18:07 21 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Batı'nın kimyasal silah iddialarının inandırıcılığı kalmadı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 40

    Ömer Ödemiş’e göre, Tahran zirvesi ile İdlib operasyonunda yoğunluk düşürüldüyse de engellenmesi imkansız. Siviller ve mülteci akınının abartıldığını söyleyen Ödemiş, savaştan önce kentte 160 bin civarında nüfus olduğunu söyledi. Ödemiş, Batı’daki kimyasal silah iddialarının ‘artık komik olduğu ve inandırıcılığının kalmadığı’ görüşünde.

    Astana sürecinin ortakları Rusya Federasyonu, Türkiye ve İran'ın liderlerinin Tahran'daki zirvesi, Suriye ordusunun İdlib'deki El Kaide ve IŞİD unsurlarına yönelik operasyonunu şimdilik ‘erteletmiş' gibi görünürken, tartışmalar bitmiyor. Özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib'e yönelik operasyonun ortaya ‘insani bir facia çıkartacağı tezi eşliğinde dünyaya çağrılar yaparken, Batılı ülkelerin desteği eşliğinde medyada 3.5 milyon yeni mülteci ortaya çıkabileceği iddiaları ortaya atılıyor. Ancak İdlib'in savaş önceki ve şimdiki nüfusu bile tam olarak bilinmezken, sivillerin El Kaide, IŞİD unsurları ve türevlerinin elinde ‘insan kalkanı' kılındığı görüşü de dile getiriliyor ve buna dayanarak operasyonun ertelenmemesi gerektiği vurgulanıyor.

    Konuyu, Suriye sahasını yakından tanıyan ABC gazetesi yazarı gazeteci ve yazar Ömer Ödemiş ile konuştuk.

    ‘ERDOĞAN, İDLİB'DEKİ ILIMLILARA ‘BEN ELİMDEN GELENİ YAPTIM, DURDURAMIYORUM' MESAJI VERDİ'

    Ömer Ödemiş'e göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tahran zirvesinde ateşkes çağrısını öne çıkartarak bunun ılımlılara yönelik "Ben elimden geleni yaptım, operasyonu durduramıyorum" mesajını vermek istedi. Ancak operasyonun iddia edildiği gibi ertelenmediği, müzakereler nedeniyle yoğunluğunun kısmen düşürüldüğünü söyleyen Ödemiş'e göre, İdlib'e operasyonun durdurulmayacağını Türkiye de zaten biliyor:

    "Bir saat öncesine kadar bombardımanın lokal olarak yapıldığı bilgisi bölgeden geliyor idi. Durdurulmuş, bir şey yok. Ancak yoğunluğu kısmen düşürülmüş denebilir. Görüşmelere Türkiye'nin bu ayaklarını yere vururcasına yaptığı itirazlara dönük biraz sakinleşme denebilir. Onun dışında İdlib'e operasyon yapılacağı, İdlib'e cihatçı katillerin toplanma sürecinden bu yana bilinen bir şey. Oraya toplanmalarının nedenleri orada o insanlara özerk bir yapı kurdurtmak değildi. İdlib'i bu insanlara vermek değildi. Sadece diğer bölgelerde huzuru, güveni sağlayıp İdlib sorununu sonraya bırakmaktı. Bunu herkes biliyordu ki İdlib gündeme gelecek ve İdlib de mutlaka temizlenecek. Şöyle bir taktik izledi Rusya ve Suriye: Bölge bölge temizlediler. Önce Halep tamamen temizlendi, Humus kırsalı ve merkezi daha öncesinde temizlenmişti, Hama'nın kırsalı, Palmira düşürüldü, arkasından Şam içerisindeki Yermuk vb. bölgeler temizlendi. Guta temizlendi, sonra da Dera temizlendi. Yani sıranın İdlib'e geleceği zaten herkes tarafından biliniyordu, Türkiye tarafından da biliniyordu. Astana'da oluşturulan çerçevede özellikle Tahran'daki ortaya çıkan fotoğraf Türkiye açısından bakıldığında çok kötü bir fotoğraftı. Putin açıkça ‘Siz kimin adına ateşkes istiyorsunuz' dedi. Masada El Kaide, Nusra yok, siz onlar adına mı ateşkes istiyorsunuz gibi bir tavır koydu. Türkiye de ateşkes isterken zaten bu tavrı öncesinden biliyordu mesajı sonuç almaya dönük bir mesaj değil, özellikle kendi çevresine İdlib'teki ‘ılımlılara' mesaj vermeye yani ‘Ben elimden geleni yaptım, durduramıyorum. Daha düne kadar bölgede sizinle iş birliği içerisindeydim. Ama bu iş birliğim sonuç vermiyor' mesajı vermeye çalıştı Tahran'daki zirvede. Onun öncesinde bunlar konuşulmuştu istihbarat teşkilatları arasında. Bunun olmayacağı, yapılmayacağı, İdlib operasyonunun devam edeceği, Rusya ve İran'ın bu konudaki ısrarı zaten biliniyordu."

    ‘İDLİB'TE 4 MİLYON İNSANIN OLMASI MÜMKÜN DEĞİL'

    Ödemiş, söylenenlerin aksine İdlib'te 4 milyon insan olmasının imkansız olduğunu ve İdlib şehrinin savaştan önceki nüfusunun 160 bin kadar olduğunu belirtti. Ödemiş, Türkiye'ye İdlib operasyonu sonucunda böyle bir sayının sığınmasının da sadece spekülasyondan ibaret olduğunun altını çizdi:

    "Merkez medyanın bir kısmı İdlib'teki bir yerlere girmişler, oradan görüntüler veriyorlar, bomboş etraf deniyor. Cisr el Şuğur'un Lazkiye tarafında kalan kısmı ile Rusya ve Suriye'nin insani koridor açmayı planladığı İdlib'in Hama tarafı ağırlıklı olarak temizlenmiş durumda. On gündür bombalanıyordu. Bu bombalama stratejik önemdeki bölgelerle başladı. Lazkiye önemliydi. İdlib'ten Lazkiye kırsalına geçen, geçemeye çalışan Çeçen teröristlerden bahsediliyordu. Oralar ağırlıklı olarak ABD'nin iddiasıyla yüze yakın hava operasyonuyla ki yüzden daha fazla binlerce de karadan atılan füzeyle vurdu bölgeyi. Yoğunluğun düşürülmesinin gerekçesi olarak ortaya atılan şeylerden bir tanesi sivil. İdlib'in savaştan önceki nüfusu 2010 yılına göre 164 bin. Cisr el Şuğur ile ve kasabalarla birlikte de 210 bin civarında bir nüfus ediyor tamamı. Düşünün ki Hakkari'yi Ankara'yı sokacaksınız. 4 milyon deniyor, 3.5 milyon deniyor kademe kademe arttırıldı bu. Önce 2.5 deniyordu, 3'e çıktı, şimdi 4 milyona geldi dayandı. Yani 6 bin km karelik bir alandır. Çoğu kısım dağlık ve yaşama müsait değildir. Buraya 4 milyon insanı üst üste dizseniz sığdırmanız mümkün değil. Bu özellikle siviller üzerinden cihatçılara kalkan olma kafasıyla oradaki sivil nüfus arttırılıyor. Suriye'nin nüfusu zaten savaştan önce 23 milyon kişiydi. En son seçimlerde kullanılan oy sayısı 12 milyona yakın, seçmen sayısı 15 milyona yakın idi. Peki Türkiye'de 4 milyonu var, Avrupa'ya 500 bini geçmiş, 500 bin Ürdün'de var, bir milyon Lübnan'da var, bir milyona yakın insanın öldüğü söyleniyor. Bu 4 milyon insan gökten zembille mi indi geldi, girdi oraya. Şam'ın nüfusu şu an 8-9 milyon civarı, Lazkiye 3-4 milyonu geçmiş durumda. Halep yeniden bir milyonun üzerine çıktı. Hangi matematikle hangi bilgilerle bakarsanız bakın İdlib'te bu kadar rakamın olması mümkün değil, kaldı ki Suriye kaynakları da 200-250 bin civarı rakam belirtiyor. Bunların yüz bin civarının cihatçılar ve ailelerinin olduğu, diğerlerinin de İdlib'te tercih eden halk olduğu söyleniyor. İdlib'in teröristlerce işgalinden sonra Suriye devleti İdlib'te kalan ki çoğunluğu kaldı, devlet memurlarının maaşını hala ödemeye devam ediyordu."

    ‘İDLİB'DEN KAÇANLAR CİHATÇILARDAN DOLAYI KORKUP KAÇTIKLARINI SÖYLÜYOR'

    Ödemiş, Lazkiye'de bulunurken konuştuğu İdliblilerin Suriye yönetiminden değil, bölgedeki cihatçılardan ötürü korkup kaçtıklarını söylediklerini de aktardı. Ödemiş, cihatçıların İdlib'teki sivillerin bölgeden çıkmasına engel olduklarına dikkat çekti, cihatçıların savunma mekanizmalarını korumak istemesinden dolayı çıkışlara engel olduğunu belirtti:

    "Suriye geneli açısından baktığımızda İdlib halkı biraz değişik bir halktı. Sınıra yakın olduğu için de çoğu kaçakçılıkla geçinen bir halktı, bir kısmı da tarımla uğraşırdı. Ama Suriye bürokrasisinde çok önemli görevlere gelmiş İdlibliler de var. Ben Lazkiye'deyken çok sayıda İdliblinin orada olduğunu gördüm. Önemli bir kısmı Lazkiye'ye geçti zaten. Türkiye'ye gelen Hatay'da yaşayan birkaç İdlibli ile de konuştuğumda Suriye devleti ile olan sıkıntıdan değil, cihatçılardan dolayı korkup kaçtıklarını söylüyorlar. Yani orada öyle bir kitlenin cihatçı ideoloji ile yaşama isteğiyle eylem yapması mümkün değil. Suriye devleti bunların orada kalkan olarak tutulduğunu düşünüyor. Çıkışlar için koridorlar açmak istemelerine rağmen bu koridorların açılmasına cihatçı çetelerin engel olduğunu düşünüyor. Yani bu sivil hak oradan çıkar ise bunların savunma mekanizmaları zarar göreceği için buna engel olduğunu düşünüyor."

    ‘ÖNEMLİ BİR KISMI SURİYE DEVLETİNİN KONTROLÜNDEKİ BÖLGELERE GEÇMEK İSTEYECEK'

    Ödemiş, söylenen gibi Türkiye'ye bir göç dalgasının olmayacağını, İdlib'ten kaçan halkın büyük bir kısmının Suriye devletinin kontrolündeki bölgeleri tercih edecekleri öngörüsünde bulundu. Ödemiş'e göre, Türkiye'ye 4 milyon Suriyelinin göç edeceği haberleri operasyonu durdurmaya yönelik:

    ''Çok yakın bölge Cisr el şuğur VE Gap bölgesi var. Gap bölgesi, Suriye ordusunun kontrolündedir zaten. Cisr el şuğur üzerinden açılabilir. Zaten Suriye devletinin de ilk etapta o bölgeye yönelmesinin nedeni de oradan daha kolay koridor açılabiliyor olması. Türkiye'ye mülteci akını olacak, 4 milyon insan gelecek vs. bunlar tamamen operasyonu durdurmaya dönük söylemler. Orada o rakamda bir nüfus yok. Böyle bir durumda da halkın Suriye devletinin kontrolündeki bölgelere mi geçecekleri Türkiye'ye mi gelecekleri zaten çok net olmayan bir şey. Bence İdlib'te yaşayanların önemli bir kısmı Suriye devletinin kontrolündeki bölgelere geçmek isteyecektir.''

    ‘İDLİB MART 2015'TE BÜYÜK BİR OPERASYONLA İŞGAL EDİLDİ'

    Suriye'nin İdlib vilayetinin Mart 2015'te ağır silahlı cihatçı gruplar tarafından işgal sürecine atıf yapan Ödemiş, Suriye'nin geri çekilmesinde de sivil kayıp riskinin etkili olduğunu savundu. Ödemiş, cihatçıların İdlib'i işgalinin ardından bütün bölgede giriştikleri katliamları anımsatarak şu değerlendirmede bulundu:

    "İdlib'in Mart 2015'te nasıl işgal edildiğini hatırlıyoruz. Zırhlı araçlarıyla birlikte 5 bin civar kollarına kurdeleler bağlamış ve kendini sınıflandırılmış son derece organize olmuş örgütler toplamıyla yani değişik cihatçı grupların organizasyonuyla Altınözü sınırında çok alenen 5-6 bin civarındaki askeri güç girerek işgal etmişti İdlib'i. Önce Altınözü sınırında bu cihatçı yapılanma, öbeklenmiş, organize olmuş, silahlanmış, tankını, topunu o bölgeye getirmiş ondan sonra bir gün ansızın İdlib'e geçerek İdlib'i düşürmüşlerdi. İdlib'in bu noktaya gelmesi bugün İdlib'te katliam olur çığlığını atanların mimarlığında gerçekleşmiştir. O güne kadar İdlib Suriye devletinin kontrolünde cihatçıların bir türlü giremediği bir bölge idi. Tamamen Altınözü üzerinden girdi. Suriye devleti sivil halka zarar gelmesin diye askeri güçlerini birkaç gün sonra İdlib kentinden çekti. İdlib böyle düşürülmüştü. Dönüp baktığımızda Suriye'de yaşanan 8 yıllık süreçte 100 binleri aşan sayıda insanların katledilmesi, yaklaşık 20 bin çocuğun birçok kadının, 150 bin askerin katledilmesi organizasyonunu yapanlar bugün felaket çığlıkları atıyorlar orada. Peki siz bu kadar insan severdiniz, bu kadar sivil halkı düşünüyordunuz da Suriye'de bu kadar katliam olurken niye gıkınızı çıkarmadınız? Lazkiye kırsalında alevi halk katledilirken niye gıkınızı çıkartmadınız? Bunlar insan değil miydi? Bunlar sivil değil miydi? Kaldı ki orada katledilenlerin hepsinin katliamcıları bizim sınırlarımız içinden girdiler. Bunu alenen görüntüler yayınlayarak, teşhir ederek, bağırarak söylediler. O zaman sesinizi çıkartmayacaksınız, şimdi aman siviller var diyerek dünyayı ayağa kaldırıp hatta Amerika'yı da harekete geçirmek için ‘Hadi vurun' diyeceksiniz. Köprüden son çıkış diyor Cumhurbaşkanı o lafı doğru. Tam tersi Suriye halkının zaferini ilan etmesi için de son çıkış İdlib. Bunun için de bu operasyon her ne pahasına olursa olsun devam edecek. Çünkü bugüne kadar Suriye'de nereyi alma kararı verildiyse orası bir süre sonra alındı. Halep dendi, Halep alındı. Dera dendi, Dera alındı. Guta dendi Guta alındı. Yani neresinin alınması stratejik olarak karara bağlanmış, müttefiklerle beraber oraya yüklenilmişse orası alındı. Bunu herkes biliyor. İdlib'te de bu sonucun olacağını biliyorlar."

    ‘KİMYASAL OLAYI KOMİK BİR DURUMA DÜŞTÜ'

    ABD öncülüğündeki Batılı ülkeler ‘kimyasal silah kullanımı' teması üzerinden Şam'a tehdit savururken, Rusya ise bu silahlara zorda kalan cihatçı grupların başvuracağı istihbaratı bulunduğunu söylerken, Ödemiş'e göre bu senaryo artık geçerliliğini yitirdi. Bugüne kadar bu silahların kullanıldığı iddialarının somut ve bağımsız kanıtlarla ortaya konulamadığını anlatan Ödemiş, Türkiye'nin de bu konuda ‘ikiyüzlü' politika izlediği görüşünü aktardı:

    "Bu kimyasal olayı komik bir duruma düştü. Artık dünya konjonktüründe inandırıcılığı kalmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bile Tahran'da söylediği gibi bir kör gerekçe haline geldi. Herkes biliyor ki böyle bir gerçeklilik yok, daha önce de ispatlanamadı. Zaten askeri ve konvansiyonel olarak kenti alabilecek durumdayken, kent kuşatılmışken ve askeri olarak sonuç alınma noktasındayken niye bu güçler kimyasal kullansın. Bunu dünya kamuoyunda herkes sorguluyor. ABD birçok operasyon yapabilir. Yine görevi üzerinden atmak için füzeler atabilir. Kalkanlar var, harekete geçer, bir kısmı düşer ama. Suriye devletinin müttefikleriyle giriştiği bu hamlesini engelleyemez. Bir başka önemli olan şey, bu İdlib'e getirilenler bir başka bölgede uzlaşmayı reddeden teröristlerdir. Uzlaşacağını beklemek abesle iştigal olup ılımlı denilen şey biraz empati yapıldığında çok ciddi bir şey olduğu görülür. Halep'te katliam yapacaksın, başka yerde katliam yapacaksın, Humus'ta iki okulun önüne bombalı araç yerleştirip çocukları katledeceksin ve senin adın ılımlı olacak. Ilımlılar var diye bizim Türkiye Cumhuriyeti devletimiz müdahale edilmemesini isteyecek. Düşünü ki Antalya'da böyle ağır silahlı bir yapı olmuş olsa, bir başka ülkeden maaş alır durumdaki bir yapı, biz bir gün durur muyuz, durulması istenir mi? Bunda bile iki yüzlü bir politika var."

    Etiketler:
    Avrupa Birliği (AB), IŞİD, NATO, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İdlib, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın