21:54 16 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD, Afrin'de süreç uzarsa Türkiye'yi ikna edebileceği hesabında olabilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Mehmet Akif Okur’a göre BMGK’nın Suriye kararında Afrin anılmadığı için ateşkes burası için geçerli değil. ABD’nin Türkiye ile müzakerelerde hedefinin Afrin’deki YPG güçlerinin çekilmesini engelleyerek, Menbiç ile ilgili talepleri dizginlemek olduğunu söyleyen Okur, sürecin uzamasıyla Türkiye’nin iknasının hesaplanıyor olabileceğini belirtti.

    Afrin operasyonu epeydir sıkıntılı bir süreçten geçen ABD-Türkiye ilişkilerinde pürüzler yaratmaya devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda aralarında ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın da bulunduğu ABD'li yetkililer Türkiye'ye bir dizi ziyaretlerde bulunmuş ve sorunların çözümü için mekanizmalar kurulması kararı alınmıştı. Fakat ABD Dışişlerinden geçtiğimiz hafta BMGK'nın Suriye hakkında aldığı kararın Afrin'i de kapsadığı açıklamaları Ankara ile Washington'ı yeniden karşı karşıya getirmiş görünüyor.

    Türkiye-ABD arasında Suriye üzerinden yaşanan sorunları BMGK'nın kararı ışığında Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Akif Okur ile konuştuk.

    ‘NİÇİN BMGK KARARINA TEK BİR KELİME EKLEYİP AFRİN DEMEDİLER?'

    Mehmet Akif Okur, Birleşmiş Miller Güvenlik Konseyi'nin Suriye hakkında aldığı kararının Suriye iç savaşıyla ilgili meselesinin dışındaki tüm çatışmaları otomatik olarak içine alamayacağını söylerken, Türkiye'nin hukuki perspektiften doğru bir biçimde kararın Afrin'i kapsamadığını düşündüğünü belirtti:

    "Suriye için alınan son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı önemli. Türkiye bence hukuki perspektif bakıldığında da doğru bir biçimde bu kararın Afrin ile ilgi olmadığını düşünüyor. Çünkü BMGK kararlarına baktığımızda genel bir formatlarının olduğunu görüyoruz. Nedir o genel format? Kararın üstünde başka kararlara atıf vardır. Bu başka kararlarla birlikte, bir de çıkmış olan karar da işaret edilen taraflar kim, karar alınan hangi mesele, bunun tarifini anlatıyor. O kararlara baktığımızda Suriye iç savaşını ve savaşla ilgili tarafların hakkında alınan kararların vurgulandığını görüyoruz. BMGK'nın son ateşkes kararının bir maddesinde açıkça bu kararda ‘söz konusu olan taraflar daha önceki bir ateşkesin de muhatabıydılar ve ona uymadılar' deniliyor. Dolayısıyla kararın muhatabı sayılanlar, yine kararın içinde zikredilen bir önceki kararın muhatapları. Zaten kararda vurgulanan meselelere bakıldığında sivil yerleşim bölgelerinin kuşatma altında tutulması ve bunun yarattığı vahim insani vaziyetlerden bahsediliyor. Peki buradaki mesele ne? Suriye'nin geneliyle ilgili, Suriye'nin genelinde tüm çatışmaların durması şeklinde bir ifade var. Hukuk dili açısından bakıldığında çatışan taraflar tarif edilmemişse, yalnızca coğrafyanın vurgulanması Suriye iç savaşıyla ilgili meselenin dışındaki tüm çatışmaları otomatik içine almaz. Örneğin Suriye'nin içinde iki tane aşiret arasında kaynakların paylaşımı yüzünden bir çatışma çıksa ve birbirlerine saldırsalar bunu BMGK kararının konusu yapamazsın. Çünkü onu tarif etmemiz lazım. Suriye'de BMGK konseyinin ana meselesi dışında bir çatışmadır. Türkiye de BMGK'ya Afrin'e giriş gerekçesini terörle mücadele olarak anlattı ve buradan bir yazılı Türkiye'nin Suriye içerisindeki eleştiren, onaylayan ya da en azından bunu tarifleyen bir karar çıkmadı. O yüzden hukuk perspektifinden bakıldığında bu kararın Türkiye'nin Afrin operasyonuyla bağlantılı olduğunu söylemek mümkün gözükmüyor. Diğer bir husus olarak hem Rusya hem ABD kanadı bu kadar önemli bir karara Afrin'in karara dahil olduğunu düşünüyorsalardı niçin oraya tek bir kelime daha ilave edip Afrin demediler?"

    ‘HEM TÜRKİYE KAYBEDİLMESİN, HEM PYD İLE İLİŞKİLER KOPMASIN İSTENİYOR'

    BMGK'nın kararına Afrin'in konmasını teklif etmenin anlamının Türkiye'yi kaybetmek olduğuna dikkat çeken Okur'a göre bu denklemde taraflar hem Türkiye'yi kaybetmek istemiyorlar hem de PYD ile ilişkiler kopsun istemiyorlar:

    "O yüzden karşımızda şöyle bir denklem varmış gibi geliyor: Taraflar hem Türkiye'yi kaybetmek istemiyorlar hem de PYD ile ilişkilerini koparmak istemiyorlar. BMGK kararını açıkça Afrin'i koymak demek, hangi taraf bunu teklif ederse etsin, mesela ABD teklif etseydi Türkiye ile ilişkileri otomatikman koparmak anlamına gelecekti. Rusya teklif etseydi de benzer bir biçimde olurdu. Taraflardan birisi bunu teklif etseydi bir diğeri buna Türkiye'yi kazanmak için itiraz edecekti. O yüzden kimse buna cesaret edemedi ama dışarıya çıktıklarında da ABD tarafı PYD-YPG'ye ‘hiçbir şey yapmıyoruz gibi düşünmeyin, biz bu süreci değişik kanallarla, yollarla yumuşatacağız' mesajını gönderiyor."

    ‘ABD'NİN BİR HEDEFİ DE AFRİN'DEN TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÇEKİLMESİNİ ENGELLEMEK'

    Okur, ABD'nin bir yandan Türkiye ile masaya oturduğu diğer yandan ise PYD'ye birtakım mesajlar verdiğini söylerken, ABD'nin hesabının Afrin'deki sürecin uzayıp, Türkiye'nin yıpranmış bir şekilde masaya gelmesi ve Menbiç ile ilgili taleplerini hızlıca söylememesi olabileceğini dile getirdi:

    "Şimdi bir taraftan Türkiye ile Tillerson aracılığıyla masaya oturuluyor ve burada Türkiye'nin ne talep ettiği çok açık, 'PYD ile ilişkinizi kesin' diyor. Bu talep üzerine bir mekanizma kuruluyor ama ABD'liler diğer taraftan PYD'nin elini tam bırakmamak için ‘uluslararası platformda türlü türlü şeyler yapıyoruz' diye daha alt düzey bir kısım mesajlar gönderiyorlar. Bu mesajlarının bir hedefinin de Afrin'deki terör örgütünün geri çekilmesini engellemek olduğunu düşünüyorum. Çünkü şöyle hesap yapıyor olabilirler: Eğer TSK çok hızlı bir biçimde Afrin'e hâkim olursa, yani bu süreç uzamaz yıpratıcı olmazsa o zaman Türkiye Menbiç'le ve Fırat'ın doğusuyla ilgili taleplerini daha hızlı bir biçimde seslendirir. Ama bu süreç uzar, meşakkatli olursa, Türkiye kamuoyu yorulur, askerî açıdan belli bir yol hasıl olunursa o zaman Türkiye üzerine belli pazarlıklarla Türkiye'nin öncekinden daha altında bir şeyi kabul edebileceği bir masanın kurulması daha kolay olur diye düşünebilirler. Dolayısıyla bir yönüyle Türkiye ile masaya oturuyorlar diğer yönüyle de örgütün çözülmesini önleyebilecek ve ABD ile bağını koparmasını engelleyecek mesajlar da gönderiyorlar. İşin ilginç olan kısmı da bu. Normal şartlar altında Türk-ABD temasları sebebiyle PKK'dan ABD'ye yönelik çok da güçlü açıklamalar işitmemiz gerekirdi. Çünkü Türkiye'nin ne yaptığı belli, operasyon yapıyor ve bir yandan da ABD ile masaya oturuyor. Fakat PKK'dan ABD'yi eleştiren böylesine kesin açıklamalar görmedik. O zaman demek ki PKK'ya da bir şey anlatıyor ABD."

    ‘YPG MESELESİNİN TEMEL MİHENK TAŞI HALİNE GELMESİ İSTENMİYOR'

    Türkiye'nin Afrin operasyonunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyleyen uluslararası toplumun bunu BMGK kararına Afrin'i de yazarak çözebileceğini ancak bunun yapılmadığını belirten Okur'a göre Suriye'de Türkiye'yi yanlarına çekmeye çalışan aktörler Türkiye ile ilişkilerinde YPG meselesinin temel mihenk taşı haline gelmesi istemiyor:

    "Uluslararası toplum Afrin konusunda böyle düşünüyorsa hazır toplanmış olan BMGK'da karara Afrin'i de yazabilirlerdi. Böylece uluslararası hukuka aykırı olduklarını düşündükleri harekâtı, hazır yapmış oldukları toplantıda beş harf olan Afrin'i ekleyip çözebilirlerdi. Öyleyse niye çözmediler? Türkiye, PKK ile YPG ile itirazlarını çok açık şekilde anlattı ve tezi haklıdır. Neden? PKK, ABD'nin de AB'nin de terör listesinde Rusya'nın değil. PYD de PKK'nın içinde yer aldığı KCK yapılanmasının içinde kuruldu. Açıkça ilan ettiler ‘PYD bizim yapımızdır' diye 2003'te kurulurken. Ondan sonraki süreçte sahadaki tüm raporlar YPG'nin tüm komutanlarının, esas karar verici unsurlarının Kandil'de bulunmuş orada ideolojik askeri eğitim almış kadrolardan oluştuğunu gösteriyor. Bunların önemli kısmı Suriyeli değil. Dolayısıyla örgütün ideolojisinin penceresinden ülkelere aidiyet Suriyeli olmak Türkiyeli olmak önemli değil. Örgüte aidiyet önemli. Sembolleri Öcalan. Yani bir örgütü diğerin devamı saymak için ne varsa hepsi YPG açısından geçerli. Dolayısıyla bunu kabul edip etmemek siyasi bir mesele. Bir siyasi tavır, pazarlık beklenti meselesi. Bu görüşmelerde de ABD'liler bu işin taktik bir mesele olduğunu söylüyorlar. Yani diyorlar ki ‘bizim bu yapıyla taktik bir iş birliğimiz var', dolayısıyla bunu her yönüyle ve her boyutuyla savunmuyoruz, üç ay sonra altı ay sonra başka bir şey yapabiliriz' diyorlar. Ruslara bakıyorsunuz onlar YPG-PYD'nin terör örgütü olup olmamasını hiç konuşmuyorlar. Şunu söylüyorlar ABD'liler bunlara ağır silah verdiği için Türkiye'nin tehdit algısını arttırdılar ve Afrin harekâtı başladı. Yani işin bir tarafından bakıldığında Türkiye'ye hak veriyor gibiler. Ama diğer tarafından bakıldığında da PYD-YPG'ye ‘terör örgütüdür biz bunlarla temas kurmayız' gibi bir yerden yaklaşmıyor. Dolayısıyla iki büyük güç için kazanç elde etmek istedikleri karmaşık ve üst üste bir denklem var. Türkiye'yi de yanlarında istiyorlar. Bu YPG meselesini kendileriyle ilişkilerinin temel mihenk taşı haline getirmek istemiyorlar. Suriye'de Türkiye'yi yanlarına alarak bir başarı arayışı içindeler. Bu üçlü diplomasiyi bir arada götürme çabasının açıklamalara hâkim olduğunu düşünüyorum.'"

    ‘TÜRKİYE'NİN TALEPLERİ GÜVENLİĞİYLE, ABD'NİNKİ TAKTİK KAZANÇLARLA ALAKALI'

    Mehmet Akif Okur, son olarak ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerde tarafların pazarlık masasında birbirlerinin beklenti eşiğini düşürmeye yönelik açıklamalar ve hamleler yaptığını söyleyerek, Türkiye'nin ABD'den taleplerinin kendi güvenliğiyle ilgili ABD'nin taleplerinin ise taktik kazançlarıyla ilgili olduğu yorumunu yaptı:

    "Pazarlık aslında hala devam ediyor. Tillerson görüşmesinin öncesindeki psikolojiyi düşünelim. Kamuoyunda neredeyse silahlı bir çatışmanın eşiğine gelindiği yönünde bir algı vardı ve açıklamalarla ilişkiler daha da gerginleşmişti. Ama öte yandan her satırında ‘çok değerli müttefik, ittifakımız çok önemli' ifadesi taşıyan bir metin çıktı ortaya. Dolayısıyla tarafların eylem ve söylemlerini pazarlık masasına oturulduğunda beklenti eşiğini düşük tutmaya çalışan ve bunla ilgili karşı tarafı yoklayan açıklamalar olarak görmek de lazım. O yüzden de üçlü mekanizma çalışmaya başladığında yani masaya oturduklarında hangi pozisyondan tekliflerle yüz yüze gelecekler gibi meseleler henüz netleşme aşamasında. Fakat burada şöyle bir husus var: Türkiye'nin talepleri ve istekleri ilave kazanım elde etmekle ilgi olsaydı ABD'liler bununla ilgili pazarlık-esneme payının olacağını düşünebilirlerdi, fakat Türkiye'nin ABD ile ihtilaflarının tamamı şu an güvenliği ile ilgi çok temel meselelerle bağlantılı. Bu konularla ilgili de çok kuvvetli bir kamuoyu oluşmuş durumda. Yani Türkiye'de muhalefet partileri Türkiye'nin ABD'den talep ettiklerinden daha az geride bir konumu seslendirir bir durumda değil. Toplumsallaşmış, çok güçlü talepler var. Bununla ilgili de çok sayıda eşik aşılmış, Suriye topraklarına girilmiş, mücadele devam ediyor. ABD'nin PYD-YPG üzerinden umdukları ise daha taktik kazançlar. ABD ulusal çıkarlarıyla ilgili bağı Türkiye'nin çıkarlarıyla kıyaslandığında çok daha zayıf. Türkiye'nin ilettiği tepki, sahadaki etkisi, Rus-ABD geriliminin artması ve İsrail'in İran çatışma riski gibi jeopolitik faktörler eklendiğinde ABD'lilerin geri adım atarak Türkiye ile olan ilişkileri belli bir raya oturtma konusunda bir dizi teklifi masaya getirebileceklerini düşünebiliriz. Eğer böyle olmasıydı bu mekanizmayı önermelerinin gereği yoktu. Zaten ilişkiler gerilmiş, kopma noktasına kadar gelmişti. Ama bu nokta önemli: O tarihe kadar Türkiye'nin sahada yorulması meselesi. Bu yüzden müsaade ediyor olabilirler. Bu yorulma gerçekleştiğinde, bu yorgunluk üzerinden kendi taleplerinin Ankara üzerinde daha makulleşeceğine dair beklentileri olabilir. Bu da Afrin'deki hareketin o tarihe kadar başarısı ve bunun kamuoyundaki algısıyla bağlantılı olacak. Dolayısıyla ‘şu çıkar bu çıkar' diyemiyoruz. Şu an için Türk-Amerikan ilişkilerindeki büyük kriz donduruldu. Bununla ilgili işleyen bir süreç var. Bu işleyen süreçle ilgili ABD'liler de ezberlerini bozmadılar. Yani YPG'yi oradan çıkarmadılar, ellerinde tuttular, onlara bir şey anlatıyor olmaları lazım. Türkiye'ye de pozisyonlarını değiştirebileceklerine dair bir umut verdiler. Fakat ben sürecin çok da uzamayacağı kanaatindeyim. İlk toplantılar yapılır yapılmaz taraflar nerede duruyorlar, nasıl bakıyorlar, orta noktaya gelebilirler mi sorularıyla bağlantılı olarak birbirlerinin pozisyonlarını anlayacaklardır."

    Etiketler:
    Mehmet Akif Okur, Suriye, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın