21:48 16 Aralık 2017
Ankara+ 3°C
İstanbul+ 16°C
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Türkiye-İran ortaklığı her şeyi değiştirebilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 11

    Serhat Erkmen’e göre referandumun erteleneceği düşünen Türkiye, IKBY lideri Barzani’ye güvenini tamamen yitirdi. Bu durumun sürecin sertleşmesine yol açacağını belirten Erkmen'e göre, Türkiye ve İran ortaklığı her şeyi değiştirebilir, referanduma karşı çıkmayan ABD ve Rusya'nın tutumlarında da ise Erbil’e olumlu yönde değişiklik olabilir.

    Tüm dünyada dikkatler IKBY’deki bağımsızlık referandumu sonrası bölgedeki gelişmelere çevrildi. Irak’taki merkezi parlamento hükümete Kerkük gibi tartışmalı bölgeler için asker kullanma yetkisi sunarken, Bağdat yönetimi, ilk adım olarak komşu ülkelerle birlikte IKBY’ye yönelik bir nevi abluka uygulamasına gider görünümünde. İran ve Türkiye’nin Bağdat’la paralel olarak atacağı adımlar merak konusu. IKBY’ye yönelik atılacak olası adımları Ahi Evran Üniversitesi’nde Doç. Dr ve 21. Yüzyıl Enstitüsü araştırmacısı Serhat Erkmen ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE’NİN TEPKİ VERMEDİĞİ SÖYLEMİ DOĞRU DEĞİL’

    Serhat Erkmen’e göre Türkiye’nin referandum karşısında verdiği tepki ve söyledikleri yüksek bir perdeden olmadığı pek çok kişi bunu bir kabul veya onay ya da sessiz kalarak desteklemek olarak algıladı. Erkmen, aslında bunun Türkiye’deki karar vericilerin referandumun düzenlenmesini beklemedikleri görüşüyle temellendirdi: “Burada durum farklıydı ve Türkiye’nin iki nedeni vardı böyle davranmak için; birincisi, Türkiye’de gerçekten karar vericilerin, politika yapıcıların, analizcilerin, gazetecilerin ve bu konuyla ilgilenen pek çok kişinin temel beklentisi Barzani’nin bunu Bağdat’a karşı bir koz olarak kullanacağı yönündeydi yoksa referandumun gerçekleşeceğine çok büyük bir kısmı inanmıyordu. Hatta son günlere ve zamanlara kadar Türk basınını yakından takip eden birisi bunu kolaylıkla gözlemleyebilir. Ana akım medyaya çıkan yorumculara, gazetecilere baktığımız zaman, son dakikaya kadar hepsinde ‘referandum ertelenecek’ beklentisi vardı. Durum böyle olunca da, çok fazla bir tepki gelmedi. Öte yandan, beklentinin dışında Türklerin başka konuları vardı. Katar krizi devreye girdi, Suriye meselesinin en tepe yaptığı anlardı. Rakka başladı, Deyr ez Zor nereye gidiyor gibi sorular çokça soruluyordu, İdlib gündeme geldi. O kadar önemli konu üst üste geldi ki, bu meselede de gerçekleşme ihtimali düşük olduğundan çok fazla ön plana çıkmadı. Zaten gerçekleşmeyeceği için, ilişkileri bozmanın anlamı yok diye düşündüler ve bu da birçok kişi tarafından üstü kapalı bir onay olarak algılandı birçok kişi tarafından.”

    ‘BARZANİ’NİN DEĞERLENDİRMEK İSTEDİĞİ ÇOK BÜYÜK BİR RİSK’

    Coğrafi olarak IŞİD’in yerini Kürtlerin aldığı yorumlarına katılmadığını ifade eden Erkmen, Suriye ve Irak’ta bu toprakların bir kısmının Kürtler için sürekli olarak kontrol altında tutulmasının ne mümkün ne de gerekli alanlar olamayabileceğini vurguladı. Bölgede hala taşların yerine oturmadığına dikkat çeken Erkmen, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Eğer böyle bir karşılaştırma yapılıyorsa, her iki ülkedeki Kürtleri bir istikrarsızlık faktörü olarak görüyorlar öyleyse. Çünkü IŞİD Ortadoğu’nun en yeni ve en güçlü istikrarsızlaştırıcı etkeni olarak görülüyordu o dönem için bakıldığı zaman. Irak’taki Kürtler referandum ile belli bir eğilime girdiler, Suriye’dekiler de bir süredir devam eden askeri gelişmelerle ve hem de siyasi gelişmelerle başka bir yöne doğru giden iki tane ayrı ama birbirine bağlı orada iki Türk siyasi hareket var. Diğer tarafıyla baktığımız zaman, bunların bölgede ne kadar ilişkilerini koruyabileceğine ilişkin kocaman soru işaretleri de var. ‘Gerek Irak’ta, gerek Suriye’de IŞİD sonrasında o toprakların hangi siyasi hareket ya da bölgesel güçler tarafından kontrol edileceği herhalde birkaç çatışma sonrasında ortaya çıkacak. Bu çatışmaların belki bir kısmı kısa süreli, bir kısmı uzun vadeli veya bir kısmı derin veya bir kısmı çok gelip-geçici olacak ama taşlar hala yerine oturmuş durumda değil. Üstelik Ortadoğu’da 15 yıldır yaşanan en büyük ve en sorunlu gelişme merkezi hükümetlerin zayıflamasına karşılık, merkezkaç güçlerin daha da ne yöne gideceği belirsiz bir biçimde savrularak, büyümesidir. Suriye ve Irak’ta merkezi hükümetin zayıflaması, iki ayrı kökenden kaynaklanan olaylar oldu ama sonuçlarına bakacak olursak, her ikisinde de inanılmaz bir istikrarsızlık ve devlet dışı grupların silahlanması ile birlikte toprağa yönelik hak taleplerinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bunun hala birçok bölge ülkesi açısından ne kabul edilebilir bir tarafı var ne de kabul etmemeyi siyasi alanda tutuyorlar. Herkes birbirine girmiş durumda. Barzani’nin en önemli güdüleyicilerinden bir tanesi, Irak Merkezi Hükümeti’nin son derece zayıf olması ve bölge ülkelerinin de birbirleri ile son derece güçlü bir mücadele içerisinde olmasıydı. Buradan çıkabilecek bir fırsatı değerlendirmek istedi ama diğer taraftan baktığımızda, herkes bir çatışma sürecine uzun vadeli sonuçlarını düşünmeden girdi. Belki de Ortadoğu’nun son dönemdeki en büyük riski bu.”

    ’25 YIL ÖNCEKİ DEĞERLENDİRMELER HALA GEÇERLİ’

    25 yıl önce ABD Irak’ı Kuveyt’ten çıkardıktan hemen sonra kuzeyde çekiç güç oluşturulduğu dönem yapılan değerlendirmelere atıfta bulunan Erkmen, bu değerlendirmeler sonucu Irak’ın bir arada kalamayacağı, bu askeri operasyonların devam edebilmesi ya da birtakım siyasi gelişmelerin meydana gelebilmesi halinde Irak’ın dağılacağı ve bölgenin büyük bir kaosla yüzleşeceği gibi yorumların yapıldığını ve aynı tartışmaların 2003 Irak’ın işgalinden sonra da yaşandığını vurguladı. Referanduma yönelik verilen tepkiler dört başlıkta değerlendiren Erkmen, şu yorumu yaptı:

    “Geçmişte de, bugünde de bir grup insan bunun böyle sonuçlanmayacağını düşünüyor ama maalesef son 15 sene Ortadoğu’da neredeyse kötümser senaryoların tamamının gerçekleştiğini gördük. Bu anlamda bakıldığı zaman, bunun 25 yıl önce söylenmiş olması, günümüzde geçerli olmadığını göstermiyor. O zamanlar ortaya atılan birtakım senaryolar, beklentiler ve tehdit algılamaları bugün de hala pek çok aktör için çok sıcak ve gerçek. Referanduma yönelik tepkilerin sadece tecritten ibaret olduğunu düşünmüyorum. Farklı tepkiler verildi ve bu tepkilerden ilki Bağdat’ın tepkisiydi. Beklendiği üzere, egemenliğini yeniden tesis edebilmek için öncelikle diplomatik ve ekonomik araçları devreye sokup, arkasından da kuvvet kullanma tehdidinde bulunan ve belki de bunları hayata geçirebilecek bir dizi tepki verdi. İkinci kategoride tepki İran ve Türkiye’nin verdiği tepkiydi. Abluka altına alma, yaptırım uygulama, bunun önünü kesmek için gerekirse işbirliği yapmak noktasında bulundular ve bu konuda en azından söylemsel bazda bir işbirliği geliştirmiş durumdalar. Üçüncü çeşit tepki, arabulucuların tepkisiydi. Gerekirse diyaloğu sağlayıp, arayı bulmak, çatışmaya gerek olmadığını, gerekirse devreye girip arayı bulabileceğini söyleyenler vardı. Rusya, ABD, İngiltere ve Fransa bu gruba giriyor. Bu büyük güçler ‘Bağdat ve Erbil arasındaki meseleyi daha büyümeden, biz müdahale ederek çözelim’ diyorlar. Dördüncü tepki de ‘Bekle-gör’ tepkisidir. Dünyanın büyük bir kısmının bu işe ilişkin olarak beklediğini düşünüyorum çünkü Erbil mi, Bağdat mı galip çıkacak belli değil. Bu ülkeler de her iki taraftan çıkabilecek fırsatları heba etmek istemiyorlar. Dolayısıyla önümüzde şu anda belirsiz bir atmosfer var.”

    ‘BAĞDAT’I KÜÇÜMSEMEK HATA OLUR’

    Dört kategori arasında sonuca en net gidebilecek olanın ikinci şık olduğunu belirten Erkmen, Türkiye ve İran’ın ortaklığının her şeyi değiştirebileceğini ve Bağdat’ın küçümsenmemesi gerektiğini ifade etti:

    “Türkiye ve İran farklı gerekçelerle aynı noktaya gelmiştir fakat bu iki ülkenin ortaklaşa hareket etmeleri halinde bu yeni bir dinamizm çıkartır ve IKBY bağımsız olması durumunda bile coğrafi bir ablukayla yaşatmayabilirler. Suriye üzerinden çıkış yapma ihtimallerine gelirsek; hala Şam’ın önceliği kaybettiği toprakların tamamını kontrol altına almak ve Suriye’nin tamamında egemenliğini tesis etmektir. Şu aşamada karşısında birçok rakip bulunduğundan ve bu rakiplerin bir kısmıyla hiçbir şekilde anlaşamayacağından destek çıkmayı amaçlıyor olabilir. Fakat nihai aşamada baktığımızda, bugün Bağdat ile Erbil arasındaki ilişki eğer gelecekte Şam ile merkez olabilecek mesela Haseke ya da Kamışlı arasında ortaya çıkabilecektir. Bu durumda Şam’ın da tepkisinin Bağdat’tan çok da farklı olmayacağını düşünmek gerekiyor. Ayrıca bu kadar öngörülü olacaklarını söylemek de gerekiyor. Şu anda taraflar hala birbirlerini tartıyorlar ve bu tartma henüz net bir hamle ile sonuçlanmış değil. Burada en kritik olan hamle, Bağdat’ı sürecin en zayıf halkası olarak görmektir çünkü Bağdat yapabileceği bir hamleyle, herkesi içinden çıkılamayacak ya da mecbur kalacağı birtakım tepkilere zorlayabilir. Askeri müdahale ya da petrol anlaşmaları seçenekler arasındadır çünkü Bağdat yapmayı istediği birtakım şeyleri yapabilecek güçte değil ama onun bu girişimlerde bulunmasını isteyen taraflar da var. Gücü yetmediğinde bölgedeki komşularından yardım istediğinde, karşımıza Ortadoğu’da yeni bir çatışma modeli çıkabilir ve bu daha önce karşılaştıklarımızdan çok daha farklı bir model olacaktır.”

    ‘TÜRKİYE BARZANİ’YE KARŞI GÜVENİNİ YİTİRDİ’

    Bazı konularda beklentilerin karşılanamamasının yarattığı hayal kırıklığının, devletlerin farklı dış politika hamlelerinde bulunmalarına neden olduğuna dikkat çeken Erkmen, Türkiye’nin Barzani nezdinde yitirilen güven konusunda süreci daha da sertleştirebileceğini belirtti:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dönemdeki açıklamalarına bakacak olursak; ‘Burada ortak bir rasyonelimiz vardı ve bunu devam ettirmek bize kazan-kazan ilişkisi sağlıyordu. Bunu bozan sensin ve beni içeride ve dışarıda çok zor duruma soktun. Bundan sonra seni tekrar aynı çizgiye getirebilmek için, ne gerekiyorsa yaparım’ şeklinde bir izlenim alıyorum. Türkiye iç ve dış siyasette çok kritik günlerin içerisindedir ve Kuzey Irak’ta vereceği her karar hem güvenlik anlamında hem de ekonomik anlamda Türkiye’yi etkileyecek durumda ama öte taraftan bakıldığında, son beş yıldır kurulan ve devamlılığı olduğu varsayılan bir ilişkinin, iki ayda ne kadar sarsılabileceğini gördük. Bu Türkiye’deki karar vericiler açısından bakılırsa, güvenin ortadan kalkması olarak algılanıyor. Güvenin ortadan kalkmasını ya da karşılıklı olarak ortak noktaların kaybedilmesinin daha sonra krizlere dönüştüğünün çok başka örneklerini yaşadık hem Türkiye bazında hem de dünya genelinde. Dolayısıyla bu yüzden belki tepkiler epey sert geçiyor ve giderek sertleşeceğe de benziyor. Türkiye’nin de bu sertleşme sonucu kaybedecekleri olacaktır ama karar vericilerin önemli bir kısmında bugün sert bir tepki verilmezse, gelecekte ödenecek bedelin çok daha ağır olacağı kaygısı var. Bu sebeple Türkiye’nin sertleşeceği bir atmosfere doğru gidiyoruz.”

    ‘ROSNEFT İLE YAPILAN ANLAŞMA REFERANDUMA DESTEKTİ’

    Referandum öncesi Rusya ile yapılan anlaşmanın Barzani’yi yüreklendirdiğini vurgulayan Erkmen, ABD ve Rusya’nın konjonktürel olarak bekleyip görmeyi tercih ettiğini ve kontrol alanlarını ellerinde tutmak için referanduma üstü kapalı destek verdiklerini ifade etti:

    “Bağımsızlık referandumunun ilan edilmesinden birkaç gün önce Rosneft ile Moskova’da yapılan anlaşmanın, 7 Haziran’da Barzani’nin referandumu ilan etmesinin en önemli tetikleyenidir çünkü burada bir yeşil ışık aldı. Eğer sadece Rosneft ile sınırlı kalsaydı, bunu o kadar ciddiye almayabilirdik ama herkesin yaptırımlardan konuştuğu bu dönemde Gazprom’un kuzeyde yeni yataklara girebileceğini ve daha fazla gaz çıkartabileceğini söylemesi epey düşündürücüdür. Bu anlamda Putin’in Türkiye ziyaretinde Türkiye ile Rusya’nın aynı hassasiyetleri taşıdığı söylendi ve bu da Irak’ın toprak bütünlüğü çerçevesine oturtuldu ama bu referandum sürecine otomatik bir karşıtlık sergilediğini sanmıyorum. Öte yandan ABD’nin de pozisyonu aynı. Resmi açıklamalarında bu işin ne kadar kötüye gidebileceğine ilişkin birtakım uyarılar olduğunu görüyoruz. Fakat onlar Erbil’de bir referandum yapılmasına doğrudan karşı olduklarından değil, referandum sonrası Bağdat’ın tamamen karşıtlarının çizgisine gireceği ve Irak’ta bütün manivelalarını yitireceğini düşündükleri için bu işe giriyorlar. Zaten eğer böyle bir restleşme olur ve iyice İran’ın güdümünden çıkamayacak duruma gelirlerse, bundan sonra ABD’nin de tutumunda birtakım değişiklikler olabilir. Nitekim bazı ABD’li siyasetçilerin açıklamalarına da bunun yansıdığını görüyoruz. Dolayısıyla ABD ve Rusya’nın şu andaki tavrı, süreci daha fazla gerginleşmeden engellerken, bir yandan birbirlerine karşı da fırsat kollamaktan geçiyor. Her iki aktör de ortaya çıkabilecek yeni durumdan tehdit algılıyorlar, bir çatışmanın kendi çıkarlarına da zarar vereceğini de düşünüyorlar ama öte yandan başta enerji sektörü olmak üzere başka fırsatları da kaçırmak niyetinde değiller. Suriye’deki son gelişmelere baktığımızda da, son birkaç yıldır yaşadıklarımızın bundan çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla en kritik durumda olan Bağdat ve oynayacağı hamlelerde bölge ülkelerinden desteğe ihtiyacı var ama nihai olarak ABD ve Rusya’nın sürece nasıl yaklaştığı çok önemli.”

    Etiketler:
    IKBY bağımsızlık referandumu, Mesut Barzani, Serhat Erkmen
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın