02:17 21 Ekim 2017
Ankara+ 5°C
İstanbul+ 17°C
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘İdlib için harekete geçilirken vize krizi çıkması şüphe uyandırıcı’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 584 0 0

    Zeynep Gürcanlı’ya göre ABD ile vize krizinde başka derin nedenler bulunsa bile Türkiye’nin hâlâ OHAL ile yönetilmesi ve hükümete yakın medyanın tutumu etkili oldu. Krizin tam bu operasyon icra edilirken yapılmasını şüphe uyandırıcı bulan Gürcanlı, Türkiye’nin bu krizi ‘utanılacak’ bir pozisyona düşmeden çözmesi gerektiği görüşünde.

    Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerilim, vize hizmetlerinin karşılıklı durdurulmasıyla doruğa çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, vize hizmetlerinin askıya alınması uygulamasından doğrudan Türkiey'deki ABD Büyükelçisi John Bass'ı sorumlu tutarken, Amerikan yönetimi kararın bizzat Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray tarafından alındığını ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nin de onayının bulunduğunu açıkladı. Türkiye'nin Rusya ve İran ile işbirliği halinde İdlib'de çatışmasızlık bölgeleri tesisi için harekete geçtiği bir dönemde meydana gelen krizin nereye evrileceği merak konusu. Ankara'da krizle ilgili konuşulanları ve olası gidişatı Sözcü gazetesi Ankara temsilcisi ve dış politika yazarı Zeynep Gürcanlı'yla konuştuk.

    ‘BASS ZATEN AYRILACAĞI İÇİN HEDEF SEÇİLDİ'

    Zeynep Gürcanlı'ya göre Ankara, vize krizinin yaşanmasından sonra siyaseten yüklenebileceği bir günah keçisi bulması gerektiğini düşündüğü için açıklamalarda doğrudan Amerikan Büyükelçisi John Bass hedef alındı. Ancak Bass üzerinden bir illüzyon yaratıldığını belirten Gürcanlı şu değerlendirmeyi yaptı:

    "ABD Elçisinin Washington'a sormadan vize hizmetlerini askıya alma kararına imza attığını ve Ankara'da gerçekten böyle düşünüldüğünü hiç sanmıyorum. Bu konuda sadece bir illüzyon yaratıldı. Çünkü Ankara'nın siyaseten böyle bir şeye ihtiyacı vardı. Yani bir günah keçisi gerekiyordu. Amerikan büyükelçisi de bu günah keçisi için son derece uygun bir isimdi. Neden uygun? Çünkü zaten bu kriz çıkmasaydı da John Bass bir hafta içinde Türkiye'den ayrılacaktı. Dolayısıyla Saray'da yeni bir büyükelçi gelir ve onunla da ilişkiler düzelir gibi bir bakış açısı oluştu. Cumhurbaşkanı'nın da John Bass'i hedef alması bana göre doğrudan iç politikaya yönelik bir hamleydi. Çünkü bir hafta sonra John Bass gittiğinde ‘Bakın gördünüz mü Amerika yaptığı şeyler yüzünden büyükelçiyi cezalandırdı buradan aldı' diye yandaş medya aracılığı ile bir kampanya başlatılmasının önü açılmıştı. Fakat Washington (açıklamasıyla) bunu bozdu. Bu krize dair belki de Ankara'nın bulmaya çalıştığı formül buydu. Ama Washington o kadar sert ve net bir biçimde kararın ortak alındığını duyurup elçisine destek sunduğu için bu formülü havada bıraktı. Bu formül anlamsızlaştı ve yaratılmak istenen ilizyon gerçekleşmedi.''

    ‘KRİZİN TEMEL SEBEPLERİNDEN BİRİ HÜKÜMETE YAKIN MEDYANIN HABERLERİ'

    Hükümete yakın medyanın krizi büyüten bir rolü olduğunu belirten Gürcanlı, ABD yönetiminin de aslında konu hakkında farklı davranabileceğini fakat bu yolla biraz da kamuoyu oluşturmayı seçtiğini söyledi:

    "Bütün bu krizin yaşanmasının en büyük sebeplerinden birisi de yandaş medyada çıkan yayınlardır. O yandaş medya yayınlarının ne kadar AKP hükümetinin direktifleri doğrultusunda yapıldığını, ya da ne kadar kraldan çok kralcı olduklarını bilmiyorum. Fakat ne şekilde olursa olsun bu krizinin ortaya çıkmasının temel sebeplerinden birisi yandaş medya yayınlarıdır. Çünkü bu vize durdurma askıya alma kararının altında güvenlik endişesi de yatıyor. Amerikalılar sürekli bunu söylüyorlar. Haklarında birçok yayın yapıldı. Baktığımızda Amerika'nın Ankara Büyükelçiliğinde 500 kişi çalışıyor. Bunların koruması var, diplomatı var, Amerika'dan gelen ataşesi var. Ama 100-150 belki 200 tane Türk çalışan var. İşte ajanlar orada, ajanlar burada, orası ajan yuvası diyerek yayın yapıldığı zaman bütün o insanlarında aslında hedef gösterildiği gibi bir gerçek ortaya çıkıyor ve ABD'de kendisi için çalışan bu insanları kararı beğeniriz ya da beğenmeyiz korumak için böyle bir önlem aldığını açıkladı. Daha farklı yapılabilir miydi? Evet yapılabilirdi. Hatta açıkçası böyle davranıp biraz kamuoyu oluşturmayı seçtiler."

    ‘TÜRKİYE'DE MİLYONLARCA İNSAN BU YANLIŞLIKLARI YAŞIYOR'

    Türk hükümetinin darbe girişimini uzun süredir gerekçe göstererek yaptığı icraatlarda araştırma-soruşturma olmaksızın çok büyük miktarda vatandaşın işlerinden edildiğini, tutuklandığını anımsatan Gürcanlı, buna karşı herhangi bir eleştirinin de imkansız kılındığı ve birçok suçlamayla karşı karşıya kalındığını vurguladı:

    "Burada kendimize de iğneyi batırmamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye 1.5 senedir OHAL'le yönetiliyor. Olağanüstü hal nedeniyle milyonlarca kişi ya işinden oldu ya hapse atıldı ya daha farklı uygulamalar oldu ve biz kimseye doğru düzgün ne oluyor diyemedik. Çünkü bu konulara dayanak sağlamak için yaratılan illüzyon içinde, o terörist, bu terörist, o destekçi gibi bir imaj oluşturuluyor. En ufak bir şekilde ‘Ya kardeşim siz ne yapıyorsunuz, aralarında masum insanlarda var' denilse bile direkt terör destekçisi oluyorsun. Çünkü öyle bir ‘suç' ortaya çıkarıldı. Türkiye'nin köklü ve saygın gazetelerinde çalışan meslektaşlarımız ‘terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme' gibi suçlamalardan dolayı hapiste yatıyorlar. ABD'nin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmak için baktığımız zaman, aynı şekilde gazeteci meslektaşlarımıza yapılmış şikâyetçi olduğumuz pek çok noktalar ortaya çıkıyor. Tabii ki kimse yargıdan muaf değildir. Bir kişi hakkında şüphede olabilir ama şu an ülkemizde çoğu yargı sürecinde masumiyet karinesi hiçe sayılıyor. Bu hiçe sayma yandaş medya tarafından yapılıyor. Bu olaya baktığımızda bir kişinin tutuklandığını görüyoruz. Şüphe var ki tutukladılar, savcı o şüpheyi görmüş tutuklamış. Fakat tutuklayalı bir hafta olmadan hakkında ajandı, şunla görüşmüş bunla görüşmüş gibi yayınlar yapıldı. Ortada iddianame bile olmamasına rağmen, cezası yandaş medya tarafından kesilmiş durumda. Bu tutuklama olayı bir ABD elçiliği çalışanının başına geldiği için dikkat çekti. Ama bizim gazeteci arkadaşlarımız da bunu yaşıyorlar. Milyonlarca masum insan da bunu yaşıyorlar. Türkiye bir darbe girişimi geçirdi, fiilen bu darbeye katılanlar oldu. Ama birçok insan da bu darbenin arkasında olduğu bahanesiyle çokta araştırılıp soruşturulmadan ya işinden atıldı ya da gözaltına alınıp tutuklandı."

    ‘İNSANLAR UZUN SÜRE NEYLE SUÇLANDIKLARINI BİLMİYORLAR'

    ABD'nin ne kadar yanlış politikalar izlediğinden bağımsız olarak Türk insanının çağdaş hukuk devletlerinde olan kurallar gözetilmeyerek tutuklanmasının önemli bir sorun olduğunu belirten Gürcanlı, şeffaflığın önemine vurgu yaptı:

    "ABD Büyükelçisi John Bass'in söylediği şu: ‘Neyle suçlandığını bile tam olarak bilmiyoruz. Avukatlarla görüştürülmedi' açıklamalarına bu noktalarda katılıyorum. Bunu kesinlikle ABD savunusu şeklinde anlamamak gerekiyor. ABD'nin ne kadar yanlış politikalar izlediğini, ne kadar acımasız bir ülke olduğunu söyleyerek ve bilerek bunu söylüyorum. Avukatlarla görüştürülmeme ve neyle suçlanıldığının bilinmemesi konuları çağdaş bir hukuk devletinde çok önemli sorunlardır. Ben ABD'de ki Zarrab davasını çok yakından izliyorum. ABD sisteminde bu davayla alakalı tüm belgelere erişimim internet yoluyla mümkün. Orada ne dilekçe verildi, hâkim ne karar verdi hangi kanıt sunuldu burada oturduğum bilgisayarın başından bunu görebiliyorum. Bu bir şeffaflık göstergesidir. Fakat meslektaşlarımızın yargılandığı ne Cumhuriyet davasında ne de Sözcü davasında aylarca dosyaya ulaşamadık. Niye suçlandığımızı bilemedik. Bu sıkıntılar ortalıkta durmaktadır."

    ‘ABD'NİN İDLİB OPERASYONUNDAN MUTLU OLMADIĞI BİLİNİYOR'

    ABD Büyükelçisinin ‘IŞİD'in Türkiye'ye dokuz aydır saldırmaması istihbarat işbirliğimizle mümkün oldu' şeklindeki açıklaması da büyük tepki çekmişken, Gürcanlı bu sözlerle ‘tüylerinin diken diken olduğunu' belirtti. Gürcanlı, ABD'nin İdlib operasyonundan mutlu olmayıp tam da bu operasyon sırasında böyle bir davranışta bulunmasının şüphe arttırıcı bir davranış olduğunu belirtti:

    Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan
    © AA/ Cumhurbaşkanlığı / Murat Çetinmühürdar
    "Büyükelçinin İŞİD saldırıları hakkında yaptığı açıklamayı duyar duymaz tüylerimin diken diken oldu söylemem gerekiyor. ‘Aba altından sopa göstermek mi bu' diye çok ciddi bir şekilde endişe verici bulduğumu söylemeliyim. Diğer tüm cümlelerin bir açıklaması ya da bir mantıklı tarafı olmakla birlikte bu cümlenin alt metni beni çok endişelendirdi. Gerçekten de Türkiye dokuz aydır IŞİD saldırısı yaşamadı. Yapılan saldırılar çok kanlı çok ağır saldırılardı. İki gün önce andığımız 10 Ekim'de yüzden fazla insan öldü. Bu saldırıları hatırlatması, ona böyle bir atıf yapması, iyi niyetle bakmaya, kendimizi zorlayıp ABD'yle Türkiye'nin işbirliği zeminini işaret etti demek istiyorum ama şüpheci baktığım zaman midemi bulandıran bir unsur olarak geliyor. Yani ‘eğer bu iş birliğini sürdürmezseniz IŞİD artık size ne yapar bilmiyorum' gibi bir yere geliyor. Bir de bu cümlenin Türkiye tam da İdlib'e girdiği noktada söylenmesi önemli. ABD'nin İdlib operasyonundan çokta mutlu olmadığını herkes biliyor. Çünkü Rusya'yla yapılan bir anlaşmayla girildi. İran da var işin içinde ve Esad da perde arkasında. Tamamen ABD'nin kontrolü dışında olan bir gelişmeydi. Tam bu anlaşma artık fiilen hayata geçirilirken ve İdlib'deki çatışmasızlık bölgesi için Türk gözlemciler içeri girerken bu cümlenin edilmiş olması açıkçası başka unsurların devreye girip girmeyeceği hakkında şüphelerimi çok artırdı."

    ‘NORMAL BİR YARGILAMA SÜRECİ BAŞLADIĞINDA ABD ADIM ATABİLİR'

    Hükümete yakın medyanın tahrik edici yayınlarının kontrol edilmesinin ve ‘normal' bir yargılama sürecinin işletilmesinin ilişkinin onarılması anlamında önemli olduğunu belirten Gürcanlı şunları söyledi:

    "Ankara utanacak bir pozisyona girmeden bu işi tamir etmek istiyor. Aslında dün ki ABD Dışişleri açıklamasında da bu konuda bir adım atar gibi olduğunu görüyoruz. Şimdiye kadar sorun hakkında açıklamalar serbest kalma üzerinden yapılıyordu. İlk kez tutuklu ABD konsolosluğu görevlisinin avukatlarıyla görüşmesi ve hakkındaki suçlamaların açık bir şekilde ortaya konulması gibi yeni bir adım atıldı. Çünkü bu yapılabilecek, yapılması gereken bir şey. Ankara bunu yaptığı andan itibaren de normal yargılama süreci başladığında ABD'nin de geri adım atacağını tahmin ediyorum. Burada yandaş basını dikkatli izlemek gerekiyor. Hükümetin, Saray'ın yandaş basını da ne kadar kontrol edeceği de çok önemli. Aslında Ankara'nın atabileceği en büyük adımlardan birisi budur. Mesela dün çıkan yayınlar çok ilginçti. Dün Sabah gazetesinde — ki çok yakındır hükümete ve saraya- olabildiğince düzgün bir sayfa yapılmıştı. Bu benim Ankara'nın da mesajı anladığını ve bir takım adımlar atacağına ilişkin bir ipucu olarak anladım bir meseledir."

    ‘170 GAZETECİ HAPİSTE VE KİMSENİN ALDIRDIĞI BİLE YOK'

    Yabancı ülkelerin vatandaşlarına ya da çalışanlarına yönelik yapılan tutuklamalarla gündeme gelmesine rağmen Türkiye'de vatandaşların OHAL koşullarında, normal bir hukuk devleti koşullarında olmayacak bir durumda yargılandıklarına dikkat çeken Gürcanlı, normalleşme için muhalefetin ve basının biraz daha hareket etmesi gerektiğini söyledi:

    "ABD'liler kendi adamlarına sahip çıkıyorlar. Örneğin şuanda hakkında tutuklama kararı çıkmış bir gazeteci var ama Amerika'da olduğu için kendini kurtarmış durumda. Ama Türk vatandaşları bu kötü, OHAL durumunda yargılanıyorlar. Buna itiraz etmek bize, Türk vatandaşlarına düşüyor. Belki de özellikle basına. Bizlerin daha çok ses çıkarması ve daha çok anlatması gerekiyor. Ancak başka bir ülkenin vatandaşı ya da çalışanına böyle bir şey yapılınca gündem haline geliyor. Mesela Deniz Yücel hapse girince Almanya'da gündem oldu. 170 tane gazeteci hapiste kimsenin aldırdığı bile yok. Ben bu sorunların yabancıların umurunda olup olmamasıyla da çok ilgilenmiyorum. Açıkçası bunu bizim yapmamız gerekiyor. ABD'liler bunu böyle bir krizde gündeme getirdiler. Ama keşke ABD'lilere kalmasaydı da bu iş. Şüphe üzerine insanlar günlerce hapiste kalıyor sonra özür dilenilerek bırakılıyorlar. Bunlar normal bir hukuk devletinde olacak bir şeyler değil. Çok hızlı bir normalleşme için hem muhalefet partilerinin hem de hür basının artık biraz daha hareket etmesi gerekiyor."

    ‘ANKARA'NIN EN ÇOK İHTİYACINI DUYDUĞU ŞEY RUSYA'YLA İYİ İLİŞKİLER'

    ABD ile ilgili vize krizinde Türkiye-Rusya ilişkileri de tartışılıyor. Zeynep Gürcanlı ise, uçak krizinde yaşananların Türkiye'ye Rusya ile ilişkilerini kötü tutmasının bedelini gösterdiğini anımsatırken, S-400 füzelerinin alımının ABD'ye karşı bir koz olmaktan çok Rusya'yla ilişkileri iyi tutmaya yönelik bir hamle olduğu görüşünde:

    "Ankara'nın S-400 alımını doğrudan bir koz olarak kullandığını düşünmüyorum. Saray'ın son dönemde izlediği şöyle bir politika var. Trump'a da gidildi. Orada ‘dostum Erdoğan dostum Donald' denilmesi için 11 milyarlık gereksiz bir uçak alımı yapıldı. Benzer bir şekilde S-400 füzelerinin alımının da biraz Rusya ve Putin'le ilişkileri düzgün tutmak için olduğunu düşünüyorum. ABD'ye karşı koz durumu işin ikinci planında. Putin ve Rusya'yla ilişkileri iyi tutmak sarayın en çok ihtiyacı olduğu şey. AB ile işler kötü, ABD'yle kriz üstüne kriz yaşanıyor ne olduğu belli değil. Arap coğrafyasında en büyük destekçilerden Suudi Arabistan'da artık terk etti. Hükümetin bir yere kadar olsa da arkasını dayayabileceği kim kaldı? Rusya yönetimi kaldı. Erdoğan hükümetinin Rusya yönetimiyle olabildiğince ilişkileri iyi seviyede tutmaya çalışacağını düşünüyorum. Neden çünkü daha önce yaşadığımız uçak krizinin de Rusya'yla Moskova'yla kötü ilişkilerinin bedelinin ne kadar büyük olduğunu hem gördük. Dolayısıyla şimdi Batı dünyasıyla bu kadar sıkıntı yaşarken iç politikamıza çok ilgi göstermeyip OHAL rejimini çok da takmayan, hapisteki gazeteciler konusunda çokta baş ağrıtmayan Rus yönetimini niye karşımıza alalım gibi bir politika oluştu. Dolayısıyla S-400 füzeler bu yüzden gündeme geldi."

    Etiketler:
    Türkiye-ABD ilişkileri, IŞİD, Zeynep Gürcanlı, John Bass, İdlib
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın