08:37 20 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Suriye toplumu, siyasal İslam'ın tek tip dayatmalarını kabul etmedi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Halep’in kurtarılmasının yıldönümünde Noel kutlamalarına sahne olan Suriye’de ‘birlik çabalarını’ değerlendiren Özuğurlu’ya göre, halkın çoğunluğu Batı medyasında sunulanın aksine mezhep savaşına teslim olmadı. Halkın siyasal İslama prim vermediğini belirten Özuğurlu, “Suriye, siyasal İslam’ın tek tip dayatmalarını kabul etmedi” yorumunu yaptı.

    Suriye’de siyasi geçiş sürecinin konuşulduğu yeni dönemde Ulusal Diyalog Kongresi’nin toplanma hazırlıkları yapılırken, terörizmin en şiddetli yüzünü yaşayan Halep şehri sakinleri, cihatçı gruplardan kurtulmanın birinci yıldönümünü kutluyor. Halep çatışmaların dönüm noktası olurken, başkent Şam ve Humus’ta tüm etkin ve mezhep gruplarından insanların kaynaşmaları dikkat çekiyor.

    Halep’in kurtuluşunun birinci yıldönümünde büyük yıkıma yol açan savaştan sonra gelinen durumu, savaşı uzun yıllar Suriye içinde yaşayıp değerlendirmiş Duvar internet sitesi yazarı ve TELE1 TV yorumcusu gazeteci Musa Özuğurlu ile konuştuk:

    ‘HALEP’TEKİ KUTLAMALAR SAVAŞIN SONA ERDİĞİNİN İLANI’

    Musa Özuğurlu’ya göre, Halep’in birçok kesimin bir arada yaşadığı bir şehir olarak Suriye’nin özeti. Halep şehrinin cihatçı örgütlerden kurtarılmasından sonra ilk kez yapılan Noel ve yeni yıl kutlamalarının savaşın bittiği ve iç barışı sürecinin başladığı mesajı taşıdığını belirten Özuğurlu şu değerlendirmede bulundu:

    “Halep’in yapısına baktığımız zaman Halep’te birçok kesimin bir arada yaşadığını görürüz. Bu anlamda Halep kadim bir şehir olarak da aynı zamanda kültürlerin gerçekten iç içe, kucaklaşarak yaşadığı bir yerdi. Fakat daha sonra tabii bu savaş süreci içerisinde cihatçıların eline geçtikten sonra o bölgedeki birçok insan başka yerlere göçmek zorunda kaldı. Üstelik hayatları yerle bir olarak göçmek zorunda kaldılar. Bu nedenle Halep’in kurtarılmış olması bütün Suriye için —çünkü Suriye birçok kesimi bir arada barındırıyor olması açısından küçük bir Ortadoğu olarak görülebilir- önemliydi. Halep’te bu şekliyle Suriye’nin özeti sayılabilir. İşte bu yüzden bütün bu kesimler için çok önemliydi. Halep’in kurtarılması sadece askeri ya da siyasi yönden bir dönüm noktası değildi aynı zamanda toplum yaşamı açısından da bir dönüm noktasıydı. Çünkü bu savaş ister istemez sonuçları itibariyle toplumu da büyük tahribata uğratmıştı. Halep’in kurtarılmış olmasından sonra da ilk yılbaşı kutlamaları —rahat bir anlamda yapılan- yapılıyor. Bu anlamda da bütün Suriye’ye aslında iç barışın tekrar sağlanması, tüm kesimlerin bir araya getirilmesi ve diyalog süreciyle ilgili olarak da bir yandan mesaj gönderilmiş oldu. Hem de gerçekten de artık insanlar Suriye’de bu savaştan bıktılar ve çok büyük yaralar aldıkları için de faturası ne olursa olsun ya da her ne şekilde olursa olsun bundan kurtulmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bu kutlamalar Halep açısından da Suriye açısından da gerçekten de bu savaşın sona erdiğinin tam olarak bir ilanı sayılabilir. Toplumun da bunu benimsediği anlamına geliyor.”

    ‘SURİYE KULLANILMAYA ÇALIŞILAN MEZHEPÇİLİK HİÇBİR ZAMAN TUTMADI’

    Türkiye de dâhil Batı medyasında ortaya sürülen tezlerin aksine Suriye toplumunda farklı dinlere mensup insanların birbirlerinin ibadet yerlerine gidecek kadar ilişkilerde ‘naif’ olduklarını, birbirlerini dinleri üzerinden düşünmediklerini belirten Özuğurlu’ya göre Suriye savaşıyla birlikte kullanılmaya çalışılan mezhepçilik enstrümanı Suriye toplumunun sadece çok küçük bir kısmını etkileyebildi:

    “Suriye’de savaş sürecinde kullanılan daha doğrusu kullanılmaya enstrümanlardan birisi mezhepçilikti. Toplum profiline baktığımız zaman her kesim içerisinde buna alet olabilecek potansiyelde olanlar elbette var. Ama bunlar Suriye toplumunun çok küçük bir kısmını barındırıyor. Yani olaylardan önce hatta olaylar sırasında bile Şam’da ve diğer şehirlerde şuna şahit oldum: Müslümanlar, Hristiyanların özel günlerinde Kiliselere gidiyorlar ve hatta din adamları ortak ibadet yapıyorlardı. Orada bir kilisede Kuran’dan ayetler okunuyordu ya da Antuan Sureti eşliğinde dua edilebiliyordu. Bunun tersi aynı şekilde camilerde de yapılıyordu ve toplum içerisinde bu ilişkiler açısından hala bir naiflik söz konusudur. İnsanlar birbirlerinin sadece diniyle ilgili mezhebiyle ilgili düşünmüyorlardı. Zaten katı laik bir ülkede böyle bir şey kesinlikle yasaktı ama toplumun kendisi de bunu benimsemişti. Yani bu zorla yapılan bir şey değildi. Bunun yanında şu da vardı: mesela Müslüman kadın ve erkeklerin papazların yanına gidip ‘babamız’ diye hitap ettiklerine çok şahit oldum. Bu da şunu toplum içerisinde aslında mezhepçiliğin olmadığını gösteriyor. Hatta bunu pekiştirebilmek için Zara katliamını düşünelim. Zara katliamında Alevileri kendi evlerine alıp koruyan çok sayıda Sünni vardı. Bu da toplum içerisinde mezhepçiliğin hiçbir şekilde benimsenmediği anlamına geliyor. Aynı zamanda dincilikte yok fakat bütün bunlara karşı olarak siyasi İslam düşüncesinde olan bu terör örgütleri bir şekilde sadece kıyafet anlamında değil düşünce anlamında da tek tipi dayatmaya çalıştılar. Fakat şunu da hatırlayalım. Rakka’dan çıkan kadınların ya da herhangi bir şekilde IŞİD ve ya diğer örgütlerin hâkimiyetindeki bölgelerden çıkan kadınların çıktıkları anda çarşafları attığını hatta üzerlerine basarak bunu protesto ettiklerini hatırlayalım. Bu da toplumun bütün bu dayatmaları kabul etmediği anlamına geliyor. Halep’teki kutlamalara sadece Hristiyanlar değil bütün Müslümanlar ve diğer dinsel kesimlerden insanlar da katıldı. Bu durum şunu gösteriyor: Toplum aslında hemen eskiye dönmeye hazır ve hiçbir zaman için bizim medyamız dâhil olmak üzere Batı medyasının ortaya sürdüğü o tezlerde olduğu gibi birbirine düşman değil ve bundan sonra da bunu yaşamaya çok hazırlar. Bunun mesajıdır bu aslında. Suriye toplumunu anlatan bir özettir son günlerdeki Halep’te yapılan kutlamalar.”

    ‘GEÇMİŞ DENEYİMLERİ HALKI KÖKTENCİ ÖRGÜTLERDEN UZAK TUTTU’

    Kültürel hayatında tarihin çok önemli olduğu Suriye toplumunun geçmişte Müslüman Kardeşler ve benzer örgütlerin yarattığı tahribatı unutmadığını söyleyen Özuğurlu’ya göre Suriye halkı İslamcı ve köktenci akımlara hiçbir zaman prim vermedi:

    “Suriye toplumu geçmişteki bazı deneyimleriyle birlikte bazı şeyleri kesin olarak gözlemlemiş oldu. Mesela aslında Müslüman Kardeşlerin Mısır merkezinin yanlı davranmadığı söylenir. Fakat Müslüman Kardeşlerin ilk silahlı kolu Suriye’de kurulmuştur.’ Muhammed’in Ordusu’ydu ismi ve 1960larda kurulmuştu. Bu örgütler 1970lerin sonuna doğru da toplumu tahrip edecek eylemler yaptılar. Özellikle bilim adamlarını, düşünürleri, şairleri, din adamlarını hedef aldılar ve hatta bombalı eylemlerle katliamlar yaptılar. Bunu Suriye halkı unutmuş değil. Mesela Şam’da yüzyıllardır yaşayan kadim aileler vardır. Bunlar geleneksel yaşayan Müslüman insanlardır. Fakat bu olaylar başladığı anda bu işin içerisine Müslüman Kardeşler gibi örgütlerin olduğunu gördükleri anda bu gösterilere katılmadılar. Hiçbir şekilde mesela Şam kırsalında yaşanan gösterileri onaylamadılar ve kendi içlerinde hemen kapanıp bu gösterilerden kendilerini uzak tuttular. Diğer yerlerde de aslında bu geçerli. Zamanında işte Halep’te de Müslüman Kardeşler sürecinde aynı şekilde bir takım olaylar yaşandı. Diğer yandan Cisr el Siğur aynı şekilde bir şeye sahne olmuştu. Ama şu da var: Cisr el Siğur’da yaşanan olayda oranın içerisinden insanların sayısı çok azdı. Dolayısıyla toplum aslında böyle bir şeyi zaten tepkiyle karşılamıştı. Geçmiş deneyimlerinden faydalandığı için de buna uzak durdu. Şunu da eklemek lazım: Suriye’nin kültürel hayatında tarihin büyük önemi var. Yani Asurilerden, Süryanilerden, Müslümanlardan, Hristiyanlardan bu yana yapılan bütün fetihler ya da o bölgede yaşayan ya da hâkim olan bütün kültürler Suriye halkına bir şeyler bırakmış. Bu nedenle edebiyatları çok güçlüdür, dinsel edebiyatları, taşlamaları, aşk şiirleri de çok güçlüdür. Toplum yaşam coşkusunu alabilmiş tarih içerisinde, böyle bir şeyi benimseyebilmiş. Okuma oranı da yüksek olduğu için de zaten bu tür İslamcı akımlara, toplumu düzenleyeceği iddiasıyla ortaya çıkan köktenci örgütlere hiçbir zaman prim vermediler.”

    ‘SURİYE, KÜRTLERLE DİYALOG ZEMİNİ OLUŞTURULMASINA AÇIK’

    Suriye yönetiminin Kürtlerle de diyalog zeminine açık olduğunu belirten Özuğurlu, bunun için tek şartın ABD ile olan ilişkilerin kesilmesi olduğunu söyledi:

    “Halepli Kürtlerin kontrolünde tuttukları yerleri Suriye yönetimine devrettikleri yolunda bilgileri bundan sonraki siyasi süreç açısından bunu bir işaret saymak mümkündür. Bu her an daha iyiye gidebileceği anlamına da geliyor hatta daha iyiye gitmesi ihtimali çok daha yüksek. Bu iki taraf arasında anlaşma zemini oluşturulması anlamında söylüyorum. Zaten bu yönde çabalar devam ediyor. Şöyle bir şey var: Geçtiğimiz iki hafta içerisinde Lazkiye’de PYD’den birtakım temsilciler hükümetle görüştüler. Bu şu anlama geliyor: İki taraf arasında diyalog devam ediyor. Daha dün Kamışlı’dan birisiyle görüştüm. Aslında aralarında bir çatışmanın olmadığını söyledi. Şu an hala Kamışlı’da devlet memurlarının maaşlarını zaten devlet ödemeye devam ediyor. Fakat şöyle bir durum da söz konusu: Suriye’nin bir şartı var. O da ABD’nin bir şekilde oradan çıkması ya da çıkartılması. Ya da çıkmıyorsa bile PYD’nin ya da diğer bazı güçlerin ilişkilerini kesmeleri. Son günlerde Esad’ın açıklaması oldu. Bu açıklama kamuoyunda yanlış anlaşıldı. Sorunun kendisinde Kürt kelimesi geçmiyordu ve Esad cevap verirken de zorun olarak Kürt kelimesini geçirdi ama şuna da özellikle vurgu yaptı. Esad ’’Ben herhangi bir etnik ya da mezhepsel tutum almak istemiyorum, benim tek bir kriterim var, o da bizim onaylamadığımız herhangi bir yabancı ülkeyle işbirliği yapanlar’’ dedi. Dolayısıyla aslında burada yaptığı vurgu doğrudan doğruya herhangi bir Kürt örgütünü veya bir Arap aşiretini hedef almıyordu. Sadece ABD ya da herhangi bir yabancı güçle işbirliği yapanları hedef alıyordu. Bunun da anlamı şu: Suriye aslında Kürtlerle bir diyalog zemini oluşturulmasına açık.”

    ‘İTİRAZLAR AÇISINDAN ORTA YOL BULUNABİLİR’

    Özuğurlu, Suriye’de Ulusal Diyalog Kongresi ile hızlanan siyasi süreçte Kürtlerle ilgili itirazlarda bu konuyu varlık sorunu gören Türkiye dışındaki itirazlarda orta yolun bulunabileceğini düşünüyor:

    “Zaten Astana sürecinde de, bundan sonraki Ulusal Diyalog Kongresi sürecinde de Rusya’nın bir şekilde Kürtleri daha doğrusu PYD’yi de bu işin içine katma çabaları var. Ama sadece Türkiye ve İran’ın itirazları söz konusu. Fakat kategorik olarak Türkiye’nin Kürtlerle ilgili itirazı, bir varlık sorunu olarak görüldüğü için yapılıyor ve ısrar ediliyor. Ama İran’ın itirazı bir şekilde siyasal bir itirazdır. Bunun orta yolu bulunabilir. Suriye’de aynı şekildedir. Suriye’nin itirazı da orta yolun bulunabileceği yönünde bir itirazdır. Ama tabii ki kendi çizdikleri bir çerçeve içerisinde ya da en azından taraflar olarak ikili olarak çizdikleri bir çerçeve içerisinde olmasını istiyorlar. Dolayısıyla bir diyalog zemini her zaman için var. Zaten bu ülke bu kadar savaş sonrasında gerçekten her anlamda tahrip oldu. Bu tahribat sonrasında hiç kimsenin bir diğerini düşman ilan etme lüksü de yok. İki tarafta bunun farkında olduğu için bir şekilde bir orta yolu bulmaya çalışacaklar gibi gözüküyor bana.”

    ‘SURİYE ZATEN TÜRKİYE’Yİ İŞGAL GÜCÜ OLARAK GÖRÜYOR’

    Özuğurlu, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov’un çatışmasızlık bölgelerinin geçici olduğu ve Suriye hükümetine saygı gösterilmesi gerektiği sözlerini de yorumlarken, şu tespitlerde bulundu:

    “Aslında kendi içinde halletmeye daha meyilli ama şu da var, herhangi bir şekilde burada belirleyici olan Türkiye’nin tavrı. Çünkü Şam'ın ortaya koyduğu tavır belli, Türkiye’nin kendi çizdiği çerçeveye girmesini ya da yanaşmasını bekliyor ama bu sonsuza dek sürecek değil elbette. Fakat şöyle bir şey var, Türklerin herhangi bir şekilde buna ikna olmadığı düşünülürse ve görülürse Suriye yine de kendisi tam olarak harekete geçmez ama zaten karşısında bir Türkiye olduğu için Türkiye'nin harekete geçmesini bekler. Bu durumda da bir taraftan 'Türkiye bizim topraklarımızdan çıksın' açıklaması yapabilirler ama diğer yandan da şöyle bir şey var, ortada bir varlık savaşı söz konusu, bir ülkenin bütünlüğünün korunması söz konusu, devlet mantığı açısından baktığımız zaman da buna karşı olan kim olursa olsun, herhangi bir "düşmanla" karşılaştığında bu devlet sesini çıkartmaz, yani böyle bir mantıkla yaklaşıyorlar meseleye. Ama şu da var, hiçbir sorun çıkmadan aslında kendi içlerinde Türkiye'nin müdahil olmayacağı bir şekilde ya da herhangi bir ülkenin müdahil olmayacağı şekilde elbette bunu çözmek istiyorlar ve zaten yapılan çabalar ve birtakım açıklamalar —zaman zaman birbiriyle çeliştiği düşünülse de- bu yöne doğru süreci götürecek gibi görünüyor. Dolayısıyla Bogdanov'un açıklaması da şu açıdan çok önemli; Suriye zaten Türkiye'yi orada bir işgal gücü olarak görüyor.”

    ‘SURİYE VE TÜRKİYE’NİN KÜRTLERE YAKLAŞIMLARI FARKLI'

    Özuğurlu, Suriye ile Türkiye’nin Kürtler konusunda farklı yaklaşımları olduğunu dile getirip, Türkiye’nin Suriye’deki varlığına yönelik yaklaşımın süreceğini belirtti:

    “Çünkü her ne kadar Türkiye ile Suriye, Kürtler konusunda hemen hemen aynı düşünüyor deniliyorsa da farklı yaklaşımları var. Suriye, Kürtlerin bağımsızlık çabası içine girmesini istemiyor aynı şekilde Türkiye de orada bir dinamik olarak Kürtlerin ortaya çıkmasını istemiyor fakat iki ülkenin bunu istememesindeki nedenleri birbirinden farklı ve aynı zamanda bu sorunun çözümüne yaklaşımları da farklı. Dolayısıyla Türkiye ile Suriye arasında şu ana kadar aslında eskiyi unutacak şekilde birbirlerini kabul ettikleri anlamında bir diyalog veya yaklaşım söz konusu olmadı. Zaten Suriye bundan sonra Türkiye ile ilişkilerinde çok daha dikkatli olacaktır. Çünkü bugüne kadar olan ilişkilerinin getirdiği sonucu bir şekilde gördüler ve bundan sonra muhtemelen çok daha dikkatli yaklaşacaklardır. Bu anlamda uluslararası hukuk açısından da Türkiye'nin orada illegal bir şekilde bulunduğu söylemini devam ettireceklerdir.”

    ‘RUSYA’NIN AÇIKLAMASI AYNI ZAMANDA ABD’YE SİNYAL’

    Musa Özuğurlu son olarak Bogdanov’un ‘Türkiye, Suriye’de sonsuza kadar kalamaz’ yorumlarının ABD’ye de bir sinyal olduğu yorumunu yaptı:

    “Gerçekten de bunu öyle düşünüyorlar zaten Rusya'nın bu açıklaması da şunu gösteriyor, yani Türkiye orada sonsuza dek kalamaz aynı zamanda bunun ABD'ye yönelik de bir sinyal olduğunu dikkate almamız lazım. Çünkü ABD için de aynı paralelde bir açıklama yapıldı Rusya tarafından. Yani ABD'nin orada bulunuyor olması birtakım operasyonları zorlaştırıyor açıklaması yapıldı. Dolayısıyla bir taraftan Türkiye oradaysa ben de orada olabilirim argümanını sürdürebilir ABD. Ama Türkiye'nin çıkması veya çıkarılması halinde ABD orada tek başına kalacak, bu nedenle bu açıklamaları iki taraflı görmek lazım. Sonuç itibariyle Suriye çok uzun bir süreliğine Türkiye'yi orada kabul etmeyecektir gibi görülüyor.”

    Etiketler:
    Musa Özuğurlu, Suriye, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın