21:11 20 Eylül 2020
Canlı Yayın
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    ABD’den Ortadoğu’da ‘barış’ teklifi (61)
    14666
    Abone ol

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Medya Ödülleri töreninde konuştu. ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile birlikte ilan ettiği, 'Yüzyılın Anlaşması' olarak anılan 'Ortadoğu Barış Planı'nı değerlendiren Erdoğan, "Kudüs satılık değildir, bu bir işgal planıdır" dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Yayıncılar Derneğince (AYD) JW Marriott Otel'de bu yıl 5'incisi düzenlenen Anadolu Medya Ödülleri törenindeki konuşmasına derneğin yönetimine teşekkür ederek başladı. 

    Türkiye'de medya kuruluşlarının tüm mecralarda kendilerini yenileme çabalarını takdirle takip ettiğini dile getiren Erdoğan, "Tabii bu süreçte yeni yeni mecralar ortaya çıkıyor. Mesela 'sosyal medya' dediğimiz ve neredeyse elinde internet bağlantısına sahip cihazı bulunan herkesin içinde olduğu yepyeni bir mecra ile karşı karşıyayız. Ülkemizde eskiden beri basın etiği tartışmaları yapılırken, sosyal medya devasa ve tamamen kontrolsüz bir alan olarak adeta hayatımızın tam ortasına düştü." diye konuştu. 

    İletişim duayenlerinin 'kanal ve kanalizasyon' benzetmesi olduğunu belirten Erdoğan, doğru mecralarda doğru kanaldan yayılan bilgilerin paha biçilmez bir iletişim aracı haline dönüştüğünü söyledi.

    'Sosyal medyada hakikati aramak için Sinoplu Diyojen'in yönteminden çok daha fazlasına ihtiyacımız var'

    Buna karşılık doğruluğu teyit edilemeyen bilgilerin her yere sızdığı bir iletişim atmosferinin 'kanalizasyon' haline gelebildiğini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

    "Dünyanın her yerinde yaşanan bu gerçeğin ülkemizde çok daha belirgin ve çarpıcı örneklerine rastlayabiliyoruz. Ülke ve millet olarak Elazığ ve Malatya depremlerinin acısını yaşarken kimi kendini bilmezlerin, sosyal medya üzerinden yayınladıkları alçakça mesajlar, bunun emsallerinden biridir. 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere pek çok hayati meselede bu ahlaksızlıkla karşılaştık. Yalanın, iftiranın, çarpıtmanın, hakaretin kol gezdiği böyle bir mecrada hakikati aramak için sokaklarda elinde fenerle dolaşan Sinoplu Diyojen'in yönteminden çok daha fazlasına ihtiyacımız vardır." 

    'Bizlere düşen, gerekirse Habil gibi ölmek ama asla Kabil gibi zalimlerin, kötülerin durumuna düşmemektir'

    'Esası iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek' olan bir inancın mensupları olduklarına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

    "Siyasetçisiyle, gazetecisiyle, eğitimcisiyle hepimize düşen görev iyilikleri, güzellikleri, hayırlı işleri teşvik etmek, kötülüklerin, yanlışların, çirkinliklerin önüne geçmeye çalışmaktır. İster bireysel ister kurumsal düzeyde olsun güzel ve hayırlı iş yapanları elimizdeki tüm imkanlarla desteklemeliyiz. Buna karşılık ülkemizin ve milletimizin birlik, beraberlik, kardeşlik dayanışma içinde olması gereken bir dönemde içindeki kini ve nefreti kusanlar mı var, hemen bunların karanlık yüzlerini fark edip, kendilerini adeta sokağa çıkamaz hale getirmeliyiz. Şayet bu erdemli duruşu yaygınlaştıramazsak iyilikle kötülüğün kadim savaşında safımızı doğru belirleyemeyiz. Bizlere düşen, gerekirse Habil gibi ölmek ama asla Kabil gibi zalimlerin, kötülerin durumuna düşmemektir."

    'Ülke olarak artık küresel sistemin birinci liginde mücadele ediyoruz'

    Erdoğan, Türkiye'nin geçtiğimiz 17 yılda demokraside ve ekonomide kat ettiği büyük mesafenin ardından dünyada çok farklı bir yere geldiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Ülke olarak artık küresel sistemin birinci liginde mücadele ediyoruz. Dün, bırakınız bölgesini ve dünyayı, kendi içini bile tam manası ile kontrol edemeyen bir Türkiye vardı. Geçmişte yaşadığımız krizlere bir bakın, neredeyse tamamına yakınının küresel gelişmelerle ilgisi olmadığını görürsünüz. 1994 krizini, 2001 krizini hatırlayın, aynı şekilde 1960-1980 darbeleriyle, 28 Şubat dönemini hatırlayın. Hepsinde de krizlerimizi kendimiz ürettik, kendimiz yaşadık, bedelini kendimiz ödedik. Dışarıdan tesirler yok muydu, elbette vardı ama bunların etkisi bizim zayıflığımızdan kaynaklanıyordu. Hamdolsun ülkemizi bu kısır döngüden çıkarmayı, gerçek anlamda dünya ile entegre etmeyi başardık." 

    Demokraside ve ekonomide ölçeklerin geçmişle kıyaslanamayacak derecede değiştiğini, büyüyüp güçlendiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

    "Bu sayede 2008 küresel finans krizinin ülkemizi teğet geçmesini sağladık. Bu sayede üzerimize salınan envai çeşit terör örgütü ile başa çıktık. Bu sayede sınırlarımızın karadan ve denizden kuşatılarak ülkemizin tecride maruz kalmasının önüne geçebildik. Bu sayede muhtıra girişimleriyle, darbe girişimleriyle demokrasimize kurulan tuzakları, kur ve faiz oyunlarıyla ekonomimize kurulan tuzakları aşabildik. Her ne kadar birileri halen Suriye'de ne yaptığımızı, Doğu Akdeniz'de neyin peşinde olduğumuzu, Libya'da ne aradığımızı anlamıyor olsa da milletimiz her şeyin farkındadır."

    Erdoğan, 28 Ocak'ın Misakımilli beyannamesinin açıklanışının yüzüncü yıl dönümü olduğunu belirterek, "Lafa gelince cumhuriyetçiliği kimseye bırakmayanların Misakımilli ruhundan bile habersiz olduklarının en somut ispatı bugün takip ettikleri siyasettir. Eğer Misakımilli'yi yürekleri ile kabullenmiş olsalardı, orada çizilen sınırlar içindeki halkın tüm unsurlarıyla bölünmez bir bütün olarak kabul edildiğini göreceklerdi." diye konuştu. Bu belgenin neredeyse her maddesinde milli iradenin üstünlüğüne, milletin tercihlerine saygı gösterilmesine atıfta bulunulduğuna işaret eden Erdoğan, "Misakımilli ile Mondros'u yırtıp atmıştık. Bugün yürüttüğümüz siyasetle de bizi yeni Mondroslara mecbur bırakmak isteyenlerin oyunlarını bozuyoruz." ifadesini kullandı.

    'Hani bunların kadın hakları, kadınlara saygısı?'

    Tarihe, medeniyete, kültüre, sahip olunan kadim mirasa sahip çıkarken sınır içinde yapılanlar ve sınır dışında yürütülen çalışmaları da tüm dünyaya en doğru şekilde anlatmakla mükellef olduklarına işaret eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    "Bugün Batı ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sürekli ve sistematik bir şekilde Türkiye aleyhinde kamuoyu oluşturmak gayretleri olduğunu biliyoruz. Karşımızda, çoğu da ülkemizde üretilen yalan yanlış bilgiler üzerinden Türkiye'yi ve Türk milletini karalamak için canhıraş şekilde çalışan devasa bir mekanizma bulunuyor. Bunun içinde Ermeni lobisi var, Rum lobisi var, PKK var, FETÖ var, DEAŞ var, bir şekilde kuyruğuna bastığımız başka pek çok kesim var. Öyle şeyler yapıyorlar ki gerçeğin böylesine ters yüz edilebilmesi karşısında hayretimizi saklayamıyoruz. En basitinden terör örgütleri ve onlara destek verenlerle zalim rejimler masum sivillere saldırırken görmezden, duymazdan gelenler, Türkiye'nin meşru müdafaa gayretlerini kıyasıya eleştiriyor. Bizim yeri geldiğinde kendi canımızı tehlikeye atma pahasına tek bir masumun burnunun bile kanatılmasına asla müsamaha etmemiz, asla sessiz kalmamız mümkün değildir. İşte işgal, katliam, tehcir ithamlarıyla bunları karartanlar, çocukları, kadınları, yaşlıları göz göre göre öldürenleri görmezden geliyor.

    İşte bu ara ekranlarda bir şey izliyoruz. Nedir o? Bakıyorsunuz Filistin'de kadınlar, eşinin silahlarla özellikle sürüklendiğini görünce, ona sarılmak istiyor ama İsrail'in o malum tipleri bakıyorsunuz silahla, tekme tokat gelip, o kadınların üzerine gidiyor. Hani bunların kadın hakları, hani bunların kadınlara saygısı. Yeri geldiği zaman bakıyorsunuz İsrail'e karşı bu kadar müşfik davrananlar, İsrail'in bu zulmüne karşı, bu attığı adımlara karşı zalimce takındığı bu tavırlara karşı niye sessiz duruyorlar?"

    ABD'nin Orta Doğu barış planına değinen Erdoğan, "Şimdi 'yüz yılın anlaşması' diyorlar. Ne anlaşması ya. Bu bir işgal projesidir." dedi.

    'Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir'

    BM Genel Kurulunda gösterdiği haritayı anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

    "1947 yılında Filistin neydi, İsrail neydi? O günkü Filistin ile bugünkü Filistin'e bakıyorsunuz tamamen yer değiştirmiş. Utanmadan, sıkılmadan kalkıp şu anda dünyaya diyorlar ki 'Filistin'e biz şimdi yeni haklar getiriyoruz.' Bırakın bu yalanı, kimi aldatacaksınız ya. Hayatınız bunlarla geçmiş. Bir tarafta bakıyorsunuz, Trump yanına almış malum kişiyi, karşılarında kipalılar, onlara hitap ediyorlar ve oradan da toplayacakları alkışa bakıyorlar. O alkışlarla siz dünyanın kaderini değiştiremezsiniz. Filistin'in kaderini ise hiç değiştiremezsiniz ve Filistin de Kudüs de hep söylüyorum, yine söyleyeceğim, Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir."

    Bugünkü MGK toplantısına ilişkin basın açıklamasında özellikle bu konuya değindiklerini vurgulayan Erdoğan, yarınki konuşmasında bu konu üzerinde hassasiyetle duracağını bildirdi. Erdoğan, "Ama bizim Türk milleti olarak Filistin'e bakışımız cennetmekan Sultan Abdülhamit Han neyse bizim de bugün bakışımız odur. Kudüs satılık değildir. Dolayısıyla da kimse bir şeyler verelim de siz burayı bize bırakın deme edepsizliğine de girmesinler. Ben yine inanıyorum ki yüzlerce, binlerce Filistinli kardeşim oradaki bu mücadeleyi kanları pahasına yine vermeye devam edeceklerdir. Bizler de buna hazırız." diye konuştu.

    Almanya'nın caddelerinde, sokaklarında PKK mensuplarının, FETÖ'nün, IŞİD'in cirit attığını söyleyen Erdoğan, "Lafı geldiğinde de 'DEAŞ'lılar sizde.' diyorlar. Utanın, utanın. Biz DEAŞ'lıları El-Bab'da anında derdest ettik. El-Bağdadi'yi yakaladıklarında hava attılar. Biz, el-Bağdadi'nin en yakınlarını şu anda toparladık ve bizim cezaevlerinde. Biz bu kadar hassasız bu konularda" diye konuştu.

    Erdoğan, yurt dışında gazetecilerin gazetecilere, iş insanlarının iş insanlarına, bilim insanlarının bilim insanlarına, öğrencilerin öğrencilere, vatandaşın vatandaşa hakikatleri anlattığında, Türkiye ile ilgili olumsuz havanın kısa sürede dağılacağına inandığını söyledi.

    'Herkes kendi işini doğru yapmalı'

    Medya için "yasama, yürütme ve yargının ardından dördündü güç" tanımlaması yapıldığını hatırlatan Erdoğan, medyanın işlevi itibariyle toplumun hakkını, hukukunu, çıkarını koruma gibi bir kamu görevi yürüttüğünü dile getirdi.

    Erdoğan, sınırlı bir alanda ancak çok hayati görevler ifa eden yerel medyanın ise sistemin adeta kılcal damarları olduğunu belirterek, yerel medya mensuplarının ulusal medyayı da beslediğini söyledi. 

    Türkiye'de eskiden beri hem yerel hem ulusal düzeyde, siyaset ve bürokrasi kurumları ile medya arasındaki ilişkilerde hep sıkıntı yaşandığına dikkati çeken Erdoğan, şunları ifade etti:

    "Siyasetçinin medyayı kontrol altında tutmak istemesi de medyanın siyasetçiyi yönetmeye kalkması da yanlıştır. Herkes kendi işini yaptığı, bunu da kurallar dahilinde ve şeffaf bir şekilde yürüttüğü zaman her şey çok daha sağlıklı yürüyecektir. Medya mensuplarının doğrudan ve dolaylı ticari kazanç hırsı, ideolojik saplantısı, bireysel hesabı kamu görevinin önüne geçtiğinde halkın gözündeki değeri de azalmaya başlar. Aynı şekilde siyasetçi ve bürokrat da kamu görevini bireysel çıkarlarına alet etmeye başladığında, milletin gözünde hızla irtifa kaybeder. Herkes kendi işini en doğru şekilde yaptığında, bu işten taraflarla birlikte milletimiz de kazançlı çıkacaktır."

    'Bu süreçte 'ben' diyen kaybeder'

    Bazı toplumların sistemle, bazılarının ise vicdanla ayakta durduğuna işaret eden Erdoğan, "Biz, hem sistemimizi en iyi şekilde kurmak hem de vicdanlarımızı daima tetikte tutmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde bize ne bu coğrafyada ne bu dünyada kimse hayat hakkı tanımaz. Türkiye ve Türk milleti olarak bize yağmurlu havada bir bardak su vermeyecek sırtlanlarla dolu bir iklimde hem hedeflerimize ulaşmanın hem de tüm dost ve kardeşlerimize destek vermenin mücadelesini sürdüreceğiz." dedi.

    "Bunun için hep bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız" ifadesini kullanan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Bilhassa yaşadığımız bu süreçte 'ben' diyen herkes kaybeder. Kendimizin ve evlatlarımızın geleceği, her alanda ve her zaman 'biz' dememize, bu şekilde hareket etmemize bağlıdır. Bizden önceki kuşak, yeni kurulan bir ülkenin tüm yükünü omuzlamıştı. Biz, kuruluştan yükselişe geçen dönemin sancılarıyla kıvrandık. İnşallah evlatlarımıza her bakımdan güçlü bir Türkiye bırakmakta kararlıyız. Bu yolda birlikte yürüdüğümüz herkesten Allah razı olsun diyoruz."

    Anadolu Yayıncılar Derneğini kendi alanında yürüttüğü çalışmalarla bu sürece daha fazla destek vermeye davet eden Erdoğan, derneğin ödüle layık gördüğü tüm medya mensuplarını tebrik etti.

    Konu:
    ABD’den Ortadoğu’da ‘barış’ teklifi (61)

    İlgili konular:

    İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani öldürüldü: ABD üstlendi
    Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Kudüs, Filistin devletinin ebedi başkentidir
    TBMM’den beş partili ortak Kudüs bildirisi: Yok sayıyor ve esefle kınıyoruz
    Etiketler:
    Yüzyılın Anlaşması, Sosyal medya, Kudüs, Filistin, İsrail, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın