03:17 15 Nisan 2021
Canlı Yayın
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    0 38
    Abone ol

    HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasına katılmak üzere Ankara 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'ne getirildi. Ankara Adliyesi'nde görülecek dava için yoğun güvenlik önlemleri alındı. Yüksekdağ'ın yargılandığı davada mahkeme, avukat sınırlamasını kaldırdı.

    Cumhuriyet'in aktardığına göre, Ankara Adliyesi'nde görülecek dava için yoğun güvenlik önlemleri alındı. Adliyenin çevresine giden yollar, yaya ve araç trafiğine kapatıldı. Bariyerlerle güvenlik önlemi alan emniyet güçleri, adliyeye gelen herkesi üst araması yaparak, içeri aldı. TOMA'lar da adliye etrafında görev aldı.

    Yüksekdağ savunmasında bugünkü yargılamaların siyasi anlamda da tarihsel anlamda da yargılama olmadığını söyleyerek, “Bugün yaşanan siyasi bir taarruzdur” dedi. Çözüm süreci ve 7 Haziran seçimini hatırlatan Yüksekdağ,  “O süreçte görüşmeler diyaloglar devam ederken çatışmaları durduğu ölümlerin yaşanmadığı yaklaşık 2 buçuk yıl geçirdik. Bu 2 yıl HDP, 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alınca geri dönülemez ve hala dönemeyeceğimiz biçimde bozuldu. Çünkü siyasi iktidar barıştan demokrasiden kendisine ekmek çıkmayacağını gördü” ifadelerini kullandı. Yüksekdağ'ın savunmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

    • Bugünkü yargılamanın siyasi anlamda, tarihsel anlamda yargılama olmadığını net biçimde görüyoruz. Siyasi bir taarruzdur yaşanan. Bana, şahsıma, temsil ettiğim partiye dönük bir taarruz vardır. Türkiye'de adalet mekanizmasından söz edemediğimiz için, rutin bir yargı mekanizmasından da söz edemiyoruz.
    • Elbette Türkiye'de yargı hiçbir zaman sorunsuz olmadı. Bizler de siyasi olarak eleştirdik ve eleştirdiklerimizi çözüm gücüne dönüştürmek için gittik yasama organında mücadele vermeye başladık. Yasama organında Türkiye'nin hukuk devleti haline dönüşmesi için çalışmamız, emek vermemiz baltalandı. Türkiye'de bu faciayı sadece ben yaşamıyorum. Ülke sınırları içinde soluk almaya çabalayan her bir yurttaş yaşıyor. Bu acılar onlara yaşatılıyor.

    'İKTİDAR, MAHKEMEYE MÜDAHALE ETTİ'

    • Buraya girmeyi başaramayan, ciddi müdahalelerle karşılaşan arkadaşlarım var. Doğal hakkını, açık yargılamayı izleme hakkını kullanmak isteyen arkadaşlarım, seçmenlerimiz var. Biraz önce gözlerimizin önünde iktidar mahkemeye müdahale etti ve buraya giren yabancı heyeti Adalet Bakanlığı kararıyla dışarı çıkardı. Saklama gereği de duyulmuyor. Bu ne demek? Adalet Bakanı bu hakkı nereden buluyor? Ben Almanya'ya gittim. Yargılanan Türklerin duruşmasına katıldım. Bu siyasi iktidar kendisini bu ülkeyi rezil etmeye vakfetmiş. Rezilliklerine bir rezillik daha eklediler.

    'YARGILANMAMIZIN HUKUKLA HİÇBİR ALAKASI YOK'

    • Her gün demokratik siyasetin zemini zaten dinamitleniyor. Bağımsız yargı zemininin dinamitlenmesi için de iktidar her gün elinden geleni yapıyor. Hukuki savunmalar yapıyor değerli avukatlarım, ama bu sürecin, benim yargılanmamın, bizim yargılanmamızın hukukla hiçbir alakası olmadığını herkes biliyor. Herkesin bildiği, kiminin izlediği, kiminin mağduru, kiminin müsebbibi olduğu bir süreç yaşıyoruz.

    'BİTMEYEN OHAL YAPMIŞLAR'

    • Nur topu gibi, bitmeyen bir OHAL yapmışlar; onun yanı sıra sokakta 3 kişiyi bir arada yürütmeme gibi operasyonlar da devam ediyor. Bugün Ankara Valiliği bu mahkemeye çalışıyor; büyük bir görev aşkıyla, burada Yüksekdağ'ın yargılandığından kimsenin haberi olmasın diye uğraşılıyor.

    'BİRKAÇ ÖMRÜM DAHA OLSA AYNI ŞEYLERİ YENİDEN YAPARIM'

    • Bizler bu sürece mahkum değiliz. Ben mahkeme salonlarıyla ilk defa karşı karşıya gelmiyorum. Ben ensesi kalınlarla ilk defa karşılaşmıyorum. Ben bu ülkede bir kadın olarak hep mücadele ettim ve zulmün her türlüsünü gördüm. Daha fazlasını da görebilirim, sorun değil. 100 yıl ceza isteniyor. Emin olun birkaç ömrüm daha olsa aynı şeyleri yeniden yaparım, yeter ki, bir asra değecek bir davamız olsun. Bizim bir asra değecek davamız var, o da barış ve demokrasi davası.
    • Türkiye çok acı gördü, çok zulüm gördü ve artık çıkış istiyor. Ne zamana kadar bu iktidar konuşanı zorla bastırarak, hukuku devre dışı bırakarak yönetmeye devam edecek. Etrafımız kaynıyor. Etrafımız ateş çemberi. Kendilerini dokunulmazlık zırhıyla kuşatılmış ilahi bir varlık olarak mı görüyorlar?

    'EN TEMEL ÇIKIŞ, SİYASİ ÇÖZÜMDÜR'

    • Biz HDP olarak Türkiye için bir çıkış projesi önerdik. Bakın dedik, dengeler değişiyor, etrafımız ateş çemberine dönmüş. Zaten Türkiye'nin çözmediği kendi içinde önemli sorunlar var. En temel çıkış siyasi çözümdür. Başlatanlar da onlar, bitirenler de onlar, muhatap olanları yargılayanlar da onlar. Bu kadar büyük bir tutarsızlık olabilir mi?
    • Ama Türkiye'yi yöneten siyasi iktidar bu işi böyle yürütebileceğini düşünüyor. Bu kabul edilebilir mi? Birilerinin buna dur demesi gerekiyordu. HDP işte tarihsel olarak böyle bir rolle siyaset sahnesine çıktı. Türkiye'de çözümün, demokratik yaşamın partisi olmak. O süreçte görüşmeler, diyaloglar devam ederken, çatışmaların durduğu ve ölümlerin yaşanmadığı yaklaşık iki buçuk yıl geçirdik.

    'MAHKEME SALONLARINA GELECEĞİMİZİ BİLİYORDUK'

    • HDP 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alınca, bu iki buçuk yıl geri dönülemez ve hala dönemeyeceğimiz biçimde bozuldu. Çünkü siyasi iktidar barıştan, demokrasiden kendisine ekmek çıkmayacağını gördü. 7 Haziran'dan sonra ortalık kan deryasına döndü ve iktidar sahipleri gözümüzün içine baka baka "400 vekil verseydiniz bunlar olmazdı" dedi. Biz o zaman bu mahkeme salonlarına geleceğimizi biliyorduk.

    'HDP'NİN 5 BİN ÜYE VE YÖNETİCİSİ TUTUKLANDI'

    • Daha fazlasını da biliyorduk ya; Allah'ın sevgili kuluyumdur, bana biraz daha yaşa demiştir. O nedenle buradayım. Sayısız ölüm tehditleriyle, taammüden ölüm girişimleriyle karşı karşıya kaldık. Selahattin Demirtaş da aynı şekilde. Biz o tarihten itibaren bu ülkede barışın kazanabileceği tavrımızın saldırıya uğrayacağını biliyorduk. Tutuklanıncaya kadar da bu taarruzlar hiç bitmedi. Binlerce arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı. Sadece biz tutuklandıktan sonra partimin 5000 üye ve yöneticisi tutuklandı. Enis Berberoğlu ile birlikte tutuklu milletvekili sayısı 12. Bunları kimse unutmayacak. Figen Yüksekdağ'ı da HDP‘yi de kimse unutmayacak. Bunlar zulmün zorbalığıyla yazılıyor. Tarihin bir evresinde zulüm güçlüyse, direniş de onun kadar güçlüyse asla unutulmaz ve mutlaka hesabı sorulur.

    'TÜRKİYE'DE TERÖR ÖRGÜTÜ PATLAMASI YAŞANDI'

    • Karşımızda şöyle bir siyasi yapı var; tek adam, tek yargı, tek düşünce ve dışında kalan herkes terörist. Türkiye'de "terör örgütü" patlaması oldu. "Terör propagandası" patlaması oldu. Bu, tarihsel kırılma anlamına gelir. İktidar hiçbir sorumluluk hissetmeden herkesi terörist ilan ediyor. Bir ülkenin kendisine duyduğu güven açısından bu ne anlama geliyor? Bu, sosyolojik bir çürümedir. Yüz binlerce terör örgütü propagandası yapan örgüt üyesi var. Bir ülkede yüz binlerce terör örgütü propagandası yapan varsa, iktidarın dönüp kendisine, kendi propagandasına bakması lazım. Acaba ben ne propagandası yapıyorum, Türkiye toplumu ne kadar kendine ait hissediyor?
    • Türkiye toplumu Anayasa değişikliği ile gelen rejim değişikliğine karşı. Bunun böyle olduğu bilinmesine rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranmamızı bekliyorlar. Bu şizofrenik bir haldir. Ben bu ülkenin tek akıllısıyım demiyorum. Ama bu ülkeyi şizofrene çevirecekler.

    'GAYRI MEŞRU BİR ANAYASA'

    • Gayri meşru bir Anayasa. Türkiye toplumu onay vermiyor, ama yaptım oldu diyor silahı, gücü, yargıyı, devlet mekanizmalarını elinde tutanlar. Böyle bir zorlama sadece siyaset kurumunda değil, aynı zamanda tüm toplumsal yapı için de ciddi travmalara yol açar. Bana göre Türkiye'yi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar, ama başaramayacaklar. Türkiye toplumu çok ciddi badireler atlattı, ama Türkiye toplumu hiçbir zaman böyle zorbalar karşısında boyun eğmedi. Mutlaka tutacağı bir dal oldu. O dal HDP'dir; o dalı kırmak istediler.

    'İÇİŞLERİ BAKANI, 'YÜKSEKDAĞ'A 4 DUVAR VERDİK' DİYEREK İTİRAF ETTİ'

    • Ben nasıl ikna olacağım adil yargılandığıma. Benim ilk ceza aldığım davada karar çıktı, TV'de alt yazılar geçmeye başladı. Alt yazıyla birlikte İçişleri Bakanı dedi ki, "Figen Yüksekdağ'a sırtını dayaması için 4 duvar verdik." Bakın, bir ülkenin İçişleri Bakanı bunu söylüyor. Sen mi verdin o 4 duvarı, sen mi verdin o kararı? Çıksak desek ki, kararı siz veriyorsunuz, hakimleri canlarından bezdiriyorsunuz, bunu söyleyin desek, bu kadar güzel itiraf edemezlerdi.

    'BU MAHKEMELERDE GERÇEK BİR YARGILAMA YAPILDIĞINI DÜŞÜNMEMİZ OLANAKSIZ'

    • Sonraki günlerde aynı mahkeme milletvekilliğimin düşürüldüğü gün benim hakkımda son savunmamı dahi almadan ceza vermek istiyordu. O gün karar vermesini avukatlarım engellemişler, hukuki olarak. Sonra vardığım sonuç şu: Benim milletvekilliğimin düşürüldüğü gün o mahkemeye karar çıkarması için talimat verilmiş. Aynı gün Selahattin Demirtaş'a ceza verildi. İdris Baluken yeniden gözaltına alındı, benim vekilliğim düşürüldü, bana da ceza vererek tabloyu tamamlamak istediler. Sanki Saray'da bir merkez, bir hukuk masası var, tüm yargılama süreçlerini ince ince hesaplıyor, tüm ayrıntılarıyla planlıyorlar ve bunlar sahada karşımıza çıkıyor. Bizim bu mahkemelerde gerçek anlamda bir yargılama yapıldığını düşünmemiz olanaksız.

    '6 MİLYON İNSAN OY VERECEK, 3 KİŞİLİK MAHKEME HÜKMÜ YOK DİYECEK'

    • Davalar açılabilir, yargılamalar yapılabilir. Milletvekilliği bittikten, yasama süreci kapandıktan sonra hüküm uygulanır, ardından hükmün uygulanması ertelenir. Bizlerin tutuklanması ile beraber artık bu içtihat kaldırıldı. Nasıl yapıldı? Meclis'teki haksız çoğunluk kullanılarak Anayasa devrildi. Bakın bu yanlışı yapan partilerden biri kendisini yollara vurmuş adalet arıyor. İnsanlar oyunu sana emanet etmiş. Yargıya mı emanet etti Van halkı oyunu? Beni 400 bin nüfuslu Van halkının yüzde 70'i, 6 milyon yurttaş da bizi seçecek, sonra 3 kişilik bir mahkeme heyeti 'hükmü yoktur' diyecek ve benim vekaletim devre dışı kalacak.
    • Ben geldim tek başıma buraya. Ben, ben değilim ki. 6 milyonu hangi duruşma salonuna dolduracaksınız? Benim sözlerimin altına imza atan 6 milyon var. Hatta ben onların sözlerini söylüyorum. 6 milyon insanı alacak duruşma salonu icat edilmedi ki.
    • Bu ülke çok büyük acılar yaşadı. İdamlar, faili meçhuller… Türkiye hala bunların kabuk bağlamayan yaralarıyla boğuşuyor. Bugün bir yara daha açtılar. Ölümcül bir yara açtılar. Siyasi iktidar "referandumdan çıktık, zaten iktidar cepte" diye düşünebilir, ama hiç de öyle değil.

    'SİZ DEMEDİNİZ Mİ, MECLİSTE SİYASET YAPIN? GELDİK BUYRUN'

    • Biz ne için yargılanıyoruz? Çözüm yeri parlamento, siyaset yapmak gerek, tamam eyvallah. Ondan sonra, "Hop tamam, bu kadar olmaz." Siz demediniz mi Meclis'te siyaset yapın. Ee geldik, buyurun. O fezlekelerdeki sözlerin hepsini Meclis'te de söyledim ben.
    • Beni bu zamana kadar tanıdıysa Türkiye kamuoyu, herhalde biliyordur. Ben Meclis kürsüsünde söylemeyeceğim sözü miting meydanında söylemem. Meclis kürsüsünde egemenin yüzüne söylemediğim sözü toplantıda, açıklamada söylemem. Sözümü 3 gün sonra inkar etmem. Her konuşmam Meclis kürsüsünde savunulmuş sözlerdir. Kürsü dokunulmazlığı denen de, kürsüde söylenen sözlerin başka yerlerde tekrar edilmesi olarak tanımlanır. Bu evrensel bir tanımdır. Kürsüde söylediğim sözü her yerde onurla, gururla tekrar etmişimdir.

    'SÖZLERİNDEN CAYANLAR HESAP VERMELİ'

    • Parlamento'da söylediği sözlerden cayanlar hesap vermelidir. Dün bize söz verenler, demokratik siyaset, parlamentoda siyaset diyenler, o çağrıları yapanlar, Kürt halkını yıllarca oyalayanlar nerede? Onlar şimdi sadece savaş sözü söylüyor, dillerinden ellerinden kan damlıyor.
    • Bizlerin tutuklanması ve HDP'ye dönük siyasi operasyonun başlamasıyla şu mesaj verildi: Demokratik siyaset yapmayın; çok tehlikeli, mayınlı alan. Ben gençlerin ne düşündüğünü merak ediyorum. Meclis'e gideceksin, yargılanacaksın, söylediğin sözlerden dolayı yargılanacaksın. Zaten İç Tüzüğü değiştirmeye hazırlanıyorlar. Meclis'te ağzını açmak, elini kaldırmak yasak. Biz şükür, iyi günlerini gördük. Yarın öbür gün sola sağa dönmek cezaya bağlanır. Bu da iktidarın niyetini gösteriyor. Demokratik siyaset yapmayacaksınız mesajı verildi. Demokratik siyaset anlayışının gelişmesi onların önündeki en büyük engel.

    'ANA MUHALEFET LİDERİ ADALET ARIYOR, İKİNCİ MUHALEFET PARTİSİNİN LİDERLERİ TUTUKLU'

    • Cezalandırdıklarını sanıyorlar. Bizler zulmün karşısında direnmeyi onur sayarız. Hz. Ali demiş ya 'direniriz'. Bu duruşumuzla, bu saldırganlık karşısında direniriz, halkımızın duygusuna tercüman oluruz. Onur sahibi Türkiye yurttaşlarının bu zulmün karşısında direneceğinden eminiz. Bizler mahkeme salonlarında, hapishanelerde direniyoruz. Kimileri adalet için kilometrelerce yol yürüyor. Kimileri özgürlük, barış demekten vazgeçmeyerek direniyor. Bugün Türkiye'nin ana muhalefet partisinin başkanı kilometrelerce yürüyerek adalet arıyor, ikinci büyük partisinin Eş Genel Başkanları tutuklu. Kadınlar yaşamın her alanında kendilerine dayatılan haksızlığa karşı dimdik durarak direniyor.

    'ADALET, SADECE İKTİDAR PARTİSİNİN TABELASINDA VAR'

    • Çok kötü iktidar görmüştür bu memleket, ama adalet kavramını kendi tabelasına dönüştüren bir partiyi ilk defa görmüştür. Adalet sadece iktidar partisinin tabelasında var.
    • 4 gün önce duydum basından; iş insanları hakimin karşına çıkıyor, AKP'liler rüşvet karşılığı kendilerini bıraktırabileceklerini söylüyorlar. Mahkeme koridorlarında ailesiyle pazarlık yapıyor. Sahtekarlık yapıyor. Bu cüreti nereden buluyor bir partinin ilçe yöneticisi? Bir partinin ilçe yöneticisi yargıyı yönetmeye kalkıyorsa, bu memlekette adalet sadece bir tabeladır.

    'FEZLEKELERE KONU OLAN SÖZLERİ YİNE SÖYLERİM'

    • Ben fezlekelere konu olan sözleri söyledim, yine söylerim. Hepsi çözüm gayesiyle söylenmiş sözlerdir. Bu sözleri söylediğimiz için bizi yargılayanlar bunun hesabını vermelidirler. 7-8 fezleke derlenmiştir. En kritik olanı DTK Kongresi'nde söylediğim sözdür. Türkiye'de savaş olmadan çözüm sağlanabilir dedik. Bu çözümün yolunu, yöntemini önerdik. Anayasa tartışılırken nasıl bir anayasa önerdiğimizi paylaştık, bunu da dünya aleme ilan ettik. Doğru, Türkiye'deki rejimin demokratik tahribatını içeren sözlerdi. Türkiye'de barış sorumluluğunu birilerinin üstlenmesi, risk alması gerekiyordu. Siyasi iktidar risk almadı. Biz birileri risk almalı dedik ve o çağrıyı yaptık.

    'DTK'YI SAVUNUYORUM, DTK DEVLETİN TEMASA GEÇTİĞİ BİR KURUMDUR'

    • İddianamede saçmalık silsilesi olarak tanımlayacağım şeyler var. Terör örgütü yöneticiliğiyle itham ediliyorum, DTK yöneticisi olmam hasebiyle. İddianameyi hazırlayan savcıya, size bir kere daha söylemek istiyorum. Biz eğer bir örgüt kurduysak, bir örgütün yöneticisi olduysak onu çatır çatır savunuruz. Bakın HDP'yi nasıl savunuyorum. DTK yöneticisi olduğum iddiasını tüzüğündeki ‘her milletvekili doğal delegedir‘ ifadesine dayandırıyorlar. Bu kadar komik bir şey olamaz. DTK yöneticisi olsam, bunu göğsümü gere gere söylerdim; olmadan da DTK'yi savunuyorum. Kayıtlara geçsin; DTK demokratik bir kurumdur, çözüm için çalışmıştır, devletin temasa geçtiği bir kurumdur, terör örgütü ilan edilemez. Ben bir siyasi partinin Eş Genel Başkanıyım. DTK savunulamayacak bir örgüt mü? Ben yöneticisi olduğum örgütü savunamayacak bir profile mi sahibim? Bu kadar derme çatma bir iddia. Hukuki bir savunma yapmayı da gerekli ve yararlı görmüyorum.

    'BİZ İNSANLARA SİLAHLANIN ÇAĞRISI YAPMADIK'

    • Sokağa çıkma çağrısı kadar meşru bir çağrı yoktur. Yaptık, yine yaparız. İktidar da yapıyor. Biz insanlara silahlanın çağrısı yapmadık. Siyasi iktidar da sokağa çıkma çağrısı yapıyor. İktidar bizi sokağa çıkma çağrısı yapmakla suçlayarak kendi suçunu örtmeyi amaçlıyor. O dönemde hangi paramiliter güçler sokaktaydı, hangi silahtan hangi kurşun çıkmıştı? Biz bunları biliyoruz. Bunların hepsini ayrıntılarıyla ortaya koyacağız. Dikkate alacak bir mahkeme bulur muyuz, Allah kerim.

    AVUKAT SINIRLAMASI GETİRİLDİ

    Duruşmada Figen Yüksekdağ'ı savunmak üzere yaklaşık 200 avukat salona girdi. Ancak mahkeme, 3 avukat sınırlaması getirdi. Avukat Mehmet Emin Aktar, söz alarak buna itirazlarını sıraladı.

    HASİP KAPLAN: DARBE DÖNEMLERİNDE BİLE AVUKAT SINIRLAMASI GETİRİLMEDİ

    Figen Yüksekdağ
    © AP Photo / Burhan Ozbilici
    HDP'li avukat Hasip Kaplan duruşmada şu ifadeleri kullandı: "Son 40 yıldır avukatlık yapıyorum. Darbe dönemlerinde avukatlık yaptım. O dönemlerde dahi avukat sınırlaması getirilmedi. Burada siyasi bir dava görülüyor. Meclis'in en büyük 3. partinin eş başkanının konuşmaları örgütsel faaliyet olarak gösteriliyor. Yüksekdağ'ın milletvekilliği hukuka aykırı olarak düşürüldü. Ben 1994'te DEP milletvekillerinin avukatlığını yaptım. Avukatın sınırlandığı bir mahkemede adalet olmaz."

    KEMALBAY: EŞ BAŞKANIMIZI SAHİPLENİYORUZ

    Dava öncesi, HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay da açıklamalarda bulundu. Yüksekdağ'ın tutukluluğuyla ilgili Kemalbay, "Yüksekdağ bugün kendisine yöneltilen hukuksuzca ve düzmece dosyalarla, sadece yargı sorumsuzluğu çerçevesinde ele alınması, yasama sorumsuzluğu çerçevesinde ele alınması gereken konuşmalarından dolayı tutuklu bulunmaktadır" dedi.

    HDP olarak Türkiye'ye demokrasiyi ve barışı armağan etmek istediklerini dile getiren HDP Eş Genel Başkanı Kemalbay, "Yüksekdağ bütün konuşmalarında bunu dile getirmiştir. Bizler kadın başkanımızın yanındayız. Biliyoruz ki bir ülkede kadınlar özgürleşmezse o ülkede özgürlükten söz edilemez. Biz kadın eş başkanımızı sahipleniyoruz. Onun iradesi irademizdir diyoruz" diye konuştu.

    AVUKAT SINIRLAMASI KALDIRILDI

    Mahkeme, Yüksekdağ hakkında terör örgütü üyeliği dışında 2911 sayılı kanuna muhalefet gibi terör dışı suçlardan da dava açıldığını, üç avukat sınırlaması getirilmesi dışında savunma hakkının sınırlanacağına hükmederek, 3 avukat yasağının uygulanmayacağına karar verdi. Avukat Pınar Akdemir, 1078 avukatın Yüksekdağ'ı savunması için yetki belgesi verildiğini açıkladı.

    Avukatlar konuşurken içeri giren avukat Sertaç Kamil Ekinci, kapıda bekleyen Uluslar arası kurum temsilcilerinin polis tarafından zorla adliye dışına çıkarılmak istendiğini bildirdi. Mahkeme Başkanı'nın uyarısı üzerine temsilcilerin beklenmesi istendi. Mahkeme, sadece 5 temsilcinin içeri alınmasına karar verdi.

    ​Duruşma savcısı, Yüksekdağ hakkında terör örgütü yöneticisi olduğu iddiasıyla dava açıldığını belirterek, 'örgüt suçları kapsamında yürütülen soruşturmalarda dosyada en fazla 3 avukatın bulundurulabileceğini' kaydetti ve 3 avukat sınırlaması istedi.

    Mahkeme, Yüksekdağ hakkında terör örgütü üyeliği dışında 2911 sayılı kanuna muhalefet gibi terör dışı suçlardan da dava açıldığını, üç avukat sınırlaması getirilmesi halinde savunma hakkının sınırlanacağına hükmederek, 3 avukat yasağının uygulanmayacağına karar verdi.

    YABANCI HEYETLER SALONDAN ÇIKARILDI

    Mahkeme, kısa aranın ardından karar değiştirdi ve uluslararası heyet temsilcilerini dışarı çıkarttı. Mahkeme Başkanı, Adalet Bakanlığı'ndan temsilcilerin akredite olmadıklarını gerekçe gösterdi.

    'MESLEĞİ, İŞSİZ'

    Figen Yüksekdağ kimlik tespiti yapıldı. Mahkeme Başkanı, “Ne iş yaparsınız” dedi. Yüksekdağ, “Mesleki anlamda bir iş yapmıyorum, çok zor soru” karşılığını verdi. Mahkeme Başkanı, bunu “evet işsiz” diye tutanağa geçirdi.

    83 YIL İLE YARGILANIYOR

    Yüksekdağ, 'Örgüt üyesi olmak', 'Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet etmek', 'Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek' ve 'Suç işlemeye tahrik etmek' iddialarıyla 30 yıldan 83 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.

    İlgili konular:

    Yüksekdağ'dan 8 Mart mesajı: Hayır, biz başka dünya inşa edeceğiz
    HDP'li Taşdemir: Kavakçı'yı kürsüye çıkarmayanla, Yüksekdağ'ın vekilliğini düşüren zihniyet aynı
    HDP, Yüksekdağ için TBMM’de araştırma komisyonu istedi
    Figen Yüksekdağ: Vekilliğimizi düşürecek olan da halktır
    Etiketler:
    HDP, Serpil Kemalbay, Hasip Kaplan, Figen Yüksekdağ, Türkiye, Ankara
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın