02:53 18 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Fener Rum Patrikhanesi, ABD tarafından kullanılıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’a göre, Ukrayna kilisesinin Moskova’dan Fener’in onayıyla ayrılması ABD’nin Ortodoks alemi bölme ve Rusya’yı etkisiz kılma girişimi. Lozan Anlaşması’nda Fener’in yetkisinin belli olduğunu söyleyen Erenerol, Fener'in bunu aşarak devletler arası siyasete ve çekişmelere taraf olduğunu söyledi.

    Ukrayna'da 2014 senesindeki Banderist darbeyle başlayan yeni süreçte Rusya Federasyonu ile Kiev ilişkileri sadece siyasi ve askeri düzeyde değil dini açıdan da sorunlu. Ukrayna lideri Poroşenko, Rusya karşıtı hamlelerini Ukrayna kilisesini öteden beri bağlı bulunduğu Moskova'dan ayırmaya vardırdı. Fener Rum Patrikhanesi'nin açıkça Kiev'in safını tuttuğu bu bilek güreşinde bir sonraki tarih 15 Aralık. Ukrayna lideri Poroşenko, 15 Aralık'ta Kiev'de ‘birleştirici kilise konseyinin' toplanacağını duyurdu. Ukrayna kilisesinin Girit gibi yarı özerk bir statüye geçmesi söz konusu.

    Ukrayna neden böyle bir adım atıyor? Bu adımın Ortodoks dünyadaki karşılığı nedir? Türkiye'nin tutumu nasıl değerlendiriliyor? Gelişmeleri Fener'in tutumunu Türkiye'de yargıya taşımaya çalışan Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi Erenerol ile konuştuk.

    ‘FENER RUM TAMAMIYLA AMERİKA'NIN DENETİMİNDE'

    Sevgi Erenerol'a göre öncelikle Fener Rum Kilisesi'nin konumunu doğru saptamak gerekiyor. Türkiye'de Kurtuluş Savaşı'nın ardından Lozan Anlaşması'yla Fener'in çerçevesinin ‘azınlık kilisesi' olarak çizildiğini anlatan Erenerol, ancak ABD'nin 1949'dan itibaren bu durumu ‘de fakto' değiştirme gayretine giriştiğini kaydetti. Erenerol, ABD'nin Fener'i Ortodoks dünyasındaki çıkarları için kullandığı değerlendirmesinde bulundu:

    "Türkiye Cumhuriyeti'nde Fener Rum Kilisesi nedir, ne değildir? Biz İstiklal Savaşı'ndan sonra Lozan'da Fener Rum Patrikhanesi'nin hudut harici edilmesini istedik. Bunun da nedeni düşmanla iş birliği yapmış olması ve bu topraklarda büyük acıların yaşanmasına sebebiyet vermiş olmasından kaynaklanmıştı. Fakat Hristiyan alemi allem etti, kallem etti onların sadece papazları bu iştedir, kurumu suçlayamazsınız, bundan böyle sizin topraklarda kalsınlar, papazları ihanet edenlerini hudut harici edersiniz diye… Biz Lozan'da Fener Rum Patrikhanesi'nin bütün siyasi ve idari sorumluluklardan artık elini ayağını çekmesini sadece ülkemizde kalacak olan İstanbul Rumları dediğimiz yani Adalar ve İstanbul'un içindeki Rumların dini vecibelerini yerine getirmek üzere kalmasına onay verdik. Hatta o günün Türkiye Büyük Milet Meclisi 1923 yılında 166. Bileşiminde bu konuyu görüştü. Türkiye'de kalmasını onaylamadı bile. Ancak Rum vatandaşların dini vecibelerini yerine getirecek sıradan bir kilise olarak kalabilir. Bunun üzerine Fener, Kilisenin meclisini toplayıp 1923 yılında yine bir karar aldı. Her türlü siyasi ve idari karakterini terk ettiğini, sadece dini temeller üzerinden bu sınırlar içerisine kalacağının sözünü verdi. Bu şekilde oranın artık bir azınlık kilisesi olduğu hatta patrik unvanını dahi kullanılmayacağını yine Büyük Millet Meclisi'nde Afyonkarahisar Milletvekili İzzet Ulvi Aykut 1923 yılında patrikhanenin kaza-i idari şahsiyet ve imtiyazları lağvedildiğinden dolayısıyla artık patriklere başrahip unvanı verilmesini teklif etmiş, bunu Adalet Bakanlığı'na yollamış ve bu kişinin başpapaz unvanı resmiyet kazanmıştı. Yani Fener Rum Kilisesi ve Fener Rum Kilisesi'nin başpapazıdır. Biz büyük bir mücadeleden sonra çok acılar yaşayarak bu fedakarlığı yaptık ve Fener'deki o kurumun Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kurumu olarak yasalara uygun şekilde kalmasını kabullendik. Fakat o günden itibaren yine birtakım siyasi emeller sinsi sinsi devam ettirildi. Ta ki 1949'ta Athenagoras'ın, Truman Doktrini kapsamında Truman'ın uçağıyla Amerika'dan Türkiye'ye gönderilip bu kurumun başına oturtulması hatta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olmadığı halde bir günde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılarak bu makamda görev alması sağlandı. O günden itibaren Fener tamamıyla Amerika'nın denetiminde. Amerika'nın menfaatlerini, siyasetini sürdürdü."

    ‘LOZAN, DEVLETİN TAPUSUDUR… FENER'İN TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ TARAFMIŞ KONUMUNA GETİRMESİ SUÇTUR'

    Lozan Anlaşması'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusu olduğunu belirten Erenerol, Ankara'nın da bu anlaşmada çizilen çerçevede hukuksal hareket etmesi gerektiğini belirtti. Fener'in İstanbul Rumlarının dini ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüyken, Ukrayna kilisesinin Moskova'dan ayrılma kararına arka çıkarak devletlerarası siyasete karışıldığı ve çekişmelere taraf olunduğunu söyleyen Erenerol, bu durumun ‘suç' teşkil ettiğine dikkat çekti:

    "Biz Lozan Anlaşması'nı lağvetmedik. Lozan Anlaşması, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapusudur. Dolayısıyla Lozan'a aykırı hiçbir iktidar hareket etmesi söz konusu değildi. Sadece onlardan yana tavır alıyormuş gibi, bazı şeylere göz yumuyormuş gibi görünseler bile geçerli olan Lozan Anlaşması'dır, Anayasamızdır ve kanunlarımızdır. Biz bu kanunlar çerçevesinde Fener Rum Kilisesi ve başpapazının görevinin ne olduğunun bilincinde olarak hareket etmek zorundayız. Onun bu yasa çerçevenin dışında hareket etmesi bir kere vatana ihanetle suçlanma konumuna getiriri kendisini. Onun sadece İstanbul'daki Rumların dini ihtiyaçlarını karşılaşmakla yükümlüyken devletlerarası siyasete karışmak, devletlerin iç politikalarındaki birtakım çekişmelerde taraf olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni de sanki tarafmış konumuna getirmesi tamamıyla suçtur. Bugün Rusya ile Amerika'nın çekişmesinin dini kolunu da kiliseler oluşturmuş ve Ukrayna'daki kiliselerle Moskova Kilisesi'nin karşı karşıya getirip bir şekilde Ukrayna'yı Rusya'dan kurtarma çabaları başlamıştı. Burada Ukrayna Kilisesi aslında Kiev metropolitliği olarak Moskova Patrikliğine bağlı bir kiliseydi. Bütün Ukraynalılar bu kiliseye tabiydiler. Batılıların Ukrayna'da yaptıkları iki ihtilal, biri turuncu devrim olarak 2004'te yapıldı, ondan sonra 2014'te bir ihtilal yapıldı. Oradaki Batı yanlısı siyasetçiler ve Batı yanlısı milliyetçi rahipler iki kilise daha kurdular. İki kilise kurmak niye? Madem ki Moskova Patrikliğine karşısınız, o zaman hepiniz birleşip tek bir kilise kurardınız. Demek ki herkes bir şekilde menfaat temelli bu işleri yapmakta. Kendilerine bir güç imkanı yaratmak için vatandaşların dini ihtiyaçlarını değil, tamamıyla siyasetçilerin siyasi planlarının parçası olarak hareket etmektedirler."

    ‘ABD'NİN AMACI FENER'İ KULLANARAK HAKİMİYET KURMAK'

    Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya'nın hep aynı din ve mezhebe mensup bulunduğunu vurgulayan Erenerol'a göre ABD kilise ayrılması olayını Rusya'ya karşı kullanarak Ortodoksları bölmek ve bir ‘zafer' kazanma peşinde. Fener'in de bu süreçte rol oynamasının sakıncalarına dikkat çeken Erenerol, bu yolla Türkiye'nin taraf hale getirildiğini ve bu durum yüzünden Rusya ile ilişkilerinin zarar görebileceğini kaydetti:

    "Amerikalıların ve Batılıların Rusya üzerindeki güç mücadelesini bir şekilde rahipler, din adamları kullanılarak bu yönden de Rusya'ya karşı bir zafer kazanmak isteniliyor. Halbuki Rus halkı da Ukraynalılar da Beyaz Ruslar da hepsi aynı kökten gelmektedir. Bunların dinleri de aynıdır, mezhepleri de aynıdır. Dolayısıyla bu neye benzer? Türkiye Cumhuriyeti devleti ve bizim beş diğer Türk Cumhuriyetlerimizin aynı kökten gelmemize rağmen bizi birbirimize karşı düşman etmek için dış güçlerin kurdukları birtakım planlarda din adamlarının rol alması. Nitekim bir dönemler birtakım Azerbaycan için onlar Şiidir, biz Sünniyiz diyerek böyle bir şeyler ortaya atmışlardı. Ama bugün Rusya'da hem din açısından hem milliyet açısından aynı olan toplumu bu şekilde parçalamaktadırlar. Burada kim kullanılıyor, Amerika'nın denetiminde olan Fener Kilisesi ve başındaki başpapaz. Bu başpapaz kendi şahsi hırslarından dolayı bunlara amin diyebilir. Ama biz devlet olarak hiçbir zaman bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekası söz konusudur. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yasalarına ve devletin şu an Rusya devleti ile birlikte yaptıkları birtakım çalışmalara da darbe indirmektedir. Türkiye'yi burada taraf konumuna getirmiştir. Sanki Türkiye, Rusya'ya karşı Ukrayna'nın yanındaymış gibi görüntü vermektedir. Bu Rusya ile Türkiye ilişkilerini de bozar. Daha yeni uçak olayından kurtulduk ve Rusya ile ilişkilerimiz düzeltmiş hale geldik. Şimdi biz bir de kiliselerin yabancı devletlerin menfaati uğruna taraf olarak bu işlerin içine girersek yine Türkiye Cumhuriyeti bundan zarar görür."

    ‘LAİK DEVLETTE BİR PAPAZ DEVLET SİYASETİNİ YÖNLENDİREMEZ'

    Erenerol, Türkiye'nin anayasasında belirtildiği üzere ‘laik bir devlet' olduğunu savunurken, Fener patriğini "Laik devlette bir papaz devletin siyasetini yönlendiremez" ifadeleriyle eleştirdi. Bartholomeos'un ‘ekümenikliğini sürekli ABD ve Batılı egemen güçlerin dile getirdiğini anımsatan Erenerol bu yolla Ortodokslar üzerinde hakimiyet kurulmasının amaçlandığı görüşünü dile getirdi:

    "Benim savcılığa yaptığım suç duyurusunda da özellikle bunu gündeme getirdik. Türkiye Cumhuriyeti devletinin taraf olması söz konusu değildir. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Laik devlette bir papaz devletin siyasetini yönlendiremez. Bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti'ne zarar vermekte ve bunu yapan da konum itibariyle hiçbir yetkisi olmayan bir şahıs. Ona ekümenikliğini devamlı gündeme getiren de Amerika Birleşik Devletleridir ve Batılı egemen güçlerdir. Çünkü amaç bir şekilde Ortodokslar üzerinde Fener'i kullanarak hakimiyet kurmaktır. Fener'in de bu işine gelmekte, tekrar eski günlerime dönerim hayalleri kurmaktır. Dolayısıyla bütün bu yapılanlar aslında son derece tehlikeli şeylerdir."

    ‘FENER'DEKİ BAŞPAPAZIN ATTIĞI ADIMLARIN HİÇBİRİ YASAL DEĞİL'

    Erenerol, Fener'in tavrı ile ilgili savcılığa iki kez yaptığı suç duyurusunun dikkate alınmadığını, Türk adli makamlarının durumu ‘dini faaliyetmiş' gibi yansıttıklarını aktardı. Erenerol, yeniden suç duyurusunda bulunacağını ekledi:

    "Ekim ayında suç duyurusunda bulunmuştum. 15 gün sonra tekrar ikinci bir suç duyurusunu işgal edilen Adalarımıza Yunanistan tarafından kurulmuş olan kiliselere yine Fener'in papaz atamasıyla ilgili terör kapsamını TCK'nın kapsamına girdiği için bulunmuştum. Mahkemeden gelen cevapta bize Lozan'ın 40. ve 42. maddeleri gösterilerek sanki dini faaliyetmiş 40., 42. ve 45. Maddelerine uygun din ve mezhep inanç özgürlüğü kapsamındaymış. İki yabancı ülkenin arasındaki siyasi, meselelerde söz sahibi olup taraf olup veya yabancı devlet tarafından işgal edilmiş topraklarımızda kurulan kiliselerle bunun dini veya inanç özgürlüğü ile nasıl bir bağı vardır? Ben onun kilisede yaptığı ayinlere karışıp da yaptığı ayinler beni rahatsız ediyor diye mi suç duyurusunda bulundum? Tam tersine biz onun Türkiye sınırları içinde sadece İstanbul'da yaptığı ibadetlere her zaman onay verdik. Hiçbir zaman söz söylemedik. Ama siz gider de Türkiye Cumhuriyeti devletinin siyasetine aykırı davranışlarda bulunursanız işgal edilen topraklarımızda düşmanla tekrar tıpkı İstiklal Savaşı'nda olduğu gibi bir ilişkiye girerseniz bunların suç sayılmaması kabul edilebilir bir şey değildir. Tekrar bir suç duyurusunda bulundum işimdi onun cevabını bekliyoruz. Ama ne olursa olsun Fener'deki başpapazın attığı adımların hiçbiri yasal değildir."

    ‘FENER İLK KİLİSEDİR, ONURSAL BAŞKANDIR AMA 150 MİLYONLUK RUSYA COĞRAFYASI DENETİMİNE GİRECEK DEĞİL'

    Bartholomeos'un ve sen sinod'un kiliseleri ayırma yetkilerinin bulunmadığını kaydeden Erenerol, "Fener ilk kilise olduğu için Ortodokslar onu onursal başkan kabul edebilirler, ona saygı duyarlar bu demek değildir ki hepsinin başıdır" vurgusunu yaparken, Rusya coğrafyasında 150 milyon insan yaşadığını ve kalkıp Fener'in denetimine girilmesinin söz konusu olamayacağının altını şu sözlerle çizdi:

    "Çünkü hepsi kendi özgür ülkeleri vardır ve özgür kiliseleri vardır. Şu an Rusya'nın zaten aşağı yukarı 150 milyon nüfusu var. Nasıl olur da kalkıp Fener'in denetimine girebilir. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? zaten Lozan'daki konumu belirlenmiştir. Herkes onay vermiştir onun bu şekilde bir azınlık kilisesi olarak bu topraklarda kalmasına. Bu saatten sonra bunun konumunu ne şekilde değiştirecekler ve Türkiye Cumhuriyeti var oldukça onun yasaları geçerlidir. Bu yasalara aykırı şekilde kimse karara alamaz. Üstelik Sen Sinod'u bu kararları alıyor, temsilcileri gönderiyor Ukrayna'ya. O Sen Sinod bile yasla değil, aldığı kararlar yasal olsun. Sen Sinod'un üyelerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma mecburiyeti vardır. Osmanlı'da da bu böyleydi. Nasıl patrikler Osmanlı vatandaşı olmak zorundaydı, günümüzde de başpapazlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak zorundadır. Sen Sinod'da yeterli üyeleri kalmadığı için yurt dışından birtakım metropolitler getirdiler. Yine Athenagoras'a yapılan oyun yapıldı. Hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçirildi. Bu yasalara karşı hülle yapmadır. Bunların hiçbiri geçerli değildir. Dolayısıyla alınan kararların Rusya tarafından ve Moskova Patrikliği tarafından kabul görmesi mümkün değildir. Çünkü şu an Fenerin Sen Sinod'unun tamamı yasal konumda değildir, aldığı kararlar da geçerli değildir. Türk-Ortodoks Patrikhanesi İstiklal Savaşı zamanında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayıyla kurulmuş bağımsız bir patrikhanedir. Yani biz Türkiye Cumhuriyetti devletinin bağımsız kurulduk. Fakat Fener tamamıyla bir azınlık kilisesi statüsüne çevrilmiştir. Biz asla ne Fener'e ne Moskova'ya hiçbir yere bağlı değiliz. Tamamıyla Büyük Millet Meclisi'nin onayıyla kurulmuş bağımsız bir patrikhaneyiz. Türk Ortodoksları mübadeleye tabi tutuldular. Hepsi Yunanistan'a gönderildi. Sadece burada küçük bir azınlık olarak ailemiz kaldı."

    Etiketler:
    Fener Rum Patrikhanesi, Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ukrayna Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko, İstanbul, Türkiye, Ukrayna, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın