16:11 17 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Bölgede Rusya'nın, ABD'nin önüne geçtiği bir süreç yaşanıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 01

    Çağlar Tekin, Türkiye'nin Filistin meselesinde riyakâr bir politika izlediğini söyleyip, bu meselenin siyasal İslamcılar açısından kullanışlı bir aparat olduğunu belirtti. Tekin'e göre ABD'nin bölgede Suudi inisiyatifinde giriştiği hamleler güç kaybına sebep oldu ve Rusya'nın ABD'nin önüne geçtiği bir süreçten geçiliyor.

    AB- PESCA
    © REUTERS / Yves Herman
    Irak'ta IŞİD'e karşı zaferin ilan edildiği ve Suriye'de savaş sonrası geleceğin konuşulmaya başlandığı bir dönemde ABD Başkanı Trump Kudüs'ün İsrail'in başkenti ilan edildiğini açıkladı. Avrupa Birliği dâhil çeşitli ülkeler karara tepki gösterirken İstanbul'da olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesinden ‘Doğu Kudüs'ü Filistin'in başkenti olarak tanıyoruz' kararı çıktı.

    Tüm bu gelişmeler ışığında, Filistin meselesinde bölge ülkelerinin tavırlarını, geçtiğimiz pazartesi 11 Aralık günü Suriye, Mısır ve Türkiye'yi aynı günde ziyaret eden Putin ve Rusya'nın Ortadoğu denkleminde yerini ABC gazetesi yazarı ve TELE1 TV dış haberler müdürü Çağlar Tekin ile konuştuk:

    ‘SUUDİ İNİSİYATİFİNDE GİRİŞİLEN HAMLELER ABD'YE GÜÇ KAYBETTİRDİ'

    suudi veliaht prensi muhammed bin selman
    © AFP 2018 / FAYEZ NURELDINE
    Çağlar Tekin'e göre yeniden şekillendirilme planlarının içinde olan Ortadoğu'da, Suudi Arabistan inisiyatifinde girişilen hamleler ABD eksenine güç kaybettirdi:

    ''Ortadoğu bir süreden beri bir yeniden şekillendirme süreci içine girdi. Bunu birkaç cümleyle özetlersek; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile başlayan Arap Baharı denilen süreçle hızlanan bir İslamizasyon süreci yaşatılmaya çalışıldı. Ancak bu İslamizasyon sürecinde Suriye'deki durumla birlikte ABD merkezli — özellikle Suudi Arabistan gibi aktörler açısından değerlendirip göz önüne aldığımızda- yeni bir şekillendirme süreci aranmaya başlandı. Bunun işaretlerini birkaç olayda gördük. Trump'ın, Suudi Arabistan ziyaretinden ardından hemen sonra gelen bir Katar hamlesi, daha sonrasında çok kısa süre önce yaşanan Lübnan ve Yemen hamleleri ve nihayetinde gelen bu sürecin bir devamı olarak gelen bir Filistin hamlesi olduğunu görüyoruz. Tabii Filistin hamlesini diğerlerinden ayıran kimi özellikler var. Ne gibi özellikler? Öncelikle hem Katar'da hem Yemen'de hem Lübnan'da Muhammed bin Selman'ın veya Suudi Arabistan'ın bölgede kendisinin inisiyatif alarak giriştiği hamleler yapıldı. Bu üç hamle de tökezledi, üç hamle de ABD eksenine güç kaybettirdi. Katar hamlesi Körfez hareketini bölmüş oldu. Aynı zamanda Katar Emiri ne istifa etti ne darbeyle devrildi. Lübnan'da Hariri ilk önce gitti, sonrasında Fransız Cumhurbaşkanı Macron'un devreye girmesiyle bu iş kısmen çözülmüş oldu. Suudi Arabistan'ın elinde patladı diyebiliriz. Aynı zamanda Yemen'de bir operasyon yapıldı. Eski devlet başkanı Salih, Suudi Arabistan'la bir pazarlık sürecinin ardından-özellikle burada Birleşik Arap Emirlikleri'nin rolü vardı- taraf değiştirdi. Ancak daha sonra Salih'in öldürülmesinin ardından Yemen'de de işler tersine döndü. Yemen'de Salih'in hareketi üçe bölündü. Bu üç parçadan bir tanesi —ki en güçlü olan parçası- Husilerle tekrar iş birliği yaptı. Bir kısım pasifize olmuş gibi duruyor şu an, bir kısmı da Suudi Arabistan'la beraber Husilere karşı savaşmaya başladı ama Yemen'de Husiler bu süreçten güçlenerek çıktı.''

    ‘SURİYE'DEKİ SAVAŞ SONRASI FİLİSTİN SAHİPSİZ KALDI'

    Ortadoğu'daki devletler arasındaki bölünmüşlüğe dikkat çeken Tekin'e göre savaşla beraber yüzünü dışarıya dönemez hale gelen Suriye'yle birlikte Filistin sahipsiz kaldı ardından ABD, Suudilerin inisiyatifinde ters tepen hamlelerin ardından işleri ele alarak Kudüs hamlesini gerçekleştirdi:

    ''Şimdi ABD, Suudi Arabistan'ın inisiyatif alarak yaptığı üç hamlenin de ters tepmesinin ardından işleri biraz ele aldı ve bir Filistin hamlesi yaptı. Filistin deyince, Kudüs hamlesinde İslam dünyası bir araya geldi mi gelmedi mi mevzusuna bakacak olursak, bir araya gelemediklerini söyleyebiliriz. Zaten Katar hamlesinde Körfez ikiye bölünmüştü, Suriye'de yaşanan gerilimden kaynaklı olarak Türkiye, ABD eksenli kozlarını tüketip mecburen İran-Rusya tarafına geçmek zorunda kalmıştı. Haliyle bu anlamda bir bölünme yaşanmıştı. El Sisi'ye yani Mısır'a baktığımızda ki Arap dünyasında bir şeylerin değişiminden bahsedeceksek Suriye ve Mısır bu işin iki önemli ideolojik-politik figürü bir diğeri de Suudi Arabistan'dır. Mısır uzun süreden beri diplomatik olarak Suudi Arabistan'ın yanında yer alırken, Suriye savaşı konusunda özellikle de Sisi'nin iktidara gelmesinin ardından Suudi Arabistan ile birebir örtüşen işler yapmak yerine daha fazla Rusya ile yakın durmaya çalıştılar. Haliyle bu açıdan baktığımızda coğrafyada bu anlamda bir bölünme, parçalanma söz konusu. Filistin derken şunu da sormamız gerekir, bu sürece nasıl gelindi, ABD nasıl böyle bir hamle yapar hale geldi? Bölgede Filistin'i aslında destekleyen, ‘Direniş Ekseni' olarak kendini koruyan bir hareket vardı. Bu İran, Irak, Suriye ve Lübnan, diğer tarafta Yemen şeklindeydi. Suriye'nin özellikle Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar saldırılarıyla kendi içine dönmek zorunda kalmasıyla —şu anda bir galibiyetle sonlandırdığını söyleyebiliriz- şu an Suriye dışarı yüzünü dönemez bir ülke haline geldi. Böyle baktığımızda Filistin bu anlamıyla Ortadoğu'da sahipsiz kaldı. Ne Suudi Arabistan ne Türkiye ne Katar ne Mısır, Filistin'e ‘özel olarak sahip çıkma denklemleri' dışında fiili olarak herhangi bir yardımda bulunan devletler olmadılar. Hatta bazıları zarar vermekten geri durmayan devletler oldular.''

    MAHMUD ABBAS'IN RİYAD'A ÇAĞRILMASI

    Tekin, bir süredir Filistin'in geleceğine dair bir planın hazırlandığının konuşulduğuna vurgu yapıp, Suudi veliaht Muhammed bin Selman'ın aynı tarihlerde İsrail lideri Netanyahu'yla görüşüp ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı Riyad'a çağırıp bazı kararları dikte ettirmeye çalıştığına dikkat çekti:

    ''Bir süreden beri Filistin'e dair bir adımın hazırlandığı tartışılıyordu, buna dair tüm veriler yazılıyordu. Öncelikle şunları söylemek lazım, Muhammed bin Selman yani Suudi Arabistan'ın genç veliaht prensi —ki şu an fiili olarak kral diyebiliriz- bir süre önce hem Netanyahu ile görüştü aynı zamanda kasım ayı başlarında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı Riyad'a çağırdı. Daha önceden biliyorsunuz Lübnan Başbakanı Hariri'yi davet etmişti ve zorla istifa ettirmişti. Mahmud Abbas'ın Riyad'a gittiğini biliyoruz. Bu görüşmelerde elimize geçen şey ABD'nin Kudüs'ü başkent olarak tanıması meselesini kısmen Abbas'a dikte ettiğini görebiliyoruz. Mahmud Abbas buna karşılık ne dedi, ne yaptı, kesin veriler yok elimizde ama Mahmud Abbas'ın iktidardan düşürülebileceğine dair kimi haberler de ortaya çıktı.''

    ‘İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI İSTANBUL TOPLANTISININ BAŞLANGICI FİYASKOYLA OLDU'

    İslam İşbirliği Teşkilatı'nın İstanbul Zirvesi'ne dair ‘Oslo Görüşmelerinde öne çıkan başlıkların dışında yeni bir şey yok' diyen Tekin, toplantıya devletlerin çoğunluğunun alt düzeyde katılmasına dair ‘fiyasko' yorumunda bulundu:

    ''İslam İşbirliği Teşkilatı toplandı Türkiye'de tabii bu Kudüs başlığında. Öncelikle toplantının başlangıcı çok büyük bir fiyaskoyla oldu. 56 devletin çağrılan liderlerinden 16 tanesi sadece geldi, geri kalanları daha alt seviyelerde katıldı. Katılmayanların içinde Mısır ve Suudi Arabistan gibi krizin belirleyici iki farklı ülkesi vardı. Bu anlamıyla kadük doğmuş olan bir iş oldu. İkincisi velev ki liderler gelseydi ve toplantı bu şekilde yapılıp bu bildiri öyle çıkmış olsaydı ne olurdu? Bir kere bu bildiride yeni hiçbir şey yok, yani Oslo Görüşmelerinde öne çıkan başlıkların dışında yeni hiçbir şey yok.''

    ‘FİLİSTİN'DE YAPILAN UTANÇ DUVARI ÇİMENTOSUNDAN, DEMİRİNE TÜRKİYE'DEN GİDEN MALZEMELERLE UTANÇ DUVARI'

    Tekin, Türkiye'nin İsrail'e karşı sürdürdüğü sert retoriğine rağmen diğer yandan yetkililerin ilişkinin sürmesine dair yaptığı açıklamalara dikkat çekti ve geçmişten bugüne ikili ilişkilerin boyutunu hatırlattı:

    ''Hatta dün Cumhurbaşkanı danışmanı İbrahim Kalın'ın yaptığı açıklamayla artık ironi dışı bir hal aldı bu tablo. Ne dedi İbrahim Kalın? Biz ABD'ye karşı bir misilleme hareketi olarak düşünmedik bu toplantıyı, toplantının böyle bir gerekçesi yoktur, dedi. Oysa toplantı olağanüstü koşullar üzerine yapılmıştı, yapılmasının sebebi ABD başkanının Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasıydı. Ama siz ABD'ye karşı misilleme yapmadık dediniz, peki bu toplantıyı neden yaptınız diye sorarlar, onun da bir cevabı yok. Keza şunlara bakmak lazım, Filistin'e Türkiye dâhil olmak üzere Müslüman ülkeler nasıl yaklaştı? Türkiye açısından örnek verirsek aslında durumun ne kadar riyakârca olduğu belki riyakârlığın ötesine geçtiği net bir şekilde görülüyor. Türkiye sert söylemler gerçekleştirirken bir yandan İsrail İstihbarat Bakanı dün bir açıklama yaptı ve Erdoğan ne söylerse söylesin bizim ilişkilerimiz Türkiye ile giderek daha iyi bir hal alıyor dedi. Bunun dışında elimizde ekonomik veriler var yani Filistin'de birçok bölge utanç duvarlarıyla çevriliyor, insanlar resmen bir açık hava hapishanesine alınıyor. Bu duvarların çimentosundan çeliğine, demirine kadar hepsinin Türkiye'den gittiği Türkiye İhracatçılar Meclisinin raporlarında var. Bir başka taraftan Türkiye Dışişleri'nin 2015 kayıtları, arşivlerine bakıyoruz, bu arşivlerde Kudüs zaten İsrail'in başkenti olarak tanındığını görüyoruz. Yine 2005 yılındaki kayıtlara bakıyoruz, Ariel Sharon, Erdoğan'ı Kudüs'te karşılıyor ve ‘İsrail Devletinin, Yahudi milletinin kadim başkenti Kudüs'e hoş geldiniz' diyor. Erdoğan teşekkür ederek ziyaretine devam ediyor. Bunun gibi çok sayıda örnek verebiliriz.''

    ‘TÜRKİYE, FİLİSTİN MESELESİNDE RİYAKÂR BİR POLİTİKA UYGULUYOR'

    Tekin, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun ‘Biz İsrail'e karşı bir yaptırım yapma yanlısı değiliz' sözlerini ettiğine dikkat çekip, Filistin'e dair sözlerin bu bağlamda hangi anlama gelebileceği sorusunu sordu:

    ''Yani mevzubahis İsrail ve Filistin olduğu zaman Netanyahu'nun bir sözünü doğru kabul etmek gerekiyor. Netanyahu geçtiğimiz aylarda bir açıklama yaptı ve ‘Ortadoğu halkları barışa engel, Ortadoğu liderleriyle herhangi bir sorunumuz yok, biz hepsiyle görüşüyoruz, anlaşıyoruz, yani açıklamıyoruz çünkü halklarından korkuyorlar' dedi. Tabii halkından korkmayan kimi ülkeler de var Suudi Arabistan gibi, onlar o yüzden daha açık görüşlerini ifade ettiler. Ama Türkiye mesela burada çok daha riyakar bir politika uygulanırken bir yandan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu pazartesi günü bir canlı yayına çıktığında ‘biz İsrail'e karşı bir yaptırım yapma yanlısı değiliz' dedi. Peki, hiçbir yaptırım uygulamayacaksınız, hiçbir şey yapmayacaksınız, Mavi Marmara olayından dolayı İsrail'den 20 milyon dolar alıp davayı kapatacaksınız, davayla ilgili belgeleri bile uluslararası mahkemelere başvurmasınlar diye o insanlara teslim etmeyeceksiniz, peki sizin Filistin'e dair sözleriniz o zaman ne anlama geliyor?''

    ‘FİLİSTİN MESELESİ SİYASAL İSLAMCILAR İÇİN KULLANIŞLI BİR APARAT'

    Tekin, AKP'nin iç ve dış politikada sıkışmış bir durumda bulunduğunu söyleyerek bu bağlamda Filistin meselesinin siyasal İslamcılar için kullanışlı bir aparat olduğunu belirtti:

    ''AKP içte ve dışta o kadar sıkışmış durumda ki yani bir yandan Man Adası belgeleri diğer yandan Rıza Sarraf davası, Suriye ile yaşanan gelişmeler, özellikle hem Rusya'nın düzenlemek istediği bu Halklar Kongresi hem ABD'nin YPG ile ilişkileri, Halklar Kongresine Rusya'nın YPG'yi de dâhil etmiş olması gibi denklemlerde sıkışmış olan Erdoğan iktidarı buraya yöneldi. Yani Filistin meselesinin bu anlamıyla siyasal İslamcılar için çok kullanışlı bir aparat olma özelliği açık bir şekilde devam ediyor, Filistin meselesini kullanıyorlar, bunu açıkça söylemek lazım.''

    ‘SURİYE, RUSYA'NIN DÜNYA POLİTİKASINA YENİDEN GİRİŞİ OLDU'

    Rusya'nın esnek, herkesle işbirliğine açık, istikrarlı ve dürüst politika yürüterek, Suriye meselesiyle birlikte dünya politikasına yeniden girdiğini söyleyen Tekin'e göre bölgede Rusya'nın ABD'nin önüne geçtiği bir süreç yaşanıyor:

    ''Suriye savaşıyla beraber Ortadoğu'da dengeler ciddi anlamda değişmiş oldu. Yani ABD 2003'te Irak'ı işgal etmişti. Irak'ta yeni bir yapılandırmaya gidip yeni bir Irak'ı inşa edeceğini düşünüyordu. Suriye'de bir İslamcılaşma politikası yaşanacaktı işte ABD için bölgenin en tehlikeli ülkelerinden biri olan Suriye'de bu tehlike bertaraf edilecekti, Suriye'nin bertaraf edilmesi de ‘Direniş Ekseni'nin kopması anlamına gelecekti. Yani İran'dan Lübnan'a uzanan bu eksen Suriye ve Irak üzerinden parçalanmış, İran izole edilmiş bir ülke haline gelecekti. Temel plan böyle gözüküyordu ama ne Irak'ta ne Suriye'de böyle olmadı. Bu sürecin içerisine özellikle Rusya'nın 2015'te Suriye'deki denkleme net bir şekilde girmesinin ardından aslında Sovyetler Birliği'nin çözülmesinin ardından bölgeden kaybolan Rusya tekrar dünya siyasetine ciddi bir şekilde dönmüş oldu. Bunun işaretlerini elbette Ukrayna'da, Gürcistan'da vesaire almıştık ama Suriye, Rusya'nın gerçekten dünya siyasetine yeniden giriş hamlesi oldu. Bölgedeki tüm aktörlerle görüşme gibi bir özelliği, şansı var Rusya'nın. Dış politikasını buna göre kurdu. Yani keskin, köşeli, dayatmacı politikalar yerine esnek, herkesle bir iş birliği içerisinde ve koparabildiğini koparan bir şekilde bunu istikrarlı ve sistematik, dürüst bir şekilde yaptı Rusya. ABD gibi ülkelerle görüşme şansını kaybetti. Türkiye ile görüşmesi bir yandan işe yarıyor bir yandan pürüzler var yaramıyor. Ama ne İran'la ne Suriye'yle masaya oturabilecek durumda değil ABD. Ama Rusya'ya bakıldığında Mısır'dan Suudi Arabistan'a, İsrail'den, Suriye ve İsrail'e bölgenin bütün ülkeleriyle diyalog kurabilen bir ülke var. Şimdi işin bir diğer boyutu Rusya'yı burada öne çıkaran ikinci boyuta bakalım. Filistin'in içerisindeki Hamas gibi direniş örgütlerini ABD özellikle Türkiye ve Katar üzerinden bir şekilde kontrol edebiliyordu. Hamas'ın kulağını çektirip bazı konularda ileri gitmemesini bir şekilde öğütleyebiliyordu. Ama Suriye savaşının gelişmesi, Lübnan Hizbullah'ının buraya girmesi ve Irak'ta yaşanan gelişmeler gibi bir takım koşulların değişmesi artık Filistin meselesinde ‘Direniş Ekseni' yani İran-Suriye-Lübnan hattı daha fazla el atabilir pozisyona gelmesine sebep oldu. Bu ekseni ABD'nin herhangi bir şekilde masaya oturtma şansı yok. O yüzden burada Rusya biraz daha öne çıkıyor. Fakat yine de bu ön plana çıkma meselesinde ciddi handikaplar da var. Rusya masaya oturduğunda yine de her istediğini alamıyor. Rusya'nın esnek bir politikası var, ABD Rusya'dan özel olarak ekstra bir şey isteyebilir mi bu ayrı bir tartışma konusu. Rusya bu denkleme girer mi? Muhtemelen girebilir. Çünkü bu Rusya'nın bölgede daha çok güç kazanmasına olanak sağlayan bir hareket olur. Yine de tekrar etmek de fayda var Rusya'nın denkleme girmiş olması her şeyin istediği gibi gideceği anlamına da gelmiyor. Rusya'nın böyle bir pozisyonu var. Suriye savaşını bitirmiş, Mısır ile ilişkileri toparlamış. Suudi Arabistan ile yeni bir boyut kazandırmış. İran ile zaten olan kadim dostluğu daha fazla gelişmiş. Suriye ile ciddi anlamda ilişkiler gelmiş ki şunun da altını çizmek lazım: Bu ilişkilerde yani Putin'in Suriye ile kurmuş olduğu ilişki bütün bölgede hele hele ABD'nin Irak'ta Barzani'yi satmasını da göz önüne alırsak Rusya'nın daha vefakâr bir dost olduğu yolunda önemli bir izlenim bırakmasına olanak verdi. Bu anlamda bölgede Filistin dışında muhtemelen yaşanacak gerilimlerden bir diğeri olarak Libya başlığı yavaş yavaş geliyor. IŞİD yeni merkezler olarak Libya ve Mısır'ın Sina çölünü seçmiş görünüyor. Libya'da da Rusya'nın ciddi bir ağırlığı var ve burada görüştüğü aktörler var. Libya'da da şu an önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu anlamıyla Rusya'nın bölgede yeniden güç kazandığı ABD'nin önüne geçtiği bir dönem yaşanıyor.''

    ‘İSRAİL, FİLİSTİN'DE GERİ ADIM ATMAZ'

    İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısından çıkan kararın karşılığının olmayacağını düşünen Tekin'e göre İsrail, Filistin meselesinde gerim atmaz ve son gelişmelerde bölgede ABD'yi geriletmiş olsa da ‘Direniş Ekseni'ni de bu konuda zorlu bir pozisyonda:

    ''Filistin meselesi nereye gider? İİT'nin İstanbul Zirvesindeki Doğu Kudüs kararının çok bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Kudüs'ü doğu batı diye ayırmak bile bir yerden sonra gayet zor. Görünen fiziki koşullarda da daha zor görünüyor. İsrail'e bunu kabul ettirmek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Zaten Filistin sorunsalının 1940'lardan beri yaşanan dönemeçlerine baktığımız zaman İsrail peyderpey ilerlemiş, ilk teklifini yıllar sonra da olsa kabul ettirmiş ama artık bambaşka taleplerle ortaya çıkmış hale gelmiştir. Örneklersek iki devletli çözüme Filistin hükümeti 1988'de razı oldu ama bu 1940'larda yapılan bir teklifti ve BM kararıydı zaten. 40 sene sonra bu teklife razı olunmuş oldu ama İsrail o esnada zaten Filistin'in büyük kısmını işgal etmiş burayı şekillendirmiş duruma gelmişti. O yüzden iki devletli çözüm kararı Filistin tarafından kabul edilmesine rağmen hiçbir şeye yaramadan bu süreç devam etti. İsrail'in bu noktadan sonra Filistin'de bir geri adım atacağını düşünmüyorum. Bunu sağlayacak pek bir faktör de yok. ‘Direniş Ekseni'nin de bu konuda eli kolu kısmen bağlı, ama birçok şeyi yine de başardılar. Lübnan'da, Yemen'de, Suriye'de ve Irak'ta birçok kazanım elde ettiler. ABD'yi buralarda ciddi anlama gerilettiler. Ama bir yandan da her bölgede bir savaş hali ‘Direniş Ekseni'nin elini özellikle Filistin meselesinde zorluyor.''

    Etiketler:
    Çağlar Tekin, Kudüs, Filistin, İsrail, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın