20:59 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Kaşıkçı olayı Türkiye hükümetine meydan okuma’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 14

    İslam Özkan’a göre, Suudi asıllı muhalif gazeteci Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda ortadan kaybolması ve öldürüldüğü iddiaları Türkiye hükümetine yönelik bir ‘meydan okuma’. Erdoğan’ın ekonomik kriz yüzünden Suudiler ve Körfezle kriz istemediğini belirten Özkan, bunun için dikkatli adımlar atıldığının altını çizdi.

    Suudi Arabistan'da mutlak monarşiye danışmanlık da içeren kariyerinin ardından muhalefete geçen gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın, evlilik işlemleri için 2 Ekim'de girdiği İstanbul Başkonsolosluğu'nda ‘kaybolmasının' gizemi sürerken, dikkatler Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kaşıkçı olayıyla ilgili açıklamasında Suudi yönetimine gazetecinin başkonsolosluktan çıktığına dair kanıtları ıspatlaması şartını koştu. Ancak Ankara'nın ismi açıklanmayan Türk yetkililer üzerinden Kaşıkçı'nın Riyad'dan gelen özel bir tim tarafından öldürüldüğü yolundaki haberlerin tonu kısa sürede düştü.

    Kaşıkçı krizi ve Türkiye ile Suudi Arabistan ilişkilerine yansımalarını Arap kaynakları yakından takip eden gazeteci İslam Özkan ile konuştuk.

    ‘TÜRK YETKİLİLER OLARAK GÖSTERİLEN KAYNAKLAR BİR AKIL YÜRÜTME YAPIYORLAR'

    Suudi gazeteci Kaşıkçı'nın öldürüldüğüyle ilgili konuşan Türk yetkililerin sadece tahminde bulunduklarının altını çizen İslam Özkan, Kaşıkçı olayı ile ilgili ortaya 15 parçaya ayrıldığı yolunda dehşetengiz iddialar atılsa dahi ortada net bir bir bilgi bulunmadığını ifade etti:

    "Net bir bilgi yok. Farklı rivayetler anlatılıyor. Her ne kadar Türk-Arap Medya Derneği Başkanı Turan Kışlakçı kesin öldürüldü dese de Türk hükümetinin Suudi Arabistan'a mühlet vermesi başta olmak üzere Türkiye tarafının ya da Turan Kışlakçı'nın herhangi bir somut kanıt sunmadan ama Türk yetkililerden elde ettikleri bilgiler doğrultusunda açıklama yapmaları bunun gazetecilik mesleği açısından bakıldığında ya da bilimsel olarak bakıldığında kesin, teyit edilebilecek bir bilgi olmadığını gösteriyor. Öldürülmüş olabilir ama eğer öldürüldüğüyle ilgili kesin bir bilgiye sahip olunsaydı, kesin kanıtların da buna paralel olarak ileri sürülmesi gerekecekti. Fakat son ana kadar buna ilişkin kesin kanıtlar ileri sürülebilmiş değil. Bence Türk yetkililer olarak gösterilen kaynaklar bir akıl yürütme yapıyorlar. Yani Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan Konsolosluğu'na girmiş ancak çıkmamış ve buna ilişkin olarak kamera kayıtları da yok. İçeride olmadığı da hemen hemen kesin gibi. İngiltere'den gelen yetkililer gezdirildi Suudi Arabistan Konsolosluğu'nda. Orada olmadığı kesin."

    ‘KAMERA KAYITLARININ OLMAMASI ÇOK KOMİK'

    Olay gününe ait kamera kaydı bulunmamasını komik bulan Özkan, böyle bir durumda konsolosluğu ciddiye almanın mümkün olmadığını söyledi. Özkan, konsolosluk yetkililerinin kamera kayıtlarını Türk yetkililere vermek istemedikleri ihtimaline değindi:

    "Kamera kayıtlarının olmaması çok komik. Sebebi de şu: Suudi Arabistan Konsolosluğu'nun Türkiye'de 30-40 yıllık bir mazisi vardır. Bu kadar süre zarfında bundan daha önemli bir olay olmamıştır. Normal şartlar altında tıkır tıkır çalışan kameralar tam da böylesine siyasi ve güvenlik açıdan konsolosluk tarihinin en önemli olayı olmasına rağmen kameralar kayıt yapmıyor. Bu çok ilginç bir durum ve çok komik. Dolayısıyla bu noktada Suudi Arabistan Konsolosluğu görevlilerinin ile konsolosluğun ifade ettiği şeyleri ciddiye almak mümkün değil. Mutlaka ya kameralar kasıtlı olarak kapatılmıştır, o sıralarda kayıt yapmamıştır ya da gerçekten kamera kayıtları var, Türk yetkililere vermek istemiyorlar. İkinci husus, parçalanma meselesi. Şöyle bir akıl yürütme içinde oldukları için Türk yetkililerin Cemal Kaşıkçı'nın öldürüldüğü kanaatine vardıklarını düşünüyorum ben. Ellerinde somut bir kanıt var mı yok mu bilmiyorum. Ama girdi Cemal Kaşıkçı ve çıkmadı, kamera kayıtları yok, konsoloslukta yok. Bir de konsolosluğun etrafında, dışında Türkiye'ye ait kamera kayıtları mutlaka vardır ve olmalı. Cemal Kaşıkçı'nın ya farklı parçalara bölünerek öldürüldüğü ya da bir şekilde infaz edildiği şeklinde bir akıl yürütme yapıyorlar. Türk yetkililer şu ana kadar Cemal Kaşıkçı'nın öldürüldüğüne dair bir kamera kaydı olsa ya da bununla ilgili somut kanıt olsa şu ana kadar çoktan kamuoyuyla paylaşmaları gerektiğini düşünüyorum. Ama ellerinde böyle bir kanıt olduğu halde bekliyorlarsa bu beklemede anlamsız. Çünkü bu sefer öldürülmüş bir insanla ilgili olarak Suudi Arabistan size ne sunacak ki? Açıkça, ‘Evet biz öldürdük, infaz ettik' diyecek halleri yok.

    ‘CEMAL KAŞIKÇI'YA YAPILANI ANORMAL KARŞILAMAMAK GEREKİYOR'

    Suudi Arabistan'ın yasalar gereği konsolosluğu kendi toprakları olarak gördüğünü belirten Özkan, Suudi Arabistan'ın kendi vatandaşı olan bir muhalifi kendi topraklarında cezalandırma hakkına sahip olduğu düşüncesiyle hareket etmiş olabileceğini söyledi. Özkan, bu yüzden Suudi mantığıyla Kaşıkçı'ya yapılanın anormal karşılanmaması gerektiğini ifade etti:

    "Muhammed Bin Selman, dün Bloomberg televizyonuyla bir röportaj yapıyor. Orada şunu söylüyor: ‘Bugün başımıza gelecek büyük bir belayı savuşturmak için gelecekteki küçük bir belaya tahammül etmeye razıyız' gibi bir ifade kullanıyor. Muhammed Bin Selman'ın açıklamalarından anlıyoruz ki Suudi rejimi, Suudi Arabistan Konsolosluğu'nun Suud toprağı olarak görüyor ki uluslararası hukuka göre de Suud toprağıdır. Kaşıkçı da Suudi vatandaşı. Dolayısıyla bir Suudi vatandaşını, İslamcı olarak gördüğü, illegal olarak gördüğü bir muhalifi Suud topraklarında infaz etme ve cezalandırma hakkını kendisinde görüyor. Gelecekte bunun hesabını vereceğini düşünmüyor. Gelecekte bu Suudi Arabistan halkının yararına olacaksa, onun maslahatına hizmet edecekse gerekirse bütün şeylere gireriz, diyor. Doğrudan infaz ettik ifadesini kullanmıyor. Muhammed bin Selman ve Suudi rejiminin yaptıklarına bakacak olursak aslında Cemal Kaşıkçı'ya yapılanı çok da anormal karşılamamak gerekiyor. Suudi hanedanı üyesi en az 3 prensin kaçırılması ve bunlardan bir ya da ikisinin infaz edilmesi konusu söz konusu. Bunlar muhaliftiler. Muhammed bin Selman rejimin uygulamalarını, icraatlarını, siyasetlerini eleştiriyorlardı. Bu insanlar sırf eleştirel tavırlarından dolayı kaçırılarak infaz edildiler. Uluslararası hukuku dinlenmeden, dikkate alınmadan bunlar yapıldı."

    ‘KAŞIKÇI OLAYI BİR MEYDAN OKUMAYI DA İÇERİYOR'

    Özkan'a göre olay, Türkiye'de gerçekleşmesi nedeniyle Türk iktidarına bir meydan okumayı da içeriyor. Erdoğan yönetiminin Suudi Arabistan ile bir kriz yaşamamak için dikkatli adımlar attığına dikkat çeken Özkan, Erdoğan gibi fevri çıkışlarıyla bilinen bir siyasetçinin ekonomik nedenlerle bir kriz ortamı yaratmamaya özen gösterdiğini belirtti:

    "Suudi Arabistan bence Türkiye'deki konsolosluğu bu eylem için belki özel olarak tercih etmedi. Ama Cemal Kaşıkçı uzun bir süre Katar krizi başladığı süreçte Suudi Arabistan'dan kaçtı. Amerika'ya gitmişti. Orada birkaç yer değiştirip Türkiye'ye geldi. Birkaç aydır Türkiye'de bulunuyordu ve burada evlenmeye planlıyordu. Evlilik planlarıyla ilgili olarak da bürokratik işlemler için konsolosluğa gitmesi gerekiyordu. Arap basınında anlatılan bazı arka planlar var. Bununla ilgili olarak 28 Eylül'de ilk defa konsolosluğa gidiyor. Fakat geçtiğimiz Salı gününe randevu veriliyor. Bu dört beş günlük süre içerisinde Cemal Kaşıkçı'ya yönelik yapılacak operasyon planlanıyor, bazı Arap basınında yazılanlara göre. Cemal Kaşıkçı'yı Salı günü bir şekilde konsolosluğa getiriyorlar. O sırada zaten Türk basınında da yer alan muhtemelen içinde istihbarat biriminin bulunduğu 15 kişilik heyet iki uçakla geliyor. Bu süre zarfında Cemal Kaşıkçı'yı Muhammed bin Salman'ın siyasi işler danışmanı Suud el Kahtani'nin bu beş günlük sürede Cemal Kaşıkçı ile sürekli görüşüyor ve onu Suudi Arabistan'a getirmeye ikna etmeye çalışıyor. Gelirsen sana bir şey yapmayız. Sen şu ana kadar herhangi bir suç işlemedin' şeklinde ikna ediyorlar. Bu konuşmalara güvenerek Kaşıkçı kendisine bir şey yapılamayacağını düşünerek Suud konsolosluğuna gidiyor. Ama yine de trafikleri var. Nişanlısına haber bırakıyor, ‘Saat beşe kadar konsolosluktan çıkmazsam, Türk yetkililere haber verin' diyor. Burada taraflar arasında bir krize yol açmaması mümkün değil. Çünkü böyle bir operasyonun her ne kadar Suud toprağı olarak nitelendirilse de uluslararası hukuka göre yine de Türkiye'de gerçekleştirilmiş olması aslında güvenlik güçlerine ve Türk iktidarına bir meydan okumayı da içeriyor. Bunun bir krize dönüşmemesi normal şartlarda mümkün değil. Hele Recep Tayyip Erdoğan gibi fevri çıkışlarıyla bilinen bir siyasetçinin yani başka bir ülke olsaydı sesini çok daha gür bir şekilde yükseltebilecekken muhtemelen ekonomik nedenler ve Körfez sermayesine duyulan ihtiyaç nedeniyle bunu şimdilik ertelediğini ve mümkün mertebe bu krizi bir şekilde halletmeye çalışma. Henüz daha Kaşıkçı'nın öldürüldüğünden emin değiller. Bununla ilgili olarak güçlü bir algıya, hissiyata sahipler ama ellerinde kesin kanıt yok dolayısıyla Suudi Arabistan'a mühlet veriyorlar mümkün mertebe krizi erteleyerek bir şekilde tatmin edici cevaplar vermesi için. Eğer bu olursa muhtemelen kriz başlamadan bitecek. Ama eğer bununla ilgili olarak Suudi Arabistan tarafı ikna edici yanıtlar veremezse ve öldürüldüğü kesinleşirse bunun bir krize dönüşme ihtimali çok yüksek görünüyor."

    ‘YASİN AKTAY BÖYLE DEDİYSE, TÜRK DIŞ POLİTİKASI İÇİN BÜYÜK FECAATTİR'

    Özkan, AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay'ın El Arabi televizyonuna yaptığı açıklamalara dikkat çekerken, burada ‘Türkiye'deki derin devletin suçlanması' gibi bir durum ortaya çıktığını belirtti. Bunun da Suudi misyonunun içerisinde bir gazetecinin ‘Türkiye derin devleti' tarafından öldürüldüğü iması içerdiğini söyleyen Özkan, şu değerlendirmeyi yaptı:

    "Yasin Aktay'ın açıklamaları çok enteresan. Aktay'ın açıklamaları kabul edilebilir açıklamalar değil. Aktay'ın El Arabi televizyon programında söylediği şu: ‘Suudi yetkililer yapmamış olabilir, derin devlet de böyle şeyler yapıyor' diye bir ifade aktarılıyor. Eğer bu tercüme hatası değilse, Yasin Aktay'ın kastettiği başka bir şey değilse ve bu şekilde söylediyse bu çok büyük bir fecaattir. Bu Türkiye dış politikası açısından bir fiyaskodur. Bu asla kabul edilemez. Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'na girmiş ve çıkamamış bir insan için Türkiye'deki derin devleti ya da FETÖ'yü ya da başka bir unsuru suçlamak çok garip olur işin doğrusu. Velev ki derin devlet ya da FETÖ işin içerisinde ama olsa bile birinci dereceden sorumlu olan bu işi planlayan Suudi rejimi. Bu çok açık. İşin içerisinde Birleşik Arap Emirlikleri mi varmış bunlar başka şeyler. Olay Suudi Arabistan Konsolosluğu'nda oluyor. Dolayısıyla birinci derecedeki mesuliyet sahibi olan insanları tespit etmek için lazım. İşin içerisinde başka grupların, başka tarafların da parmağı varsa o ayrı bir meseledir."

    ‘TÜRKİYE TARAFI BUNUN ÇOK DAHA SICAK BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞMESİNİ İSTEMİYOR'

    Türkiye ile Suudi Arabistan ve koalisyon ortakları arasında devam eden bir soğuk savaş olduğunu hatırlatan Özkan, Türkiye'nin ekonomik gücü elinde bulunduran Suudi Arabistan'ı karşısına almak istemediğini belirtti:

    "Ben krize doğru gideceğini düşünüyorum. Ama Türkiye tarafı bu krizi istisnai bir kriz olarak ele alır da çok farklı bir diplomasi uygularlarsa bilemiyorum. Normal şartlar altında Türkiye başka bir ülkeyle benzeri bir şey yaşamış olsaydı, çok ciddi bir kriz çıkardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çok keskin ifadeler kullanırdı. Şimdi ısrarla alttan almaya dönük bir şey olduğunu görüyorum. Ya konuyla ilgili kesin kanıtlara sahip değiller ve mesnetsiz bir şekilde krize yol açmak istemiyorlar, o yüzden ihtiyatlı davranıyorlar. İkincisi de aslında Türkiye, büyük ölçüde Suudi Arabistan'ı karşısına almak istemiyor. Çünkü çok ciddi bir ekonomik güce sahip. Şu anda fiilen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın oluşturduğu koalisyon ile Türkiye arasında aslında bir soğuk savaş var. Fakat bunun çok daha sıcak bir çatışmaya dönüşmesini istemiyor Türkiye tarafı."

    ‘BU KRİZ OBAMA DÖNEMİNDE OLSAYDI…'

    Özkan'a göre Kaşıkçı krizi, Barack Obama'nın başkanlığı döneminde yaşansaydı, bu ABD'nin Suudi Arabistan ile ilişkilerinde bir pürüz olarak kabul edilebilirdi:

    "Bunun Amerikan-Suud ilişkilerine bir gölge düşüreceğini zannetmiyorum. Zaten Trump yönetiminin ne uluslararası hukukla ilgili bir kaygısı var ne insan haklarıyla ilgili bir kaygısı var. Obama döneminde olsaydı bu kriz kısmen böyle bir şeyden bahsedebilirdik. Ayrıca Suud rejimiyle Amerikan yönetimi arasında Suudi Arabistan neredeyse kurulduğundan beri devam eden ittifak göz önünde bulundurulduğunda hatta demokrat bir parti bile iktidarda olsa geçici bir kriz sonrasında dış sicili ilişkileri tekrar eski haline dönmesini düşünmek gayet doğal olacak."

    Etiketler:
    Türk-Arap Medya Derneği, Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cemal Kaşıkçı, Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın