04:44 19 Ekim 2017
Ankara+ 5°C
İstanbul+ 15°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'S-400 Türkiye'nin değişen tehdit algısının yansıması'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 105121

    Kerim Has’a göre S-400 hava savunma sistemlerinin alımı pazarlıkları, Türkiye’nin tehdit algısının Doğu’dan Batı’ya kaydığının göstergesi. Rusya'yla Türkiye arasında hala çözümlenmesi gereken noktalar bulunduğuna dikkat çeken Has, “NATO-Türkiye arasında kırılmalar olursa, Rusya’nın Türkiye’ye bakışında temelden değişim yaşanabilir” tespitini yaptı.

    Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini alma girişiminde attığı yeni adımlar Batı sistemi içerisindeki pozisyonuna dair tartışmaları daha da alevlendiriyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın S-400 pazarlığında anlaşma imzalandığını ve kapora yatırıldığını açıklaması, ABD ve NATO üyesi ülkelerden tepkileri de beraberinde getirdi. Türkiye daha önce de Çin ile benzer süreçleri yaşamış ve daha sonra ihaleyi iptal etmişken, S-400 pazarlığının nihayete erdirilmesi halinde teslimatın 2020’leri aşacağı belirtiliyor.
    Türkiye-Rusya arasındaki S-400 pazarlığını Moskova Devlet Üniversitesi’nden Dr. Kerim Has ile konuştuk.

    ‘S-400’LERDE YENİ BİR AŞAMAYA GEÇİLDİ’

    Erdoğan’ın açıklamasıyla S-400 alımı konusunda yeni bir aşamaya geçildiğini vurgulayan Kerim Has, Türkiye’nin bu konudaki ciddiyetini kanıtladığını fakat hala anlaşmada net olmayan konular olduğunu belirtti:
    “Kazakistan’dan dönerken geçtiğimiz gün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400 alımı ile ilgili kaparo verildiğini ifade etti. S-400’ler konusunda yeni bir aşamaya geçildiği belli. Erdoğan Türkiye’nin kapora verdiğinden bahsetti ve bu çok önemli. Daha önce Çin ve Hindistan S-400’ler konusunda Rusya ile anlaşmışlardı. Nihai anlaşma için Hindistan henüz imza atmadı ama böyle bir kapora verme konusu olmamıştı. Bu bir aşama ve Türkiye’nin ciddi olduğunu gösteriyor. Rusya da bir anlamda buna olumlu yaklaştı. Erdoğan’ın açıklamasından sonra, Putin’in yardımcısının bir mülakatı Rus basınına düştü ve kendisi bu açıklamayı doğruladı. Buradan önemli bir aşamanın geçildiğini anlıyoruz ancak bu anlaşmanın bazı boyutları var ve net değil. Türkiye’nin Rusya’dan kredi istediğini açıklamalardan görüyoruz fakat burada henüz netlik kazanmış bir durum yok. Gerek Rus medyası, gerek Rusya’daki uzmanlar da aynı şeyi söylüyorlar veya ortak üretim ve teknoloji transferi konusu da biraz muallakta bırakılmış.”

    ‘TÜRKİYE’YE TEKNOLOJİ TRANSFERİ SÖZ KONUSU DEĞİL’

    Rusya ve Türkiye arasındaki teknoloji paylaşımı hususuna da değinen Has’a göre Rusya yeni teknoloji geliştirdikçe eski teknolojilerini dışarıya ihraç ediyor. Türkiye’nin Rus uçağı düşürdüğüne değinen Has, S-400’lerin bazı basit parçalarının Türkiye’de üretilebileceğine vurgu yaptı ve bunun teknoloji transferi anlamına gelmediğini belirtti:
    “Teknoloji paylaşımında iki husus var; bunların birincisi, S-400’lerin ihraç modelleri güvenlik ve askeri sırların korunması gibi nedenlerden dolayı Rusya’nın kendi kullandıklarından farklı oluyor. Dolayısıyla Rusya yeni teknolojiyi yani s-500’leri 2019’da kendi envanterine katmayı planlıyor. S-500’leri de almadan, sadece S-400’leri değil aslında diğer stratejik silahlarını da ihraç etmiyor. Hatta Çin’e teslimat 2020 gibi yapılacak. Yani S-500’ler Rusya’nın kendi envanterine girmeye başladıktan sonra teslimat bitirilecek. Dolayısıyla bu ihraç modelleri meselesi önemlidir. İkinci mesele de ortak üretim konusu. Elbette S-400’lerin her parçası stratejik bir sır taşımıyor. S-400’lerin alımı konusunda anlaşıldıktan sonra, özellikle bazı Rus uzmanlar taşıyıcı kamyonlar gibi kritik olmayan bazı parçaların Türkiye’de üretilebileceğini de ifade ediyorlar. Bu parçalar için de ciddi bir yatırım gerekiyor Türkiye’de ama bu bence S-400 teknolojisinin transferi anlamına gelmez. Bu konu yine Rusya’da da kısmi olarak tartışılıyor. Bilindiği gibi kısa bir süre önce Türkiye bir Rus uçağı düşürmüştü. Dolayısıyla böyle bir ülkeye belki ileride olabilir ama şu an itibariyle S-400 teknolojisinin transferi çok fazla söz konusu değil. Türkiye bu teknoloji transferi konusunda müzakerelerde zannedildiği kadar ısrarcı değil.”

    ‘S-400’Ü KURACAK YETKİN TÜRK PERSONEL YOK’

    S-400’lerin alımının tek başına anlam ifade etmediğini, bu sistemin alınması ve bunların kullanılması için gerekli Türk askeri personeli ve sanayisinin bu sisteme yabancı olduğunu belirten Has, Türkiye’nin bu alışveriş ile dış politikasında bir yönelim değişlikline yöneldiğini açıkladı:
    “Nasıl Akkuyu’da nükleer santral inşaatı için Türk öğrenciler Rusya’ya gönderilip eğitim alıyorsa, aynı şekilde Türk askerleri Rusya’ya gelecek ama sistem Türkiye’de olduğu için mantıklı olan Rus askerlerin Türkiye’ye gelip, Türk askeri personelini eğitmesidir. Anladığım kadarıyla bu sistemler stratejik yerlerde, üslerde ya da üslere yakın yerlerde konuşlandırılacaktır ve bunun da NATO’da nasıl karşılanacağı belli değil. Üslerinde ABD, NATO askerleriyle birlikte Rus askerlerini görmek, ilginç olacaktır. Bu durum Türkiye’nin karşısına Batı ile ilişkilerde çok daha farklı bir denklemi çıkaracaktır.  S-400’lerin alımı konusunda kapora verilmiş ve özellikle Türkiye bu süreci hızlandırmak istiyor. Burada iki mesele var ve bunlar her halükarda Rusya’nın kendisi dışında. Birincisi S-500’lerin envanterine alınması durumu söz konusu ve 2019 veya 2020 tarihleri ifade ediliyor. Bu olmadan S-400’lerin verilmesini zannetmiyorum. Türkiye süreci hızlandırsa dahi, Rusya Çin’e dahi teslimatı en erken 2019’da yapacağını söylüyor. Baktığımızda, Türkiye S-400 anlaşmasını gerçekleştirdiğinde, önümüzdeki yıllarda dış politikasında ve jeopolitik yöneliminde yaşanabilecek bir ‘iceberg’ büyüklüğünde bir değişim-dönüşümün hâlihazırda dışarıdan görülen küçük bir kısmını oluşturduğunu düşünüyorum.”

    ‘TÜRKİYE’NİN YÖNELİMİNDEKİ BÜYÜK DEĞİŞİKLİK’
    Türkiye ve Rusya arasındaki S-400 meselesinde teoride müzakerelerin henüz bitmediğini fakat anlaşmanın tamamlanması halinde Türkiye’nin NATO içerisinde ayrıcalıklı bir konuma geleceğini belirten Has, S-400 tercihinin Türkiye’nin yöneliminin değişikliğinin görülen küçük bir kısmı olduğunu ve arkasının olduğunu vurguladı:
    “Kredi, finansman veya teknoloji üretimi konuları henüz bitmemiş ve kaparo verildiğine göre nihai anlaşma henüz imzalanmış değil. Türkiye ve Rusya arasında bu müzakerelerin yürütülmesi, şu anda gelinen aşama ile pratikte bu sistemlerin tedariki arasında bir fark var ve bu fark da Türkiye’nin NATO üyeliğinde veya NATO’nun askeri kanadındaki pozisyonunda yaşanabilecek gelişmelerle yakından ilgilidir. S-400’lerin alınması kesinleştiği yani sevkiyat sürecine gelindiği takdirde ise bilindiği gibi Fransa’nın 1966-2009 arasında NATO’nun askeri kanadında farklı bir statüsü vardı. Burada illa böyle bir durum yaşanması gerekmiyor elbette ama buna benzer bir modelin de Türkiye için de gündeme alınmasının muhtemel olduğunu düşünüyorum NATO açısından bakıldığında. S-400’lerin Rusya’dan Türkiye’ye olan sevkiyatını belirleyecek iki siyasi husus var. Birincisi NATO-Türkiye ilişkileridir. Bu ilişkilerin nereye evrileceği, bugün nihai imzalar atılsa dahi sevkiyatın başlayıp bitmesi, hızlandırılsa dahi en az üç ya da dört yıl alacaktır. İkinci olarak da, Suriye’deki Türkiye- Rusya ilişkilerinin nereye evrileceği konusu. Üretim grafiği, S-500’ler, Rusya’nın kendi S-400 ihtiyacı gibi ekonomik etkenler veya diğer nedenler dışında bu iki siyasi husus önemli. NATO-Türkiye ilişkileri ve Suriye’deki Türkiye-Rusya işbirliğinin nereye gideceği konularında farklı kırılmalar yaşanırsa, Rusya’nın Türkiye’ye bakışı temelsel anlamda bir değişim yaşayabilir. Hatta bu S-400 alımı, buzdağının görünen kısmı olabilir. Bu buzdağının altında görünmeyen bir değişim-dönüşümle karşılaşabiliriz ve bu ihtimali kesinlikle ihtimal dışı görmüyorum. Türkiye’nin tehdit algıları çok hızlı değişiyor ve bu olgu bizzat ülkenin kendisi için de oldukça riskli. İttifak ilişkilerinin esnekliği, kırılganlığı, Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı bu kritik coğrafyada mevcut tehditlerle beklenmeyen bir anda Ankara’yı tek başına bırakabilir. Siyasi açıklamalara baktığımızda şöyle bir tablo görüyoruz; Türkiye’nin muhakkak bu tarz gelişmiş hava savunma sistemlerine ihtiyacı var ancak S-400 talebi ile Rusya ve Rusya’nın müttefiklerine bir güven duyma arasında paralel bir ilişki var. Öte yandan, yine aynı açıklamalara baktığımızda; yine S-400 talebi ile Batı’ya güvensizlik arasında da bir paralellik var. Dolayısıyla bu çıkarlar, değerler ikileminde yol ayrımına doğru gittiğimizi düşünüyorum.”

    ‘ANKARA’NIN DEĞİŞEN TEHDİT ALGISI’

    Akademik ve profesyonel çevrelerden bu sistemlerin Yunanistan’da olduğuna dair yapılan yorumlara dikkat çeken Has, bu sistemlerin Sovyet döneminde ayrılan Doğu Avrupa ülkelerinde de olduğunu belirtti. Türkiye’nin değişien stratejik ve jeopolitik yönelimine dikkat çeken Has, Türkiye’nin tehdidi artık Batı’dan beklediğini belirtti ve şu değerlendirmelerde bulundu:
    “Sadece Yunanistan’da değil Sovyet döneminden kalma Bulgaristan’da, Romanya’da, Almanya’da S-200 hava savunma sistemleri var. Türkiye meselesinde özellikle Yunanistan örnek veriliyor. Yunanistan kendisi doğrudan NATO üyesi olarak almıyor. Kıbrıs Rum kesimi de alıyor ve Kıbrıs Rum Kesimi 1997’de bir anlaşma imzaladı ama bunlar NATO üyesi değil o dönemde ve Türkiye’ye baskı yaparak Türkiye’nin Girit adasına yerleştiriyor S-300’leri. Yunanistan ile entegre edilip edilmediği veya Yunanistan’ın bunları kullanması haricinde, Rusya o dönemde Batı için büyük bir tehdit değildi ve tehdit algıları Batı ve Rusya arasında da değişti. 1998 yılında Yunanistan’a S-300 sevkiyatı, Türkiye’ye önümüzdeki yıllarda S-400 sevkiyatından tehdit algıları bağlamında daha farklı bir anlama geliyor. Burada üç hususun altını çizmek gerekiyor; birincisi Bulgaristan, Romanya, Almanya ve Yunanistan gibi ülkeler Türkiye gibi dış politikalarında Batı –Rusya ikilemi içerisinde değiller. Birini diğerine karşı alternatif olarak gören, aynı zamanda bunu kullanan ülkeler değiller. Dolayısıyla burada Türkiye’nin Batı ile ilişkileri bozulma durumunda ve bunu bir şekilde dengelemek için Rusya ile S-400 imzaladığı şeklindeki algıyı güçlendiren bir durum bu. İkincisi S-300’ler ve S-200’ler meselesi. Bu sistemler, az önce bahsedilen ülkelerin savunma sistemlerini de oluşturmuyor dolayısıyla entegrasyon meselesi bu ülkeler için şart değil. Nitekim Yunanistan’da da S-300’ler hem savuma sisteminin temel bileşeni değil, hem de entegre durumunda değiller. Savunma Eski Bakanı Fikri Işık da ‘S-400’leri alırsak, NATO sistemine entegre etmeyeceğiz’ demişti. Fakat alınacak olan S-400’ler, Türkiye’nin hava savunma sisteminin temel bileşeni olacak veya temel enstrüman bu olacak. Üçüncü olarak; bu ülkelerin hiçbiri Rusya ile Suriye krizi sebebiyle inişli çıkışlı bir ilişkiye sahip değil. Türkiye her halükarda Suriye’de Rusya’da işbirliğini götürmeye çalışıyor. Bu ilişki şu dönemde başarılı da gidiyor ve bu ilişkinin çok hassas ilerlediğini görüyoruz. Yukarıda saydığım ülkeler için böyle bir model söz konusu değil Rusya ile ilişkilerde. Duyduğumuz kadarıyla, özellikle dost-düşman ayrımı nasıl olacak meselsinde veya nereye yerleştirileceği meselelerinde biraz daha farklı bir görüşe sahip. Bu farklı görüş de şu; S-400 meselesi Rusya ve Rusya’nın müttefiklerine güvenle paralel ilerlediği için, Ankara tehdidi doğudan veya güneyden yani Suriye, İran veya Ermenistan’dan gelecek şekilde düşünmüyor. Bu sebeple bu savunma sistemlerini daha çok Ankara ve İstanbul’a yerleştirmeyi düşünüyor. Bu da Ankara’nın kendisinde değişen tehdit algılarını gösteriyor. Ankara tehdidi Batı’dan hissettiği veya hissetmeye başladığı anlamına geliyor ve bu da dolaylı veya doğrudan bir şekilde Rusya ile yakınlaşmayı beraberinde getiren bir durum. Böyle olunca da, bu anlaşmanın gerçekleşme ihtimali artacaktır ama burada taraflar şu an itibari ile daha ziyade S-400 sevkiyatına değil, sürece oynuyorlar.”

    ‘ANLAŞMA HER HALÜKARDA İPTAL EDİLEBİLİR’

    Hiçbir ihtimali dışlamadığını ifade eden Has, Rusya-Türkiye arasındaki S-400 hava savunma sistemlerin anlaşmanın geldiği noktaya rağmen iptal edilebileceğini belirtti:
    “S-400 hava savunma sistemlerinin iptal edilme ihtimalini dışlamıyorum elbette böyle bir durum var. Nitekim Türkiye’de zaten bir taraftan İtalya ve Fransa ortaklığında bir anlaşma imzalamıştı Temmuz ayında. Moskova’nın buna karşılık, iptal ihtimalini çok da dışladığını zannetmiyorum. Burada her halükarda Moskova’nın Türkiye ile birlikte müzakereler yürütmüş olması, bir aşamaya gelmiş olması kendi reklamını yapmasına neden oldu. Şu an itibariyle yetkililerin açıklamalarına göre, son bir buçuk sene içerisinde 20’dan fazla ülke Moskova’dan S-400 sistemlerini almak için sıraya girmiş durumda. Dolayısıyla bu bir kazançtır. Zaten şu an itibariyle Rusya epey bir reklamını yaptı. Özellikle Türkiye olmasa dahi, Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelere satış gerçekleştirecektir ve bu önemli bir alan sağlayacaktır. Bu mesele Rusya için sadece S-400 meselesi ya da kazanç değil, bunların da ötesinde siyasi ve stratejik etkisinin arttırılması yönünde bir enstrümana dönüştürüldü özellikle Ortadoğu coğrafyasında. Öte yandan anlaşmada her halükarda bir vazgeçme olabilir ama bunun bir krize varacağını zannetmiyorum.”

    Etiketler:
    S-400, NATO, Kerim Has, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın