23:04 10 Nisan 2020
Canlı Yayın
    Türkiye
    URL'yi kısaltın
    1041113
    Abone ol

    Meclis Grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türk milleti gerekirse, başka da seçenek görülmezse, Şam'a girmeyi şimdiden planlamalıdır. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad" ifadelerini kullandı.

    Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

    - (Elazığ depremi) Türkiye son zamanlarda afetlerle ve vehim kazalarla kıyasıya boğuşmaktadır. Felaketler 2020 yılında adeta otomatiğe bağlayarak ülkemize tesiri altına almıştır.

    Türkiye, tek yürek olarak Elazığ depremzedelerine sahip çıkmıştır. Bu memnuniyet vericidir. Depremin enkazı kaldırılırken Van'da çığ düşmesi sonucu 41 kardeşimiz şehit olmuştur. Deprem oldu çığ düştü derken İstanbul'da yolcu uçağı kaza kırıma uğramış, 3 kişi hayatını kaybetmiştir. Türk milleti tarihi boyunca felaketlere meydan okuya okuya bugünlere gelmiştir. Felaketler karşısında soğukkanlı tavır, aklıselim sabır yegane dayanağımız olmalıdır. Kötü günler Allah'ın izniyle geçecektir. Korku salmaya çalışanlara kaşrı duruş da milli duruşunun gereğidir.

    '1999 Marmara depremiyle 2020 Elazığ depremini terazinin iki kefesine koyup tartıya çıkarmak ayıp değil midir?'

    1999 Büyük Marmara depreminde devletin çöktüğünü bugün ise ayakta olduğunu iddia eden sefillerden tutun da yine 1999'da toplanan deprem yardımlarından memur maaşlarının ödendiğini söyleyen haysiyet fukaralarına kadar kederli günlerimizi daha da karartan provokatörler gizlendikleri deliklerinden başlarını uzatmışlardır. Bunlar önce ateş edip sonra nişan alan zübükzadelerdir.

    Bilinmelidir ki Türk devleti ne 1999'da çöktü ne de 2020'de zaafa uğradı. Çöken devlet değildir, çürük binalardır, utanmaz müteahhitlerdir, kaçak ve kanunsuz bina ve yapılara göz yuman iş birlikçi yöneticiler, çıkar lobileridir. Devlet aynıdır, ruh aynıdır, fıtrat aynıdır, duruş aynıdır, dün ile bugün arasında ayrımcılık yapanlar ya kalleştir ya da kifayetsiz muhteristir. 1999 Marmara depremiyle 2020 Elazığ depremini terazinin iki kefesine koyup tartıya çıkarmak ayıp değil midir? Yazık değil midir? Ahlaksızlık değil midir? Depremin büyüğü küçüğü teknik olarak izah edilebilir, buna diyeceğimiz bir şey yoktur fakat acının küçüğü büyüğü olmaz, gözyaşının biri bini olmaz, enkaz altında kalanların azı çoğu da olamaz.

    'MHP'nin olduğu yerde Türk devleti çökmez, çökemez'

    MHP'nin olduğu yerde Türk devleti çökmez, çökemez. Felaketler karşısında bir kez daha yükseklere taşırız. Biz varsak çöküş yoktur, çürüme imkansızdır. Depremler arasında siyasi kıyas yapmak birlik ve berabreliğe hançer sallamaktır. Türk devleti ve hükümeti dün gereğini yapmıştır, bugün de aynısıdır. Gölcük bizimdir Elazığ da bizimdir. 1999'daki acı neyse 2020'deki acı da odur. Biz alınganlı yapmıutoruz, sadece 3-5 çürük yumurta ayna tutuyoruz. Hiç kimse karanlığa saklanıp taş atmasın. Dün de bugün de Türk devleti güçlüdür.

    Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'ndan Sağlık Bakanlığına kadar partimizin sorumluluğunda olan 7 bakanlık doğrudan doğruya depremle mücadelenin, görevi gereğince içinde yer almışlardır. Devlet çökseydi kısa sürede geçici ve prefabrik konutlar nasıl yapılacaktı? Devlet çökseydi milli güvenlik ve milli bekamızı doğrudan hedef alan depremle nasıl inançla mücadele edilip kanayan yaralar tedavi edilecekti?

    Ahmet Hakan'a: Bu iddianı ispatlamazsan alçaksın, şerefsizsin

    17 Ağustos depreminde devletin en az üç gün kafayı kaldıramadığını iddia eden köşe yazarı (Ahmet Hakan), bu iddianı ispatlamazsan alçaksın, müfterisin.

    'Elazığ'ın Türk mü Kürt mü olduğunu sorgulayan şerefsizlerle, Malatya'da hasar gören bazı köylerin Alevi olduğundan dolayı ayrımcılığa maruz kaldığını yazıp çizen alçaklar'

    Şov yapan, gerçekleri çarpıtan, karanlıktan medet uman, yardımların yetersizliğini söyleyip arkasını dönünce kıs kıs gülen, duyguları istismar edip yalan ve yanlış bilgileri servis eden bir güruhun varlığı bize göre utanç vesikasıdır. Elazığ'ın Türk mü Kürt mü olduğunu sorgulayan şerefsizlerle, Malatya'da hasar gören bazı köylerin Alevi olduğundan dolayı ayrımcılığa maruz kaldığını yazıp çizen alçaklar amaçlarına ulaşamayacaklardır.

    'Esad devrilmelidir, zulüm şatoları yıkılmalıdır'

    - (İdlib'de Türk askerlerinin hayatını kaybetmesi) Türk milleti doğal felaketlerle mücadele ederken İdlib'de kahredici gelişmelere şahitlik edilmiştir. Kanlı Suriye rejimi Türk askerini hedef almıştır. Artık buna tahammül edecek halimiz kalmamıştır. Katil Esad defolup gidesiye kadar yüreğimiz soğumayacaktır.

    Hem Suriye'yi hem de Türkiye'yi eşzamanlı kontrol etmeye çalışan Rusya iyi niyetli değildir. Hükümetin, Rusya ile ilişkileri yeniden gözden geçirmesi temennimizdir. Ne Astan'dan ne Soçi'den ne Cenevre'den ne de diplomatik temaslardan herhangi bir sonuç bugüne kadar çıkmamıştır, çıkması da beklenmemelidir. Şehitlerimiz vebali saldırgan Suriye kadar buna ortam hazırlayan Rusya'nın omuzlarındadır. Bununla yüzleşmek şarttır.

    Türk milleti gerekirse, başka da seçenek görülmezse, Şam'a girmeyi şimdiden planlamalıdır. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad. Mehmetlerimizi şehit eden alçaklara ses çıkarmayıp Türk devletini suçlayanlar ortadadır. Esad devrilmelidir, zulüm şatoları yıkılmalıdır. 

    'Kılıçdaroğlu aynaya baksa FETÖ'nün siyasi ayağını da boyunu da görecek'

    - (FETÖ'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması çağrısı) Kılıçdaroğlu bugün FETÖ'nün siyasi ayağını açıklayacakmış, aynaya baksa ayağını da boyunu da görecek.

    Bugüne kadar FETÖ'nün siyasi ayağını devamlı gündeme getiren biz olduk. Ancak bazıları her seferinde bizim düşüncelerimizi maksatlı biçimde çarpıttı, hedef şaşırtmaya çalıştı. Dedik ki, şayet 15 Temmuz başarılı olsaydı, Yurtta Sulh Konseyi'nin siyasi ayağı kim olacak, ülkeyi kimler yönetecekti? Yani Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, bürokratlar kimlerden teşekkül edecekti? Mesela, Kılıçdaroğlu böyle bir durumda görev alacak mıydı? Söylediklerimiz budur. Arayış ve cevabını aradığımız sorular da bu şekildedir. Bizim çaycıyla, çorbacıyla, odacıyla, zabıt katibiyle işimiz yoktur. Bunları konuşanlar cambaza bak oyunu içindedir.

    'Başbuğ yanlış yerde iz sürüyor'

    FETÖ'nün Cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları kimlerdir? Eğer bu melun isimler deşifre edilirse siyasi ayak ortaya çıkabilecektir. TBMM'de herhangi bir kanun teklifi kapsamında değişiklik önergesi verenlere siyasi ayak yakıştırması bize göre hezeyandır, aklımızla alay etmektir.

    Bu önergeyi hazırlayıp Meclis gündemine taşıyan milletvekilleri üzerinde kuşku yaratmak, bunların araştırılmasını istemek asıl hedef ve mücadeleyi kösteklemektir.

    Fakat, Sayın İlker Başbuğ yanlış bir yerde iz sürmektedir. Şayet bugün eski uygulamaya dönülse, yani askeri mahkemeler kurulup, mesela Sincan ve Silivri’deki FETÖ’cü darbecilere tekrar yargılanma imkanı tanınsa doğabilecek tehditler hakkında bir fikir sahibi olan var mıdır?

    Sivil mahkemelerin verdiği kararların ihlal ve inkarı nasıl bir gelişmeye kapı aralayacaktır? Asker şahısların sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan önergeyi FETÖ'ye bağlamak, FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilişkilendirmek aşırı ve zorlama bir yorum değil midir? Bu manasız tartışmayı tetikleyip tırmandırmak kimin işine yarayacak, hangi çevreleri rahatlatacaktır? Bunların yanında, 26. Genelkurmay Başkanı görevdeyken FETÖ'cülerle mücadeleyi layıkıyla yapmış mıdır? Bizim için siyasi ayak Yurtta Sulh Konseyinin yürütme kadrosudur. Bunlar tek tek tespit edilirse, inanıyorum ki, FETÖ'cülerin, kriptocuların, hainlerin, Türk ve İslam düşmanlarının kökü kazınacaktır.

     

    Etiketler:
    Rusya, Deprem, Elazığ, İdlib, İlker Başbuğ, Kemal Kılıçdaroğlu, CHP, Ahmet Hakan, Beşar Esad, Türkiye, Suriye, Şam, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Devlet Bahçeli
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın