Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Türkiye-Ermenistan normalleşmesinde bu kez Karabağ'da çözüm ve Rusya faktörü iyimserlik getiriyor'

'Türkiye-Ermenistan normalleşmesinde bu kez Karabağ'da çözüm ve Rusya faktörü iyimserlik getiriyor'
Abone olTelegram
Birol Güger’e göre, Türkiye ile Ermenistan'ın normalleşme görüşmeleri bölge barışı için önemli. Bugüne kadarki girişimlerin Atlantik cephesindeki yoğun 'soykırım' kampanyası eşliğinde boşa çıktığını anımsatan Güger, bu kez Karabağ sorunun büyük ölçüde çözümü ve Rusya'nın arabuluculuğu faktörlerinin umutlu olmak için zemin yarattığı görüşünde.
Türk dış politikası geçen yıl sonunda düğmeye basılan 'normalleşme' süreçlerine Ermenistan ile başladı. Ankara ve Erivan'ın atadığı özel temsilciler, öngörüşme anlamındaki ilk teması Rusya Federasyonu'nun arabuluculuğunda Moskova'da gerçekleştirildi. Türkiye'yi temsil eden Büyükelçi Serdar Kılıç ve Ermenistan'ı temsil eden Parlamento Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan'ın buluşmasının ardından taraflar görüşmelere önşartsız devam edilmesi konusunda mutabık kalındığını duyurdu.
İlk sonuçların şubat başından itibaren Türkiye ile Ermenistan arasında uçuşların başlatılması olması bekleniyor. Erivan'ın görüşmeden beklentisi iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin tesisi ve sınırların açılması. Ankara 2008-2009'un aksine Dağlık Karabağ savaşının sonuçları üzerinden ortaya çıkan bu yeni fırsatta normalleşme sürecini Azerbaycan ile koordinasyon eşliğinde yürütmekte kararlı.
Ermenistan'la başlayan normalleşme sürecini, geçmiş girişimlerle farklarını Cumhuriyet Gazetesi'nden dış politika analisti Birol Güger ile konuştuk.

'Normalleşme Kafkasya'da barışın tesisi açısından önemli. Türk-Ermeni ilişkilerinin köklü bir tarihi var'

Birol Güger’e göre, Türkiye ile Ermenistan arasındaki görüşmeler, sadece bölgesel ticaret bağlantıları değil Kafkasya’da barışın tesis edilmesi açısından önemli. Türk-Ermeni ilişkilerinin köklü tarihine atıf yapan Güger, uzun yıllar barış içinde var olan iki toplumun uluslaşma süreciyle birlikte yabancı güçlerin de teşvikleriyle karşı karşıya geldiğini belirtti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla 1990'ların başında Ermenistan'ı ilk tanıyan ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu anımsatan Güger, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki çatışmaların olumlu gelişmelere engel teşkil ettiğini vurguladı:

“Türkiye ile Ermenistan arasında Moskova'daki müzakereler şüphesiz sadece bölgesel ticaret bağlantıları değil Kafkasya’da barışın tesis edilmesi açısından oldukça önemli görünüyor. Burada Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel seyrine bakmak gerekiyor. Normalleşme görüşmelerinden umutluyum. Ermeniler dediğimiz vakit M.Ö. 6. yy’da tarih sahnesine çıkmış çok köklü ve soylu bir kavimden bahsediyoruz. Türklerle karşılaşmaları da aşağı yukarı birinci milenyum başına denk geliyor. Türkler ile Ermeniler aşağı yukarı 1800’lerin sonuna dek sekiz asır boyunca barış ortamında iyi dostluk ilişkileri sergilemişler. Ermeniler için Osmanlı İmparatorluğu'nda Millet-i Sadıka denilir. 1800'lerin sonlarında İstanbul’da dörtte bir nüfusun Ermeni olduğu tarihler var. Ancak Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte Batılı devletlerin kışkırtmasıyla Türk-Ermeni ilişkilerinin politize olmasıyla olaylar karışıyor, ardından tehcir meselesi geliyor ve bir asırı aşan Türk-Ermeni düşmanlığı başlıyor. Bugün pek çok insan zannediyor ki bu ilişkiler hep böyleydi. Türk-Ermeni ilişkileri çok köklü ilişkilerdir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Türkiye, Ermenistan’ı tanıyan ilk ülkelerden birisi. Diplomatik ilişki kurulmuyor, sınırlar kapalı tutuluyor, fakat bir şekilde bu tanıma gerçekleşiyor. Türkiye’nin o dönemde iki talebi var. Kars anlaşması kapsamında Türk-Ermeni sınırı tanınmalı, yani toprak iddialarından vazgeçmeli ve Ermeni soykırımının uluslararası tanıma sürecine son verilmeli. 1992’de Dağlık Karabağ’da Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir çatışma patlak veriyor. O dönem Türkiye’nin bölgeye asker göndermesi konuşuluyor. Demirel, bir Müslüman-Hristiyan çatışmasına yol açacağı gerekçesiyle böyle bir girişimi engelliyor. Çiller, arkasından asker yolluyor ama onu da Rusya bloke ediyor."

'İlişkilerde ne zaman bir eşik aşılacak olsa...'

Güger 2001'de yeniden oluşturulan uzlaşma komisyonunu ve izleyen yıllarda başlatılan uçuşları anımsatırken, o dönemde geçmişin modern Türkiye Cumhuriyeti'ne mal edilemeyeceğinin öne çıkarılmasına dikkat çekti. Ancak Güger, ne zaman bir yakınlaşma olsa özellikle Batı Avrupa ve ABD üzerinden 'soykırım' meselesi üzerinden var olan eşiğin aşılmasına izin verilmemesine vurgu yaptı:
unu akılda tutmamız gerekiyor. Temmuz 2001’de bir Türk-Ermeni uzlaşma komisyonu kurulmuştu. Bugünküyle aynı talepler vardı. O zaman da bu uzlaşma komisyonu içerisinde Ermenistan, Türkiye, Rusya ve ABD’den bir 10 politikacı belirlenmişti. O dönemde ABD’de Ermeni lobisinin en üst kanadı Ermeni Meclisi Başkanı, bu girişimin ilk çok disiplinli ve kapsamlı girişim olarak nitelendiriyordu. Ocak 2002’de Ermenilerin Türkiye’ye girişine ilişkin kısıtlamalar kaldırıldı. Komisyonun yayınladığı raporda da Osmanlı-Ermeni katliamı olarak tanımlanıyordu sözde soykırım. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin bu olaylardan sorumlu tutulamayacağı belirtiliyordu. Ne zaman Türkiye ile Ermenistan arasında bir yakınlaşma olsa birileri bu soykırım meselesinde bu eşik aşılsın istemiyor. Bu yıllarda da soykırımı tanıma baskısı özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da artmıştı. Buna rağmen 2005 itibariyle Türkiye ve Erivan arasındaki uçuşlar başladı. Sınırlı kapasiteyle de olsa hava sahası açıldı. Türkiye-Ermenistan ilişkilerine bir tarihçi gözüyle bakmak gerekiyor. Bizim burada iki adım ileri bir adım geri durumu söz konusu. Bütün timeline’a baktığımızda bunu görüyoruz. O yüzden bugünkü gelişmeler konusunda daha iyimserim.”

'2009'daki çabalar Atlantik cephesinin yoğun kampanyası sonrası boşa çıkmıştı'

Güger, Türkiye'deki Hrant Dink suikastinin ardından gelen 2008-2009 sürecinde de benzer 'normalleşme' şablonunun geçerli olduğunu belirtti. Sınırın açılması, diplomatik ilişkilerin tesisi için atılan imzalara dikkat çeken Güger, ancak Atlantik cephesinin güdümünde yürütülen yoğun bir 'soykırım' kampanyasının ardından Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin süreci bloke eden ve 'toprak talebini' gündeme taşıyan tutumunun girişime son verdiğini anımsattı:
“Eylül 2008 önemli bir süreç. Hrant Dink suikastinin hemen arkasından gelmişti. Abdullah Gül, Ermenistan’a gitti. Devamında Sarkisyan, Türkiye’ye geldi. Burada da böyle komisyon tarzı bir şey kurulmuştu. Bu süreçte de daha çok ikili ilişkiler, Karabağ meselesi başlarda gündeme gelmişti. Soykırım meselesine temas edilmemişti. Arkasından yine aynı talepleri görüyoruz. Bu şablon üç aşağı beş yukarı aynı 2001’den beri. Sınırın açılması, diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi... Soykırıma temas edilmedi. Ama ABD’de soykırım kampanyası muazzam derecede hız kazandı. Türkiye de karşı kampanyayı hızlandırmıştı. Arkasından Sarkisyan’ın açıklaması geldi. Fakat 2009’da Erdoğan ve Putin bir araya geliyorlar. Bence bu Rus arabuluculuğunun etkisini gördüğümüz ilk tarihler. Erdoğan o dönem 'Türkiye ve Rusya’nın bu bölgede sorumlulukları var' diyerek Dağlık Karabağ ve Kıbrıs’ı işaret etmişti. Putin de cevaben bu tip sorunlarda süreci kolaylaştıracaklarına dair bir açıklama yapmıştı. Bu süreçte Türkiye ile Ermenistan arasında bir normalleşme anlaşması imzalandı. Arkasından yine Atlantik cephesinin güdümünde olan uluslararası Ermeni lobisi tarihte hiç olmadığı kadar kuvvetli bir soykırım kampanyası başlattı Hemen arkasında Türkiye’yi provoke edecek bir açıklama geldi. Ermenistan Anayasa Mahkemesi Kars anlaşmasıyla sınırların karşılıklı güvence altına alındığı temasını anayasaya aykırı buldu, 'böyle bir şeyi kabul edemeyiz' dedi. Ve normalleşme süreci askıya alındı. Burada ilk defa Ermenistan resmi olarak toprak talebinini gündeme taşıdı. Ermenistan Başsavcısının bu yönde bir açıklaması var. O normalleşme süreci de bu şekilde sona erdi.”

'Son girişimde Dağlık Karabağ savaşının etkisi büyük'

Güger'e göre gelinen noktada yeniden başlayan normalleşme hamlesinde 2020'deki Dağlık Karabağ savaşının etkisi büyük. Azerbaycan'ın zaferiyle sonuçlanan bu sürecin Erivan'ı Rusya'ya daha da yakınlaştırdığı görüşünü dile getiren Güger, Moskova'nın kendisine yakın bir Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşmesini arzu edeceğini vurguladı:
“2020’deki Dağlık Karabağ savaşı Ermenistan’ın yenilgisi ve Azerbaycan’ın kesin zaferiyle sonuçlandı. Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki Zengezur Koridoru’nun açılması bile ateşkes anlaşmasında Ermenistan’a dayatılabildi. Ermenistan ve Azerbaycan bu noktada Rusya lideri Putin’in arabuluculuğunda bir araya geldi. Bugünkü normalleşme sürecinin tohumları da o masada atıldı. Ruslar ve Ermenilerin güçlü bir müttefiklik ilişkileri, Sovyet deneyimleri var. Bugün Ermenistan, KGAÖ’nün üyesi ve dönem başkanı ve Ermenistan’da büyük bir Rus askeri üssü var. Özellikle Karabağ savaşının ardından Ermenilerin açıklamalarına baktığımızda bugün o Rus üssünün genişetilmesi ve güçlendirilmesini talep ediyorlar. Büyük askeri hezimet Ermenistan’ı Rusya’ya daha da yaklaştırdı, 30 senedir en kuvvetli angajmanlarını yaşıyorlar. Türk-Rus ilişkileri de Kurtuluş Savaşı’ndan beri en üst seviyede. Dolayısıyla şöyle bir sonuca varabiliriz. Rusya kendisine yakın bir Türkiye’nin kendisine yakın bir Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmesini ister. Bunun için de çaba sarf eder. Bunun önemli bir veri olduğunu düşünüyorum. Bütün bu sürecin ardından 2021’de özel elçilerin atanacağı duyuruldu. Serdar Kılıç ve Rubinyan önemli diplomatlar. Girişimin ciddiyetini de bir bakıma ortaya koyuyor.”

'Karabağ meselesinde çok büyük ölçüde anlaşılmış görünüyor. Geriye soykırım meselesi kalıyor'

Türkiye ile Ermenistan arasında geçmişteki normalleşme girişimlerinin de ön koşulsuz başlatıldığını anımsatan Güger'e göre tarihsel seyir beklentilerin yüksek tutulmaması gerektiğini gösteriyor. Ancak Güger, bu sefer Karabağ meselesinin büyük ölçüde çözülmüş olması ve Rusya'nın arabuluculuğu faktörünün işleri değiştirebileceği görüşünde:
“Geçmişte de masaya ön koşulsuz oturuldu. Bir kere tarihsel seyire baktığımızda büyük beklentilerden kaçınmak gerekiyor. Ancak elimizdeki veriler şüphesiz iyimser olmamız gerektiğini söylüyor. Bu sefer süreç biraz farklı, Güney Kafkasya’da dengeler biraz farklı. Rusya-Ermenistan ilişkileri ve Rusya-Türkiye ilişkilerini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Batı, bu sürecin dışında şu anda, dolayısıyla süreç kontrolleri dışında işliyor. Batı’dan gelecek tepkileri ve adımları iyi izlemek gerekir. Lavrov’un da açıklaması var. Görevimiz Türkiye-Ermenistan arasında doğrudan diyalogun kurulmasına yardımcı olmak diyor. Kendisi dünyanın kabul ettiği önemli ve nitelikli bir diplomat. Libya ve Suriye’de hatta İsrail-Filistin geriliminde bile Rusya’nın arabulucu rolü oynamaya epey istekli olduğunu gördük. Onlar için de bir repütasyon meselesi, aynı zamanda uluslararası meşruiyetini artıran şeyle. O sebeple bu sefer bütün tarihsel seyre baktığımızda artık Karabağ meselesinde çok büyük ölçüde anlaşılmış görünüyor. Geriye soykırım meselesi kalıyor. Buradaki en önemli talep şu olmalı. Boston, Moskova ve Erivan’daki arşivler açılmalı. Bilim insanları ve tarihçilerden oluşan ortak bir komisyon kurulmalı ve bu iddialar araştırıldığı bilimsel bir karara varılmalı. Bu politik bir kavramdan öte insanlık meselesidir, siyasi bir kampanya olmaktan çıkarılmalıdır. Bilimsel bir karara varılmalı. Rusya’da da dünyanın geri kalan kısmında da bu görüşü destekleyen çok fazla insan olduğunu biliyoruz.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала