00:20 22 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Kaşıkçı olayı Batı hegemonyasındaki yozlaşmanın göstergesi’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 10

    Behlül Özkan’a göre Kaşıkçı olayı Riyad’daki iktidar mücadelesi ile Batı hegemonyasındaki yozlaşmanın göstergesi. Özkan, ‘ılımlı İslam’ projesinin önü Riyad tarafından kesilmiş Ankara’nın Brunson olayıyla birlikte gelişmeleri ‘mevzi kazanmak için kullandığını’ belirtti

    Suudi Arabistan, muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'daki başkonsolosluğa girdikten sonra ortadan kaybolması ve öldürüldüğü iddiaları yüzünden zorda. Trump yönetiminin desteği eşliğinde Türkiye ile ortak mekanizma kurulsa da, Batı'da veliaht prens Muhammed bin Salman'ın cezalandırılması yönünde sesler yükseliyor. Ankara da gelişmeleri hem ABD hem de Suudi Arabistan'la ilişkilerini gözeterek yürütmeye çabalıyor.

    Petro-dolar krallığı Suudi Arabistan'ı; Batı ve özellikle ABD ile müttefikliğinin gerisinde yatan olguları, Türkiye dahil Ortadoğu'daki diğer ülkelerdeki Müslüman Kardeşler hareketleriyle ilişkilerini Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Behlül Özkan ile konuştuk.

    ‘SUUDİ ARABİSTAN, BATI'DA ELEŞTİREL GÖZLE BAKILMAYAN BİR ÜLKE'

    Behlül Özkan'a göre, Suudi Arabistan, Batı'yla özel ilişkileri nedeniyle eleştirel gözle bakılmayan ülkelerden birisi. Suudi Arabistan'ın hem İslam dininin önemli kutsallarına ev sahipliği yaptığını hem de Ortadoğu'daki stratejik dengelerdeki rolü ile birlikte petrol kaynaklarıyla öne çıktığını anımsatan Özkan, Riyad'ın özellikle Batı'da akademik dünya dahil pek çok kuruma yönelik mali desteklerinin bu ülkeye yönelik eleştirel tutuma engel olmasına dikkat çekti:

    "Suudi Arabistan, Ortadoğu coğrafyasında çok önemli bir ülke, İslam dünyasında da çok önemli bir ülke. Dünyada milyonlarca Müslüman beş vakit namaz kılarken Suudi Arabistan Mekke'ye doğru namaz kılıyorlar. Öldüklerinde bile Müslümanlar İslam inanışına göre Mekke'ye göre defnediliyorlar. Dolayısıyla günlük yaşamda da günlük yaşamda da son derece jeopolitik olarak önemli bir ülkeden söz ediyoruz. Hem dini anlamda hem ekonomik anlamda dünyada en ciddi miktarda petrol üreten ülkelerinden bir tanesi. Ortadoğu'da da stratejik bir ortama sahip. Suudi Arabistan ilginçtir hem Türkiye'de hem de Batı'da üzerinde çok fazla konuşulmayan, eleştirel gözle bakılmayan ülkelerden birisi. Bunun sebeplerinden bir tanesi Suudi Arabistan'ın soğuk savaşın ilk dönemlerinden itibaren Batı'da güçlü bir etkisinin olması. Özellikle akademi ve basında Suudi Arabistan, üniversiteleri, akademik kuruluşları fonluyor ve bunun üzerinden kendisine yönelik eleştirel yayın yapılmasını, eleştirel görüşler benimsenmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Bunda da ciddi etkili olmuş durumda."

    ‘SUUDİLERDE SARAY DARBESİYLE İKTİDAR KAYMASININ SONUÇLARI

    Suudi Arabistan'da 20'inci yüzyılda petrol geliriyle müthiş bir modernleşme yaşanırken, Aydınlanma'nın bu ülkeye hiç ulaşmadığını anımsatan Behlül Özkan, bir aile üzerine kurulmuş mutlak monarşide iktidarın ilk kez yeni jenerasyona devir süreci yaşanmasının kapışmaları da beraberinde getirdiğini anlattı:

    "Suudi Arabistan'ın ancak çok ciddi ikilem ve çelişkilere de sahip olan bir ülke. Bir yandan dünyanın en az gelişmiş bölgelerinden biriyken 20. yy'ın başında korkunç bir petrol geliriyle ciddi bir altyapı modernleşmesi içinde olduğunu görüyoruz. Buna paralel bir düşünsel anlamda aydınlanmanın ulaşmadığı, eleştirel düşüncenin kesinlikle gelişmediği son derece kritik bir yönetim, bir ailenin elinde olan yönetimden bahsediyoruz. Fakat bu yönetim geçtiğimiz yıllara kadar görece istikrarlı bir seyir içinde devam ederken burada son dönemde bir sorun ortaya çıktı. Abdulaziz Al Saud'un 1953'te ölmesiyle beraber krallıklar İbn Saud'un oğullarına geçti. Son dönemde de oldukça yaşlı krallar tahta oturdu. Son kral Selman bin Abdülaziz'in bir kardeşi daha var. Fakat adeta bir saray darbesiyle ilk defa Selman bin Abdülaziz'in oğlu Muhammed Bin Selman bir sonraki kral olarak adı açıklandı. Bu çok önemli. Çünkü ilk defa 1953'ten bu yana bir sonraki jenerasyona taht geçecek. Bu önemli bir iktidar kaymasını da beraberinde getiriyor. Ülkenin kurucusunun çocuklarından ülkenin kurucusunun torunlarına geçecek. Bu da ancak bir saray darbesiyle mümkün oldu."

    ‘KAŞIKÇI OLAYI SUUDİLERDEKİ İKTİDAR MÜCADELESİNİ ORTAYA KOYDU'

    Özkan'a göre Kaşıkçı olayı da Suudi Arabistan'daki iktidar mücadelesini ortaya koyan bir örnek. Özkan, Suudi gazetecinin kaybolması ve öldürüldüğü iddialarının üzerinden geçen 15 günlük süreçte sızdırılan bilgilerin durumu aydınlatmamasına karşılık hem içerideki iktidar mücadelesi hem de Türkiye ve ABD ile ilişkilere dair ipuçları sunuyor:

    "Kaşıkçı meselesi de ilginç bir durum. Çünkü 15 gün geçmesine rağmen hala dedikodular, sızdırılan bilgiler üzerinden hareket etmek durumundayız. Hiçbir resmi açıklama yok. Burada çarpıcı olan Türkiye, polis veya savcılıktan da resmi bir açıklama gelmemesi. Bilgi kırıntıları da birtakım medya organlarının aktardıklarından ileri geliyor. Tüm bu 15 günün sonunda Kaşıkçı, ‘Ben 15 gündür tatildeyim. Telefonumu kapatmıştım' ortaya çıksa hiçbir resmi açıklama yok buna diyebileceğimiz. Aslında Suudi Arabistan'ın karanlık bilinmeyen yönünü de çok iyi yansıtan bir tablo. Hep yaşlı Suudi krallar tahta geçtikleri için bunların son dönemde de iktidarda kalmaları çok uzun sürmedi. 70 yaşında insanlar tahta geçtikleri için bir dönem vefat ettiklerinde yerlerine kardeşleri geçiyordu. Fakat Muhammed Bin Selman genç ve tahta geçtikten sonra önünde bir 20-30 yıl Suudi Arabistan gibi bir ülkeyi idare edeceği bir dönem duruyor. Bu bağlamda da bu genç ihtiraslı kral naibinin yaptığı darbe Suudi Arabistan içinde başka iktidar odaklarını harekete geçirdi ve tepkilerini çekti. Kaşıkçı da tam böyle bir figür. Bu bağlamda Kaşıkçı'nın ortadan kaybolması hem Suudi Arabistan'daki iktidar mücadelesini hem de Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'da müttefikleri olan Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nde bu şekilde yer alabileceklerine dair çok önemli sinyaller gönderiyor bize."

    ‘SUUDİ ARABİSTAN, ABD'NİN ORTADOĞU'DAKİ EN CİDDİ MÜTTEFİKİ'

    Diğer yandan Özkan, Batılı ülkeler ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin, Batı hegemonyasındaki uluslararası düzendeki ahlaki çöküntüyü ve yozlaşmayı gösteren önemli örneklerden birisi olduğunun altını çizdi:

    "Batı hegemonyasının sürdüğü uluslararası ilişkilerin içinde bulunduğu yozlaşmayı, çöküntüyü, ahlaki çürümeyi en güzel yansıtan örneklerden biri Batı ile Suudi Arabistan ilişkileri. Suudi Arabistan gibi son derece sorunlu, otokratik, tek bir ailenin yönetimindeki bir ülkenin, mesela BM İnsan Hakları departmanının başına geçirilmesi herhalde hiçbir akıl ve mantıkla açıklamanın mantığı yok."

    ‘BATI SUUDİLERLE BİRLİKTE MÜSLÜMAN KARDEŞLER'İ MİLLİYETÇİ VE SOL HAREKETLERE KARŞI DESTEKLEDİ'

    ABD'nin Suudi Arabistan sayesinde Müslüman Kardeşler'i de kullanarak Sovyetler Birliği ve komünizmin, Ortadoğu'da gücünü halktan alan milliyetçi, sosyalist ve ciddi ölçüde laiklik kaygısı taşıyan yönetimlerin de önünü kestiğini anımsatan Özkan, Suudilerin daha sonra bu yapının kendilerine yöneleceğini anlayınca kontrol altına almaya yöneldiğini belirtti:

    "ABD ile Suudi Arabistan arasında 1950'lerde Sovyetler Birliği'ne ve Arap milliyetçisi sosyalist rejimlere karşı yapılmış çok önemli bir ittifak var. Suudi Arabistan, ABD'nin Ortadoğu'daki en ciddi müttefiki. Anti-komünist mücadelede 1950'lerde kurulmuş bu ittifak 1979 yılında daha da önemli bir seviyeye çıktı. O yıl üç tane gelişme var Ortadoğu'da: Bir Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a müdahalesi, iki İran İslam devrimi ve ABD'nin Ortadoğu'daki en önemli müttefiklerden birini İslam devrimi ile kaybetmesi, üçüncü gelişme ise Suudi Arabistan'da gerçekleşen Kâbe baskını. Bu baskında yer alan isimlerden bazıları Suudi İhvan'ı içinde yer alan isimlerdi. 1979'dan sonra Suudileri Müslüman Kardeşler'e bakışı yavaş yavaş değişmeye başladı. O döneme kadar Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler, Arap dünyasında Arap milliyetçisi, gücünü halktan alan bu milliyetçi, sosyalist ve kesinlikle çok ciddi laiklik kaygıları olan rejimi kendisine düşman ilan etmişti. Bu rejimlere karşı içlerindeki muhalefet Müslüman Kardeşleri destekledi. Suriye ve Mısır da aynı şekilde Müslüman Kardeşleri destekledi. Mısır'ın 1960'larda Yemen Arap Cumhuriyeti'ni desteklemesi ki Güney Arabistan'daki ilk cumhuriyettir ve Suudi Arabistan'ın tüylerini diken diken eder. Bunu kendi hanedanlığına bir ulusal bir güvenlik sorunu olarak görür. Mısır ile ilişkileri o dönemlerde bozulmuştu. 1970 sonrasında ancak giderek Müslüman Kardeşler'e tavrı değişmeye başladı. Suudi Arabistan içerisinde Müslüman Kardeşler'i sıfırlamaya çalışırken yine Batı'da da Müslüman Kardeşler ile ilişkilerini sürdürdü. Onları kontrol edilmesi gereken bir güç olarak görmeye başladı."

    ‘SUUDİLER İHVANCI HAREKETE DESTEK OLAN AKP İLE KARŞI KARŞIYA GELDİLER'

    Özellikle Arap isyanları sürecinde AK Parti iktidarının Müslüman Kardeşler'e destek vermesine dikkat çeken Özkan, daha sonraki süreçte ise Suudi Arabistan'ın devreye girmesiyle durumun değiştiğini anımsattı. Özkan, günümüzde ise Kaşıkçı olayının Türkiye tarafından Suudi Arabistan ile bir pazarlık meselesi olarak kullanılma ihtimali bulunduğu değerlendirmesini yaptı:

    "Tunus'ta Müslüman Kardeşler'den gelen bir hareket olarak Nahda'nın, Gazze'de Hamas'ın ön plana çıkması, Mısır'da Müslüman Kardeşler'den Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler'in seçimle iş başına gelen İslamcı iktidarların Ortadoğu içinde bir model teşkil etmesini Suudi Arabistan ile birlikte Katar dışındaki bütün Körfez ülkeleri kendi çıkarlarına en ciddi tehdit olarak görmeye başladılar. Çünkü Arap isyanlarıyla yükselen bu değişim dalgasının üzerine çıkmayı başaran Müslüman Kardeşler bu Arap isyanlarını kendi çıkarları çevresinde kanalize etmeyi çok ciddi ölçüde başarmaya başlamıştı. Burada Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ciddi destek oluyordu. Amerika Birleşik Devletleri de ılımlı İslam istiyordu. Bu çok uzun dönem tartışmalara sahne oldu Türkiye'de. Ilımlı İslam projesi çerçevesinde bu değişim dalgasına Türkiye destek verdi. 2013'te Suudi Arabistan kendisi açısından son derece başarılı bir hareketle Sisi darbesini destekledi ve Müslüman Kardeşler'in önünü kesti. Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki sorunların yaşanmaya başladığı dönemdi o. Yine kendisine göre başarılı bir hareketle Suriye'de de Müslüman Kardeşler'in önünü keserek silahlı muhalefetin radikalize edilmesi yoluyla hem Müslüman Kardeşlerin önünü kesti hem de Türkiye'nin etkisini azalttı. Türkiye'nin bu ılımlı İslam projesinin önünü kesmeyi başardı."

    '15 TEMMUZ'DAKİ SUUDİ PARMAĞI İDDİASI'

    Özkan aynı şekilde Suudi Arabistan'ın Türkiye'de 15 Temmuz'daki darbe girişiminde parmağı olduğu iddiasının Türkiye'de dile getirildiğini anımsatırken, diğer yandan Ankara'nın Riyad'ın zenginliği ve yatırım potansiyelinden ötürü bu ülkeyi karşı karşıya almama gibi zor bir dış politika yürütmeye çalıştığına dikkat çekti:

    "Suudi Arabistan ve Türkiye arasında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi. 15 Temmuz'dan hemen sonra darbe girişiminin arkasında olan Fethullahçıların Suudi Arabistan tarafından desteklendiğine dair dönemin başbakanı Binali Yıldırım'ın gazetecilerle yaptığı kapalı bir basın toplantısı vardı. Oradan çıkan gazeteciler bunu arkasında Suudi Arabistan'ın olup olmadığı ile ilgili bir soruya Başbakan Binali Yıldırım'ın ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz' şeklinde cevap verdiğini söylediler. Fakat daha sonra bu başbakanlık tarafından yalanlandı. Ancak yine bizim ihvan yanlısı medyada Suudi Arabistan'ı 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki bir güç olarak itham eden yazılar da çıktığını biliyoruz. Türkiye'de Suudi Arabistan bir yandan Ortadoğu'da etkin mücadelesinde karşıt taraflar olduğu çok açık ortada olmasına rağmen Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın petrol zenginliği ve ciddi yatırım potansiyeline sahip olmasından dolayı Suudi Arabistan'ı karşısına alamama gibi zor bir dış politika yürütmeye çalıştığını görüyoruz. Kaşıkçı olayında da görüyoruz bunu. Türkiye'de hiçbir resmi yetkili Suudi Arabistan'ı itham etmiyor. Bu konuda konuşan gazeteciler, danışmanlarla Suudi Arabistan konusunda son derece dikkatli kelimeler seçiyorlar. Büyük ihtimalle bu Suudi Arabistan için hem bir ittifak mücadelesi hem Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'da Türkiye'ye yönelik dış politika adımlarına karşı Kaşıkçı olayı bir pazarlık meselesi olarak 15 gündür kullanılıyor."

    ‘ORTADOĞU'DA DEĞİŞİMİN ÖNÜNÜ KESECEK ÜLKE BATI'NIN MÜTTEFİKİ SUUDİ ARABİSTAN'

    Özkan, Ortadoğu'da Arap isyanlarının başarısızlıkla sonuçlanmasına karşılık Batı'nın desteğiyle Suudi Arabistan'da bir başka ‘baharın' gündeme taşınması olasılığı sorulduğunda şu görüşleri dile getirdi:

    "Suudi Arabistan'ın Arap baharından çok Arap kışı var. Bütün bu Ortadoğu'da değişim, demokrasi talebi, belki Batı'nın Ortadoğu'daki hâkimiyetinin sorgulanmasına yönelik halklardan gelecek talebin kesilmesi yönünde. Ben Arap isyanları diyorum. Ortadoğu'da değişim olacaksa bir gün, bunun önünü kesecek yegane ülke Batı'nın müttefiki Suudi Arabistan olur. Batı'nın Rusya'ya karşı son derece sert girişimleri olduğunu biliyoruz. Aynı benzer konular Suudi Arabistan ile yaşandığında, mesela Trump'ın ifadesi çok çarpıcıydı. Kesinlikle hiçbir ahlaki ve siyasi sorumluluk taşımadan ‘Silah ticaretimiz var' dedi. Aslında Batı hegemonyası altındaki uluslararası ilişkilerin ne kadar yozlaştığını gözler önüne seren çarpıcı bir örnekti."

    ‘SUUDİ-İHVAN FARKI SİYASAL İSLAM İÇERİSİNDE DOKTRİNEL BİR TARTIŞMA'

    Suudi Arabistan'ın temsil ettiği Vahhabi çizgisiyle İhvanın temsil ettiği çizgi arasındaki farkı da değerlendiren Özkan, farklar bulunsa da bunun doktrinel bir tartışma olduğunu belirtti. Diğer yandan Türkiye'nin Brunson davasında ABD karşısında attığı adımlara da atıf yapan Özkan, Ankara'nın mevzi kazanmaya çabaladığı değerlendirmesinde bulundu:

    "Farklar var ancak bunu demokrasi ile insan hakları ile basın özgürlüğü ile açıklamak çok mümkün değil. Sistem içi doktrinel bir tartışma. Siyasalla iktidarın içinde kalan bir tartışma. Bunu ben kişisel olarak Suudi Arabistan ile ihvan çizgisini kıyasladığımda bunu insan hakları, basın özgürlüğü çerçevesine oturttuğumda arada dünya görüşü olarak çok bir fark göremiyorum. Müslüman Kardeşler'in biraz daha seçimlerle iş başına gelen iktidarlar vizyonu görüyorum. Ama demokrasinin, seçimin enstrümanlaştırılması, araçsallaştırılması, iktidara gelene kadar var olan mevcut sistemlerini kullanıp, iktidar olduktan sonra otoriter bir yönelime kayışın Müslüman Kardeşler'in ideolojisinde olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve Müslüman Kardeşler karşılaştırılırken Arap dünyası özelinde tüm siyasal İslam içerisinde doktrinel bir tartışma olarak bakmak lazım. Bir diğerinin öbüründen daha demokratik olduğunu söylemek pek mümkün değil. Her iki rejimde kendilerini siyasi, felsefi ve dünya görüşü olarak demokrasiyi, laikliği, insan haklarını, basın özgürlüğünü, akademik özgürlükleri almıyorlar. Burada bir mevzi kazanmak söz konusu Türkiye açısından. Türkiye'nin rahip Brunson davasında attığı adımlar ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini düzeltme çabalarını görüyoruz. Trump bunu defaatle vurguladı ‘Türkiye'ye bakışım son iki günde değişti' diye."

    ‘TÜRKİYE'NİN MÜSLÜMAN DÜNYAYA LİDERLİK YAPACAK GÜCÜ VAR MI?'

    Ankara'nın da Suudi Arabistan'ın düştüğü durumun ardından "Türkiye'nin Müslüman dünyanın tek lideri olduğu' söylemi devreye sokulurken, Behlül Özkan bu konuda yeterli kapasite bulunması sorununa şu sözlerle dikkat çekti:

    "Türkiye'nin Müslüman dünyasına liderlik yapma iddiasıyla ilgili Arap isyanlarıyla birlikte sorulması gereken soru şu: Türkiye'nin Müslüman dünyasına liderlik yapma iddiasının ideolojik tanımı ne olacak? Bunu gerçekleştirebilecek Endonezya'dan, Fas'a kadar uzanan, Nijerya'dan Filipinler'e kadar olan İslam dünyasına liderlik etmesinde birincisi ekonomik gücü var mı, askeri gücü var mı, sosyal kültürel gücü var mı? Türkiye'nin dış politikasını yöneten dışişleri bakanlığında kaç tane Arapça bilen diplomatı var? Türkiye'nin sosyokültürel gücü İslam dünyasına liderlik etmeye mümkün kılıyor mu? Çok daha önemli olan Endonezya, Hindistan, Pakistan, Nijerya gibi ülkelerde yaşayan çok farklı dillerde konuşan İslam dünyasından toplumlar Türkiye'nin kendilerine liderlik etmesini istiyorlar mı? 21. yy'da böyle İslam dünyasını birleştirebilecek bir liderlik ne kadar mümkün? Bu soruların tartışılıp, konuşulması gerekiyor."

    Etiketler:
    İslam, Müslüman Kardeşler, Muhammed bin Selman, ABD Başkanı Donald Trump, Recep Tayyip Erdoğan, Cemal Kaşıkçı, ABD, Suudi Arabistan, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın