11:35 23 Haziran 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD, seçim sürecinde F-35 ve Menbiç baskısı kuruyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Mehmet Ali Güller’e göre, ABD seçim sürecinde F-35’ler ve Menbiç üzerinden baskı uyguladığı Ankara’yı İran karşıtı cepheye katmak istiyor. “F-35’ler ABD’ye yüzde 95 olan bağımlılığı yüzde 100’e çıkartır” diyen Güller, Ankara’nın ‘SU-57’leri alırız’ çıkışını gerçekçi görmedi. Güller, CHP'nin bölge ülkelerle işbirliği örgütü önerisine dikkat çekti.

    Türkiye 24 Haziran'da seçimlere giderken dış politikada pek çok sorun dondurulmuş görünüyor. Suriye meselesinde Rusya ve İran'la Astana süreci rayında görünse de İdlib başlığı yerli yerinde. Menbiç ve F-35 savaş uçakları üzerinden ABD ile pazarlıklar devam ediyor. Dış politika başlıklarına son dönemde ekonomik kriz ve yabancı yatırımlarla pazarlıklar da eklendi.

    Seçim sürecinde Türkiye'nin dış politika görünümünü ve gelişmeleri araştırmacı gazeteci ve yazar Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    ‘ABD CİDDİ BİR HAMLE SÜRECİ BAŞLATTI'

    Mehmet Ali Güller'e göre Türkiye'nin iç politikada seçim sath-ı mailine girmiş olması, diğer yandan da ciddi bir ekonomik kriz yaşanması dış politik gelişmeleri görünmez kılsa da özellikle büyük güçlerle pazarlıklar ve müzakereler alttan alta devam ediyor. Güller, özellikle Amerikan yönetimiyle Ankara'da çalışma gruplarının faal olduğunu anımsatırken, Menbiç üzerinden pazarlıkların 4 Haziran'da görüşecek olan iki ülke dışişleri bakanlarının onayına sunulacağını anımsattı. Güller, özellikle ABD'nin ciddi bir hamle süreci başlattığını ve İran'ı odağına alan baskı mekanizmaları kurulduğunu belirterek şu saptamaları yaptı:

    "Şimdi dış politikanın merkezinde bu Menbiç'teki gelişme yaşanıyor. Aslında somut olarak yapılan şu: Menbiç'ten PKK çekilsin. Bunun yerine Türkiye ile Amerika orayı ortak savunsun. Ama genel planda bir başka mesele var. Amerika ciddi bir hamle süreci başlattı. Bu hamlelerden ilki 14 Nisan'da Suriye'ye doğrudan bir müdahaleydi. Arkasından 8 Mayıs'ta İran ile Obama döneminde yapılan anlaşmayı geri çekti. 14 Mayıs'ta da İsrail'de ABD Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıdı. Bu ciddi bir İran karşıtı bir faaliyet. Suriye'ye saldırı da, İsrail'deki gelişmeler de doğrudan İran karşıtı bir faaliyet. ABD ne yapmaya çalışıyor? Birincisi İran'ı Suriye'den çıkartma peşinde. Onun için hem Ruslar ile görüşme yapıyor hem Türkiye ile görüşmeler yapıyor. Bir yandan Rusya ile yapılan görüşmelerde ‘Hizbullah ve İran, Suriye'den çekilsin, biz daha rahat anlaşırız. Tanf gibi üslerden de çekiliriz' şeklinde bazı tekliflerin yapıldığı iddiaları var. Diğer yandan da Türkiye'ye de İran konusunda baskılar oluşturulduğunu biliyoruz. İki yönlü; hem Suriye'deki süreç bakımından hem de bundan sonraki olası Pompeo ve yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton döneminde merkezine alınacak İran'ı kuşatma çerçevesinde Türkiye'yi de yanına almak. Pompeo, 12 maddelik kendi İran karşıtı politikalarını açıklarken aynı zamanda müttefikleri de bunu uygulamaya zorlayacaklarını söylemişlerdi. İşte Menbiç'i de aslında bununla birlikte düşünmek lazım. İkisi birbirinden tamamen bağımsız değil. Havuçlu sopalı yürütülen süreçler olduğu için bir yanda da bunlar var."

    ‘HEDEF TÜRKİYE'Yİ İRAN KARŞITI HAREKATA DAHİL ETMEK'

    ABD'nin temel politikasının Türkiye'yi İran karşıtı eylemlerine dahil etmek olduğunu belirten Güller, şöyle devam etti:

    "Genel planlamanın da şu olduğu görülüyor: Bolton'ın İran ile ilgili ciddi çalışmaları vardı. Bunlardan biri de Halep'ten Musul'a uzanan bir bölgede bir Sünni devleti kurma planıydı. Aslında Amerika'nın IŞİD'e yönelik saldırıları başlattığı süreçte Obama'nın IŞİD planının da içinde yer alan bir durumdu. Şimdi Amerika, bunu gerçekleştirmeye yönelik birtakım hamleler yapacak. Hem İran'ı kuşatma hem ekonomik yaptırımlar uygulama hem Rusya ile anlaşarak İran'ın Suriye'den çekilmesini sağlama hem Körfez'deki hat üzerinden İran'ı sıkıştırma gibi birkaç koldan İran karşıtı bir harekata girişecekler. Burada da temel mesele Amerika açısından ‘Bu işin içerisinde Türkiye olacak mı olmayacak mı?' Türkleri buna zorlayabilmek, Türkiye'yi buna mecbur edebilmek, Amerikan dış politikasının bölgemize ilişkin temel politikasına dönüşmüş durumda."

    ‘HEM ABD HEM MOSKOVA İLE YÜRÜTÜLMEYE ÇALIŞILAN SÜREÇ SIKIŞIP KALDI'

    Ancak Ankara'nın hem ABD hem de Rusya ile paralel yürütmeye çalıştığı sürecin sıkıştığını vurgulayan Güller, Türkiye'nin bir açmaza sokulduğu görüşünde:

    "Bir yandan Türkiye, Astana sürecini devam ettirmeye, denge politikasını devam ettirmeye çalışıyor. Ama buradaki kritik nokta şu: Türkiye'nin hem Amerika ile Menbiç konusunda hem Moskova ile Şam trafiğini yürütmesi artık birlikte götürülebilecek bir noktadan çıkmış durumda. Bu somut Zeytin Dalı Harekatı'nın da bir yere gelip durmasına neden oldu. Şimdi Afrin'den öteye gidilemiyor. Halbuki (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, çok açık bir şekilde Afrin'den hemen sonra isim isim bölgeler vererek oraya doğru gidileceğini söylüyordu. Şu anda hiçbir harekat yok. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik ‘Biz Rusya'nın izniyle yaptık bu harekatı' demişti. Şimdi o iznin biraz askıya alınması nedeniyle durmuş durumda. Bunun çünkü bizde başka işaretleri var. Bir anda önce (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, ‘Amerika, Türkiye ve Hizbullah, Suriye'den çekilmeli' dedi. Aynı şekilde Suriye'den de danışman düzeyinde açıklamalar geldi, ‘TSK, Suriye'den çekilsin' dendi. Bu aynı zamanda Erdoğan'ın veya AKP yönetiminin, Başbakan Binali Yıldırım'ın ısrarla ‘Biz aldığımız bölgeleri Suriye yönetimine teslim etmeyeceğiz' çıkışına da bir cevap niteliği taşıyordu. Şimdi bunların hepsi birleştiğinde ortaya çıkan şey AKP hükümetinin hem Amerika ile hem Moskova ile paralel yürütmeye çalıştığı sürecin sıkışıp kalması. Bu da Türkiye'yi bir açmaza sokmuş durumda. Türkiye bir karar verecek, ‘Ya öyle ya böyle' diyecek. Birlikte yürütülebilecek bir süreç değil. 24 Haziran ile birlikte iç politikada bir değişikli olursa başka bir şekilde de yürütüleceği ortada. Önümüzdeki tablo böyle bir sıkışmışlık gösteriyor."

    ‘F-35'LER ABD'YE YÜZDE 95 BAĞIMLILIĞI YÜZDE 100'E ÇIKARTIR'

    ABD yönetiminin Ankara üzerinde baskı kurmak için F-35 savaş jetlerini kullandığını da belirten Mehmet Ali Güller, Ankara'da bu hükümet varken yapılan ‘alternatif ararız' söyleminin karşılığının bulunmadığı görüşünü dile getirdi:

    "F-35 konusu, S-400 karşısında Amerikan Kongresi'nin uygulamaya çalıştığı bir basınç. F-35, 17 yıldır süren bir proje. Üretiminde içinde Türkiye'nin de bulunduğu 9 ülkenin yer aldığı bir proje. Dolayısıyla projenin kendisi Türkiye'ye hadi biz uçak vermiyoruz diyebileceği kadar kolay çözülebilecek konu değil, iş dallanır budaklanır. Öte yandan, umarız Amerika, Türkiye'ye F-35'i vermez. Türkiye de Türk Hava Kuvvetleri'nin Amerika'ya yüzde 95 bağımlılığını yüzde 100'e çıkarmamış olur. F-35, Türk Hava Kuvvetleri'nin kendi emekli generallerinin de açıkladığı gibi hem kötü bir proje hem de Türk Hava Kuvvetleri'ni Amerika'ya iyice bağımlı hale getirmiş olacak. Bir buçuk trilyon dolara varmış bir maliyetiyle bugüne kadar paslanma, radara yakalanmama sorunu, fırlama koltuğu sorunu, kokpitteki oksijen sorunu gibi sorunlarıyla gündeme gelmiş gibi kötü bir proje. Şimdi bu projeyi Türkiye'nin S-400'üne karşıt olarak Amerika'nın sunuyor olması bir kere teknik ve askeri bakımdan birbirinin karşılığı olmayacak meseleler. S-400, kendi kulvarındaki en iyi savunma sistemiyken, F-35 beşinci nesil uçaklar içerisinde en kötü proje durumunda. Şu anda bir iç politika meselesi önem kazandığı için AKP hükümeti yüksek perdeden F-35 karşısındaki basınca karşı duracağını söylüyor. Ama Senato Silahlı Kuvetler Komitesi'nin hazırladığı tasarı kanunlaşmaya doğru gittiğinde ya da temsilcilikler meclisinin tasarısı kanunlaşmaya doğru gittiğinde iş biraz daha ciddiyet kazanmış olacak. Bu noktada 4 Haziran'da Pompeo ile Çavuşoğlu'nun yapacağı görüşmede de bu konunun da gündeme geleceği, orada da birtakım ara anlaşmalara doğru gidileceği öngörülebilir. Türkiye'nin şu şartlarda AKP hükümeti varken, F-35 karşıtı açıklamalar yapsa da, F-35'ten hızla vazgeçebilme şansı pek görülmüyor. ‘F-35'leri vermediğiniz takdirde biz de Su-57'leri alabiliriz' dendi. ‘Böyle bir imkanımız var' demenin bir yolu bu. Netice itibarıyla beşinci nesil uçaklar içerisinde şu anda öylesi bir tercih de var. Türkiye'nin S-400'leri aldıktan sonra Su-57'leri de envanterine katabilmesi çok daha kolay anlamına gelecek, kolay şekle bürünecektir."

    ‘CHP'NİN ORTADOĞU BARIŞ VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (OBİT) ÖNERİSİ OLAĞANÜSTÜ BİR GELİŞME'

    Diğer yandan Mehmet Ali Güller, 24 Haziran seçimi öncesinde ana muhalefetten de dış politika konusunda gelen atakları anımsattı. Güller, CHP'nin Batı'yı dengeleyici tavrının ötesinde özellikle Ortadoğu için Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den oluşan Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) kurma kararlılığını ilan etmesine dikkat çekti.

    "Hem Muharrem İnce'nin cumhurbaşkanı adaylığı bildirgesinde hem de CHP'nin seçim beyannamesinde dış politika ile ilgili önemli maddeler var. Bunlardan bir kısmını çok olumlu bir kısmını ise çok olumsuz buluyorum. Çok olumsuzlardan başlayacak olursak, bu bildirge ile ‘Amerika ile yeni ortaklıklar tesis edeceğiz ya da Amerika ile kalıcı işbirliği yapacağız' şeklindeki açıklamaları olumsuz buluyorum. Diğer yandan ‘Avrupa Birliği (AB) ile bozulan ilişkileri tamir edeceğiz, üyelik perspektifimizi onaracağız' gibi açıklamaları da tavizkar ve batıya teslimiyet mesajları anlamına gelmesi nedeniyle olumsuz buluyorum. Ama diğer yandan Irak'ın ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü sahiplenmek, Mısır ile diplomatik ilişkileri başlatma adımını atılacağını ilan etmek, Suriye halkının kendi iradesi ile karar verebileceği bir siyasi çözümü destekleyeceklerini söylemek olumlu açıklamlardı. Bana göre, en olumlusu ise CHP'nin Türkiye, İran, Irak ve Suriye dörtlüsü ile Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) kurma kararlılığını ilan etmesi. Bu bölge açısından olağanüstü bir gelişme."

    ‘DAHA BAĞIMSIZ, ATATÜRK DÖNEMİNE UYGUN DIŞ POLİTİKA

    Güller geçmişte AKP'nin de İran dışı bölge için ‘Ortadoğu Birliği' gibi öneriler yapmış olduğu, Vatan Partisi'nin de daha ‘Avrasyacı' bir perspektif taşıdığını anımsatırken, "Şimdi bir de CHP'nin OBİT'i ortaya çıkmış oldu. Bu Türkiye açısından artık Ortadoğu'da daha bağımsız, Atatürk dönemine uygun bölge merkezli dış politikanın muhalefet içinde uygulanabilirliğinin bir işareti olmuş durumda. Umarız bu politikalar hızla gerçekleşir. Türkiye bölgesinde İran, Irak, Suriye ile hatta daha sonra başka ülkelerle de bir araya gelerek Amerikan hegemonyasını kırdığı, bölgenin sorunlarını kendileri bir arada çözdüğü, halkların birbirine düşmanlık yaparak değil, ekonomik işbirliği çerçevesinde etnik sorunları çözdüğü bir sürece doğru gider" ifadelerini kullandı.

    ‘AKP'NİN ‘BABALAR GİBİ SATARIZ' POLİTİKASI'

    Güller, iktidarın ekonomik krizde yeniden yabancı yatırımcılarla müzakerelerini de değerlendirdi. "AKP, kuruluşundan itibaren serbest piyasa ekonomisine eklemlenmiş, dış ekonomik politikasını yabancılaştırma, Türkiye'nin varlıklarını yabancılara satma perspektifini benimsemiş" diyen Güller, şunları söyledi:

    "Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın ‘Babalar gibi satarız' ifadesi ile yaptığı programı bugün de devam ettiriyor. Bu 16 yıldır süren bu politikaların sonucu. Türkiye'nin tarımda 133 kalemini dışarıdan satın aldığı, Cumhuriyet kurumlarından kalanları da sattığı, en son şeker fabrikalarını da satarak iç politikada seçim öncesi bir rahatlık aradığı bir süreç bu. Türkiye üretim ekonomisine dönmedikçe de bu daha kötüye gidecektir. AKP iç politika gereği IMF karşıtlığını propaganda ederek bu ekonomik kriz sürecini yürütmeye çalışıyor ama ondan daha kötüsünü yapmış oluyor. Yani İngiltere'ye giderek. Londra'da yapılan görüşmeler sıradan ekonomik görüşmeler değil. Tamam IMF'ye gidilmiyor ama Türkiye uluslararası tefecilere gitmiş oluyor. Ekonomi ayağında böyle ciddi bir sorunla karşı karşıyayız."

    ‘DIŞA BAĞIMLI DURUMDALAR'

    İktidar partisinin erken seçime gitme kararında da derin ekonomik krizin rol oynadığını anımsatan Güller, Londra'da yürütülen temaslarla dışa bağımlı ekonominin ‘tefecilere' teslim edildiği eleştirisi getirdi:

    "Zaten gördüğümüz kadarıyla erken seçimin bir Bahçeli-Erdoğan işbirliği ile önce 26 Ağustos sonra 24 Haziran denilip erken seçim ilan edilmesi ile bu ekonomik meselelerle ilgili. Ekonomi daha da kötüye gitmeden, daha da dibe vurmadan AKP bir an önce seçim yapıp işler daha kötüleşmeden virajı almaya çalışmış, bunun için erken seçim ilan etmişti. Gittikçe daha sıkışık bir tablo oluşacak. Et ithal eden, buğday ithal eden, pamuk ithal eden her şeyi dışarıdan alan ve içeride üretmeyen sadece turizme neredeyse dayanarak nefes almaya çalışan bir ekonomi. Böylesine dışa bağımlı bir ekonomiyi İngiltere'de uluslararası tefecilere teslim etmiş durumdalar. Kamucu birtakım ekonomik çıkışlar, üretim ekonomisini esas alan birtakım çıkışlar, 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarına bağlı olarak ortaya çıkabilecektir. Eğer AKP dışında yeni bir hükümet modeli oluşursa önüne kaçınılmaz olarak kamuculuğu arttıran bir karma ekonomiyi koymak zorunda. Diğer türlü bu ekonomik krizi, yeni bir hükümet modeli de aşamayacak."

    İlgili konular:

    Rus uzman, Türkiye'nin ABD'li F-35 yerine Rus Su-57 alacağına dair haberleri değerlendirdi
    'İsrail, Türkiye'ye F-35 verilmemesi için ABD ile pazarlıkta'
    F-35 belirsizliği üzerine: ‘Türkiye'ye üstü kapalı tehdit ve şantaj yöneltenler kendileri kaybeder'
    Etiketler:
    F-35, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Mehmet Ali Güller, Ceyda Karan, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın