. Ona karşı mücadeleyi biz yürüttük. 1 Kasım günü herkes huzurla Türkiye'de sandığına gitti, kimse kimseyi tehdit etmedi. Ve iddia ediyorum, 1950'den bu yana en barışçıl seçimlerden biri gerçekleşti. İşte istatistikler ortada, bazı seçimlerde ufak tefek ihtilaflardan yaralananlar olur. Hiç böyle bir olay yaşanmadı. Korku siyaseti olmuş olsa, Allah aşkına olay olmaz mıydı bu ülkede? Bütün partiler istediklerini yapabildiler, istedikleri söylemi kullanabildiler" değerlendirmesini yaptı.
    Birilerinin, korku siyasetine Türkiye'yi mahkum etmek istediğini belirten Davutoğlu, şunları ifade etti:

    ‘OTURDUK MUHASEBE YAPTIK'

    "Biz ise sükunetle, suhuletle ülkeyi seçime götürdük ve son derece açık, net bir zafer kazandık. Şimdi kimse bu zaferin üstünü örtmeye kalkmasın. Biz nasıl 7 Haziran'da oturduk, 'niye oyumuz düştü' diye samimi bir muhasebeyi yaptık… Ben günlerce, gece yarılarına kadar herkesi dinledim, milletvekillerini, teşkilatımızı, hepsini 'nerede eksiğimiz var?' diye. Ve hala dinliyorum. 7 Haziran seçimlerinin partimizin yenilenmesi bağlamında, bize verilen mesajın yapıldığı kanaatinde de değilim, daha çok şey yapacağız. Ama bunu yaptık biz, öz eleştiriyi de yaptık. Şimdi 'korku siyaseti' diye iddia eden partilerin, oturup kendilerini 'niye biz bu oyları kaybettik' diye öz eleştiriye tabi tutmaları lazım. Kendilerini böyle bir öz eleştiriye tabi tutmadan, AK Parti'nin başarısına gölge düşürmeye kalkarlarsa, daha çok yenilgi tadarlar."

    Davutoğlu, 7 Haziran'dan itibaren samimi bir şekilde kendilerini değerlendirmeselerdi, 1 Kasım'da bu zaferi kazanamayacaklarına dikkati çekerek, "Benim HDP'ye, MHP'ye, CHP'ye tavsiyem; 'korku siyaseti' gibi kavramlar üretmek yerine, otursunlar başlarını iki ellerinin arasına alsınlar, ben yaptım bunu, çekildim, Konya'dan Ankara'ya gelene kadar, 'Nedir konu, nasıl yöneteceğim bu süreci? Bir yeis havası var, bunu nasıl dağıtacağım?' diye oturdum, düşündüm, arkadaşlarımla düşündüm. Gereğini yapmaktan da kaçınmadık" diye konuştu.

    ‘SİYASET YAPMAKTAN KORKTULAR'

    Muhalefet partilerine, "şöyle bir çekilsinler, acele açıklama yapmasınlar, otursunlar bir düşünsünler 'biz nerede hata yaptık' diye" tavsiyesinde bulunan Davutoğlu, şunları söyledi:

    "O zaman görecekler ki korku siyaseti falan değil, bu sonucu ortaya çıkaran. Görecekler ki kendilerinin yüreğine sinmiş olan siyaset korkusu. Onlar siyaset yapmaktan korktular, korku siyaseti falan değil. Siyaset yapmaktan korkmasalardı, bizimle hükümet kurarlardı. Siyaset yapmaktan korkmasalardı, geçici, anayasanın zorunlu kıldığı hükümete bakan verirlerdi, vermediler. Çünkü korktular. Türkiye'de korku siyaseti yok, siyaset korkusu var. Siyaset korkusunu da bunlar yaşıyor. Siyasetin cesaretle yapılacak bir iş olduğunu ise biz gösterdik. Cesaretle, metanetle, samimiyetle yapılabileceğini son 5 ay içinde gösterdik, millet bizi ödüllendirdi. Ama rehavet hakkımız yok."

    Başbakan Davutoğlu, 1 Kasım'da bir zafer kazanmasına rağmen, rahat olmadığını belirterek, "Neden? Çünkü o zaferin getirdiği bir sorumluluk var. Seçimin hemen öncesinde vazifemi yaptım diyip, tevekkül eder, rahat olursunuz ama seçim zaferi kazanmışsanız, işte uykularınızın kaçması gereken an, o andır. Oturup o ağır sorumluluğu hissediyorsunuz. Sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyadaki gelişmelerin ağır sorumluluğunu hissediyoruz. O günden bu güne de daha fazla tabiri caizse rahatsız olduğumuz, daha fazla gayret sarf etmemiz gereken bir dönemdeyiz" ifadelerini kullandı.

    İlgili konular:

    Davutoğlu'ndan 3 mesaj
    Davutoğlu: Bu zafer bizim değil milletimizindir
    Davutoğlu: Yasaklı Türkiye'yi savunan AK Parti'de olmayacak
    Davutoğlu: Esas katil Diyarbakırlı çocukları dağa götürenler
    Etiketler:
    PKK, IŞİD, AK Parti, Ahmet Davutoğlu
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın