09:18 21 Temmuz 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Hegemonyacı güç korkmaya başladığında, tehlike var demektir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 30

    Ergin Yıldızoğlu'na göre ABD'de açıklanan güvenlik belgesi ‘güç yitiriminin dışavurumu' olarak 11 Eylül sonrası ikinci bir restorasyon hamlesi. Belgede küreselleşmenin geçmemesine dikkat çeken Yıldızoğlu, neoliberal değil ‘ulusalcı bir çerçevede faşizmin ekonomi politikasının' çizildiğini belirtiyor.

    ABD'de yeni bir iktidarla geçen bir sene, Trump yönetiminin açıkladığı yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi eşliğinde sona eriyor. Rusya ve Çin'i statükoyu değiştirmeye çalışan hasım güçler olarak tanımlayan belge, ABD'nin ‘yeniden daha güçlü biçimde dünya sahnesine dönüşü' iddiasını taşırken, uygulanacak politikaların yol açacakları tartışılıyor.

    Bu bağlamda belgenin ne anlama geldiğini, önceki belgelerden farkını ve ABD iç politikasıyla birlikte dünya sistemi içerisinde getireceği olası değişiklikleri Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ergin Yıldızoğlu ile konuştuk:

    'BELGE 11 EYLÜL SONRASINDA İKİNCİ RESTORASYON VE KOPUŞ BELGESİ'

    Ergin Yıldızoğlu, Trump yönetiminin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni George W. Bush yönetimi döneminde 11 Eylül sonrasında 2002 yılında açıklanan ile 'akrabalığı' bulunduğu görüşünde. Yeni belgenin 2002'deki belgenin ardından ABD'nin ikinci bir restorasyon hamlesi olduğunu belirten Yıldızoğlu, diğer yandan kopuş iddiası taşımasına dikkat çekti:

    "Belgenin tamamını ve üzerine yapılan birtakım yorumları dikkatli okuduğumuzda Bush dönemine yani 11 Eylül sonrası döneme bir benzerlik var diyebiliriz. Belgenin, özellikle 2001'de yayınlanan dört yıllık savunma değerlendirmesi ve 2002'deki Ulusal Güvenlik Stratejisiyle bir akrabalığı olduğunu düşünüyorum. O zamanlar onu bir 'hegemonya restorasyonu' hamlesi olarak yorumlamış ve tartışmıştık. Hatta 'İmparatorluk projesi' kavramı da o dönem çok kullanılmıştı. Hem bizzat ABD'li muhafazakârlar tarafından hem de soldan bakıp eleştiren insanlar tarafından. Şimdi bugünkünü de ikinci bir restorasyon hamlesi olarak düşünüyorum. Birincisi bir işe yaramadı aksine daha da ABD hegemonyasının gerilemesini hızlandırdı. İkinci Bush döneminde önemli değişiklikler yapıldı ve o değişiklikler Obama döneminde de devam etti. Şimdi Trump'ın açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde önemli bir saptama var. Diyor ki; "Soğuk Savaş'tan sonra tüm yönetici liderler aslında ülkenin çıkarlarını savunamadılar." Bir kopuş iddiası içerisinde yani neredeyse 30 yıllık bir defteri, sayfayı çevirme iddiasında.

    ‘KÜRESELLEŞME KAVRAMI YER ALMIYOR'

    Yıldızoğlu, yeni strateji belgesini öncekilerle kıyaslarken, özellikle de küreselleşme kavramının yer almamasına vurgu yaparak şu değerlendirmede bulundu:

    "Yani ikinci restorasyon hamlesinin birincisinden önemli farklılıklar içerdiğini düşünüyorum. Bu farklılıkları kısaca açıklarsak: 2001'deki belge 'yeni güçlerin yükselmesini engelleyeceğiz, engelleyici vuruş ilkesini hayata geçirebiliriz, tek başlı davranabiliriz' diyordu. Bu belgede ılımlı İslam, aşırılarla demokrasi inşası arasında bir ilişki kuruluyordu, aynı zamanda da küreselleşmenin korunması ABD'nin ulusal çıkarıydı. Bir sonraki savunma belgesinde ise küresel ısınmanın ABD'nin ulusal çıkarlarına tehdit oluşturduğu söyleniyordu. Şimdikine geldiğimizde benim ilk dikkatimi çeken nokta küreselleşme kavramı belgenin içinde olmamasıdır. Bu anlamda küreselleşmenin savunulması, birinci hamledeki gibi küreselleşmeyen bölgeleri ABD ordusunu da kullanarak küreselleşmenin içine çekmek gibi yani küreselleşmeyi devam ettirmek gibi bir arzu yok. Ulus inşası kavramı yok, ılımlı İslam yok onun yerine yaklaşık 29 kez cihatçı İslam sorunundan bahsediliyor, on küsur kez de İran'dan ve yarattığı tehditten şikâyet ediliyor. Bir üçüncü nokta, 'büyük güçler yükseldi, artık bunun engellenmesi mümkün değil' denilerek, rakip hegemonya odaklarının varlığı ve bunların karşısındaki ABD'nin ekonomik askeri durumunun güçlendirilmesinden bahsediliyor. Bu noktada önemli sorunlar var. Örneğin sanayi restorasyonu yapılacak, iç yatırımlara öncelik verilecek. Stratejik yatırımların sanayilerin yurt dışına gitmesi yani 'offshore' dediğimiz şeyin caydırılmasından söz ediliyor. Bunu küreselleşmeye karşı bir şey olarak düşünmek mümkün. Altyapı yatırımlarının yenilenmesi gerekiyor, inovasyon istiyor, sanayinin, eğitimin canlanmasını istiyor, askeri harcamaların artması gerekiyor. Ciddi kaynak ihtiyacından, buna karşılık bütçe disiplininden ve bütçe reformundan, son vergi reformu bütçeye 1 trilyon daha eksi yük getireceğinden bahsediliyor. Dolayısıyla ikinci bir hamle söz konusu ama bu hamlenin nereye yöneldiğini de konuşabiliriz. Ama bu ikinci hamleyi destekleyecek mali, ekonomik kaynak ortada yok. Bu ikinci, şimdi bahsettiğimiz güvenlik stratejisi açısından ciddi bir problem. Ne küreselleşme hedefi var şu anda ne de küresel ısınmanın engellenmesine ilişkin bir hedef var. Aksine tam ters yönde giden hatta enerji egemenliği altında her türlü enerji çıkarımı, üretimi serbest bırakma gibi bir anlayış var. Dolayısıyla bu çelişkiler başlı başına iyi işaretler değil."

    'NEOLİBERALİZMDEN DE VAHİM BİR ŞEYLE KARŞI KARŞIYAYIZ'

    Trump'ın temsil ettiği ya da çıkarlarını dile getirerek ayakta kalmaya çalıştığı kesimin askeri sanayi ve enerji kompleksleri olduğunu belirten Yıldızoğlu'na göre belgede serbest ticaret, küreselleşme gibi kavramlar yok ve neoliberalizm açısından bakıldığında daha vahim bir durum söz konusu. Yıldızoğlu, bu durumu "Bu anlamda biraz abartılı bir ifade olabilir ama ulusalcı bir çerçeve içinde faşizmin ekonomi politikalarına bir önlemde yakın bir şeyle karşı karşıyayız" saptaması eşliğinde şöyle izah etti:

    "Trump'ın konuşmalarından, attığı adımlardan, bu son strateji belgesinden de hareketle biraz işlevselci bir şekilde geriye doğru bakarak yani çok derin bir analiz, araştırma olmamasına rağmen şu anda temsil ettiği kesimi askeri sanayi kompleks artı enerji kompleksi olarak düşünmek mümkün. Ya da bu kesimlerin çıkarlarını dile getirerek ayakta kalmaya çalıştığını söylemek mümkün. Bu tabii önemli bir problem. Popülizm dalgasıyla gelirken yaptığı konuşmaları hatırlarsak ki 'unutulanların hatırlanacağından' bahsediyordu. ABD'deki büyük felaketten, yaşam beklentisi düşmüş, uyuşturucu madde kullanımından dolayı yaşamını kaybedenlerin sayısında ciddi artış olduğundan ve bu eğilimlerin tersine çevrilmesinden bahsediyordu. Trump geldiğinden beri bunları tersine çevirecek bütün kaynakları kesmekle meşgul. Bu anlamda neoliberalizm açısından baktığımızda neoliberalizmden daha vahim bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum eğer bu adamın yaklaşımı söz konusu olursa. Neoliberalizmin emekçi sınıflara yönelik saldırısı aynen geçerli, sermaye serbestleştirme ve bütün kaynakları mümkün olduğu kadar sermayeye transfer etme eğilimi geçerli ve buna karşılık serbest ticaret yok, küreselleşme yok, ayrıca 'uluslararasılaşma' kuşkuyla karşılanıyor. Bu anlamda biraz abartılı bir ifade olabilir ama ulusalcı bir çerçeve içinde faşizmin ekonomi politikalarına bir önlemde yakın bir şeyle karşı karşıyayız. Emekçi sınıflara yüklenilerek sanayiciyi hem içeride hem dışarda korumaya çalışıyor hem de sermayeyi alabildiğince serbest bırakmaya çalışıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil şu anda. Çünkü neoliberalizm sadece serbest ticaretten dolayı çuvallamış bir model değil. Neoliberalizm aynı zamanda talep yetersizliği üretmekten dolayı, kapasite fazlası üretmekten dolayı çuvallamış bir model. Buna karşı hiçbir cevabı yok. Bütün bu çelişkileri ABD ekonomisinde daha da derinleştirecek. Bütçe disiplini lafı neoliberalizmde çok kullanılan bir şey ama şimdi bu vergi reformu eğer hayata doğru düzgün geçerse sonucunda bütçe disiplini diye bir şey kalmayacak sonunda."

    'ABD'NİN BİRİNCİ ÜLKE OLARAK HERKESİ SOPALAYABİLME BAKIŞI'

    Belgede küreselleşme yerine kendini korumaktan bahsedildiğini söyleyen Yıldızoğlu, bunun ABD'nin 'birinci' ülke olarak kalmaya çalışma projesi olduğunu vurguladı:

    ''Bu belgeyi bir reçete olarak değil de bir bakış açısı olarak görmek de yarar var. Çünkü yarın öbür gün krizle karşılaştığında Amerikan yönetiminde kimse açıp bu belgeye bakmayacak. Bu belge şu anda hakim, egemen olan görüşün bir anlamda yansıması diye düşünüyorum. Şimdi peki nedir buradaki kilit nokta? Küreselleşmeden vazgeçtiğine göre yani bir anlamda dünyada küresel modeli korumak gibi bir arzu içinde olmamasına karşılık kendini korumaktan bahsediyor. Yani yükselen güçler karşısında nükleer enerji politikasını yeniden gözden geçirmek durumunda çünkü nükleer olmayan saldırılar karşısında da nükleer silah kullanabileceklerini ifade ediyorlar. 'Haydut devletlere' karşı gerektiğinde yerinde müdahale etme gibi bir anlayış söz konusu. Belgede İslam'da ılımlı-radikal ayrımıyla artık ilgilenmediklerini görüyoruz. Bu anlamda ABD'nin kendi kıta sahanlığında oturup dünyanın her tarafına istediği gibi müdahale edeceği ve diğer büyük güçlerle iş birliği, uluslararası sisteme entegre etme çabası, bunlarla diplomatik zemin üzerinden ortak bir işleyiş bulma çabasını yerine ABD'nin bir anlamda —hegemonya da demeyeyim, imparatorluk projesi olarak da düşünmek zor çünkü imparatorluk projesi bir öncekinde tüm dünyayı yönetmeyi planlayan bir şeydi- birinci ülke olarak kalmaya ve karşışına çıkan herkesi sopalabileyecek konumda kalmaya devam etmesinin projesi gibi geliyor."

    'İRADEMİZİ DÜNYANIN GERİ KALANINA DAYATIRIZ'

    ABD'nin diğer ülkelerden üstün olduğu askeri gücüne dayanarak iradesini dayatabileceğini düşündüğünü ancak bunda yanıldığını söyleyen Yıldızoğlu, örnek olarak disiplin altına alınamayan Afganistan'ı ve Irak'ın durumunu verdi:

    "Aslında bu proje ABD'nin gücünü kaybetmekte olmasının, oyun kurucu olma kapasitesini kaybetmesini, iradesini dayatma kapasitesinin kaybetmekte olmasının semptomu, bir dışavurumudur. Başka herhangi bir şey kalmadı. Çünkü birinci restorasyonun arkasındaki mantık şunu diyordu: 'ABD'nin ekonomik ve kültürel çekiciliği kalmadı bu alanlarda rekabet gücümüz eskisi kadar değil. Ama rekabet gücümüzün hiç de tartışılmadığı bir alan var. Orası da askeri gücümüz. Dolayısıyla da askeri gücümüze dayanarak (Rumsfeld teorisi bir anlamda) irademizi dünyanın geri kalanına dayatırız'. Bunun olmadığını gördük. 13 senedir Afganistan gibi devleti olup olmadığı belli olmayan bir yeri bile disiplin altına alamadılar. Irak'ın durumu belli. Oradaki rezaletin sonucu IŞİD'e kadar gitti. Şimdi bu yüzden bir korku söz konusu burada.''

    'HEGEMONYACI GÜÇ KORKMAYA BAŞLADIĞI ZAMAN TEHLİKELİ DÖNEME GİRDİK DEMEKTİR'

    Doğu Asya ve Çin denizinde ABD'nin çok büyük bir varlığını olduğunu hatırlatan Yıldızoğlu, Çin'in bu basıncın dışında bir coğrafyayı ekonomik ve askeri anlamda düzenlemeye çalıştığına dikkat çekti:

    "Zaten geçtiğimiz yıl boyunca da 'Thukydides kapanı' bağlamında da bunu konuştuk. Yani var olan hegemonyacı güç korkmaya başladığı zaman yani yükselenlerden korkmaya başladığı zaman tehlikeli döneme girdik demektir. Bu yükselenlerden bir örnek olarak Çin diyebiliriz. Çin açıkçası yeni bir coğrafya yaratmaya çalışıyor. 'Tek kuşak, tek yol' üzerinden. Ama bunun jeopolitik ve askeri bir boyutu da var. Çünkü denizler üzerinden aynı bölgenin altındaki denizlerde Doğu Asya'da ve Çin denizinde ABD'nin çok büyük bir varlığı var. Dolayısıyla ticaret yollarını kesme kapasitesi de var. Çin'in aynı düzeyde bir büyük armada yaratma şansı kısa vadede ve belki orta vadede henüz yok. Dolayısıyla bu basıncın dışında bir coğrafyayı düzenleyerek ekonomisini ve askeriyesini, diplomatik kapasitelerini yönlendirmeyi düşünüyor. Ama bir taraftan da çok hızlı bir şekilde teknolojik atılımlar gerçekleştiriyor. ABD'yi korkutan bir diğer olay da bu. Çinliler gerek yapay zeka, gerek uzay çalışmalarında, gerek bilgisayarlarda, gerek gen araştırmalarında adeta depara kalkmış vaziyetteler ve devlet kaynaklarını kullanıyorlar. ABD'liler devlet kaynaklarını hiçbir yerde kullanmak istemeden bu işi nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Yani ABD söz konusu olduğu zaman eski bir modelden bahsediyoruz.''

    'RUSYA'YA SALDIRMA MALİYETİ YÜKSEK'

    Yıldızoğlu'na göre Rusya, ABD'nin kendisine saldırmaya kalkmasının maliyetini olağanüstü bir boyuta getirdi ve aslında Çin ile Rusya'nın da yapmak istediği bu 'müdahale maliyetiyle' bir nevi sınırlama politikası izlemek:

    "Rusya'nın caydırıcılığı ise çok ileri bir düzeye gelmiş vaziyette. Yani ABD'nin Rusya'ya saldırmaya kalkmasının maliyetini Rusya bugün olağanüstü yüksek duruma getirdi. Bu güç mali kapasiteler arasında farklar söz konusu olduğu zaman zaten Rusya'nın da Çin'in de yapmak istediği bu. Yani ABD'den daha güçlü olmak değil, ABD'nin müdahalesini olanaksız hale getirmek. Alan engellemek, müdahaleyi olağanüstü maliyetli hale getirmek dolayısıyla bir nevi sınırlama, denetleme politikası izleyecek ve bu arada kendileri güçlenmeye devam edecek kadar zamanı gerçekleştirme amaçları var."

    'DÜNYANIN KAYNAKLARI SINIRLI BÜYÜK GÜÇLERİN REKABETİ SINIRSIZ'

    Kapitalist bir toplumda hegemonya disiplini altına alınamayan devletlerin eninde sonunda savaşacaklarını dile getiren Yıldızoğlu, ABD'nin yeni yönetiminin bir askeri, ekonomik olarak bir yöne gidiş işareti vermek istediğini sözlerine ekledi:

    "Ama nerden bakarsak bakalım vektör ve vektörler birbiriyle kesişmek üzere gidiyor. Dünyanın kaynakları sınırlı buna karşılık büyük güçlerin rekabetinin sınırı yok. Bu ikisini bir araya koyduğumuz zaman ister istemez ciddi bir yüzleşmeyle karşılaşacağız gibi. Şimdi güvenlik belgesi 'güçlü egemen, bağımsız ve kendi kültürlerine kendi ülkülerine gelecek ideallerine sahip, bağımsız devletler yan yana ve refah halinde yaşayacaklar' diyor. Böyle bir dünya arzuluyor. Fakat böyle bir dünya savaş dünyasıdır. Böyle bir fantezi yok. Kapitalist bir toplumda yaşıyoruz. Bağımsız devletler eninde sonunda savaşırlar. Bir hegemonya düzeni ve disiplini altına alınamazlarsa savaşmak zorunda kalırlar. Bu durum sermayelerin rekabetinden, nüfus basıncından, kaynak sıkıntısından ve bir de devletlerarası ilişkilerin doğal olarak egemenlik-bağımlılık ilişkisi olmasından dolayı böyle. Bu anlamda nerden bakarsak bakalım belge çelişkilerle dolu ama aynı zamanda da bu yüzden ihmal edilebilecek bir şey değil. Çünkü yeni yönetim bir yöne gidiş işareti vermek istiyor. Askeri olarak, ekonomik ve siyasi olarak bir yere gitmek istiyor. En tehlikeli durum da bu gideceği yerin aslında olmaması. Zorladıkça kırılmaya devam edecek."

    'ABD İZLEYECEĞİ POLİTİKALARLA ÜLKELERİN İLİŞKİLERİNİ ZORA SOKACAK'

    ABD'nin İran'a doğrudan saldırı olasılığının olmadığını düşünen Yıldızoğlu'na göre ABD'nin yardımı ve teşvii ile ülkeler arasındaki ilişkileri zora sokmaya çalışıp, işleri daha karışık hale getirmeye çalışabilir:

    "Bölgede görev yapmış, tecrübeli askerler ve askerlerin arkasındaki onları besleyen araştırma kurumlarında İran'a saldırmak gibi bir eğilim yok. Zaten Libya da bir örnek. Suriye'ye zaten müdahale etmeye cesaret edemediler. O zaman yayımlanan raporlardan ABD'lilerin bir yere saldırdıklarında az çok neleri göz önüne aldıklarını öğrenmiş olduk. Bu koşullar Suriye'de yoksa İran'da hiç yok. Bu anlamda doğrudan saldırmak diye düşünmüyorum ve böyle bir olasılık da görmüyorum ama uzun menzilli nükleer silahların varlığı da bir gerçek. Bunların nükleer olmayan saldırılara (ki bu galiba siber saldırılarda bunun içinde) karşı nükleer kullanırız iddiası da ortada. Ama bunlar sadece iddia. Daha çok ABD'nin izleyeceği politikalarla diğer ülkelerin birbirleriyle ilişkilerini çok zora sokacağını düşünüyorum. Ortadoğu'da izleyeceği politika ya da yönelimsizlik '(Ortadoğu'da) burada düzen kalmadı, kendi başımızın çaresine bakalım' çabası ve korkusu Ortadoğu'yu giderek daha patlayıcı hale getirmeye başlıyor. İsrail-Suudi Arabistan dizilmesi çok önemli bir gelişmeye işaret ediyor. Bu anlamda ABD'nin bir başka ülkeye saldırmasından ziyade ABD'nin yardımıyla, desteğiyle ve teşvikiyle daha karışık işlerin olabileceğini düşünüyorum. Ama bunların bütün hepsi mantıksal kurgulamalardır. Bu kadar sıkışıldığı zaman tarih bize hata ve kaza oranının arttığı gösteriyor. Birisi bir yerden can havliyle bir hareket yapar, olay tırmanmaya başlar ve herkes 'aman olmasın diye diye' peşine gider. Karşılıklı bir güvensizlik ve belirsizlik ortamı beraber çalışıyor şu anda. Bu anlamda bir hata ortalığı birbirine katabilir, bunu da düşünmek lazım. Tamamen hesapta olmayan ama mümkün bir şey."

    'KAZA ÇIKMA OLASILIĞI YÜKSEK NOKTALARDAN BİRİSİ TÜRKİYE'

    Ergin Yıldızoğlu son olarak belgede Türkiye'den bahsedilmese de belgenin hazırlanmasındaki ekibi yöneten kişi olan McMaster'ın açıklamalarına dikkat çekti ve Türkiye'nin pragmatik ve günlük politikalarla 'iki iskemleye birden oturmaya' çalışmasının sorunlu olduğu yorumunda bulundu:

    "Belgede Türkiye'den bahsedilmiyor ama McMaster'ın İngiltere'de yaptığı bir hafta önceki konuşmayı hatırlamakta yarar var. McMaster bu belgenin hazırlanmasında ekibi yöneten iki kişiden biri ve kıdem açısından da en kıdemlisi ve etkili olanı. Şimdi bu ağızdan Türkiye, İran ile beraber haydut olarak ifade edilmiş durumda. Belgeye konmamasının en büyük nedeni bence Türkiye'nin NATO üyesi olması ve hala Türkiye ile olan ilişkilerin bir alışveriş mantığı içerisinde sürdürülebileceği ilişkin bir anlayışın olması. Ama bizim tarafın sürekli bu işi tırmandırması, sürekli ABD'ye karşı kullanılan ifadelerle birlikte tonun gittikçe yükseltilmeye çalışması tabii ki işleri zorlaştırıyor. Öbür taraftan Türkiye'nin ben (1970'lerde bir kavram vardı iki iskemleye birden oturmak) bu anlamda iki iskemleye birden oturmaya çalışmasının çok sorunlu bir şey olduğunu düşünüyorum. Kendi politikası olmadan iki iskemleye birden günlük çıkarlarla, kendine göre pragmatik reaksiyonlarla politika üretmeye çabalıyor, hem de Rusya-Çin-İran ekseniyle yakınlaşmaya çalışıyor. Ama buradaki eksendeki herkesin kendi kısa-orta-uzun vadeli projeleri kendi güçlerine uyumlu bir biçimde programlanmış durumda. Dolayısıyla sınırları besbelli ve Türkiye'nin bu sınırların içine giremeyeceği de açık. Hemen zaten başlıyorlar sınırlamaya. Azerbaycan'da önünü kesmeye çalışıyorlar, Irak petrolünü İran'a doğru yönlendirmeye çalışıyorlar. Suriye'deki Kürt sorununda Rusya herhangi bir şekilde Türkiye'ye bir taviz vermiyor. Dolayısıyla buradaki durum böyle. Öbür taraftakilerle tamamen anlaşamaz hale geldi hem kendi ekonomik politikaları yüzünden hem kültürel projesi yüzünden hem de yönetiminin gittikçe baskıcı bir hale gelmeye devam etmesinden dolayı. Dolayısıyla 'kaza çıkma' olasılığının yüksek olduğu noktalardan birisi aynı zamanda Türkiye diye düşünüyorum."

    Etiketler:
    ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Ergin Yıldızoğlu, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın