Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Lübnan'a yardımlar karşılıksız olmayacak, iç siyaseti dizayn etmeye çalışacaklar'

05082020-eksen
Abone ol
Hediye Levent'e göre, Beyrut liman faciası, iç savaş tecrübesi olan Lübnanlıları bile şoke etti. Ancak Levent, mezhep ayrımına dayalı sistemde sorumluların hakikaten hesap vermesini mümkün görmüyor. Lübnan'a Batı yardımlarının da 'karşılıksız' olmayacağını belirten Levent, işin Lübnan iç siyasetini dizayn etmeye evrileceği görüşünde.

Lübnan Beyrut limanında tam altı senedir tutulan 2750 ton ağırlığındaki amonyum nitrat maddesi nükleer bomba gibi patladı, liman enkaz yığınına döndü. Patlamayı kameraya alanların görüntüleri tüm dünyayı dehşete düşürdü. 137'den fazla insanın canını yitirmesine 5 binden fazlasının yaralanmasına yol açan facia, Beyrut'un merkezinin önemli bir kısmında büyük hasar yarattı. Facianın geçen seneden beri ekonomik krizle sarsılan ve üzerine koronavirüs pandemisinin de eklendiği Lübnan'daki duruma etkilerinin derin olması bekleniyor.

Gelişmeleri, uzun süre Beyrut’ta yaşamış olan Evrensel gazetesi yazarı ve TAE TV yorumcusu gazeteci Hediye Levent ile konuştuk.

'Savaş tecrübelerinden çok daha ağır şoke edici etkisi oldu'

Hediye Levent, yıllarca iç savaşı yaşamış, adından pek çok sarsıntıdan geçmiş Lübnan'da yaşanan bu facianın savaş tecrübelerinden çok daha ağır bir şoke edici etkisi bulunduğu görüşünde.

“Patlamadan hemen sonra Beyrut’taki arkadaşlarımın birçoğuna ulaşmaya çalıştım. Çünkü patlama şehir merkezinde gerçekleşmişti. Patlama noktasına 8-10 km mesafedeki camlar kırıldı. Cam kırıklarından dolayı çok sayıda insan hayatını kaybetti ya da ağır yaralandı. İnsanların genel anlamda büyük bir şok yaşadığını söyleyebilirim. Akıllara şu gelebilir; böylesi bir patlamada herkes şok yaşar’. Ancak Lübnan bir savaş travması, tecrübesi var. Dolayısıyla kolay kolay şok olan, patlamalardan kolayca etkilenen, ağlayarak konuşacak kadar kendini kaybeden insanlar değiller normalde, özellikle Beyrut’ta yaşayanlar. Ama bu patlama gerçekten savaş tecrübelerinden çok daha ağır şoke edici oldu Lübnanlılar için."

Lübnan - Beyrut - Sputnik Türkiye
Lübnan hükümetinden Beyrut liman yetkililerine ev hapsi

'Lübnan böyle bir ülke...'

Patlama sonrası birkaç ihtimalin gündeme geldiğini, İsrail saldırısı, Hizbullah'a veya başka başka bir gruba ait silah deposunun vurulmuş olabileceğinin düşünüldüğünü aktaran Levent, ancak bunların aksine çok vahim bir ihmalin öne çıktığı ve bunun da Lübnanlıları ikna etmiş göründüğünü dile getirdi. Şehrin göbeğinde altı sene boyunca patlamaya hazır bir bomba misali böylesi bir malzemenin tutulmasının Lübnan devlet kurumlarının işleyişlerinin acınası halini ıspatladığını belirten Levent, Lübnan'ın mezhep ayrımlarına dayanan sisteminde böylesi ihmallerin gayet mümkün olduğunu vurguladı:

"İlk patlamanın hemen ardından akla gelen birkaç ihtimal vardı. İlk senaryo, olası bir İsrail saldırısıydı. Bu da gayet mümkün. Hizbullah’a ya da başka bir gruba ait herhangi bir şey vurulmuş olabileceğine dair, denizden vurulmuş olabileceğine dair iddialar gündeme geldi. Bu da gayet olası. Ancak şöyle bir şey var. Bir Lübnanlılar o depolardaki patlayıcıların patlamaya sebep olduğuna dair açıklamalar daha makul görünüyordu. Lübnan ne yazık ki devletin kurumsallaşamadığı, denetim mekanizmasının bulunmadığı, toplum güvenliğinin ön planı geçin gündemde olmadığı bir ülke. Şehrin göbeğindeki, üstünden ana otoyollarından birinin geçtiği bir limanda, tonlarca nitratın depolanması mümkün Lübnan şartlarında. Hiç kimse de bunun denetimini yapmamış şimdiye kadar. 3-4 ay önce hazırlanan rapor, Lübnan’daki devlet kurumlarının işleyişinin ne kadar içler acısı olduğunu ortaya koyuyor. İnsan hayatının ne kadar ucuz olduğunu ortaya koyuyor. Nitrat çok ciddi etkileri olabilecek riskli bir şey. Kapıları bile yokmuş depoların. Bu işin sorumlularının, liman görevlilerinin ev hapsine alınması tamamen kamuoyunun öfkesini bir nebze azaltmaya yönelik. Çünkü Lübnan’daki her bir birey orada çalışan memurla, müdürle alakalı olmadığını net bir şekilde biliyor. Patlamadan hemen sonra Lübnan televizyonlarında ve basınında gündeme gelen sıklıkla sorulan bir soru var. Resmi makamlar, Gürcistan’dan Mozambik’e doğru yola çıkan bir gemi Lübnan açıklarında arıza yaptı. Nitrat yüklüydü, gemiyi Beyrut sahiline çektik. Sonra mürettebat terk etti, gemiyi bırakıp gittiler. Lübnanlılar buna inanmıyor. Basında bu hikayenin boşlukları olduğuna dair pek çok soru var. Çünkü Lübnan siyaseti, Lübnan içindeki iç dengeler, siyasi kamplar o nitratın sahibi kimdi, niye, nereden getirdi? Niye o depolardaydı, depolarda onca yıl tutulmasını sağlayan odak ya da güç, fraksiyon, hareket hangisiydi şeklinde sıkça soruyorlar. Patlamanın ardından basında yer değerlendirmelerde de sıkça gündeme geliyor. Lübnan böyle bir ülke."

'Devlet kurumlarının mesleklerin, belli siyasi hareketlerin kotalarına göre şekillendiği sistemde sorumluları yargılamak zor'

Levent, facia sonrası bazı kişilerin halk önüne suçlu olarak çıkarılmasının tansiyonu biraz düşünmesi mümkün olsa bile, bunların hangi siyasi kampın çalışanı oldukları üzerinden yükselen bir sistemde hakiki bir yargılamanın çok da mümkün olamayacağının altını çizdi:

Mişel Aun - Sputnik Türkiye
Lübnan Cumhurbaşkanı Aun'dan Beyrut patlaması için şeffaf soruşturma sözü

"Patlamadan sonra birilerini halkın önüne çıkarılıp suçlu bu denilmesi tansiyonu biraz düşürebilir şeklinde klasik yöntemlere bir başvuru var orada. Ancak bunun da tansiyonu pek düşürmeyeceği açık. Çünkü kimi yargı önüne çıkaracaklar. Liman çalışanları hangi siyasi hareketin ya da kampın çalışanları? Çünkü Lübnan’da devlet kurumlarının belli meslekler, hareketlerin kotalarına göre şekillendiğini ve çalışanların da onlara göre seçildiğini, işe alındığını biliyoruz. Bunu teminat altına alan bir anayasası var. Liman görevlileri, birkaç gün ev hapsinde kalabilir. Ancak biraz daha deşildiği zaman arkasında on yıllardır Lübnan siyasetini domine eden hareketlerden birine uzanacak iş. Hiç kimse noktada böyle bir hareketi yargılayamayacak. ‘Böyle bir sorumsuzluk yaptınız, onca insan öldü, gelin hesabını verin’ dendiğinde o hareket de şunu söyleyecek. Bir Lübnan klasiği olarak, hep böyle oldu, bundan sonra da böyle olması bekleniyor. Lübnanlıların beklentisi de bu yönde. O hareket de diyecek ki ‘Tamam, limandaki sorumluluk benim kotamla işe giren insanlarda. Ama şurada şöyle bir şey oldu, siz de bunun hesabını verin’. Lübnan böyle bir şeye girmez, giremez. Çünkü Lübnan’da çok hassas, kırılgan dengeler üzerine kurulu bir siyasi yapı var. Şu anda bir teknokrat hükümeti var, iki kutuplu ama tek sesli diyebileceğimiz, Lübnanlıların sorunlarını çok dert edinmeyen, siyasi yapı perde arkasına çekilmiş görünüyor. Ama teknokrat hükümetinin elini bağlayan birçok faktör var Lübnan içinde hala. Eylül ayından beri çok şiddetli gösteriler yaşandı, derin bir ekonomik kriz var. Ama Lübnan’da şu anda olmayan tek şey değişim.”

‘Hiçbir yardım şartsız değil’

Lübnan'ın uluslararası yardıma çok ihtiyacı bulunduğunu, facia öncesindeki ekonomik krize de atıf yaparak vurgulayan Hediye Levent, ancak her şeyin bu ülkenin kendi içindeki hassas dengelerine gelip dayandığının altını çizdi. Özellikle Batı'nın Lübnan'a yapılacak olan yardımlarının 'karşılıksız olmayacağını' belirten Levent, "Bir kez daha Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesini, sahra hastanesi yardımı üzerinden görebiliriz" ifadelerini kullandı. Levent'e göre, Lübnan'da en çok ihtiyaç duyulan şey değişim ancak bölge siyasetine tümden eklemlenmiş bir yapıda olması en zor şey de bu:

"Yardımlara Lübnanlıların kesinlikle ihtiyaçları var. Ekonomi zaten dibe vurmuştu. Resmi olarak dünyanın en borçlu ülkesi. Üzerine ABD’nin Suriye’ye yönelik Sezar yaptırımları geldi. Bu Suriye’ye yönelikti. Ama Suriye çok uzun süredir yaptırım altında olduğundan bütün ticaretini, bankacılık işlerini Lübnan üzerinden yapıyordu. Bu da Lübnan’ın ekonomisinin önemli gelir kaynaklarından biri haline gelmişti. Suriye’ye yönelik bu yaptırımlar Suriye kadar Lübnan’ı da cezalandırıyor. Bir ekonomik kriz, on yıllardır devam ediyordu. İkincisi üretmeyen ithalata bağımlı bir ülke. Üçüncüsü ABD ve Avrupa ülkelerinin Suriye’ye yönelik yaptırımların Lübnan’ı da boğuyor olması. Dördüncüsü korona salgını. Çünkü Lübnan’ın ekonomisi hizmet sektörüne bağlı aynı zamanda. Bütün bunlar Lübnan’ı bir uçuruma çekti diyebiliriz. Bütün bunların üzerine Lübnan’ın şu anda aspirinden seruma kadar her şeye ihtiyacı var. Zaten çok kısıtlı stokları vardı. Buğdayın, kanser ilaçlarının, yurtdışından temin edilen birtakım tıbbi malzemelerin de o depolarda tutulduğuna dair artık resmi açıklamalar var. Hastanelerin bir kısmı zaten tahrip oldu. Lübnan’ın şu anda her şeye ihtiyacı var. Dolayısıyla hangi ülke gönderirse göndersin Lübnan kabul etmek zorunda. Lübnan’ın iki kutuplu ve bölgedeki siyasetten doğrudan etkilenen siyasi yapısı bu yardım meselesinde de gündeme gelmeye başladı. Hiçbir yardım şartsız değil. Bir kez daha Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesini, sahra hastanesi yardımı üzerinden görebiliriz. Böyle bir mengeneye sıkışmış durumda. Bir taraftan gerçekten çok ağır bir trajedi yaşayan Lübnanlılar var, hala kayıplarını arıyorlar. İnsanlar kayıp, sosyal medya hesaplarından yakınlarını bulmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan da yardıma hazır ülkeler var. Ama Lübnan’ın bölge siyasetinin göbeğinde olduğunu, Lübnan siyasetinin de bölge siyasetinin bir yansıması olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bir tarafta Suudi Arabistan’ı, diğer tarafta İran’ı, bir tarafta ABD’yi diğer tarafta Rusya’yı da göreceğiz yardım aşamasında. Öyle görünüyor. Artık değişim zorunlu hale geldi. Patlamadan sonra Lübnan’ın farklı din ve mezheplerinden gelen kiminle konuştuysam, hepsi mevcut siyasi yapıya lanet ederek konuşuyor. Ama aynı zamanda Lübnan, bölge siyasetini o kadar eklemlenmiş bir iç siyasi yapıya sahip ki Lübnanlılar istese bile değişimin kolayca gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Bu durum ülkeyi daha kaosa, kısır döngüye çekebilir.”

‘Hükümet, Lübnan’ın güven oyunu alacak güce kavuşmadı, eli kolu bağlı durumda

Ekonomik krizde işbaşına gelen Hasan Diab liderliğindeki teknokrat hükümetinin ise Lübnan halkı nezdinde bir güvene sahip olmadığına dikkat çeken Levent, aslında bu hükümetin de elinin kolunun bağlı olduğunu belirtti. Levent’e göre, Suudi Arabistan-İran ve ABD-Rusya arasında Lübnan’a yardım konusunda çekişmeler yaşanacak:

Lübnan Beyrut Limanı'nda meydana gelen patlama  - Sputnik Türkiye
Beyrut Valisi: Patlamanın zararı 3 ila 5 milyar dolar, yaklaşık 300 bin kişi yerlerinden oldu

“Bu patlamadan sonra bir kez daha insanlar artık kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı şeklinde sokağa iner mi diye sordum birkaç arkadaşıma, gayet mümkün dediler. Bunlar da eylüldeki gösterilere katılıp çatışmalar sürecinden sokaktan çekilen insanlardı. Çatışmaların gösterilere gölge düşürmesine karşı çıkan insanlardı. Ama artık o noktadalar. İnsanlar gerçekten işsiz, kışı nasıl çıkaracaklarını düşünüyorlar. Geçtiğimiz eylül ayında 100 dolar, 150 bin Lübnan lirasıydı, sabitti. Bugün 100 dolar 800 bin Lübnan Lirası. Dün bir arkadaşımla konuştum, 200 gram ay çekirdeği 9 bin Lübnan Lirası. Geçtiğimiz ay 9 bin Lübnan Lirasına 1 kilo et alınabiliyordu. Ekonomik açıdan korkunç bir şey. Körfez ülkeleri klasik açıklamalarda bulundular. Hemen seferber oldular, sahra hastaneleri, tıbbi malzeme, gıda, enkazdakileri kurtarma gibi konularda. Ama diğer taraftan yine ilk haberlere dayanarak önümüzdeki günlerde manzara biraz daha belirginleşecek. Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesini yine arada görüyoruz. Suudi Arabistan-İran çekişmesinin yansımalarını da bu konuyla ilgili değerlendirmelerde görüyoruz. Her ne kadar teknokrat hükümeti dengeli bir siyaset gütmeye çalışsa da birincisi bütün Lübnan’ın güven oyunu alacak güce kavuşmadı o hükümet. Eli kolu bağlı durumda. Dolayısıyla muhatap olduğu Körfez ülkeleri de şu anda çok fazla ciddiye alıyor gibi görünmüyor son birkaç ayki gelişmelere bakacak olursak. Diğer taraftan hala işin bölgede gerek Suudi Arabistan gerek ABD gerek Rusya ve İran şeklinde tırmanan bir tansiyon da var. Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’a kadar tansiyon tırmanıyor. Lübnan’da bunun göbeğindeki ülkelerden biri. Körfez ülkelerinin Lübnan’ın ayağa kalkmasını sağlayacak kadar bir destekte şartsız olarak bulunmaları çok düşük bir olasılık. Patlamadan sonra insani yardım yapacaklardır, bunu da göstereceklerdir. Ancak Lübnan’ın ülke olarak ekonomik anlamda toparlanması, siyasi yapının beklentiler çerçevesinde dönüştürülmesi en uzak olasılık gibi görünüyor. Tablo karanlık. Lübnan’daki siyasi çevrelerin Türkiye ile ilgili rahatsızlıkları da var. Halk tabanında da bir taraf Türkiye’ye sempatisi artarken, bir tarafta tam tersi, bu konuda bir kamplaşma söz konusu. Yardımları elbette olumlu bir şekilde karşılıyorlar. Çünkü ihtiyaçları var ancak siyasi düzeyde bunun etkisi ne olur, Türkiye’nin imajını değiştirir mi ya da Lübnan ile Türkiye arasında bir sayfa açılmasını sağlar mı bunlar şimdilik iyimser tahminler gibi görünüyor diyebilirim.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала