09:05 21 Eylül 2019
Canlı Yayın
    Rıza Sarraf

    Erdal Kuyumcu: Rıza Sarraf davasının kurbanı oldum

    © REUTERS / Jane Rosenberg
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    0 0 0
    Abone ol

    Türkiye üzerinden sattığı maddelerle İran'a yönelik yaptırımı deldiği için ABD'de yargılanan tiyatrocu Erdal Kuyumcu, yargı sürecinin uzamasının sebebinin ülkede tutuklu bulunan işadamı Rıza Sarraf yüzünden olduğunu söyledi.

    Cezasını çekmek üzere iki hafta sonra yakında belirlenecek bir cezaevine teslim olacak Kuyumcu, 20 aydır yaşadıklarını Amerika'nın Sesi'nden Can Kamiloğlu'na anlattı.Suçsuz olmasına rağmen cezalandırıldığını öne süren Kuyumcu, Rıza Sarraf davasının kurbanı olduğunu savundu:

    1 Mart sabahı neler oldu?

    Türkiye'ye gitmek için 4 Mart'ta uçak biletim vardı. O gece heyecandan uyuyamadım. Türkiye'ye gideceğim ailemi göreceğim, valizler hazır heyecan yaptım işte. Saat sabah 4-5 olmuştu bir uyku ilacı aldım. Kapıya yumruk sesiyle saat beş buçukta uyandım. ‘Fire' diye algıladım sesleri ilk başta yangın çıktığını ve bizi tahliye etmek istediklerini düşündüm. ‘Fire' değil aslında FBI'mış. Böyle bir şey beklemediğim için aklıma ilk anda millet birbirini uyandırıyor. Apartmandan çıkmamızı sağlıyor diye düşündüm. Aklıma gelen ilk şey bizim yaşlı John var komşu. Bu adamı haber verip kurtarmak lazım diye düşündüm. Hiç kim var diye bakmadan açtığımda karşımda FBI yelekli, bazıları takım elbiseli bir insan grubu gördüm.

    Kaç kişilerdi?

    Saymadım o an ama sorgulamamda yirmi kişi olduklarını kendileri söylediler.

    'FBI'IN YANLIŞ KAPIYA GELDİĞİNİ DÜŞÜNDÜM'

    O an ne olduğunu düşündünüz?

    Yanlış kapıya geldiklerini düşündüm. Ama birden ‘Erdal Kuyumcu, tutuklusun bizimle geleceksin' dediklerinde bir şok yaşadım. İçeriye davet ettim. Pijamamı çıkartıp üzerime bir şey giymemi söylediler. Evde arama yapmaya başladılar. Bilgisayarlarıma gittiler. Cep telefonumu bulamadılar. Yardımcı olup cep telefonumun ve bütün bilgisayarların şifrelerini verdim.

    Onlar mı sordu şifrelerini?

    Hayır ben kendim verdim kolaylık olsun diye. Teşekkür bile ettiler.

    Niye ben tutukluyum diye sormadınız mı?

    Yok sormadım. Kafamda sordum. Niye? Öyle bir anki birden yaşadığın şokla nefesin kesiliyor. Yere yatırma veya silah çekme gibi bir yok da tutuklusun dediklerinde herhalde yanlışlık var dedim. Aklıma ilk gelen şey ailemde de emniyet görevlisi insanlar olduğu için herhalde bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum. Dışarı çıkarken ellerime ters kelepçe vurdular. Demir ve etin temasıyla acı duydum.

    O an aklınızdan ne geçti?

    Öyle bir şoktu ki düşünemiyor, konuşamıyorsun bile. Aşağıya caddeye indiğimizde 6 —7 tane filmlerde gördüğümüz siyah camlı arabalar vardı. Tepelerinde kırmızı mavi ışıklar yanıyordu. Aşağıda da beş altı kişi vardı. Ya Allah Allah dedim. Bir şey var ama herhalde yanlış geldiler bunlar dedim. Arabaya bindirdiler. Yolda gerginliğimi anladılar sanırım ki, ‘Merak etme konuşacağız. Sadece konuşmaya götürüyoruz seni' dediler.

    Nereye götürdüler?

    Herhalde beni götürüyorlar ama neden bilmiyorum o an. Yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Kendimden o kadar eminim ki yolda onlara, ‘ben avukat filan istemem ne isterseniz konuşurum' dedim. FBI'ın Manhattan'daki merkezine getirdiler. Bu merkezin de terörle mücadele bölümüne götürdüler.

    Neden sizi terörle mücadele bölümüne götürdüklerini düşündünüz?

    ‘Ben niye buradayım?' diye düşündüm. Mutlaka bir yanlışlık var. Ya da isim benzerliği var, karıştırdılar diye düşünmeye başladım. Durumun ciddi olduğunu anladım. Aklımda bu kez yaptığım işle bir sorun olduğu canlandı. Üç yıl önce 60 milyar dolara satılan güçlü bir Amerikan firmasının, borsada işlem gören bir firmanın bayisiydim. Bu firmada Türkiye'nin Suriye, İran, Irak ve Rusya gibi ülkelerle sınırı olması nedeniyle çok ciddi bir eğitimden geçirildim.

    'AMBARGOYU DELMEMEKLE İLGİLİ EĞİTİM ALDIM'

    Bu eğitimin amacı neydi?

    Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik konumundan dolayı hassas olduğunu, buraya yapılan satışlarda ABD'nin koyduğu kurallarla ilgili bir eğitimdi. Ambargoyu delmemekle ilgili çok ciddi bir eğitimdi. Aklıma gelen ilk şey bu oldu.

    Ne olabilirdi bu ambargo konusuyla ilgili?

    Türkiye'nin sınır komşuları Suriye, Irak ve İran olduğu için bir ambargo bölgesi var. Bu konuda temsilcileri olduğum firma çok dikkatli olmamı istedi. Bu bölgedeki bazı ülkelere uygulanan yaptırımlarla ilgili bana eğitim verdi. Bu firmanın temsilcisi olmam sırasında hayatımdaki her şey didik edildi. Güvenlik soruşturmalarından geçirildim. Yeşil ışık alıp temsilcileri oldum.

    Bölgesel riskleri biliyordunuz o zaman?

    Evet biliyordum hatta o zaman Rusya da bu yaptırımlar çerçevesindeydi. Dikkatli olmamız konusunda çok ciddi bir şekilde eğitildik.

    'BU TERÖRLE NE ALAKA?' DEDİM'

    Peki FBI'ın terörle mücadele bölümünde olmanız ne düşündürdü size?

    ‘Ya ne alaka bu terörle?' dedim. FBI Terörle Mücadele yani. Ondan dolayı da ‘kesinlikle bir hata var' dedim. ‘Beni biriyle karıştırıyorlar' dedim.

    FBI ajanları seni neden o bölüme getirdiklerini söylediler mi?

    Söylemediler. Ama bana o bölümü tanıttılar. ‘Biz de bu bölümde görevliyiz' dediler. ‘Biz burada Amerika'yı koruyoruz' gibi tuhaf vatansever (milliyetçi) göndermelerde bulundular. Tabi benim gerginliğim daha da artmaya başladı. Ne oluyor demeye başladım. Ama tabi şu aklıma geldi. Benim müşterilerimden biri hata yaptı. Bir yanlışlık var ortada ve bana onu soracaklar dedim. ‘Bu yanlışlığı yapan hangi alçak?' diye kendi kendime düşünmeye başladım.

    Sorgu başlamadan haklarınız yüzünüze okundu mu?

    Hayır okunmadı. Zaten bir şok geçiriyor ve hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ellerimi arka kelepçeden ön kelepçeye koydular. Zaten o kelepçeyi taktıkları andan itibaren bütün psikolojim altüst olmuştu. O durumda zaten kırılmaya başlıyorsun. Bana bir kağıt uzattılar. ‘Bunu imzalaman gerekiyor' dediler. Ne olduğu konusunda fikrim yoktu, ‘Miranda haklarınla (susma hakkı) ve avukat istemediğinle ilgili' dediler okumadan imzaladım.

    Miranda haklarının ne olduğunu biliyor muydunuz?

    Hayır bilmiyordum. Zaten Miranda haklarının ne olduğunu bilseydim ben sizinle şu an o dönemde kurmaya çalıştığım New York Televizyon Akademisi'ni konuşuyor olurdum. Hayalim ve hedefimdi olmadı. Miranda haklarının, konuşmama hakkı, istediğin zaman susma hakkı, istediğin zaman avukat isteme hakkı, ağzımdan çıkacak herhangi bir sözün daha sonra aleyhime kullanılabileceğini anlatan temel haklarım olduğunu maalesef büyük bedel ödeyerek öğrenmiş oldum.

    Neden avukat istemediniz?

    Avukata ihtiyaç duymadım çünkü avukatlık bir suçlamayla karşı karşıya kalacağımı düşünmüyordum. Avukata ihtiyaç duyacak yanlış bir iş yaptığımı düşünmüyordum. Avukat istersem sanki o karşıma çıkacak suçlamaları kabul etmiş de kendini savunan bir adam pozisyonuna düşerim diye düşündüm. Bir suç işlemediğim konusunda kendime güvenim o kadar fazlaydı ki orada avukata gerek yok ne sorarlarsa istediklerini cevaplar, yardımcı olur biran öncede eve dönerim diye düşündüm. Kim ne halt yediyse de ortaya çıksın diye düşündüm.

    Nerede yanlış yaptınız?

    Orada bana bu haklarımı sözlü olarak anlatsalardı, durumun ciddiyetini daha da iyi kavrardım. Ama okunmadı. Sorgumun bana verilen tutanağında o bölümler çıkartılmış. Onlar hiç geçmiyor, direk, ‘Miranda haklarından feragat ettiğinle ilgili belgeyi gönüllü olarak imzaladın' ve cevabım ‘Evet' ile başlıyor. Ama nasıl imzaladığım belirtilmiyor. Ancak sorgu sırasında alınan video kayıtlarda iki elim önden kelepçeli bir halde önüme gelen kağıdı okumadan anında imzaladığım görülüyor. En büyük yanlışım iyi niyetim çerçevesinde güvenmem ve okumadan imzalamam oldu.

    Sabahın çok erken saatlerinde evinize 20 kadar FBI ajanı gelip sizi evinizden alıyor. Merkeze götürüp terörle mücadele bölümünde sorguluyor. Çok ciddi şeyler. Okumadan size verilen bir kağıdı nasıl imzalayabildiniz? Sonuçlarını düşünemediniz mi?

    Düşünemedim. Ben o ana kadar hep şunu söyledim. Birileri hata yaptı yanlışlıkla ben oradayım. Bunu konuşarak her şeyi açık açık görevlilere anlatarak çözebilirim diye düşündüm o an. Benim için avukat ne yapabilir ki diye düşündüm. Yapmadığın bir şeyden korkmazsın. Yaptığım bir şey olduğunu düşünseydim zaten anında avukat isterdim. Ne istiyorlarsa vereyim. Kim ne halt yediyse ortaya çıksın dedim kendi kendime.

    'OYUNCULUK HAYATIMI ANLATTIM'

    Sorgu başlayınca neler oldu?

    ‘Neden burada olduğunu düşünüyorsun' dediler. Ben Türkiye'ye mal satıyorum bu bir ambargo meselesi olabilir dedim. Vergilerimi kaçırmayıp kuruşu kuruşuna ödüyorum. Trafik cezam bile yok. Her şeyi anlatmaya başladığım nerede doğduğumdan Amerika'ya nasıl geldiğimden kadar. Oyunculuk hayatımı anlattım. İşi nasıl kurduğumu anlattım.

    Ambargoyu delmek çok ciddi bir suçlama. Bunun farkında mıydınız?

    Bir müşterimin yanlış yaptığını düşündüm. ‘Kim bu?' sorusunu sormaya başladım kendi kendime. Zaten işimizle ilgili bu riskler her zaman vardı ve bu konuda sürekli eğitilip sattığımız ürünün gideceği yeri son derece titiz bir şekilde araştırıp ambargoyla ilgili bir sorun yaşamamak için maksimum özeni gösteriyorduk. Bu konuda şüphe duyduğum insanlar vardı belki onlardan biri yapmıştır diye onları o kişileri anlattım.

    O ana kadar İran ile ilgili bir kelime geçti mi?

    Hayır hiç İran'ın adı geçmedi başlangıçta.

    'AJANLARDAN ÖZÜR DİLEDİM'

    Nasıl bir duygu içerisindeydiniz?

    Ellerim kelepçeli. Küçük bir odada her tarafta FBI logoları. Çalışan bir kamera. Size bakan birçok tuhaf göz. O kadar değişik bir duygu ki. Benim gibi duygusal ve onurlu bir insanın kaldıramayacağı şeyler. Ajanlardan özür diledim orada.

    Sorgunuzu yapan FBI ajanlarından mı özür dilediniz?

    Evet. Özür diledim.

    Sizi sorguladıkları için mi?

    Hayır onlara verdiğim sıkıntı için. Sizi sabahın beş buçuğundan yataklarınızdan kaldırıp benim evime getiren şey, her ne ise sizden özür diliyorum dedim. O sebep neyse sizleri ailenizden o saatte ayırdığım için özür dilerim dedim. Onlara üzüldüm yirmi tane adam. Karısını, çocuğunu bırakıp benim eve gelmek zorunda kalıyor sabahın köründe ya. Bu üzüntü kendime öfkeye dönüştü bir anda. Acaba ben nerede ne hata yapıp da bu adamları rahatsız ettim diye düşündüm. Bu hataya kim sebep oldu dedim. Bu kadar iyi niyetli yaklaşımın bana böyle geri döneceğini bilmiyordum. Onların da iyi niyetli olduğunu düşündüm. Kolluk güçlerinin her ne şekilde yalan söylemeyeceğini düşünüyor ve onlara güveniyordum. Kendi ailemdeki emniyet mensuplarından bildiğim kadarıyla yalan söylemezlerdi. Ben bu insanları haklıların yanındaki insanlar diye gördüm."

    Sizinle ilgili sorunun ne olduğunu düşündünüz?

    Türkiye'de şüphelendiğim firmaların isimlerini tek tek vermeye başladım. 2013'te ilk işe başladığım o firmanın da ismini verdim. Ne sattığımı söyledim. Birden orada tavırları değişti. ‘Biz ne olduğunu biliyoruz. Eğer sabah senin kapına yirmi tane ajan dayandıysa bunun bir sebebi var biz boşuna gelmedik. Senin bilmediğini düşündüğün şeyleri bile biliyoruz' dediler. Benim hatamdan dolayı bir şey olduysa bundan ben sorumluyum. Buradaki firmaların hiçbiri bundan sorumlu değil. Benim dikkatsizliğim. 2013 benim ticarete atıldığım ve hiçbir şey bilmediğim ilk yıl. Kafalarında 2013'le ilgili bir sorunun olduğu yavaş yavaş belli olmaya başladı.

    Tavırları nasıldı?

    Orada bir ara verdiler. Geri geldiler birden tavırlar değişip sertleşmeye başladılar. Artık Türkiye'ye gidemeyeceğimi söylemeye başladılar. Birden tozlara geldiler. O tozların nereye gittiğini biliyor musun? diye sordular. İran'a gittiğini söylediler. Ben ‘bilmiyorum gitti mi?' diye sordum. ‘Biz her şeyi biliyoruz' dediler. ‘Biz birçok insanla konuştuk, elimizde belgeler var' dediler. ‘Gitti mi?' diye soruyorum hala. ‘Gittiyse ben bunu bilmiyorum' dedim. ‘Bak sen bu işin cezasının ne olduğunu bilmiyorsun, ama söyleyelim 20 yıl hapis, bir milyon dolar para cezası' dediler. O an kanım durdu. O an kendimi suçlu hissetim tozu buradan alıp ben Türkiye'ye göndermiştim. Bir anda suçluluk psikolojisi içine girdim. ‘Biz senin için buradayız. Senin için mücadele etmek için buradayız' dediler. ‘Bizim meselemiz seninle değil' dediler. ‘Biz senin konuşmanı istiyoruz ki sana yardımcı olalım. Mahkemeye çıkıp eve mi gitmek istersin yoksa hücreye mi?' dediler. Ben de dürüst olduklarını düşündüm. Tabi ki eve gitmek istediğimi söyledim. O anda kafanda elli tane şey geçiyor. Annen geçiyor, baban geçiyor, kız kardeşim geçiyor o sırada Tayvan'da olan karım geçiyor. O anda ben ‘Erdal sen kötü bir şeye sebep oldun. O sebep olduğun şey her ne ise bunu kabul et ve bu işten suçlu olanlar hak ettikleri cezayı çeksin' diye düşündüm.

    Kimdi suçlu?

    Bu ilk çalıştığım firmayla ilgili şüphelerim vardı bir parti mal gönderdim. İkinci partiyi de gönderdim tam gezi olayları sırasındaydı dolar yükselmişti. 300 kilo verdikleri siparişi 150 kiloya düşürmüşlerdi. Hatırım için stoklamak adına alacaklarını söylediler ve orada ‘İşler kötü İran'a bile mal satamıyoruz dediler'. O dönemde İran adını duyunca içime bir kurt düştü burada temsilciliğini yaptığım bu firmayla yollarımı ayırmaya karar verdim. O ülkenin adı geçince çekilmem gerektiğini düşündüm. Bu firma toptan iki yıl içinde 3 ton bu tozdan alacaktı. Devam etmeme kararı aldım, risk gördüm. Ajanlara da benim de bu işte bir hatam varsa bende bu hatanın cezasını çekmeye hazırım dedim. Bu tamamen sorumluluk duygusu, aptallık, suçluluk duygusu. Ben olmasaydım da bu adamlar istedikleri şekilde buradan bu malı alırlardı. ‘Eğer gerçekten benim buradan onlara gönderdiğim tozu onlar İran'a göndermişse sen sorumlusun bundan Erdal Kuyumcu' dedim kendi kendime.

    O tozun İran'a gittiğini bilmiyor muydunuz?

    Bilmiyordum, nereden bileyim ama bizim işimizde bu tür risklerin olduğu konusunda hep eğitildik. Türkiye'deki firmaların zaten birçoğunun İran'la bağlantısı var. Ama gerçekten bilmiyordum. Bu ikinci parti malın İran'a gideceğini bildiğimi söyledim.

    İran'a gideceğini biliyordunuz o zaman?

    Hayır bilmiyordum.

    'KENNEDY'Yİ SEN VURDUN' DESELER, 'EVET BEN VURDUM' DİYECEKTİM'

    O zaman peki niye bildiğinizi söylediniz?

    Şu anda konuşmak basit, ama o anda bana ‘ (Eski ABD Başkanı John F.) Kennedy'i sen vurdun deseler, ‘Evet ben vurdum' diyecektim. Bu kadar açık ve net. Benim o an aklımdaki tek şey benim bir an önce buradan çıkmam lazımdı. Çok büyük bir oyuncu değildim, ama tanınan ve sevilen biriydim. Bunun bir şekilde medyaya yansıyacağını düşündüm. Televizyonda böyle bir şey duysa, 84 yaşındaki babam kalp krizi geçirir diye düşündüm. Bunları düşünüyorsun o an. O an bana ‘sen şunu söylersen eve gideceksin' deseler ‘vurdum' derdim. Çünkü delil olmadığını biliyordum.

    Sorgu kaç saat sürdü?

    Dört buçuk saat sürdü ve bildiğim her şeyi anlattım.

    Sorgu tamamlandıktan sonra neler oldu?

    Brooklyn'e mahkemeye götürmek için yeniden ellerimi ters kelepçeli halde arabaya bindirdiler. Cebime de 17 sayfalık iddianameyi koydular.' Sen bunu mahkemeye çıkmadan bir oku' dediler. Nasıl okuyayım, ellerim tersten kelepçeli içinde neler yazıldığını bilmiyorum. Daha sonra önüme koydular birinci sayfada bir şey yazıyor. ‘ABD Erdal Kuyumcu'ya karşı dava' diye. Vay be dedim. Ama biz ajanlarla konuştuk, bu bir formalite dedim. İçinde ne olduğunu okuyamıyorsun bir de ters kelepçelisin. Orada cebime koydukları şey bu basın açıklaması olarak yayınlanan tutuklama emri ve iddianame. Bu tozun nükleer füze yapımında kullanıldığını benim de bu tozu Ohio'daki bir firmadan alıp Türkiye'deki firma aracılığıyla İran'a sattığım iddialarının yer aldığı belge.

    Bu suçlamaları size sorgu sırasında söylemediler mi?

    Hayır. Bu iddiaları hiç söylemediler.

    Mahkemeye çıkarıldığınızda avukat yok muydu yanınızda?

    Vardı tabi. Kanunen vermek zorundalar zaten. Bana hükümetin sağladığı avukat çok sinirli bir şekilde yanıma geldi, kendisini tanıttı.

    Ne konuştunuz?

    ‘Sen bunu nasıl kabul ettin?' dedi. ‘Neyi?' dedim. ‘Ben FBI ajanlarıyla konuştum kabul etmiş olabilirim ama bir sorun yok dedim'. Hakkımdaki suçlamaları okuyup okumadığımı sordu. Okuyamadığımı söyledim. Bana iddianameden bazı bölümleri okudu. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü adeta. Hakimin karşısına çıkardılar suçlamaları kabul etmediğimi söyledim. Ben bildiklerimi anlattığımı için mahkemenin bir formalite olduğunu düşünüyordum. Ama bu işin orada bitmeyeceğini maalesef orada anladım. Savcılık 250.000 dolarla kefaletle serbest kalabileceğimi söyledi. Meğerse bana ‘eve serbest olarak gidersin' dedikleri oymuş."

    'FBI AJANLARINA SARILDIM'

    Hakim ne dedi?

    Kefaletle serbest bırakılmama karar verdi. Ben de mahkeme çıkışında beni sorgulayan FBI ajanlarına sarıldım. Mahkemedeki görevli yanıma geldi. ‘İlk kez kendisini hücreye sokmak için çaba gösterenleri gidip sarılan birini gördüm onlarca yıllık meslek hayatımda' dedi.

    Neden sarıldınız ajanlara?

    O kadar arkadaş canlısı davrandıklarını düşündüm bana karşı. Sarılıp öpmek istedim. ‘Görüşürüz' diye veda ettim. Ancak maalesef öyle olmadıkları ortaya çıktı. Hep iyi niyet. Beni (oyuncu) Kemal Sunal yerine koyup. Özür diliyorum Kemal Bey'den ama. Ama beni ‘Şaban' karakterinle algılamayın lütfen. 46 yaşındayım hayatım boyunca böyle bir durumda bulunmadım.

    Serbest bırakıldıktan sonra neler oldu?

    Ayağıma elektronik kelepçe taktılar, işte o zaman her şeyin o mahkemede bitmediğini anladım. Eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Ailemi aradım herkesle konuşup hiç önemli bir şey olmadığını anlatmaya çalıştım.

    Sonraki süreçte neler oldu?

    Erdal Kuyumcu: Bu süreç içerisinde buradaki yasal dünyayı öğrendim. Daha önce bir Disneyland'da yaşıyordum. Birden kızgın bir tavaya yatırıldım.

    Neden?

    Dünya medyasında tam 45 ayrı dilde haber oldum. Türkiye'de haber oldum. Türkiye'de bir gazete benim için ‘Canlı Bomba' diye manşet attı. Araştırmadan, soruşturmadan infaz ettiler beni. Bu kadar aşağılık bir şey olmaz. Çalıştığım bütün bankalar hesabımı kapattı. Devletin gücünü üzerimde hissetmeye başladım. Köşedeki bakkalla bir münakaşa yaşamıyorsun. Koskoca Amerika Birleşik Devletleri karşında. Üzerinde federal devletin gücünü hissetmeye başlıyorsun.

    Sonraki süreçte neler yaşandı?

    Durumun ciddiyetini maalesef ancak anlamıştım. Bu arada Türkiye'de iş yaptığım bir dönemde söz konusu firmada çalışan arkadaşım o gece New York'ta JFK Havaalanında göz altına alınıyor. O gece sorgulanıyor ve gece 12'de benim evime geldi. Şok tabi. ‘Erdal suçu kabul etti' demişler ona.

    Türkiye'den mi geliyordu?

    Evet havaalanına indiği an bu soruşturma kapsamında göz altına alıp sorgulamışlar. ‘Erdal böyle bir şey yapmaz. Benim başımda pervane gibi dolaşıp ürünlerin gideceği müşterileri titiz bir şekilde sorgular. Ben inanmıyorum o böyle bir işi yapmaz' demiş. Serbest bırakmışlar tabi. Ama lehime verdiği bu ifade maalesef bir türlü mahkeme kayıtlarına geçmedi ve bize verilmedi oysa savcılık lehime ve aleyhime olan tüm delilleri paylaşmak zorundaydı yargı sürecinde. Israrla talep etmemize rağmen bu bize verilmedi.

    Bu süreç içerisinde buradaki yasal dünyayı öğrendim. Hiç tanımadığımın bir dünyaya uyandım 1 Mart 2013'te. Buzluktan çıkartılıp kızgın bir tavaya yatırılan bir et parçası gibi hissetim kendimi.

    Bundan sonra yargı sürecinde neler yaşandı?

    Beni savunacak bir avukat buldum.

    Ne kadara mal oldu?

    Tüm ailemizin birikimleri, eş-dost filan derken tam 18 ayda 250.000 dolar para ödedik.

    Avukatının bu davayla ilgili yaklaşımı nasıl oldu?

    Avukatıma ‘ben bundan artık sıyrılmak istiyorum' dedim. ‘Ne istiyorlarsa vereyim kurtulayım' dedim. Eşim de yanımdaydı. Bana, ‘Git kendine başka bir avukat bul. Ben senin suçlu olduğuna inanmıyorum' dedi.

    'SUÇU KABULLENİRSEM İYİ NİYETİMDEN DOLAYI KONTROLLÜ SERBESTLİK ALACAĞIMI DÜŞÜNDÜM'

    Peki suçsuzluğunuza inandıysa, çıktığınız ikinci mahkemede neden hakkındaki suçlamaları kabul ettiniz?

    Avukatım bana bir rapor sundu. Raporda, Amerika'da federal mahkemelere giden tüm davaların yüzde 93'ünün hükümetin lehine sonuçlandığı vardı. Kazanma şansın yok federal savcılara karşı. Suçsuz yere birde yirmi yılla cezalandırılma riski de vardı. Aynı raporda sonuçlanan federal davalarda yüzde 12-13 arasında kişinin suçsuz yere cezalandırıldığı yazıyordu. Günahsız insanlar işlemedikleri suçlardan dolayı federal hapishanelerde yatıyorlar. Suçu kabullenirsem iyi niyetimden dolayı sadece birkaç kontrollÜ bir serbestlik cezası alacağımı düşündük avukatımla.

    Savcılık aleyhinize ne tür delilleri mahkemeye sundu?

    Aleyhime değil lehime olan delilleri sundular.

    Peki ellerinde mahkemeye sundukları elektronik posta mesajları delil değil mi?

    Hayır değil. Savcılığın delillerinde e-mail yazışmalarımda ‘Komşu'dan haber var mı?' diye soruyorum 2013 yılında. Çünkü bana aldıkları bu tozu Yunanistan'a satacaklarını söylediler. Zaten yazışmalarda da var Yunanistan'daki bu firma bu tozdan büyük bir miktar alacağını söylediler. Onlar ‘komşu'yu İran olarak algılıyorlar. Ben Denizliliyim. Denizli'de Yunanistan'a komşu derler, onlar bize bizde onlara.

    Peki bu sattığınız tozun riskli olduğunu biliyor muydunuz?

    Bilmiyordum riskli olduğunu her gönderilen üründe var bu risk ama bu gönderdiğim toz birinci derecede riskli bir ürün değildi zaten

    Bu toz sadece ABD'de mi var?

    Hayır dünyanın pek çok ülkesinde var ve serbestçe Türkiye'ye gidiyor. Bu tozu alibaba.com'dan Çin'den, iki gün içerisinde Türkiye'ye kapına kadar getirtirsin. Bu toz, Çin'de, Almanya'da, İngiltere'de, Hindistan'da birçok ülkede var. Her yerde üretilen bir toz.

    Bu toz nerede kullanılıyor daha çok?

    Sanayide kullanılan gaz tribünlerinin kanatlarının kaplanmasında kullanılıyor. Isıya daha dayanıklı olmasını sağlıyor. Askeri uçaklarla ticari uçaklar arasında yaratılan ısı bakımından farklar olduğu için sadece daha düşük ısı olan Boeing'in ticari uçaklarında kullanıyor. Ama askeri alanda tercih edilen bir kalitede bir madde değil.

    Neden mücadele edip suçsuzluğunuzu savunmadınız sonuna kadar?

    Ben yıllarca Almanya'da çalışan Denizlili bir işçinin, emekçinin oğluyum. Ne kazandıysak alnımızın teriyle kazandık. Kimsenin hakkını yemedik, ama böyle bir durum olunca kendini çok güçsüz hissediyorsun. Kime karşı mücadele edeceksin? Mücadele edemeyeceğimi anlayınca kabullenmek zorunda kaldım. Düşünün iddialara göre ben bu malın İran'a gideceğini biliyorum ve kazandığım para da iki sevkiyattan tamı tamına 1600 dolar. Kim yapar böyle bir şeyi?

    Suçsuz olarak hapis yatacak bir adalet kurbanı mı hissediyorsunuz kendinizi?

    Evet aynen öyle hissediyorum. O dönemdeki psikolojim ‘mücadele etmek yerine ne kadar az zararla ben bu işten çıkarım' idi. Ben bundan dolayı yeniden 14 Haziran'da hakim karşısına çıktığımda aynen şu cümleyi kullandım: ‘Birinciyi bilmiyordum. İkincisinde sevkiyatı durdurma cesaretini göstermediğim için suçluyum' dedim. ‘Dikkatsizliğim nedeniyle oldu bu iş' dedim. ‘Hakim iyi niyetimi mutlaka anlar' dedim. Çünkü ben burada hakimlere güveniyorum. Veya güveniyordum.

    Peki ilk sevkiyatını ile ilgili neyle suçladılar sizi?

    Hiçbir delil bulamadılar, yok oldu suçlamalar. Öyle bir mal İran'a gitmemiş.

    Peki ya suçlamalarda kabul ettiğiniz, İran'a ikinci sevkiyat… Orada ne olmuş?

    Benim buradan sattığım hiçbir toz İran'a sevk edilmemiş

    Peki ya İran'a sevk edilen toz?

    Bu Türkiye'deki firma, o tozu Almanya'dan alıp İran'a göndermiş.

    Sizin gönderdiğiniz tozlara ne olmuş peki?

    Firmanın stoklarında duruyor.

    O zaman ABD'den sizin aracılığınızla İran'a giden bir toz yok.

    Hayır yok ama ‘bana delilleri var' dediler.

    Delilleri mahkemeye sundular mı?

    Hayır hiçbir delil sunamadılar. Bende ellerinde delil varsa, benim buradan sattığım toz da gitmiş olabilir diye düşündüm.

    Peki delil olarak ne sundular mahkemeye?

    Evime yaptıkları baskında bilgisayarlarımdan aleyhimde kullanılacak hiçbir delil bulamadılar. Cep telefonumdan öyle. Sürpriz bir şekilde savcılık karar duruşmaları sırasında ‘yeni delil' diye bir belgeyle geldi. Ekrana yansıttılar mahkeme salonunda silik bir PDF dev ekranda. Ama kimse okuyamıyor. Aleyhimde delil olarak sundular. Avukatım da okuyamıyoruz dedi. Savcılık, ‘niye böyle oldu?' dedi. Tüm bunlara rağmen okunamayan belgeyi hakim aleyhime delil olarak kabul etti. Bu belgeyi savcılık Amerika'dan aracılığımla gittiğini ispatlamak içi koydu. Belgenin orijinali ve okunabilir hali, gece avukatıma savcılık tarafından gönderildi. Belgeyi görünce şoke olduk. Amerika'dan benim gönderdiğim iddia edilen ürünle bir alakası olmayan Almanya menşeili bir tozun gümrük beyannamesiydi bu. Bu belgeyle 2015 yılında hakkımda soruşturma başlatmışlar. Bu belgeyle hakim kararıyla beni takibe almışlar. Ama Türkçe olan belgeyi İngilizce'ye çevirtmek kimsenin aklına gelmemiş.

    Nereden biliyorsunuz?

    Mahkemede avukatım bu belgeyi sunan savcılığa ‘Siz Türkçe biliyor musunuz?' sorusunu sordu. ‘Hayır' cevabını aldı. Türkçe, okuyup yazabiliyor musunuz?' sorusunu sordu, ondan da hayır yanıtı aldı. ‘Belgede ne yazıyor biliyor musunuz?' sorusunu sordu. ‘Hayır' yanıtını aldı. İngilizcesini sordu, onun da olmadığını söylediler. O sırada savcılık itiraz etti, hakim de kabul etti. En önemli kırılma noktası yani. O belgede 2015 raportörler vermiş ve direk beni suçlamışlar ama kimse belgeyi doğru dürüst okumadığı için tozun Almanya'dan gittiğini anlayamamış."

    Sizin bilmeden, istemeden veya dikkatsizliğiniz yüzünden ABD'den sizin aracılığınızla İran'a giden bir toz yok yani?

    Erdal Kuyumcu: "Evet. Benimle hiçbir alakası olmayan bir belge. Türkiye'deki bu firmanın Almanya'dan satın alıp İran'a gönderdiği tozun faturasını aleyhime delil olarak sundular. Benim aracı olduğum İran'a giden hiçbir madde yok. Delili de yok."

    Sizin Almanya'daki bu firmayla bir irtibatınız var mı?

    Ne tanırım ne bilirim. Hiçbir bağlantım yok. Türkiye'deki firma bütün dünyadan mal alıyor. O firma da onlardan biri.

    İşlediğiniz suç nedir o zaman?

    Tutuklandığımda benim ilk verdiğim ifadede her şeyi kabullenmem.

    'OLMAYAN SUÇU KABULLENDİM'

    Doğrudan sizin aracılığınla giden bir şey olmamış ki İran'a. Siz ne suçunu kabullendiniz o zaman?

    Olmayan ve işlenmemiş bir suçu.

    Suç işlemediniz mi?

    'İşlediysem cezasını çekerim' dedim. Ama işlememişim. Benim 1600 dolar kazandığım ve benim gönderdiğim hiçbir tozun İran'a gitmediği bilindiği halde beni verebilecekleri maksimum cezayla cezalandırdılar. ‘Gittiyse de zaten suçu kabul ediyorum' diyorum ama gitmemiş benden bir şey. Ama oraya benim aracılığımla giden bir mal yok. ‘Gittiyse ben bedelini öderim, cezasını çekmeye razıyım' diyorum. Bana sen katilsin bu adamı öldürdün' diyorlar. ‘Tamam, kabul ediyorum, öldürdüm' diyorum. Seni ‘katilsin' diye içeri atıyorlar. Tamam, ben katilim de, ortada ceset yok. ‘Öldürdün' dediğiniz adam gününü gün edip yaşıyor. Ortada işlenmemiş bir cinayet var, ama ben katil olarak idam edileceğim. Aynen durumum bu basit bir dille anlatmaya çalıştım. Ortada suç yoksa ben niye idam ediliyorum o zaman?

    Yargı sürecinde nasıl ve ne kadar bir ceza almayı bekliyordunuz?

    Hakim "Ben sana vereceğim cezayı işlediğin suça göre değil, insanlığına ve karakterine göre vereceğim" demişti. Biz de nasıl bir karakter yapısına sahip olduğumu anlatan mektupları toparlamaya başladık. Avukatım bu mektupların içeriğini görünce çok mutlu olup sadece ufak kontrollü ceza alacağımı düşündü. Hakim de karar duruşmasını geçtiğimiz yılın Ekim ayına erteledi. Bedeli ne olursa olsun ödeyip kurtulacaktım. Ekim'de olan hüküm giyme günüm ve sonraki mahkemeler sürekli ertelenmeye başladı. Şimdi artık neyle cezalandırıldığımı bildiğim için bu davamda alınacak olan kararın neden bu kadar uzadığını artık düşünebiliyorum.

    Neden uzadı?

    (ABD'de tutuklu bulunan işadamı) Rıza Sarraf davası yüzünden.

    Rıza Sarraf davasıyla ne alakası var?

    Bende de şimdi her şey yavaş yavaş oturmaya başlıyor. Benim cezamın Ekim 2016'da verilmesi gerekirken bana verilecek ceza çeşitli aralıklarda yapılan ertelemelerle neredeyse bir yıla yakın bir zaman ertelendi. Suçu bir şekilde kabullenmişim, ‘verin cezamı kurtulayım artık' diyorum. Hakim uzattıkça uzatıyor. En son duruşma artık Ağustos'un sonunda yapıldığında artık karar çıkartıyor. O kadar dava arasında bir tek benimkini erteliyor 7 Eylül tarihine. 6 Eylül'den bir gün sonraya yani. 6 Eylül'de Sarraf davasına eski bakan Zafer Çağlayan da eklendikten sonra tam bir gün sonrasında hakim bana verebileceği maksimum cezayı verdi.

    Etiketler:
    FBI, Erdal Kuyumcu, Rıza Sarraf, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın