00:20 22 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Ankara'nın ABD ile çıkarları Fırat'ın doğusu yüzünden tamamen zıtlaştı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 30

    Alptekin Dursunoğlu’na göre dörtlü zirvede Fransa, Almanya ve Türkiye, Suriye krizine çözümden duydukları kaygıları öne çıkarttılar. Fransa’nın ayrıca Fırat’ın doğusu için ABD ile tasarımlarına atıf yapan Dursunoğlu, Ankara’nın ise ABD ile çıkar çatışması nedeniyle artık Astana sürecinin zoraki değil gönüllü oyuncusu haline geldiğini söyledi.

    Türkiye'nin girişimiyle Suriye'de çözüm arayışı için İstanbul'da Türkiye, Rusya, Fransa ve Almanya'nın katılımıyla düzenlenen Dörtlü Zirve ve sonuçları tartışılıyor. Zirvede, Suriye'nin toprak bütünlüğüne vurgu dikkat çekerken, Avrupa'lı katılımcılar için sığınmacı meselesi öne çıktı. Türkiye, Almanya ve Fransa'nın özellikle İdlib'te kalıcı ateşkes eşliğinde mevcut statükoya vurguları dikkat çekti. Rusya lideri ise İdlib'deki statükonun ‘geçici' olduğunun altını çizdi.

    İstanbul'daki dörtlü Suriye zirvesini Yakın Doğu Haber internet sitesi kurucusu, gazeteci ve yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘DÖRTLÜ ZİRVEDE ÇÖZÜM DEĞİL KAYGILAR KONUŞULDU'

    Alptekin Dursunoğlu'na göre, cumartesi günü İstanbul'da gerçekleştirilen Suriye başlıklı dörtlü zirve, Suriye krizinin çözümü için düzenlenmiş diğer zirvelerden farklıydı. Diğer zirvelerde öyle veya böyle krize dair çözüm önerilerinin yer aldığını söyleyen Dursunoğlu, bu kez krizi yaratan Fransa, Almanya ve Türkiye gibi müttefiklerin çözümden kaynaklı olarak duydukları kaygıların konuşulmasına dikkat çekti:

    "Zirvenin acayipliğinin birinci sebebi şu: Daha önceki Suriye sorunu ile ilgili bütün uluslararası platformlarda Suriye krizinin bizatihi kendisi konuşuldu. Kriz tanımlandı, krizin aktörleri tanımlandı, krize ilişkin çözüm yolları önerildi. Bunu Cenevre için de söylemek mümkün, dostlar grubu için de söylemek mümkün, Suriye destek grubu için de söylemek mümkün ve Astana için de söylemek mümkün. Bunların hepsinin kendince Suriye krizine ilişkin bir çözüm önerisi vardı. Fakat İstanbul'daki dörtlü zirve Suriye krizini yaratan ülkelerin krizinin çözümünden kaynaklı olarak duyduğu kaygıların konuşulduğu bir zirve oldu. Suriye krizi çözüldüğü zaman o çözümün bunlar üzerinde yaratacağı kaygıların konuşulduğu bir zirve oldu. 2011'de, 2012'de Suriye'de vekâlet savaşını başlatan dostlar grubu Suriye'deki rejimi devirebilmek açısından çok yoğun bir şekilde yabancı militan, silah akışı sağladı. Resmi toplantılarla buradaki silahlı grupları desteklediler. Şimdi aynı ülkeler, İstanbul'daki zirvede Macron, Merkel ve Erdoğan ile şu kaygıyı söz konusu ettiler. Şu an İdlib'te toplanan silahlı gruplar eğer İdlib'e operasyon yapılırsa başka yerlere gidecek. Bunu Macron da açıkladı. Bunlar buralardan kaçarak Avrupa ve Türkiye'yi tehdit edecek. Yani 2011'de, 2012'de Suriye'ye gönderilen ve desteklenen teröristler bir kısmı mülteci adı altında bir kısmı silahlı grupların İdlib'ten kaçan temsilcileri olarak Avrupa'yı ve diğer ülkeleri tehdit edecekler."

    ‘TEK DERTLERİ İDLİB'E MÜDAHALE EDİLMEMESİ'

    İstanbul'daki Dörtlü zirvede, ‘mülteci meselesi ve terör' olmak üzere iki başlığa odaklanıldığını anımsatan Dursunoğlu, ortada zaten işleyen bir Astana süreci bulunduğunu belirtirken, Rusya dışındaki ülkelerin tek derdinin İdlib'e müdahalede bulunulmaması olduğu görüşünü aktardı:

    Ahrar'uş Şam militanları, İdlib'in kırsalındaki Cebel Arbein'de silahlarını hazırlarken (Mayıs 2015)
    © REUTERS / Khalil Ashawi/File Photo
    "Suriye krizi çözülecekken bu ülkelerin kaygısının iki başlıkta toplandığını görüyoruz. Birincisi mülteci meselesi, ikincisi terör meselesi. Fakat bu iki meselenin çözümü ancak Suriye sorununun çözümüne bağlı. Suriye sorunu bu ülkeler açısından yeni bir mülteci sorunu yaratmayacaksa bu ülkelerin herhangi bir kaygısı yok. Suriye'deki silahlı grupların hepsi İdlib'te toplanmış durumda ve orada yalıtıldı. Bu yüzden İdlib'teki durum böylesi bir çözüme imkan vermiyor. Dolayısıyla bu ülkelerin Suriye krizinin kendisini değil de krizin çözümünden kaynaklı olarak kendi kaygılarını konuşmaları derken bunu kastediyordum. Bu ülkeler artık Suriye sorunu şöyle çözülsün, böyle bir yol izleyelim diye bir öneride bulunmuyorlar. Bu altyapı Astana formatı adı verilen Türkiye, İran ve Rusya'nın öncülüğünde gelişe bir süreç var o zaten götürüyor. İstanbul zirvesinde, Astana'ya ek olarak Suriye krizinin çözümüne ilişkin bir öneri görmedik. Burada tek öneri şuydu ‘İdlib'e müdahale yapılmasın, İdlib, Suriye devletinin kontrolünden alınırsa buradaki terörist gruplar İdlib'ten kaçıp bize gelecekler. Bu da bizim için sorun olacak. Aileleri de gelirse bizim için yeni bir mülteci yükü olacak. Biz bundan nasıl kurtuluruz?'. Bu kaygının konuşulduğu bir zirve oldu."

    ‘TÜRKİYE, ASTANA'DAKİ ROLÜNÜ ABD'DEN YÜZ BULAMAMAKTAN KAYNAKLI VE ZORUNLU OYNUYORDU, ŞİMDİ GÖNÜLLÜ BİR ŞEKİLDE OYNUYOR'

    Türkiye, Fransa ve Almanya'nın İdlib'deki mevcut durumu ‘kalıcı statüko' olarak görmek istediklerini ancak Rusya'nın oyunu incelikli oynayarak Türkiye'ye pozisyon değiştirttiğini vurgulayan Dursunoğlu, Ankara'nın geçmişte ABD ile anlaşmak üzere ‘zoraki' oynadığı rolünü artık daha ciddi benimser göründüğünün altını çizdi:

    "Rusya'nın bu oyunu ne kadar incelikli oynadığı bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Soçi mutabakatı, İdlib'teki mevcut durumu, yani Türkiye'yi memnun edecek şekilde bugüne getirmenin asıl amacının tam da Fırat'ın doğusu ve Türkiye ile Amerika arasındaki krizin daha da derinleştirilmesi olduğunu görüyoruz. Zirvenin acayiplik kısmının ikinci bölümü oydu zaten. Bildiri metninde kalıcı bir ateşkes ifadesi geçiyor. Bundan hareketle hem Merkel hem Macron hem de Erdoğan İdlib'teki durumun bir kalıcı statükoya dönüşmesi gibi bir anlam çıkarmak istiyorlar. Putin ise bunun geçici bir tedbir olduğunu, daha önce yapıldığı gibi gerginliği azaltma bölgeleri nasıl geçici bir tedbir olarak uygulandıysa ve bugün Halep'ten Ürdün sınırına ve Deyr-i Zor'a kadar Doğu Guta'sı, Kuneytra'sı, Dera'sı bütün bunların hepsi bu format çerçevesinde nasıl Suriye devletinin kontrolü altına alınmışsa İdlib konusu da böyle olacak, biz bunu böyle bir geçici tedbir olarak düşünüyoruz dedi. Zirvenin acayipliklerinden birisi de buydu. Zirveyi yapan taraflar İdlib konusunda bir anlamda birbirlerine laf sokma yarışına da girdiler. Burada çarpıcı olan nokta şu. Daha önceleri Türkiye'nin Astana'daki rolü biraz Amerika'dan yüz bulamamaktan kaynaklıydı ve Türkiye zoraki bir rol şeklinde oynuyordu. Fakat bu zirvede Türkiye Astana'daki rolünü çok ciddi şekilde benimsemiş ve şu an çok gönüllü bir şekilde oynuyor. Bunun da en temel nedeni Amerika ile dostlar grubundaki müttefikleriyle artık Suriye'de rejimi değiştirmek gibi bir birliktelik içerisine girme umudunu kaybetmiş olmasından ve çıkarlarının tamamen zıtlaşmış olmasından kaynaklanıyor."

    ‘RUSYA'NIN MÜTHİŞ İNCELİKLİ DİPLOMASİSİ'

    Özellikle Dörtlü zirvenin katılımcısı Fransa'nın ABD ile birlikte Fırat'ın doğusunda SDG üzerinden tasarımları bulunduğunu anımsatan Dursunoğlu, Türkiye'nin ise ABD ile çıkarlarının çatışmasına dikkat çekti:

    "Masada birlikte oturdukları Fransa ile Amerika Fırat'ın doğusunda Suriye Demokratik Güçleri ile bir oluşum halinde, bir şey tasarlıyorlar. Bu Ankara'yı rahatsız ediyor. Almanya ve Fransa'dan farklı olarak Türkiye'nin bir de Suriye krizinin çözümü ile ilgili olarak bir endişesi daha var. O endişesi de Fırat'ın doğusundan kaynaklanıyor. Almanya ve Fransa ile her ne kadar teröristler ve mülteci meselesi ile ilgili olarak çıkarları örtüşse de Türkiye'nin öte yandan Fırat'ın doğusundan kaynaklı bir durum olarak çıkarları çatışıyor. Suriye sorunun çözümü ancak Suriye'nin toprak bütünlüğünü garanti edecek bir çözüm olacağı için de Türkiye doğal olarak safını Astana'daki rolünü daha da ciddiye alarak oynamaya başlıyor. Türkiye, Fırat'ın doğusuna yönelik Amerika'yı da doğrudan hedef alan söylemleriyle dikkati çekiyor. Ağustos 2016' Fırat Kalkanı peşinden El-bab peşinden Afrin, Rusya'nın bunlarla Türkiye'yi Suriye'nin içerisine taşımasının temel sebebinin Türkiye ile Amerika arasındaki çelişkileri derinleştirmek ve Türkiye'nin Astana'daki rolünü güçlendirmek için tasarlandığını görüyorum. Bu ve bundan dolayı Rusya'nın müthiş incelikli diplomasisi tabirini kullanıyorum."

    ‘AMERİKA, SURİYE'DEKİ SAVAŞIN DEVAM ETMESİNDEN HERHANGİ BİR KAYGI DUYMUYOR'

    ABD'nin Suriye'deki savaşın devam etmesinden herhangi bir kaygı duymadığını belirten Dursunoğlu, bu durumun ABD'nin sahada kalmasının en önemli gerekçesi olduğunu anımsattı. Ancak Rusya'nın da siyasi bir çözümde Kürtleri sürece dahil etmeyi önemsediğini belirten Dursunoğlu, bu koşullarda aslında Türkiye için uygun partnerin Suriye yönetiminin kendisi olduğunun altını çizdi:

    "Amerika, Suriye'deki savaşın devam etmesinden, uzayabildiği kadar uzamasından herhangi bir kaygı duymuyor. Diğer Avrupalı ülkeleri gibi mülteci sorunu ya da terör sorunu da yok. Savaşın devam etmesi sahada kalmasının gerekçesini oluşturuyor. Oradaki muhalif grupların ya da terörist grupların varlığı Amerika'nın Suriye sahasındaki varlığına gerekçe teşkil ediyor. Bu açıdan da her ne kadar Trump'ın Suriye'den çekilmekten bahsetmiş olsa bile görüldüğü kadarıyla Amerikan rejimi bunu uygun görmedi ve Amerika rejim kararı olarak Trump'ı da aşan bir şeyle Suriye'de kalıyor. Suriye'de kalmalarına gerekçe de teşkil eden müttefikleri Suriye Demokratik Güçleri. Suriye Demokratik Güçleri ile ilişkisini kesmeden Türkiye ile yeni bir başlangıç yapabilmesinin imkânı gözükmüyor. Türkiye ile bir başlangıç yapabilmesi için de hem Suriye'den çekilmesi hem de Demokratik Güçleri ile ittifakına son vermesi gerekiyor. Amerika böylesi bir şeyi yapabilecek mi? şimdiye kadar gözüken o ki bunu yapmayacak. Öbür taraftan şöyle bir gerçeklik var. Amerika'nın Suriye Demokratik Güçleri ya da PYD ile ittifakından daha önce Rusya'nın daha çok ilişkisi vardı Kürtlerle ve PYD ile. Dolayısıyla Suriye'nin geleceği açısından Rusya'nın perspektifi de Kürtlerin kurucu bir unsur olarak siyasal sürece katılması noktasında Türkiye'den oldukça farklı. Türkiye bunların tamamen süreç dışında bırakılmasını isterken hem Rusya hem Amerika bundan yana. Türkiye'ye burada kendi pozisyonuna çok daha yakın olan tek taraf Şam. Çünkü Suriye devleti mevcut üniter yapısının konuşulmasını bile imkan dahilinde görmüyor."

    ‘ŞAM İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞMESİ TÜRKİYE'NİN YAPAMAYACAĞI BİR POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL'

    Eğer Ankara politikasında samimi olsa ve başka ajandaları bulunmasa Suriye devleti ile Erdoğan yönetimi arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşme sürecine girmesinin önünde aslında bir engel olmadığını belirten Dursunoğlu, İsrail ile düzelen ilişkileri örnek gösterdi. Dursunoğlu'na göre Türkiye açı4sından Şam ile normalleşme dışında bir çözüm görünmüyor:

    "Eğer Türkiye politikasında samimi ise, başka birtakım ajandaları yoksa, Suriye ile ilgili bütün temel kaygısı bir terör, iki mülteci, üç de Suriye'nin toprak bütünlüğü ise o zaman Suriye'nin toprak bütünlüğünü garanti edecek formülleri Washington veya Moskova ile birlikte yürütmekten çok Şam ile birlikte yürütürse kendi istediği sonucu alabilir. Türkiye bu noktaya gelmiş midir, buna hazır mıdır, o başka bir nokta. 2015'te İdlib'i ele geçirmek için Nusra da dahil olmak üzere tüm silahlı grupları Suudi Arabistan ve Katar ile buluşturan ve İdlib'i fetih ordusu adı altında ele geçiren bir ittifaktan bahsediyoruz. Türkiye bu ittifakta öncü bir rol oynuyordu. Böylesi bir Türkiye bugün Astana'nın en önemli ortaklarından biri haline geldi. Bir buçuk sene içerisinde saha şartları Türkiye'yi de bütün bölgesele aktörlerin de konumunu değişmeye zorladı. Şam ile ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi ve koordine edilmesi aslında Türkiye'nin yapamayacağı türden bir politika değişikliği değil. Çünkü Türkiye kimlerle normalleşmedi ki. Mesela İsrail ile normalleşme sürecini düşünelim. Bu kadar kendi tabiriyle baka sorunu oluşturabilecek ciddi bir stratejik tehdit olmamasına tamamen İsrail ile normalleşmeye ve çözüme gidebildi. Aynı şey neden Şam ile olmasın? Muhtemelen Türkiye açısından da yakın bir gelecek de bundan başka bir çözüm gözükmüyor."

    Etiketler:
    YPG, IŞİD, NATO, Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Emmanuel Macron, Almanya, Fransa, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın