00:14 22 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'KKTC'nin Kıbrıs’ın güneyinde ilan edilmiş Rum parsellerindeki hak talepleri, Yunan adalarıyla ilgili emsal teşkil edebilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 30

    Aydın Sezer’e göre Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’deki 10’uncu sahadaki son sondaj çalışmaları KKTC ve Türkiye’nin hak iddia ettiği sahalarla çakışmıyor. Kıta Sahanlığı ile MEB rejimlerinin farkına dikkat çeken Sezer, Türkiye’nin uluslararası siyasetle çözümü gereken meseleleri hukuki argümanlarla ele almasının yanlışlığını vurguladı.

    Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz'de Kıbrıs adası etrafındaki enerji kaynaklarına dair gerilim yeniden yükseliyor. Yunanistan'da kara sularının karasularını bazı bölgelerde 6 milden 12 mile çıkarılması tartışmaları ile Doğu Akdeniz'de Güney Kıbrıs'ın 'Münhasır Ekonomik Bölge' (MEB) ilan ettiği 10'un saha ile ilgili son hamlelerine Ankara'dan sert tepki geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'ye rağmen Doğu Akdeniz'de veya Ege'de adım atabileceklerini sananlar ne kadar büyük bir hata yaptıklarını anlamaya başladılar. Doğu Akdeniz'deki doğal kaynakların ülkemiz ve KKTC dışlanarak adeta gasp edilmesine yönelik girişimleri kesinlikle kabul etmeyeceğiz" çıkışı yaptı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ankara'yı ‘uluslararası hukuka uygun davranmaya' davet etti.

    Gelişmeleri enerji uzmanı ve Medya Günlüğü sitesinin yazarı Aydın Sezer ile konuştuk.

    ‘EGE SORUNU YILLARDIR DEVAM EDEN BİR SÜREÇ'

    Aydın Sezer, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege'deki sorunların yıllardır devam ettiğini anımsatırken, meselenin çözümlenmemesinde bölgenin doğal yapısından da kaynaklandığının altını çizdi:

    "Ege'deki sorunların niteliği çok uzun yıllardır beri tartışılıyor. Ama Ege ile ilgili bizim şansımız ya da şanssızlığımız muhatabımızın sadece Yunanistan olması. Dolayısıyla örneğin eğer Ege'de kıta sahanlığı konusu konuşuluyorsa, Birleşmiş Milletler hukukunun öngördüğü ‘doğal uzantı' işin içine giriyorsa Ege'nin tamamı hatta Atina'ya kadar Anadolu'nun doğal uzantısı şeklinde. Ama gelin görün ki pratikte üzerindeki adalar, uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı artı Avrupa Birliği'nin kendine özgü içtihadı çerçevesinde işler kolayca çözülmüyor, düğüm haline geliyor. Bizim Ege'de sadece kıta sahanlığı değil sıfır hattından kara sularına, bitişik bölgeden hatta bazı yerlerde iç sulara kadar bir dizi sorunumuz var. Burada yeni bir gelişme ya da boyut yok. Bu yıllardır devam eden bir süreç."

    ‘GÜNEY KIBRIS'IN SONDAJ YAPIYOR OLMASI TÜRKİYE'Yİ İLGİLENDİREN BİR DURUM DEĞİL'

    Sezer, Güney Kıbrıs'ın en son sondaj çalışmaları başlattığı 10 numaralı parsel Kuzey Kıbrıs tarafıyla çakışan bir alanı olmadığı için Türkiye'yi ilgilendiren bir durum olmadığı görüşünde:

    "Kıbrıs ile ilgili konudaki durum ise şöyle: Belki de bu bahsedeceğim gelişmeye istinaden Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yaptı. İki gün önce ya da dün ajanslara düşen haberlere göre Güney Kıbrıs, 10 numaralı parselde. Sondaj çalışmaları yapılacağından bölgeyi dört aylığına deniz trafiğine kapattığını açıkladı. Bu 10 numaralı parsel bizim aslında Kıbrıs açıklarında hak iddia ettiğimiz kıta sahanlığımız alanının ötesinde. Yani kıta sahanlığı ile çakışan ya da örtüşen bir alan değil. İkincisi bu saha Güney Kıbrıs ile Mısır'ın yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması 2003 tarihli anlaşmaya istinaden Kıbrıs'a bırakılmış bir saha. Biz bu anlaşmayı da tanımadığımızı daha önce deklare ettik. Hatta 2 Mart 2004 tarihli mektubumuzla Birleşmiş Milletler deniz hukuku ofisinin bülteninde itirazı kaydımızı kayıtlara geçirdik. Bu anlaşmada bahsi geçen 32-16-18 doğu boylamının batısında kalan bölgelerde Türkiye'nin hak iddiası vardır ve bizi bunu tanımıyoruz dedik. Dolayısıyla böyle resmi bir belgeye konu olan savımıza istinaden de baktığımızda Güney Kıbrıs'ın arama yapacağı bölge bu sahanın dışında. Kıbrıs kendisine ait münhasır bölgede trafiğe kapatarak sondaj yapıyor olması ilk etapta Türkiye ile olan sorunlarda ya da politikada bizi ilgilendiren bir durum değil. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Güney'deki sahalar ve parseller üzerindeki iddiaları açısından, farklı bir açıdan kapsama sahamıza giriyor olabilir diye düşünülebilir. Buna da bakıldığında bizim Güney Kıbrıs'ın ilan ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hak iddia ettiği sahalarda bu bölge ile çakışmıyor. Bunun da altını çizmek lazım. Çakışan bölgeler 8 ile 12'den başlayarak doğuya gidiyor."

    ‘AKDENİZ'DE KARŞIMIZDA MISIR, İSRAİL VE LÜBNAN DA VAR'

    Türkiye'nin sert çıkışlarının arkasında emsal teşkil etmesi yahut Kuzey Kıbrıs'ın haklarını korumak gibi kaygıları olabileceğini de belirten Sezer, bu noktada Akdeniz'in Ege Denizi'nden farkının altını çizdi. Türkiye'nin karşısında Mısır, İsrail ve Lübnan gibi ülkelerin bulunduğunu vurgulayan Sezer, MEB için kıyıdaş devletlerin anlaşması gerekliliğini anımsatarak meselenin Ankara'nın uluslararası siyasetin parçası olan bir gündemi hala hukuki zeminde tartışmasından kaynaklandığını kaydetti:

    "Geriye tek bir olasılık kalıyor. Bizim Güney Kıbrıs yönetiminin herhangi bir adımına yönelik politikaya karşı çıkışımız ve itiraz etmemiz gibi bir durum söz konusu olabilir. Bu da ‘A. emsal teşkil etmesin diye B. Türkiye'nin arzu ettiği şekilde Kuzey Kıbrıs'ın da haklarının gözetildiği bir şekilde tam anlamıyla bölgede siyasi çözüm sağlanıncaya kadar ötelenmesi olabilir. Bu noktadan bu söylemde bulunulmuş olabilir. Burada Ege'den farklı olarak şöyle bir durum var. Akdeniz'de karşımızda sadece Ege ve Akdeniz yok. Net bir şekilde bir Mısır Arap Cumhuriyeti, bir İsrail ve bir de Lübnan var. Biz Mısır'ın 2003 yılında yaptığı anlaşmadan önce Mısır tarafıyla temaslarda bulunarak Türkiye'nin tezlerini anlattık. Ve Türkiye'nin hak ettiği kıta sahanlığı çizgisi üzerinde Mısır ile ortaklaşa Münhasır Ekonomik Bölge ilan edilebileceğini söyledik. Bugün Kıbrıs'ın egemenlik hakları iddia bölgenin aslında Mısır'a ait olduğunu iddia ediyoruz biz. Bunu Mısır'a da söyledik. Mısır buna rağmen Kıbrıs ile kendi arasındaki bölgeyi eşit olarak ikiye paylaştırarak bu anlaşmayı yürürlüğe koydu. Bunun hemen akabinde Mısır kendi milli mevzuatını oluşturdu ve bunu BM'ye deklare etti. Çavuşoğlu'nun bu yılın başında Mısır-Güney Kıbrıs anlaşmasına yönelik yaptığı açıklamalara ilişkin çok sert bir tepki verdi Mısır Dışişleri Bakanlığı. Mısır Dışişleri Bakanı ‘Bizim Kıbrıs ile imzaladığımız anlaşma üçüncü tarafları ilgilendirmez. Bunu tartışmaya açmayız. Bu uluslararası hukuka uygun bir anlaşmadır' diyor. Bunu söyleyen ülke Mısır. 2013'ten beri Mısır ile ilişkilerimizin ne düzeyde olduğunu biliyoruz. Yanılmıyorsam 2013 yılından beri hala Mısır'da büyükelçimiz bile yok. İşin bu boyutunda bir de Avrupa Birliği müktesebatı var. Avrupa Birliği de tam üyelik müzakerelerinde 2012 yılından beri bize defalarca Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı bir müktesebattır, Türkiye'nin bunu imzalayıp yürürlüğe koyması gerekir şeklinde söylemleri var. Kıta sahanlığı ile Münhasır Ekonomik Bölge rejimleri ve tabii oldukları hukuki prosedürler farklı. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı madde 55'te kıta sahanlığı düzenleniyor. Türkiye de zaten buna istinaden haritalardaki çizgiyi Türkiye'nin kıta sahanlığı olarak belirtiyor ve orada hakkımız olduğunu iddia ediyoruz. Bu noktadan bakıldığında hukuki ve coğrafi olarak bu doğru. Bizi burada sıkıntıya sokan, bizim hala konuyu uluslararası siyasetin bir parçası olan bir gündemi olan konuyu bizim hala hukuki zeminde tartışarak Münhasır Ekonomik Bölge ilanı ya da ilan edilmemesi ile paralel götürmeye çalışıyoruz. Kıta sahanlığı tek taraflı bir rejim. Münhasır Ekonomik Bölge için diğer bir kıyıdaş devletin imzası gerekiyor. Bizim maalesef 90'ların sonundan beri Mısır ile bu konuda temaslarımız olmasına rağmen biz o hattın Mısır ile aramızdaki bir anlaşamaya istinaden oluşturulduğunu deklare edemedik, geç kaldık."

    ‘KARADENİZ'DE DE ANKARA'NIN KIRIM'IN İLHAKINI TANIMAMASINDAN ÖTÜRÜ GÜNYÜZÜNE ÇIKMAMIŞ BİR SORUN VAR'

    Karadeniz'de benzer bir sorunun 1970'lerde çözüldüğünü belirtirken, Ankara Kırım'ın ‘ilhakını' tanımadığı için burada da ‘gün yüzüne çıkmamış bir sorun' bulunduğunu belirten Sezer, Akdeniz'de ise Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımayan tek ülke konumunun meseleyi daha da zorlaştırdığını vurguladı:

    "Karadeniz'de bu sorun şöyle çözüldü. 1978 yılında Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki, bir anlaşma ile Karadeniz'i zaten ikiye böldük. Orada bir sorun çıkmadı, çünkü orada bir ada yoktu. 80 yılından itibaren de biz bunu onaylayıp yürürlüğe koyduk. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oluşan yeni ülkelerde sanırım Romanya ile Ukrayna arasında küçük bir sürtüşme oldu. Bizim daha önceki anlaşmayı aynen kabul ettiler. O nedenle orada bir sorun çıkmadı. Orada çıkması muhtemel sorun Kırım'ın ilhakını tanımadığımız için o sahanın kıta sahanlığı ve onun üzerindeki Rusya'nın Münhasır Ekonomik Bölge iddiasını da tanımıyoruz. Orada da var aslında su yüzüne çıkmamış bir sorun. Ama orada da durum şimdilik böyle. Kıbrıs'a dönecek olursak Münhasır Ekonomik Bölge ilan edemiyoruz. Kıbrıs'ın anlaşmalarla ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgeyi doğal olarak tanımadığımızı ifade ediyoruz. Ortaya sonuçta şöyle bir durum çıkıyor. Denizin dibi ve deniz yatağının bize ait olduğu bir bölge var. Bunun üzerinde Kıbrıs'a ait olduğu iddia edilen bir su kütlesi var. Dolayısıyla böylesine örtüşen sahalarda mutlaka bir uzlaşma ya da anlaşma gerekiyor. Gelin görün ki Türkiye Kıbrıs'ı tanımayan tek ülke Birleşmiş Milletler çerçevesinde. Yani biz tanımadığımız bir ülkenin bir uygulamasını da tanımadığımızı belirtiyoruz."

    ‘YARIN EMSAL TEŞKİL EDER'

    "Türkiye ile Kıbrıs arasındaki bu sorun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Münhasır Ekonomik Bölge kıta sahanlığı konusunda Güney Kıbrıs ile yaşadığı problemleri biz birbirine karıştırmaya başladığımız anda sorun daha karmaşık ve içinden çıkılamaz bir hal alıyor" diyen Sezer, Kuzey Kıbrıs'la paylaşım tezi üzerinden Kıbrıs'ın güneyinde ilan edilmiş Rum parselleriyle örtüşen bölgedeki hak iddia taleplerinin Yunan adalarıyla ilgili emsal teşkil etme boyutu bulunduğunun altını çizdi:

    "Türkiye'nin uzun yıllar resmi politikası Kıbrıs açıklarında çıkan enerji kaynaklarının yarı yarıya paylaşımından geçiyordu. Biz iki toplumlu ülkede nerede ne bulursanız bunu yarısı Türk toplumunundur teziyle bugüne kadar geldik. Ancak son dönemlerde gerek Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs ile imzaladığı kıta sahanlığı anlaşması gerekse Kuzey Kıbrıs'ın güneyde ilan edilmiş Rum parselleriyle örtüşen bölgelerde hak iddia talepleri ve buna yönelik haritalarla ortaya çıkmış olması başta Yunanistan olmak üzere Kıbrıs'ta şu soruyu gündeme getirmeye başladı. ‘Siz burada adaların kıta sahanlığından ya da Münhasır Ekonomik Bölgelerinden mi bahsediyorsunuz? Eğer durum bu noktaya gidecek olursa o zaman Akdeniz'deki bazı Yunan adalarıyla ilgili, bunu kişisel endişe olarak da konuyla ilgili araştırmalara dayanarak söylüyorum, bu yarın emsal teşkil edecek bir boyut taşıyacak bize. Akdeniz'deki Yunan adaları açısından söylüyorum."

    ‘CUMHURBAŞKANIMIZIN İFADESİNİ 30 SENEDEN BERİ SÖYLÜYOR VE BİLİYORUZ'

    Ankara'nın BM Deniz Hukuku sözleşmesine taraf olmamasının temelinin adaların ana kara parçaları gibi başlıklardan yararlanmasına karşı duruşumuz olduğunu anımsatan Sezer, itiraz edilen örneklerden hareketle Kıbrıs'ta kıta sahanlığı ile ilgili çizimler yapılarak bir yere varılamayacağını da vurguladı:

    "Türkiye'nin zaten Birleşmiş Milletler Deniz Hukukuna taraf olmamasının temeli 1982'den beri adaların da ana kara parçaları gibi deniz hukuku ile ilgili başlıklardan yaralanmasına olan karşı duruşunuz. Bu Ege'de 2000 adanın olduğu bir deniz bir defa dünyada yok, bu kadar çok ada yok. Her adanın kendine özgü bir karasuyu, her adanın kendine özgü bir bitişik bölgesi altta kıta sahanlığı üstte FIR hattı olduğu zaman Türkiye Ege'de hiçbir yere açılamıyor zaten. Hat soluk kalıyor, bu bizim yeni bir söylemimiz değil. Cumhurbaşkanımızın ifadesini biz 30 seneden beri söylüyor ve biliyoruz. Evet biz Ege'de hapsediliyoruz ve kabul edilemez bir durum bu. Biz burada karşı çıktığımız örnekleri getirip eğer Kıbrıs'ta kıta sahanlığı ile ilgili çizimler yaparak hak iddia talebinde bulunmaya kalktığımızda bir yere varıp varmayacağımız ayrı bir konu, zaten belli parsellerde hak iddia etmediğimiz ortaya çıkıyor. Örneğin 10 numaralı parselde hak iddia etmiyoruz. Mesela 11 numaralı parselde hak iddia etmiyoruz. 4 numara var Lübnan ile, 8 numara var İsrail ile. Bu da Kıbrıs'ın uluslararası hukuka müracaat etmesi, uluslararası anlaşmaları gündeme getirmesi sonucunu doğuruyor.

    ‘SONDAJ YAPILMASI İÇİN ZIMNİ BİR ANLAŞMA MI VAR?'

    Kıbrıs için müzakerelerde eğer çözüm sağlanırsa aynı sorunların yine gündeme taşınacağını da söyleyen Sezer, diğer yandan bölgenin çok uluslu şirketlerin oyun sahası haline geldiğini belirtti. Bu şirketler arasında Ankara ile son dönemde yakın temasta olan ExxonMobil ve Katarlıların da bulunduğunu anımsatan Sezer "Bu sularda sondaj yapılmasıyla ilgili acaba zımni bir anlaşmamı var sorusu da aklıma geliyor" vurgusu yaptı:

    "Bizim Kıbrıs ile ilgili pozisyonumuz genel altı başlık etrafında görüşülüyor. Bunlardan biri işin garip tarafı toprak paylaşımına yönelik bir başlık. En az yüzde 28 en fazla 29 küsur olacak bir noktaya kadar burada önemli bir adım atıldı. Merhale kaydedildi. Biz bugün Kıbrıs ile ilgili, perspektifimizde ne kadar ısrarcı veya ne kadar haklı olursak olalım yarın adada bir çözüm sağlandığında o yönetimle de aynı sorunları yaşayacağız. Yani ya soydaşlarımız lehine taviz veriyoruz deyip geri adım atacağız ya da yeni Kıbrıs ile bu sürtüşmeye devam edeceğiz. Sonuçta, bugün 10 numaralı parselde Güney Kıbrıs'ın yapacağı sondaj çalışmaları ile eğer ekonomik anlamı olan bir takım şeyler ortaya çıkarsa bu Kıbrıs sorunu çözüldüğünde aradaki soydaşlarımızın menfaatine yönelik bir gelişme olacak. Hak iddia etmesini istediğimiz Mısır'ın böyle bir talebi yok. Maalesef o parseller Fransız, İtalya, Amerikan çok uluslu şirketlerin oyun sahası haline geldi. 10. Parselde ruhsat sahibi iki şirket var. O kadar garip bir durumla karşı karşıyayız ki bugün muhalefette ya da muhalefetin herhangi bir partisi ya da köşe yazarı da tartışmıyor. Bu şirketlerden biri olan ExxonMobil'in eski genel müdürü aynı zamanda ABD'nin eski dışişleri bakanı Türkiye'de üç saat baş başa görüşme yaptı kısa bir süre önce. Katar ile ilişkilerimizin boyutunu anlatmamıza gerek yok. Bu sularda sondaj yapılmasıyla ilgili acaba zımni bir anlaşmamı var sorusu da aklıma geliyor."

    Etiketler:
    Sondaj, Petrol, Doğalgaz, Hulusi Akar, Recep Tayyip Erdoğan, Ege, Yunanistan, Kıbrıs, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın