23:50 04 Aralık 2020
Canlı Yayın

    Prof. Dr. Uzunoğlu: Önce enflasyonu düşürmeyi isteyeceğiz

    Seyir Hali
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 34
    Abone ol

    Döviz kurlarının artışında asıl sorunun ithalata bağımlılık olduğunu söyleyen Trakya Üniversitesi İktisat Anabilim Dalı Başkanı Profesör Dr. Sadi Uzunoğlu, enflasyonun fiyat kontrolüyle baskılanma yönteminin mevcut durumu taşıyamadığını dile getirdi.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekim ayı enflasyonunu 2.13, yıllık enflasyonu 11.89 olarak açıkladı. Trakya Üniversitesi İktisat Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, yıllarca fiyat kontrolüyle enflasyonu baskılamanın ithalata bağımlılığı arttırdığını ve çözümün cari açığın kapatılması olduğunu anlattı.

    ‘Üretimimiz ithalata bağlı olduğu için enflasyonda kur geçirgenliğini arttırıyor’

    Türkiye’de piyasaların rekabetçi olmamasının fiyat kontrolünü kolaylaştırdığına değinen Prof. Dr. Uzunoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bizim piyasalarımızda tekelleşme eğilimi vardır. Market zincirlerine bakarsanız çok rahat görürsünüz. 3-4 tane market zinciri Türkiye’de satışların çok önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bir yandan bu marketlerin fiyatlarını kontrol ettiğiniz zaman enflasyonu kontrol edebiliyorsunuz, bu anlamda iyi.  2002 yılından itibaren yıllarca bu model denendi. Ucuz marketlerde fiyat kontrolleriyle enflasyonu belirli bir noktada tuttuk ama artık taşımıyor. Bizim üretimimiz ithalata bağlı bir üretim olduğu için enflasyonda kur geçirgenliğini arttırıyor. Yıllarca kuru bastırarak enflasyonu kontrol ettik ama bu sefer de ithalata bağlı hale geldik. ‘Kur arttığı için enflasyonda artıyor. Kurun artmaması lazım’ deniyor fakat temel sorun bu değil. Temel sorun bizim ithalata bağımlı hale gelmemizdir. O kadar bağımlı hale geldik ki kurun bir zıplaması fiyatları otomatik olarak yukarı doğru çekiyor.”

    ‘Biz enflasyonu seven bir toplumuz’

    Prof. Dr. Uzunoğlu, Türk toplumunda enflasyonun yeğlenen bir durum olduğunu “Önce enflasyonu düşürmeyi isteyeceğiz. Bizde enflasyon yıllarca bir birikim modeli olarak kullanıldı. Enflasyon aslında kaynakların yeniden dağıtılması demektir. Sabit gelirlinin cebinden ekonomide fiyatı belirleyenin cebine kaynak aktarırsın. Biz enflasyonu seven bir toplumuz. Bir taraftan şikayet ediyoruz öbür taraftan ‘arabamın değeri kaç oldu biliyor musun’ diye seviniyoruz. Dolara ve konuta da benzer tepkiler veriyoruz. Rant ile kar birbirine karışmıştır. Enflasyonu her zaman yeğliyoruz çünkü ekonomi canlı olur ama uzun vadede sürdürülemez çünkü sabit gelirli kesimler gelirlerinin önemli bir bölümünü kaybeder ve artık satın alma güçleri tamamen düşer. Ekonomide toplam talep düşer. Kapitalizm yeni bir krize başlar” diye aktardı.

    ‘İthalata bağlı bir üretim yapısı devam ettiği sürece biz enflasyonla karşı karşıya kalacağız’

    Prof. Dr. Uzunoğlu, kur artışının fiyatlara etkisini  “Kur yüzde 30 artarken fiyatlar nasıl yüzde 30 artıyor? Burada bir fırsatçılık ortaya çıkıyor. Fiyatları belirleyen, Altınoluk’ta dağdan toplanan kekiğe yüzde 80 fiyat arttırıyor. Bunun ithalatla ne alakası var? Herkes enflasyonu birbirine aktarmaya çalışıyor. Onun için de enflasyon yapışkanlığı oluşuyor. Bizim piyasa ve üretim yapımız aksaktır. İthalata bağlı bir üretim yapısı devam ettiği sürece biz enflasyonla karşı karşıya kalacağız. Bu bizim kaderimiz ve birikim modelimiz. Katma değerli üretim yapamadığımız, yüksek karlı üretim yapıp yurtdışına satamadığımız için bunun bedelini birbirimizden çıkarmaya çalışıyoruz” sözleriyle açıkladı.

    ‘Kamu piyasayı kendi haline bırakırsa alınan önlemler hiçbir işe yaramıyor’

    Prof. Dr. Uzunoğlu, kamunun etkisinin azalmasının doğuracağı sonuçlar hakkında ise “Bir diğer sorun da kamunun piyasadan çok hızlı çekilip piyasayı tamamen kendi halinde bırakmasıdır.  Bunu yapınca alınan önlemler hiçbir işe yaramıyor. Et ve Balık Kurumu’nu bitirmişsiniz. Et fiyatları yükseldi;  Et ve Balık Kurumu ithalat yapsın. Amaç o değil, bu yerli üreticiyi öldürüyor. Amaç sözleşmeli üretim, üreticiye küçükbaş ve büyükbaş hayvan ürettirmektir” değerlendirmesi yaptı.

    ‘Devleti ekonomiden hiçbir zaman çekemezsiniz’

    Prof. Dr. Uzunoğlu, kamunun piyasayı denetlerken objektif davranmaması durumunda doğacak sorunlar hakkında şunları aktardı:

    “Kamuyu ekonomiden çektiğiniz zaman çok büyük rant yaratırsınız. Birisine kar ve rant aktarırsınız. Alkol ve tütünü piyasaya bıraktığınız zaman burada devletin fiyat belirlerken kamu hizmetini dikkate alarak objektif davranması gereklidir. Alkol ve tütün fiyatını çok yükseltirseniz piyasada kaçak devreye giriyor. Sağlıksız ortam ve vergi kayıpları ortaya çıkıyor. Devletin zaten bunları ortadan kaldırmak için var olması gerekiyor. Devleti ekonomiden hiçbir zaman çekemezsiniz. Ekonomi karma olmalıdır. Kamu hizmeti dediğimiz bir şey var. Sağlık, eğitim, ulaştırma ve hukuk, bütün bunlar devletin yapması gereken şeylerdir.

    Devletin tamamen piyasadan çekilmesi diye bir şeyin olmadığını zaten 1929 Ekonomik Bunalımı’nda çok net bir şekilde anladık. Kapitalizmin kendini bitirmek zorunda kalacağını gördüğü için Keynes, ‘devlet ekonomiye müdahale etmelidir’ dedi. Bunu Sovyetler ve başka yerlerden gördü ve deneyimlere dayanarak ‘devlet müdahale etmezse sistem patlar’ dedi. Müdahale yapıldı ve devlet üretime girdi, kamu hizmeti yapıldı. Dinamizm ve inovasyon için de tabii ki özel girişime ihtiyaç var. Burada bir tartışmamız yok ama piyasaya bıraktığımız kısmın tekelleşmesini önlememiz gerekiyor. Bizim bağımsız kurumlar dediğimiz kurumların asıl işlevi buradan geçer.”

    ‘Kurumların bağımsızlığı, politikanın getirdiği olumsuzlukları bir ölçüde ortadan kaldırır’

    Kurumların bağımsızlığının önemini Uzunoğlu “Neden Merkez Bankası’na bağımsızlık istiyoruz? Çok sevdiğim şeyler değil ama Daron Acemoğlu’nun savunduğu kapsayıcı kurumlar konusu gibi kurumlar sömürücü kurumlardır. Belli bir zümrenin menfaati için daha fazla çalışır ve denetimden uzaktır. Bu tür durumlarda Merkez Bankası ve kurumların bağımsızlığı önem kazanır. Oy maksimizasyonu veya belirli kurumlara peşkeş çekmenin önüne geçecek sistem bu bağımsızlıktır. Bunu da anayasaya, yasalara ve yönetmeliklere bağlarsınız ve bağımsız hale getirirsiniz. Bunları yaptığınız zaman en azından politikanın getirdiği olumsuzlukları bir ölçüde ortadan kaldırırsınız” sözleriyle vurguladı.

    Faizin enflasyondan düşük olması ev ve araç yatırımına sebebiyet veriyor

    Faizin fiyatlara olan etkisini de aktaran Uzunoğlu “Piyasanın faiz beklentisi var. Enflasyona karşı mücadele etmek ve kuru tutmak istiyorsa pozitif real faiz vermesi lazım. Enflasyonun üzerinde bize faiz ödemeniz lazım. Vatandaş markete gidip bakıyor, ortalama fiyatlar yüzde 30 yükselmiş. Yılbaşından bu yana yüzde 30 yükselme var diye hissediyor, bizim de hissettiğimiz bu. Parasını mevduat hesabına yatırınca yüzde 10-11 alıyor. ‘Ben yüzde 11 kazanıyorum oysa fiyat piyasada yüzde 30 artmış ben kendimi korumalıyım’ diye düşünüyor. ‘Araba veya ev alırım fiyatı daha fazla artar’ diye araba alıyor. Ev fiyatları bir ayda yüzde 25 arttı, 0.64 faize düştüğümüzde gördük. Faiz inadından vazgeçmemiz lazım” dedi.

    ‘Döviz üretmemiz ya da döviz ihtiyacını azaltmamız gerekiyor’

    Uzunoğlu, faizin düşmesinin cari açığa sebebiyet verdiğini “Faiz çözüm mü? Hayır değil, döviz üretmemiz ya da döviz ihtiyacını azaltmamız gerekiyor. Faizi düşürdüğünüz anda insanlar harcamaya başlıyor. Üretim ithalata bağlı olduğu için karşınıza cari açık geliyor.2019 yılında cari işlemler dengesinde fazla verdik yani döviz fazlası verdik. 2020’ye geldiğimizde ekonominin yavaşlaması gerekirken hızlandırmak için 500 milyarın üzerinde yeni kredi verdik ve ekonomiyi canlandırdık ama bu kredinin bir bölümü dövize, altına ve başka yerlere gitti. Piyasaya fazla para girerse malın fiyatı artar. Bunu isteyerek yaptık. Kredimizi verdik, patlattık. Öbür taraftan cari açığımız var. Dünya ekonomisi durgun, ihracatta problem yaşıyoruz. Turizm geliri 30-35 milyar dolardı; 20-25 milyarını kaybettik” diye anlattı.

    ‘Sigorta primi yüksek olunca para gelmez’

    Borçlanma maliyetindeki yüksekliğin piyasadan döviz çıkışına yol açtığını söyleyen akademisyen şöyle devam etti:

    “Borçlanma maliyetlerimiz çok yüksek, özel sektör ve bankalar bu borçlanma maliyetleri sebebiyle çok fazla borçlarını çevirmek istemiyorlar. Kısa vadeli borç bulabiliyoruz ama uzun vadeli borç bulamıyoruz. Bankalar ve özel sektör 100 dolar borcu gelmişse 100 doları çevireceğine 75’ini borçlanıyor 25’ini ödüyor. Buradan da para çıkışı oluyor. Borsadan ve finansal piyasalarda bizdeki risk algısı nedeniyle sigorta primi yüksek, yüksek olunca para gelmez.”

    ‘Cari açığı sıfırlamadığımız sürece döviz talebi yaratacağız’

    Döviz kurunun artışını engellemenin cari açığı sıfırlamaktan geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Uzunoğlu, “Döviz çıkıyor, çıkmasını engellememiz için cari açığı sıfırlamamız lazım. Sıfırlamadığımız sürece döviz talebi yaratacağız demektir. Bunu durduracak noktada frene basacağız. İşsizlik artacak, o noktada devlet devreye girecek. Nasıl yardım ediyor? Birikmiş para varsa işsizlik sigorta fonu yardım edecek. Vatandaşın parası bu devletin değil ki vatandaş ve özel sektör 80-90 milyar parayı işsiz kalırsam diye işsizlik sigorta fonunda biriktirmiş. Devlet bunu lütfedip vermeyecek, vatandaş hak ettiği kendi parasını devletten alacak. Bu şekilde bir dönem idare etmek zorundayız. Biz hem şaşalı yaşayalım hem en iyi otomobillere binelim sonra döviz niye yükseliyor?” diye ekledi.

    Etiketler:
    ithalat, TÜİK, Faiz artırımı, faiz artırımı, faiz oranları, cari denge, Cari açık, Döviz, Döviz kurları, Kur, Enflasyon
    Topluluk kurallarıTartışma
    Sputnik hesabınızla yorum yapınFacebook hesabınızla yorum yapın