11:27 25 Ekim 2020
Canlı Yayın
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    0 33
    Abone ol

    Özel Kuvvet'lerde görevli Yüzbaşı Şahin, 15 Temmuz'da darbeci general Terzi'yi vurduktan sonra yaşamını yitiren Halisdemir hakkında "Nasıl bir telefon emri ile Ömer Halisdemir bir generali vurup milletin gönlünde taht kurdu ise ben de güvendiğim bir komutanımın emri ile göreve gittim. Ömer Halisdemir ile aynı tezgahın ürünüyüz" dedi.

    Darbe girişiminin yaşandığı Marmaris'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine yönelik suikast girişimi davasının duruşmasına Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dönüştürülen Muğla Sanayi ve Ticaret Odası Salonu'nda yoğun güvenlik önlemleri altında devam edildi.

    Habertürk'ün aktardığına göre, 15 Temmuz günü Harp Akademileri Komutanlığı'nda kurmaylık eğitimi aldığını söyleyen Ergün Şahin, şunları anlattı:

    "Murat Köse üsteğmen telefonla arayıp, ‘Şükrü binbaşının görev olduğunu söylediğini, detayını Şükrü binbaşının da bilmediğini ancak saat 18.00'da nizamiyeden çıkış yapacağımızı' ifade etti. Havalimanına gittik. Kendi aramızda ne olabileceğini düşündük. Çiğli'ye gittik. Gökhan paşam (Tuğgeneral Gökhan Şahit Sönmezateş) bizi karşıladı. Malzeme almamız için emir verdi. Ardından bize, TSK'nın yönetime el koyduğunu, sıkıyönetim ilan edildiğini, alacağımız emirleri genelkurmay başkanının verdiğini söyledi. Ben de cumhurbaşkanının emniyetinin sağlanmasına yönelik bir emrin bize verildiğini, timdeki arkadaşlardan öğrendim."

    ‘ÇEMBERE ALINDIĞIMIZI GÖRDÜK, ATEŞ ETMEDİK'

    Marmaris'e inip otele yaklaştıklarında, kendilerine yaklaşan sivil bazı kişileri havaya ateş açarak dağıttıklarını belirten Şahin, şöyle devam etti:

    "Silah sesleri geldi. Bomba sesi duydum. Ardından koruma polisi olan birisi evden çıktı. Çıktığında burnu kanıyordu. Biz sadece polisleri silahtan arındırdık. Ben üstünde para çıkınca, tekrar polislerin cebine koydum. Bunları yaptığımız sırada tabancayla ateş eden oldu. Bu anda baskı olması için bağrışmalar oldu. Ama hakaret olmadı. Şükrü Binbaşı'ya 5- 6 metre uzaklıktaydım, olsa o sözleri duyardım. Bu durumda şoka girenler oldu. Polisin sakinleştirildiğini gördüm. Otelden ayrıldığımız sırada da bize ateş edildi. Otele saklandık. Mutfakta toplandık. Otelin camından dışarısı görünüyor, ama dışarıdan içerisi görünmüyordu. Bizim çembere alındığımızı gördük. Ateş etmedik. Eğer ateş etseydik çok daha fazla ölüm olabilirdi. O çemberden bir şekilde çıktık. Buradan çıkmamızı sağlayan soğukkanlılığımız ve tecrübemizdi. Şükrü binbaşının meskun mahal çatışma tecrübesiydi."

    ‘SAĞ TESLİM ALINMAYACAĞIZ KANISIYLA KAÇTIK'

    Ormanlık alana geçtiklerinde bir kişinin kendilerine yol gösterdiğini anlatan Şahin, ormanlık alanda kendi aralarında teslim olup olmamayı tartıştıklarını kaydetti.

    Polislerle ne zaman karşılaşsalar kendilerine ateş edilmesinden dolayı kendilerinde sağ teslim alınmayacakları kanısı oluştuğu için kaçtıklarını söyleyen Şahin, "Baştan itibaren çatışma yanlısı olmadık. Bunun en büyük kanıtı tüm silahları bırakmamızdır. Birkaç silahı aldık. O da hayvanlara karşı kullanmak içindi. 16 günlük kaçış süresinde sivillerle bir kez temas ettik. Onda da alışveriş için. Köpeklerle bile karşılaşmadık" dedi.

    'DARBE YAPMADIM, EMİRLERİ UYGULADIM'

    İddianamede kendisine yönelik suçlamalara cevap veren Yüzbaşı Ergün Şahin, Tuğgeneral Semih Terzi'yi komutanının emriyle vurup hayatını kaybeden Astsubay Ömer Halisdemir'i örnek verdi.

    Yüzbaşı Şahin, şunları söyledi:

    "Darbe yaptım mı? Hayır. Emirleri yerine getirdim. Ömer Halisdemir'le aynı tezgahın ürünüyüz. O da Özel Kuvvetler'de görevli. Ömer Halisdemir nasıl yazılı değil sözlü bir emirle, güvendiği komutanın emriyle bir generali vurduysa, ben de güvendiğim bir komutanın emriyle aynı şeyi yapardım. Mala zarar verme, konut dokunulmazlığını ihlal suçlamalarını kabul etmiyorum. Kasten adam öldürme, bunu net ifade ediyorum. Bu ülkenin en fedakar iki kurumu TSK ve polis teşkilatıdır. Birçok yerde sırt sırta mücadele ettik. Hal böyleyken, böyle bir suçlamanın yapılması. Bunun savunmasını yapmak bile çok kötü. Biz o gece aynı kaderi paylaştığımız insanlara zarara vermek istemedik. Sürekli teması kesme mücadelesi verdik."

    ‘TSK'NIN ANİ REAKSİYON BİRLİĞİYİZ'

    Neden yazılı emir istemedikleri ya da emri sorgulamadıkları yönünde kendilerine sorular sorulduğunu da söyleyen Şahin ifadesinde, "TSK'nın ani reaksiyon birliğiyiz. Biz zaten yazılı emir sorgulamayız. Bilmem gereken söylenir, onun dışında bilgi verilmez. Sorgularsak reaksiyon vermemiz üç gün sürer. Daha önce de benzer durumlar oldu" dedi.

    FETÖ üyesi olduğu iddiasını reddeden Şahin, "Görev süremde ben devletin bütün istihbarat servisleri tarafından sorgulandım. FETÖ'nün en sadık üyesi kanısı, bu kanıyla bizler suçlanıyoruz. Sadakatten bahsediliyorsa evet sadakatim var ama TSK'ya. Polisler üzerinde muazzam bir bürokratik baskı var. İddia makamlarının üzerinde da baskı var. Temennim aynı baskının sizin üzerinizde de olmaması" diyerek imada bulundu.

    Şahin'in bu sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, "Öyle bir şeyin olması mümkün değil" dedi.

    ‘SİYAH KIYAFETLİLER KİM?'

    Şahin, iddianamede tanıkların ifadelerinden saatlere ilişkin örnekler verip sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Saat 23.30 ile gece 02.30 arası orada muazzam şeyler yaşanmış. Şu an mahkemede onların konuşulması istenmiyor. Basına, cumhurbaşkanına suikast timi diye SAT komandolarından isim veriliyor. Hala o konuşuluyor. Bu liste ne zaman hazırlandı? Tanık ifadelerinde siyah kıyafetli kişilerden bahsediliyor. Siyah kıyafetle operasyon yapan tek birlik SAT komandolarıdır. Tanık ifadelerinden bölgede siyah kıyafetli insanlar dolaşmış. 3 yaşında bir çocuğu çevirseniz, ‘Asker ne giyer derseniz' yeşil der. Birileri burada siyah diyorsa, burada yanılgı yoktur. Cumhurbaşkanımız saat 00.11'e bölgeden ayrılıyor. 23.30 ile 02.00 aralarında tabiri caizse orada cayırtı kopmuş. Cumhurbaşkanı bir suikasttan kurtulmuş. O gece yaklaşık 3 saatlik bir zaman dilimi var, bunun üzerinde durmayıp geçiyoruz."

    'ONLARIN ORAYA GİDECEĞİ ÖNCEDEN PLANLANMIŞ GİBİ…'

    "SAT komandoları o gece oraya hiç gitmemişler. SAT komandoları oraya gitmemişlerse SAT komandolarının figüranlığını yapanlar kimlerdi? Bunu kendime soruyorum. Bu olmadıysa olayın sabahı bu listeyi basına kim verdi? Onların oraya gideceği önceden planlanmış gibi. O gece orada bir suikast yaşandıysa, bunun sorumluları biz değiliz. Bölgeye saat 03.30'da vardık. Bir suikast filmi çekildiyse bunun figüranlığının rolü bizlere verilmek isteniyor."

    'BİZ GİTTİĞİMİZDE FİLM YENİ BİTMİŞTİ'

    "Dolayısıyla suçlamayı reddediyorum. Biz gittiğimizde zaten film bitmişti. Bizleri ve polisleri orada bilinçli karşılaştıranlar sorumlu."

    ÖLÜM SAATİ FARKLI KAYDEDİLMİŞ

    İfade işleminin tamamlanmasından sonra söz alan duruşma savcısı, tutuklu sanıkların o gece hayatını kaybeden polis memuru Nedip Cengiz Eker'in ölüm saatine 00.43 yazılmasına yönelik iddiasına yanıt verdi. Duruşma savcısı ellerinde bulunan kamera kaydı, protokol defteri ve hastane bilgisayarının ekran çıktısını delil olarak mahkemeye sundu.

    Savcı, "Buna göre şehit polis memurunun hastaneye geliş saati 04.41'dir. Dosya açılış saati ise 05.11'dir. Sanıkların beyan ettikleri 00.43 ise olay gününün yaşanan telaşıyla doktor tarafından yanlışlıkla yazılmıştır. Bu konuda hastane müdürünün de gerekli tutanağı vardır. Şehit polis memurundan bir sıra önce hastaneye gelen hastanın saati ise 04.13'tür" dedi.

    Savcı, böylece sanık askerlerin kendilerinden önce de bir grubun oteller bölgesine gittiği ve polis memurunun farklı bir şekilde öldürülmüş olabileceği iddialarının çürüdüğünü savundu.

    YÜZBAŞI MUAMMER GÖZÜBÜYÜK: SALALAR YÜKSELİNCE UMUDUMUZU YİTİRDİK

    Duruşmanın 7. Gününde ikinci kişi olarak ifade veren Özel Kuvvetlerde Görevli Yüzbaşı Muammer Gözübüyük, "Olaydan sonra tepeye çıktık. Araziye çıktığım ilk gün helikopterlerin bizi gelip alacağını düşünüyordum. Minarelerden anons ile birlikte sala sesleri yükselinceye kadar ümidimi hiç yitirmedim. Ancak minarelerden anons ve sala sesleri yükselince ümidim tükendi" dedi.

    Hakim karşısına çıkan sanıklardan o dönem Özel Kuvvetlerde görevli Yüzbaşı Muammer Gözübüyük, "Bize verilen görev Cumhurbaşkanı ve ailesini sağ salim almaktı. Burkay Karatepe'nin haber vermesi ile karargahta buluştuk. Daha sonra bize Cumhurbaşkanı'nın emniyetli bir şekilde alınması emri verildi" diye konuştu.

    'ASTSUBAY RÜTBELİ ZEKERİYA KUZU'YU BAŞTA GÖRÜNCE ŞAŞIRDIM'

    Duruşmada MAK timinin başında görev alan Astsubay rütbeli Çiğli Üst İmamı Zekeriya Kuzu'nun o gece suikast girişimi timinde görev alanları da şaşırttığı ortaya çıktı. Yüzbaşı Gözübüyük ifadesinde "Operasyonda Özel kuvvetleirn başında Şükrü Binbaşı vardı. Ancak MAK Timinin başında astsubay rütbeli Zekeriya Kuzu'yu görünce şaşırdım. Demek ki çok bilgisi ve tecrübesi var diye düşündüm. Ama yine de alt rütbede birinin komuta etmesi ilginç geldi" diye konuştu.

    'CUMHURBAŞKANI'NIN KORUMA MÜDÜRÜ DE DİNLENSİN'

    İfadesinde olayların daha net ortaya çıkması için Cumhurbaşkanının koruma müdürünün de dinlenmesini isteyen Gözübüyük, "O gece Cumhurbaşkanının Koruma Müdürü polislere 'Buraya askerler gelecek. Gelmezse sağı solu tarayın çatışma çıkmış görüntüsü verin' diye konuşmuş. Cumhurbaşkanının Koruma Müdürü de gelip ifade vermesini istiyorum" dedi.

    'KARTEPE'NİN 'KAÇALIM' ÇAĞRISINA UYMADIM'

    Olaydan sonra minarelerden yükselen anons ve salarlı duyunca ümitlerini yitirdiklerini buna rağmen kaçmayıp teslim olduğunu belirten Gözübüyük, "Şu anda firarda olan Burkay Karatepe o gece kaçmayı teklif etti. Ancak ben kabul etmedim" dedi.

    Gözübüyük 15 Temmuz'da darbe ve suikast girişimcilerinin umutlarının kırılma noktası olan minarelerden yükselen ses ile ilgili olarak da "Araziye çıktığım ilk gün helikopterlerin geri gelip bizi alacağını düşünüyordum. Burkay Karatepe kaçmayı teklif etti. Kabul etmedim. Minarelerden anonslar edilip sala sesleri gelince ümidim tükendi" dedi.

    SUİKAST DURUŞMASINDA SAVCIDAN AÇIKLAMA

    Cumhuriyet Savcısı Ali Cenk Düzgün, sanıkların iddiaları üzerine olay gecesi Marmaris'te yaşamını yitiren Nedip Cengiz Eker ve Mehmet Çetin'in vurulması ve yaşamını yitirme saatine ilişkin açıklama yaptı. Cumhuriyet Savcısı Düzgün, "Her iki şehit de dost ateşi ile değil uzaktan açılan ateş sonucu şehit olmuştur. Hastaneye giriş saati de 00:43'te değil 04:43'tedir" dedi.

    Bilindiği gibi; Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından duruşma salonuna çevrilen Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Salonu'nda görülen davada ifade veren sanıklar, kişilere ateş etmediklerini olay gecesi hayatını kaybeden her iki polisin de polislerin dost ateşi sonucu ölmüş olabileceklerini ileri sürmüşlerdi. Öte yandan sanıklar iddianamede yer alan saatin 00:43 olduğunu o saatte orada olmadıklarını söylemişlerdi.

    Bunun üzerine dosya ve deliler üzerinde inceleme yapan mahkeme heyeti adına açıklama yapan Cumhuriyet Savcısı Ali cenk Düzgün, "Deliller incelendi. Kamera kayıtları incelendi. Bunun yanında hastane protokol defteri ve bilgisayar kayıtları da incelendiğinde şehdimizin hastaneye getirilişi 04:43'tür. Öte yandan şehitlerin yapılan otopsi incelemesinde Nedip Cengiz Eker'in vücudunda 1, Mehmet Çetin'in vücudunda da 4 kuruşun bulundu. Mermilerin hangi silahlardan çıktığı da tespit edildi. Ancak silahları kimin kullandığı belli değil. Yaraları oluşturan mermi çekirdekleridir. Bu mermiler de iddia edildiği gibi yakından sıkılmış mermiler değil. Yani 'dost atışı' değil. Her iki polis de uzak mesafeden atılan ateş sonucu şehit olmuş" dedi.

    ESKİ ÜSTEĞMEN YILMAZ: BİZ ÖLDÜRME KASTIYLA HAREKET ETMEDİK

    Darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin yaşamını yitirdiği saldırıya ilişkin davanın sanıklarından eski üsteğmen Enes Yılmaz, "Arazide ikinci gün Şükrü Seymen, herkesin üzerinde ne kadar parası olduğunu sordu. Bu sırada Zekeriya Kuzu'nun polislerin bir miktar parasını aldığını duydum. Bunun üzerine de Şükrü Seymen, Kuzu'ya kızarak görevinin bu olmadığını söyledi" dedi.

    Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen duruşmada, Özel Kuvvetler üyesi eski Üsteğmen Enes Yılmaz dinlendi. Sanık Yılmaz, 15 Temmuz'da, eski Binbaşı Şükrü Seymen'in görev emri çağrısı üzerine İstanbul'da havalimanına, oradan da helikopterle Çiğli'ye gittiklerini söyledi.

    Çiğli'de araçlarla depolar bölgesine geçtiklerini anlatan Yılmaz, orada önceden hazırlanmış silah ve malzemeleri kuşandıklarını belirtti.

    Davanın iki numaralı sanığı eski tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'in, depo önünde yanlarına gelerek, "TSK yönetime el koydu, sıkı yönetim ilan edildi. Emirleri Genelkurmay Başkanından alıyoruz. Görevimiz Cumhurbaşkanını bulunduğu yerden alarak emniyetini sağlamak." dediğini aktardı. Yılmaz, bu açıklama sonrasında görevi kabul etmek istemediğini ama emre itaat etmemekten öldürüleceğini düşündüğü için göreve katıldığını savundu.

    Çiğli'de helikopterde bir süre bekledikten sonra Marmaris'e hareket ettiklerini anlatan Yılmaz, "Marmaris'te otele ulaştığımızda sivil şahıslar silahlardan arındırıldı. El bombasının atıldığını duydum ancak nereye atıldığını duymadım" dedi.

    Şükrü Seymen'in emriyle çekilmeye başladıkları esnada yine silah sesleri duyulduğunu kaydeden Yılmaz, "Biz teması kesmek ve çatışmamak için otele girerek alt kata indik. Bir süre sonra buradan çıkıp boş bir eve, daha sonra ise helikopter alamadığı için araziye gittik. Arazide ikinci gün Şükrü Seymen, herkesin üzerinde ne kadar parası olduğunu sordu. Bu sırada Zekeriya Kuzu'nun polislerin bir miktar parasını aldığını duydum. Bunun üzerine de Şükrü Seymen, Kuzu'ya kızarak görevinin bu olmadığını söyledi" ifadelerini kullandı.

    Sönmezateş'in 15 Temmuz gecesi TRT'de yayımlanan 'sıkı yönetim bildirisini' gösterdiğini öne süren Yılmaz, "Darbe planından hiçbir şekilde haberim yoktu. Ben darbe yapmak amacıyla değil emirlerin yerine getirilmesiyle hareket ettim. Bize tebliğ edilen emir ise Cumhurbaşkanının sağ salim alınmasıydı. Başkomutan olarak Cumhurbaşkanının emniyetinin alınması makul bir harekettir" şeklinde savunma yaptı.

    İki farklı noktada silah kullandığını ve buralarda amacının caydırıcılık olduğunu iddia eden Yılmaz, olay gecesi de polislerle silahlı teması kabul etmeyerek, otele sığındıklarını, silah kullandığı bölgelerde ise herhangi bir kişi veya nesneye ateş etmediğini bildirdi.

    Amaçlarının hiç kimseyi öldürmek olmadığını ileri süren Yılmaz, şu iddialarda bulundu:

    "Oteller bölgesinde öldürme kastıyla hareket etmiş olsaydık, silah üstünlüğü, çatışma kabiliyetiyle çatışır bugün çok daha farklı şeyleri konuşuyor olabilirdik. Biz öldürme kastıyla hareket etmedik. Marmaris'e suikast amacıyla da gelmedik."

    Yılmaz, "Ben FETÖ'cü değilim, bir terör örgütü üyesi değilim. Hakkımdaki bu iddiaları da reddediyorum" diye konuştu.

    Ula ilçesi Şirinköy mevkisinde 31 Temmuz gecesi teslim oldukları 3 polis memurunun çok heyecanlı olduğuna da değinen Yılmaz, "Biz eğer istesek orada onları da öldürürdük. Biz 9 kişiydik ama onlar 3 kişiydi. Mermiyi silahın ağzına vermişler ve heyecandan ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Onlara sakin olmalarını söyledik hatta bizi almaya çalışan polislerden biri havuza düştü. Onlara da yardımcı olduk" dedi. Yılmaz, "Bizim amacımız kesinlikle öldürmek değildi" iddiasını dile getirdi.

    21 SANIK DAHA İFADE VERECEK

    Cumhurbaşkanı'na suikast girişimi davasında halen ifade vermeyen 21 sanık bulunurken, sanıklar arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski Başyaveri Ali Yazıcı, Kocaeli'de bulunan Deniz Hava Üs Komutanı ve Tuğamiral görevinde iken helikopterlere yakıt verilmesi emrini veren Tezcan Kızılelma, Güvercinlik eski Kara Havacılık Okulu Komutanı Tuğgeneral Ünsal Coşkun da bulunuyor.

     

    Etiketler:
    Recep Tayyip Erdoğan, Ömer Halisdemir, Marmaris
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın