14:00 17 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Filistin direniş güçleri, 'işler eskisi gibi değil' mesajı veriyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Nikola Saafin’e göre, Gazze’de son gerilim Filistinlilere ağır tavizler içeren Trump’ın 'Yüzyılın Anlaşması' için girişilen ateşkes çabalarının sonucu. Saafin’e göre Hamas etkili bir güç olsa da bağlantılı olduğu İhvan’ın Katar gibi ittifaklarının İsrail’le uzlaşma olasılığı Filistinlilerde şüphe yaratıyor.

    ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyarak başlattığı hamleye karşılık arzu ettiği Yüzyılın Anlaşması'nı gündeme taşımayı henüz başaramazken, Gazze üzerinden İsrail-Filistin gerilimi tırmandı. İsrail ordusunun üst düzey bazı Hamaslı komutanlara yönelik operasyonu Filistin tarafının uzun süredir ilk kez etkili misillemesine yol açarken, gelişmeler İsrail'de siyasi krizi tetikledi.

    Son gerilim, ve Hamas dahil Filistin direniş örgütleri hattındaki durumu Türkiye'deki İsrail'e Karşı Boykot (BDS) Hareketi'nden Filistin asıllı Nikola Saafin ile konuştuk.

    ‘MISIR VE FİLİSTİN YÖNETİMİ İLE DİĞER ÜLKELER DE ROL OYNUYOR'

    Nikola Saafin, Gazze için ateşkesin Filistinlilerin baharda başlattıkları Büyük Geri Dönüş yürüyüşlerinden beri yani yaklaşık altı aydır gündemde olduğunu belirtirken, Filistin Yönetimi ile Hamas'ın da Mısır'ın arabuluculuğunda ulusal birlik için müzakere halinde olduklarını anımsattı. Aslında ABD'nin bastırdığı ve Filistinliler için tavizlerle yüklü Yüzyılın Anlaşması için Gazze'de uzun bir ateşkes sağlanmasının hedeflendiğini belirten Saafin, bunun için Mısır dahil bölgede pek çok gücün de seferber olduğunu, Filistin tarafının ise buna karşı bir direniş süreci başlattığını vurguladı:

    "Büyük geri dönüş yürüyüşlerinin başlamasının akabindeki süreçte yaklaşık altı aydır ateşkes konuşuluyor Gazze için. Çeşitli müzakereler Mısır aracılığıyla yapılıyor dolaylı olarak iki tarafa. Aslında ABD'nin bastırmaya çalıştığı Yüzyılın Anlaşması için bir yandan Gazze'de daha uzun vadeli bir ateşkesin sağlanması da isteniyor. En azından Trump yönetimi bu yönde bir yandan bir basınç yaptığı konusu var ve genelde yönelim var. ABD'nin genel olarak Filistin'e dayatmaya çalıştığı ve Filistin davasını tamamen bitirmek üzerinden bütün tarihsel haklarının en azından olmayacağı ama davanın ya da meselenin bitirileceği bir yeni anlaşma sağlamaya çalışıyor. Bunun için bölgede ABD ile uyumlu çalışan ülkeler bu ateşkesin sağlanması ve sonrasında Filistinlilerin de Abbas yönetiminin İsrail ile masaya oturarak mültecilerin geri dönüş hakkının olmayacağı, Kudüs'ten vazgeçileceği gibi anlaşma için ABD tarafından çalışılıyor. Mısır'ın ve diğer bölge ülkelerin birçoğunun ateşkesin sağlanması için uğraşmasının nedeni bu süreçte bu Yüzyılın Anlaşması'nın en azından Filistin bölgesinin konumlanışının uyumlu olduğunu düşünebiliriz. Bunun karşısında aslında istenen Filistinlilerin geri dönüş hakkından vazgeçilmesi ya da Kudüs'ü Filistin'in başkenti olmasından vazgeçilmesi gibi konularda taviz vermemek üzere uzun vadeli bir direniş sürecinin başlatıldığını görüyoruz. Geri dönüş yürüyüşlerini aslında bu minvalde okumak gerekiyor. Abbas yönetiminin bu pozisyonu desteklemediğini görüyoruz. Abbas yönetiminin daha çok kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini görüyoruz. Filistin yönetiminin genel tavrı zaten yıllardır Abbas yönetime geldiğinden beri kendi başkanlığı doğrultusunda siyasi hamleler ve politik hamleler yaptığını görüyoruz. Aynı süreçlerde devam eden Hamas ile müzakere süreçleri var. O müzakere süreçleri de Filistin'in ulusal birliğinin sağlanması çatısı altında yapılıyor. Yine Mısır arabuluculuk yapıyor. Abbas'ın temel istediği şey aslında Gazze'de Hamas'ın yönetimi bırakması. Uluslararası düzeyde yapılacak olan bu Yüzyılın Anlaşması müzakerelerinde Gazze'yi kontrol aldık, artık orada bizim elimizde, biz daha güçlüyüz şimdi müzakere masasında deniyor, buna karşılık daha fazla taviz isteyebileceğine en azından inanıyoruz. Abbas da bu süreç içerisinde Gazze'yi cezalandırma politikaları adı altında oradaki maaşların ödenmemesi gibi, elektrik hattının beslenmesi için Filistin yönetimin ödemesi gereken ödemeleri vermemesi gibi aslında bu Gazze'ye daha fazla baskı yapmanın, İsrail ve Mısır'ın uyguladığı ambargonun bir parçası olduğunu görüyoruz."

    ‘İHVAN'IN DİRENİŞ HATTINDAN FARKI ABD İLE UYUMLU OLMASI'

    Bu politikalara karşılık Filistin'deki deriniş örgütlerinin boykotlarının gündeme taşındığını belirten Saafin, Hamas'ın buradaki pozisyonun farkına dikkat çekti. Hamas'ın bir yandan parçası olduğu İhvan hareketinin uluslararası konumlanışını dikkate aldığını ancak diğer yandan da sahada Filistinlilerin durumunun bulunduğunu anlatan Saafin, "İhvan'ın direniş hattından farkı Müslüman Kardeşler'in ABD ile biraz daha ılımlı ve uyumlu bir gidişat içinde olması" vurgusu yaptı:

    "Buna karşılık Filistinli diğer direniş örgütlerinin çoğu Filistin yönetiminin veya Abbas yönetimi dahilinde yapılan Resmi Kurtuluş Örgütü toplantılarını boykot ettiğini görüyoruz. Boykot etmelerinin temel nedeni aslında Gazze'ye yapılan bu cezai uygulamalar. Abbas yönetiminin genel yönelimi Gazze'ye karşı yönelimin Filistin politik sahasında bir boykotla tarihsel de göndermeler yaparak karşılaştığını söyleyebiliyoruz. Hamas'ı ise tarihsel olarak şöyle okumak daha iyi olur. İhvan'dan feyz almış ve başta örgütlenmiş sonrasında Hamas olarak yeniden ya da başka bir formatta tanımlamış bir örgüt olarak okumak gerekiyor. Bu anlamıyla Filistin içerisinde bir İhvan çizgisinde demek biraz zor ama bölgesel iki faktörü namında evet bir İhvan çizgisi güttüğünü görüyoruz. İhvan'ın direniş hattından farkı Müslüman Kardeşler'in ABD ile biraz daha ılımlı ve uyumlu bir gidişat içinde olması. Mısır, Katar, Türkiye ve bu çizgiye yakın olan devletlerin biraz daha ABD ile uyumlu çizgiyi sağladığını görüyoruz. Hamas'ın ittifakları sayesinde biraz daha uyumlu olduğunu görüyoruz. Yani ittifaklarının zorlamasıyla Hamas'ın biraz ABD ile uyumlulukla gelecek, Batı ile anlaşma yapabilecek düzeyde bir ılımlılık sergileyebileceğini görüyoruz. Bu daha çok Hamas'ın bire bir yerdeki direniş mevzilenmesinden çok ittifakları sayesinde yapılıyor.

    ‘SURİYE SAVAŞI HAMAS'I DEĞİŞMEK ZORUNDA BIRAKTI'

    Saafin Hamas'ın Suriye savaşının başlarında İhvan'ın bütün Arap dünyasındaki yükselişiyle Şam karşıtı aldığı tutuma atıf yaparken, Mısır'da Sisi vakasıyla işlerin değişmesinin örgüt için de İran'la daha uyumlu bir çizgiye çekilmeyi getirdiğinin altını çizdi:

    "Suriye'deki pozisyon da bu ittifaklar yönelimiyle beraber gerçekleşti. Ana merkezi Şam'da bir örgüttü Hamas. Şam ile iyi ilişkileri olan bir örgütten bahsediyoruz. Bütün bahsettiğimiz İhvan çizgisi Suriye ile bu kadar ilişki olmadığı dönemlerde bile Hamas, Şam'da bulunuyordu. Bu anlamıyla Suriye'deki bu hamlesi bölgesel ittifakları doğrultusunda özellikle İhvan'ın çok güçlü dönemde olduğunu hatırlatmak gerekir. Hamas'ın Suriye'ye karşı tavır alması durumu var. İhvan bütün Arap dünyasında aldı başını gidiyordu ve Hamas artık bizim ittifakımız olan İhvan, bütün Arap dünyasını alacak ve bu anlamıyla Suriye'yi de alsın, ona da destek verelim gibi bir hava var. Mursi'nin Sisi darbesiyle gitmesiyle beraber bu işler değişti, Hamas tavrını değiştirdi. Eski yönelimlerine yönelik açıklamalar yaptı. İran ile biraz daha uyumlu, Hizbullah ile daha ilişkili halde olduğunu en azından böyle bir talebi olduğunu görüyoruz. Hamas'ta son bir buçuk yıl içerisinde buna yönelik zaten içsel bir değişim de gördük. Yönetim değişti, Hamas'ın genel çizgisinde bölgesel ittifakının bir şekilde revize edildiğini görüyoruz. Gazze'nin içerisinde İran ile daha yakın bir yönetimin en azından bölgesele Direniş çizgisine daha yakın bir yönetimin geldiğini görebiliyoruz."

    ‘DİRENİŞ GÜÇLERİ KENDİNE GÜVENİR DURUMDA'

    Gazze'deki son gerilimde Filistin tarafının İsrail'e yönelik füze saldırılarında normalde görülmemiş düzeyde bir hasara yol açmaları dikkat çekerken, Saafin silahlı örgütlerin bunlar için hazırlandıklarını anımsattı. Hedefin Gazze ablukasının kaldırılması olduğunu belirten Saafin, bu sebeple hem daha fazla güç gösterilmesi hem de ateşkese açık kapı bırakılmasının söz konusu olduğunu belirterek ‘işler eskisi gibi değil' mesajını verildiğini anlattı:

    "Daha önceki Gazze saldırıları ya da savaşlarına benzer bir tutuma doğru gittiğini görmüyoruz. Dengeler biraz da olsa geçtiğimiz yıllardan bu yana farklılaştı. Direnişin daha fazla hazırlıklı olduğunu takip edenler görebiliyor. Silahlı kanatların daha farklı hazırlıklar içerisinde görebiliyorduk. Bu İsrail'in de bildiği bir şey ve topyekûn bir çalışmaya doğru gitmediğini tahmin edebiliyorduk. Direnişin kitleselliğine ve kendi hazırlığına baktığımızda biraz daha kendine güvenir durumda olduğunu görebiliyoruz. Gazze halkı genel anlamıyla ve direniş en özel anlamıyla bu çerçevede direniş şu an ablukanın kaldırılmasını istiyor. Bu yönde direniş kendi gücünü daha fazla göstermek istiyor. İsrail yine benzeri operasyonlar yapıyordu Lübnan'da. Karşılığında Hizbullah bu operasyonlara benzer taktik izliyordu. Hizbullah'ın bu süreci taktiksel olarak Gazze'de uygulandığını biliyoruz. Bu çerçevede direniş güçleri biraz daha ‘Eskisi gibi değil işler' demeye çalışıyor. Bir komutanı öldürmeye ya da yakalamaya geldiğinde susmayacak direniş ‘Bir şekilde ve bunun hesabını karşılıklı olarak belki birebir belki biraz daha düşük ama en azından bunun bedelini sen de ödeyeceksin karşı taraf olarak'. Bunu söylüyor. Ateşkese açık kapı bırakıyor, çünkü genel hava oraya doğru gidiyor. Mısır aracılığıyla yapılan müzakerelerle ablukanın bir bölümü hafifletilecek. Elektrik meselesinin çözümü, liman meselesi gibi konuların tartışıldığı bir masada bunu hemen alt üst etmeyeceğini biliyoruz. Ne Hamas ne de İsrail karşılıklı olarak bunu yapmayacaktır."

    ‘DEMİR KUBBE HİÇBİR ZAMAN FARKLI ÇALIŞMADI'

    Filistinli örgütlerin bu kez 400'e yakın füze fırlatarak İsrail yerleşimlerinde hasar yaratması karşısında Demir Kubbe'nin etkinliği de yeniden konuşulurken, Saafin, durumun aslında geçmişte de çok farklı olmadığı ve farkın direniş kanadının ortak operasyon masası etrafında süreci yürütmesi olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    "Demir Kubbe hiçbir zaman bundan farklı çalışmadı. Hep oransal olarak Filistinli örgütlerin attığı füzelerin yaklaşık yüzde 20'siyle yüzde 30'u arasında havadayken imha ediyordu. Şu anda durum bundan farklı değil. Sadece bu süreç içerisinde özellikle İslami Cihad'ın askeri kanadının füze sistemlerini geliştirdiğini biliyoruz. Bu sefer direniş örgütlerinin silahlı kanatları ortak bir masada çalışıyor kişilerden farklı olarak. Şu an hem Hamas'ın hem de İslami cihat cephesinin ortak operasyon masası altında bütün bu süreci yürüttüğünü görüyoruz."

    ‘UMARIM TÜRKİYE'DE İSRAİL'İN BİRÇOK ALANDA TECRİT EDİLDİĞİ BİR DÖNEM GÖRÜRÜZ'

    Suudi Arabistan'ın son dönemde ABD eşliğinde İsrail'le derinleşen ilişkilerinin Gazze'de dikkatle izlendiğini belirten Saafin, Katar'a karşı da İsrail'le anlaşma olasılığı nedeniyle şüphelerin eksik olmadığını anlattı. Saafin, benzeri bir durum Türkiye için de söz konusu olsa bile Türkiye'ye sempatik bakıldığını ekledi:

    "Suudi Arabistan'ın biraz daha aleni İsrail yakınlaşmasını net olarak görüyoruz. Zaten Trump gelir gelmez ilk yaptığı ziyaret Vatikan, sonra İsrail, sonra Suudi Arabistan. Bölgede İsrail-Suudi Arabistan ittifakının sağlanması yönünde bir motivasyon verdiğini biliyoruz. Bundan sonra aslında hep bir ilerleme süreci olduğunu gördük. İhvan, ABD ile uyumlu ama daha müttefiki değil. Ama ABD ile ittifak kurabilir. Şurada veya burada taktik sergileyebilir. Katar parayı vermesi akabinde, bir delegesi Gazze'ye gitmişti. Büyük Geri Dönüş kamplarına ziyaret etmeye gittiler. İnsanlar boykot etti, siyasi örgütler boykot etti. Nedeni olarak da şunu söylediler: ‘Katar, bir yandan İsrail ile görüşürken bir yandan para vererek bizimle aynı masaya oturmasın'. Bu anlamda Filistin halkı şu an ve her zaman net olarak söylüyor. Hamas biraz daha çekingen söylüyor. Ama şunu söylüyor: ‘Bizimle dayanışmanın temeli İsrail ile ilişkilerin kesilmesinden başlar. İsrail ile aynı masada iyi ilişkiler kurarak bir yandan Filistin direnişine destek veremezsiniz'. Filistin'de özellikle Suudi Arabistan'a karşı genel bir öfke hali olduğu görülüyor. Türkiye'ye hala sempati gözüyle bakan, ittifakları nedeniyle karşı çıkan bir süreç olduğunu görebiliyoruz. Nihayetinde Hamas gibi yaygınlıkta örgütten bahsediyoruz Filistin'de. Hamas Türkiye'yi olumlayan bir örgüt. Katar da olumlu görünüyor ama İsrail ile ilişkiler meselesi gündeme geldiğinde işler her zaman terse dönüyor. Türkiye'nin Hamas ile olan ilişkilerine baktığımızda strateji yerine uyumlu olduğunu görüyoruz. Bir Suudi Arabistan gibi Trump'ın İsrail ile ittifak kurarak İran'a karşı bir mevzilenmeden söz etmiyoruz. Ama bu projelerle uyum sağlayabilecek türden bir güç zinciri. Türkiye de bir yandan İsrail ile ilişkilerin kesilmesine yönelik seslerin muhalefet ve hükümet yanlılarında olduğunu görüyoruz. Çünkü Filistin ile dayanışmanın önemli bir yöntemi olduğu kanaatinde insanlar. Bu ilişkilerin kesilmesi hakikaten Filistin'in siyasi haritasını özgürlük mücadelesinde önemli bir gelişme olacağı kanaatinde aslında Filistinli örgütler. Tüm alanlarda İsrail'in izole olduğu ve uluslararası boykot hareketinin çağırdığına da uyumlu olarak diplomatik, askeri, kültürel ve ekonomik anlamda tecrit edildiği bir dönem görürüz umarım Türkiye'de."

    Etiketler:
    Filistin için BDS hareketi, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Hamas, Nikola Saafin, ABD Başkanı Donald Trump, Benyamin Netanyahu, Filistin, Mısır, İsrail, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın