14:30 19 Temmuz 2019
Canlı Yayın
    Ahmet Altan

    Ahmet Altan: İddianame hukuk pornosuna dönmüş

    © AA / Onur Çoban
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    0 68

    Gazeteci yazar Ahmet Altan ve Prof. Mehmet Altan ile gazeteci Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu 17 kişinin yargılandığı 'darbe girişimine iştirak' davasında 4. duruşma bugün görülüyor. 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen duruşmada Ahmet Altan SEGBİS ile bağlanarak savunmasının bir kısmını yaptı.

    Ahmet Altan'ın savunmasından satırbaşları şöyle:

    'İDDİANAMEYİ OKUDUĞUNUZDA ADLİYE SARAYLARININ NASIL BİR HUKUK MEZBAHASINA DÖNDÜRÜLDÜĞÜNÜ KAVRIYORSUNUZ'

    • İddianame olduğu ileri sürülen, zekâdan ve hukuktan yoksun, ağırlaştırılmış müebbet gibi heybetli bir cezayı taşımaya mecali yetmeyen bu cılız metin ciddi bir savunmayı asla hak etmiyor. Ama benim hakkımda söylenen yalanları gördüğümde 15 Temmuz'dan sonra hapse atılan binlerce insanın nasıl bir hukuk katliamının kurbanı olduklarını daha iyi anladım. Hakkında yalan söylenen tek insan ben olamayacağıma göre bu tür yalan dolu iddianamelerin zehirli bir sarmaşık gibi yargıya dolanıp onu boğduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu iddianameyi yazan savcının yalan söyleme ve saçmalama  konusunda gösterdiği pervasızlık, bunun yargı sisteminde bir alışkanlık hâline geldiğini kanıtlıyor. Bu iddianameyi okuduğunuzda, içinde sanıkların, sanık sandalyelerinin, avukat sıralarının, silahlı jandarmaların, kürsülerin, cübbelerin bulunduğu ve Adliye Sarayı diye adlandırılan yerlerin nasıl bir hukuk mezbahasına döndürüldüğünü rahatça kavrıyorsunuz. Mehmet Altan'ın çok sevdiği bir sözü vardır, "bir damla kana baktığında bünyedeki bütün hastalıkları görürsün" der. Şimdi bu iddianameyi, bu bir damla kanı incelediğimizde, hukuk sisteminin cüzzama yakalandığını, etlerinin lime lime döküldüğünü bütün dünyayla birlikte göreceğiz. Size, hukuk sisteminin yakalandığı korkunç hastalığı, bu iddianameyi madde madde inceleyerek göstereceğim.

    'BİR SUÇLUYU TANIRSANIZ BU SİZİ SUÇLU YAPAR MI?'

    • Birkaç yazımla, bir televizyon konuşmam dışında bu iddianamenin "darbeciliğimize" temel dayanak olarak sunduğu iddia şu: Biz, darbeyi yönlendirdiği iddia edilen adamları tanıdığı iddia edilen adamları tanıyormuşuz. Bu özetin sizin kulağınıza bile gülünç geldiğine inanıyorum ama suçladığı birkaç yazımla bir konuşmam dışında üstüne yerleştiği temel, bu garip ve gülünç iddia. Bu darbeyi yönlendiren bazı adamlar varmış… Onları tanıyan bazı adamlar da varmış… Biz de onları tanıyan adamları tanıyormuşuz. İnanmak çok güç biliyorum ama bu iddianame sayfalarca bunu anlatıyor. Önce şunu sorayım, birini "tanımak" nasıl bir suç kanıtı olarak kabul edilebilir? Bir suçluyu tanıyorsanız bu sizi suçlu yapar mı? O eyleme katıldığınızın kanıtlanması gerekmez mi? Elbette gerekir. Peki var mı öyle bir kanıt? Tabii ki yok.

    'HUKUKU VURURKEN 'SUÇUN ŞAHSİLİĞİ' KAVRAMINI DA MI ÖLDÜRDÜNÜZ?'

    • İddianame, "terör örgütü yöneticilerinden" Said Sefa'ya ait bir haber sitesinde haftada bir yazı yazdığımı söyleyerek başlıyor. Said Sefa hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok bildiğimiz kadarıyla. Ama savcı söze böyle kesin bir hüküm varmış gibi giriyor. Buna hukuk değil, algı operasyonu deniliyor genellikle. Hadi diyelim ki Said Sefa suçlu. Eeee? Bir gazete sahibi dolandırıcılık yaparsa, ya da karısını vurursa ya da darbeye karışırsa onun yönettiği yayın organında yazı yazan ya da haber yapan herkes otomatikman suç ortağı mı sayılıyor? 'Suçun şahsîliği' diye bir kavram duymuş olduğumu hatırlıyorum. Hukuku vururken bu kavramı da mı öldürdünüz? İddianamenin açılışını böyle yapabilmeniz için önce Said Sefa'nın suçunu kanıtlayıp kesinleştirmeniz sonra da benim bu suça iştirak ettiğimi kanıtlamanız gerekir. Var mı böyle bir kanıt? Elbette yok. Zaten bu iddianameyi yazan savcı, bütün iddianame boyunca göreceğimiz üzere öyle 'kanıt' falan gibi ayrıntılarla uğraşmak zorunda hissetmiyor kendini. O suçluyor ya, yeter işte, daha ne kanıtı istiyorsunuz?

    'O DÖNEMDE TARAF'TA YAZMIYORDUM, AMA YAZSAYDIM KESİNLİKLE GEZİ'Yİ DESTEKLERDİM' 

    • Girişin ardından Ahmet Keleş diye birinin tanıklığı geliyor. Karmakarışık yazıldığı için bu tanığın ne dediğini anlamak epey zor. Anladığım kadarıyla bu Ahmet Keleş, Gezi olaylarının bir komplo olduğunu ve "Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan'ın yazıları okunduğunda" bunun daha net anlaşılacağını söylüyor.
    • Burada küçük bir sorun var. Gezi olayları sırasında ben Taraf Gazetesi'nden çoktan ayrılmıştım. Eve kapanmış roman yazıyordum. Eğer Gezi olaylarının gelişimini benim yazılarımdan anlamaya kalkarsanız biraz zorlanırsınız. Çünkü Gezi öncesinde ben yazı yazmıyordum. Elbette savcı da yalancı şahidi de böyle küçük ayrıntılara aldırmıyorlar. Ben Taraf'tan 2012'de ayrılmışım, onlar hâlâ benim 2013'teki Gezi olayları kapsamında Taraf'taki yazılarımdan, yani olmayan yazılarımdan söz edip, bir de utanmadan bunu iddianameye yazıyorlar. Ben o dönemde Taraf'ta yazmıyordum ama yazsaydım kesinlikle Gezi'yi desteklerdim. Gezi olaylarının devletin ve halkın vicdanına seslenen bir hareket olduğuna inanıyorum. Devletin vicdanında, eğer öyle bir vicdan varsa, Gezi kendine bir yer bulamadı ama halkın vicdanında bir yer buldu. Örgütsüz, lidersiz, halkın içinden kabaran, zeki, cesur ve barışçı bir hareketti. Tarihimizde bir örneği de yoktur bildiğim kadarıyla.

    'ROBOSKİ OLAYLARINDAN DOLAYI MAHKUM OLAN TEK İNSAN BENİM'

    • Aynı tanık benim Uludere olayları sırasında "Devlet halkını bombaladı" diye manşet attığımı da söylemiş. Bunun için tanığa gerek yok. O başlığı ben 2011'de attım, başlık gazetenin üstünde duruyor. Yargılandım, mahkûm oldum. Roboskî olaylarından dolayı mahkûm olan tek insan benim. Bombalayanlar, bombalama emrini verenler değil ben mahkûm oldum.
    • Ve, evet, bugün de aynen böyle düşünüyorum, devlet halkını bombaladı. Zavallı insanları öldürdü. Ama bunun 15 Temmuz darbesiyle ne ilgisi var? Bu iddianamede bu konu ne arıyor? Onu da kafası epey karışık olan savcıya soracaksınız artık. Bu Ahmet Keleş bir şey daha söylemiş. Keleş'in söylediğine göre Gezi olaylarından önce bir adam gelip "dolarla borçlanma" demiş. Haberi gönderen de "Hocaefendi" denilen örgüt lideriymiş. Savcı karmakarışık yazdığı için bu haberin Ahmet Keleş'e mi yoksa bana mı gönderildiğini tam anlamadım.
    • Eğer haberi Keleş'e gönderdiyse bundan bize ne? Hakkımdaki iddianameyle bunun ne alakası var? Yok, haberi bana gönderdiği iddia ediliyorsa, o zaman iş epeyce gülünçleşiyor. Fethullah Gülen neden evinde oturmuş roman yazan bir adama "dolarla borç alma" diye haber göndersin? Ayrıca ben niye dolarla borç alayım? Müteahhit miyim ben? Ne dolarla ne başka parayla hayatımda borç almadım ben. Ne kadar param varsa o kadarlık yaşarım, borç almam.

    'HAYATIMDA TEK TWEET ATMADIM'

    • Onun hemen altında Osman Bey isimli bir gizli tanığın sözleri yer alıyor. Osman Bey, Gezi sırasında Cemaat'ten insanların gizli hesaplardan hükümet aleyhtarı twitler attığını söylemiş. Hükümet aleyhtarı twit atmanın niye darbecilik suçu olduğunu anlamadım. Bunun benimle alakasını ise hiç anlamadım. Gizli ya da açık, ben hayatımda tek twit bile atmadım. Bu olayın benimle ya da bu iddianameyle ilişkisi ne? Anlayan beri gelsin. Bu tür saçmalıklarla biz aylardır hapis yatıyoruz, üstelik bir de müebbet hapis isteniyor hakkımızda. İşte, bu duruma hukuk deniyor bugün.

    '20 YILDIR TEK BİR TV PROGRAMI YAPMADIM'

    • Osman Bey'in ardından da Nurettin Veren isimli bir adamın tanıklığı geliyor. Darbeyi yönettiği iddia edilen adamları tanıdığı iddia edilen adamları tanıdığımıza dair ilk tanıklık. Bu Nurettin Veren, Alaattin Kaya'nın benimle, Mehmet Altan'la, Nazlı Ilıcak'la Fethullah Gülen arasındaki ilişkiyi sağladığını ve bizim Alaattin Kaya ile sık olarak görüştüğümüzü bildiğini söylüyor. Dikkat edin, 'bildiğini' söylüyor. Şimdi ben bu Nurettin Veren'i tanımıyorum ama onun bir sahtekâr olduğunu biliyorum. Bir sahtekâr olduğunu size hemen kanıtlayacağım. 15 Temmuz'dan sonra ben bu adamı televizyonda bir canlı yayında izledim.
    • O programda benim Cemaat'in televizyonlarından birinde, adını tam hatırlamıyorum, ya Mehtap dedi ya Samanyolu, haftada iki program yaptığımı, program başına 3 bin dolar aldığımı söyledi. Bunu öyle bir güvenle, gözünü bile kırpmadan söyledi ki parayı bizzat kendisinin ödediğini sanırdınız. Sonradan gördüm ki aynı yalanı iddianameye giren ifadesinde de söylemiş. Şimdi söyleyeceğime lütfen dikkat buyurun. Ben yirmi yıldır tek bir televizyon programı yapmadım. Bu adam, Alaattin Kaya'nın Gülen'le bizim aramızda ilişki kurduğunu, bizim Kaya ile sık sık görüştüğümüzü "bildiğini" söylüyor. Ve bizim savcı, 'nereden biliyorsun' diye sormuyor.

    'ALAATTİN KAYA İLE 10 YILDA 2 KEZ KONUŞMUŞUM'

    • Mehmet Altan'la benim 10 yıllık telefon kayıtlarımızı incelemişler ve Alaattin Kaya'yla görüşmelerimizin yekûnunu da çıkarıp iddianameye koymuşlar. Biz 'sık sık görüştüğümüz' söylenen Alaattin Kaya ile 10 yılda kaç kere görüşmüşüz, biliyor musunuz? Mehmet Altan 10 yılda sadece bir kere görüşmüş Kaya ile. O da 2008 yılında. Ben de sadece iki kez 2010 ve 2012 yılında konuşmuşum. Daha sık görüştüğümüz bir adam da olabilirdi, bu herhangi bir suçun kanıtı olmazdı. Ama suç olmayan bir eylem hakkında söyledikleri bile yalan.

    'AKP'Yİ ELEŞTİRMEK İÇİN BİRİSİNİN LAFINA MI İHTİYACIM VAR'

    • Ben 35 yıldır bu ülkede yazı yazıyorum. Çizgim milim değişmemiştir. Demokrasi ve hukuk isteyen herkesi destekler, demokrasi ve hukuka karşı çıkan herkesi eleştiririm. İnsan, iddianamesine böyle şeyler yazmadan önce benim 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önce yazdıklarıma bir bakar. Hakkında üç müebbet istediği adam hayatı boyunca ne yazmış bir okur. Ben ilk defa yargılanmıyorum. 300'e yakın davadan geçtim. Yazılarım nedeniyle yargılandım. O yazıları kimin emriyle yazmışım? Kim bana bunca davadan geçmeme yol açacak yazıları yazdırmış? Askerî vesayetle kimin emriyle mücadele etmişim? Benim AKP'yi eleştirmek için birisinin lafına mı ihtiyacım var? Son beş yıldır yanlış politikalarıyla koca ülkeyi çökertmiş bir partiyi eleştirmek için neden bir talimata gerek olsun? Söğüt'ün iddianamedeki ifadesine göre benim Alaattin Kaya'yla ilişkilerim 17-25 Aralık 2013'e kadar devam etmiş. Kaya, o tarihe kadar Taraf Gazetesi'nde bana dosyalar ve kapalı zarflar getirmiş. 17-25 Aralık 2013'te ben Taraf Gazetesi'nden ayrılalı bir yıldan fazla olmuştu. Bu kadar net. Bu iddianameyi yazan savcı "bu Ahmet Altan Taraf Gazetesi'nden ne zaman ayrıldı" diye hiç mi merak etmez?

    'BU SAVCI HUKUKUN IRZINA GEÇMEYİ ALIŞKANLIK HALİNE GETİRMİŞ'

    • Savcı 'örgüt lehine süreklilik arz eden' yayınlara ve söylemlere bakmak istiyorsa AKP'ye bakacak. Cemaatin örgütlediği bir toplantıda Fethullah Gülen'e 'muhabbetlerini' sunan Tayyip Erdoğan'a bakacak. Meclis kürsüsünden Gülen'i kendini parçalayarak savunan bugünkü Adalet Bakanı'na bakacak. Cemaati sürekli savunanlar onlar. Bu bir suçsa onlar neden tutuklu değil? Suç değilse bu boş laf bu iddianamede ne arıyor? Bu sorunun tutarlı bir cevabı var mı? Yok.Tutarsız bir hukuk olabilir mi? Olamaz. Hiçbir tutarlılığı olmayan, kanıtlara dayanmayan suçlamalar ileri sürmek, bunları iddianameye yazmak hukukun ırzına geçmektir. Zaten bu savcı hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık hâline getirmiş ki bizim iddianame hukuk pornosuna dönmüş.

    'APO İDAM EDİLSİN' DEDİĞİ İÇİN YAZILARINA SON VERDİM'

    • 'Darbeyi yönlendirdiği iddia edilen adamları tanıdığı iddia edilen adamları tanıdığımız' iddiasıyla ilgili iki isim daha var. Biri Önder Aytaç. Ben Önder Aytaç'la karşılaştığımda AKP hükümetinin danışmanı ve Polis Akademisi'nin öğretim görevlisiydi. Bana Taraf Gazetesi'nde yazmak istediğini söyledi. Ben de mümkün olduğunca geniş yelpazeli bir yazı kadrosu istediğimden "olur" dedim. Savcının, beni darbeyle ilişkilendirmek için adını iddianameye yazdığı Önder Aytaç, benim işine son verdiğim sanırım tek yazar. 'Apo idam edilsin' dediği için yazılarına son verdim. Taraf Gazetesi'nde her görüşe yer vardı ama insanların ölümünü, öldürülmesini, devletin cinayet işlemesini isteyenlere yer yoktu. Savcı benim Önder Aytaç'la telefonda konuştuğumu yazmış ama ne zaman, kaç defa konuştuğumu yazmamış.Niye yazmamış? Yazsa, iddiasının saçmalığı iyice ortaya çıkacak, herhalde ondan yazmadı.

    'EKREM DUMANLI İLE BEŞİKTAŞ MAÇINA GİTTİK'

    • Şimdi benim Alaattin Kaya'yla, Önder Aytaç'la bir ahbaplığım yoktur ama Ekrem Dumanlı'yla vardır. Ekrem, edebiyattan, sinemadan, bokstan, futboldan, benim de sevdiğim bu konulardan anlayan ve hoşlanan bir gazetecidir. Onunla sohbet etmekten her zaman hoşlandım. Bir iki kere buluşup yemek yedik, bir kere de beraber Beşiktaş maçına gittik. Ekrem Dumanlı'yla telefonda konuştuğum için üç müebbedi hak ediyorsam Beşiktaş maçına gittiğim için herhalde elli kere falan müebbedi hak ediyorumdur. Biz konuştuğumuzda ben Taraf Gazetesi'nin genel yayın müdürüydüm, Ekrem de Zaman Gazetesi'nin genel yayın müdürüydü.

    'BU SUÇLAMA BAŞKA İDDİANAMEDEN FİRAR EDİP BENİMKİNE SAKLANMIŞ'

    • Bakalım bu Balyoz neymiş, öyle herkesin ağzını doldura doldura söylediği gibi 'kumpas' mıymış? 15 Temmuz 2016'da darbe yapan generalleri o mevkilere kim getirmiş, nasıl getirmiş? Onları o mevkilere getirme 'suçunu' kim işlemiş? 
    • Bir gazete, 2010 yılında yayınladığı bir haberle 2016'ya kadar 6 yıllık süreçteki bütün askerî tasfiye, tayin, terfi işlemlerini yapacak bir güce sahip midir? Ben, 2010'da bir haber yayınlayarak 2016'ya kadar bütün tayin ve terfileri gerçekleştirebilir miyim? Üstelik de 2012'de gazeteciliği bırakarak bunu yapabilir miyim? Altı yıllık süreçte bu organize çalışmayı kim yaptı peki?Bunun cevabını bulmak zor değil. Cevap çok açık. O tayin ve terfilerin altında benim imzam var mı? Yok. Kimlerin imzası var peki? Bu "süreçte" görev yapmış genelkurmay başkanlarının, Yüksek Askerî Şûra üyesi generallerin, hükümet üyelerinin, başbakanların ve cumhurbaşkanlarının.Ve bu altı yıllık süreçte hiç değişmeyen tek bir imza var. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan'ın imzası. Savcı suçu tarif ediyor, bu suçun bir "süreçte" işlendiğini söylüyor, suçluların kim olduğunu işaret ediyor, sonra da dönüp benim cezalandırılmamı istiyor. Peki, bu savcı benle hiçbir ilgisi olmayan bir suçlamayı neden benimle ilgili bir iddianameye koyuyor? Bu suçlama, başka bir iddianameden firar edip, bir süreliğine benim iddianameme saklanmış bir suçlama gibi gözüküyor.

    İlgili konular:

    Kılıçdaroğlu'ndan 'Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler' eleştirilerine yanıt
    Kılıçdaroğlu: Ben bilmiyor muyum, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak geçmişte ne yaptı?
    CHP'li Türkmen: Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşleri alkışlamam
    Etiketler:
    15 Temmuz darbe girişimi, Balyoz, FETÖ, Taraf, Alaattin Kaya, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Ekrem Dumanlı, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın