10:29 16 Temmuz 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Assange vesilesiyle Batı merkezli gazetecilik oligarşisi ortaya serildi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Çağlar Tekin’e göre, Julian Assange 21’inci yüzyılda bilgi edinme sürecinin simgesi. Wikileaks’in ABD'nin kirli çamaşırlarını sergilediğini anımsatan Tekin, hakikatlerin sorgulanması yerine Assange’ın yargılanmasına odaklanıldığını vurguladı. Tekin, Assange vesilesiyle Batı merkezli ‘gazetecilik oligarşisinin’ de ortaya serildiğini vurguladı.

    Ekvador'un Londra büyükelçiliğinde yedi senedir rehine haline getirilen Wikileaks kurucusu Julian Assange'la ilgili epeydir beklenen gerçekleşti. ABD tarafından ‘Mart 2010'da Gizli İnternet Protokolü Ağı'na (SIPRNet) bağlı ABD Savunma Bakanlığı bilgisayarlarının şifresini kırmak için Chelsea Manning'e yardım etme komplosunda yer almakla' itham edilerek iadesi talep edilen Assange, bir operasyonla Ekvador elçiliğinden karga tulumba çıkartıldı. İsveç Assange hakkında taciz ve tecavüz içeren zaman aşımına uğramış dosyayı yeniden açarken, küresel güçlerin kirli çamaşırlarını ortaya sermiş Wikileaks kurucusunun başına gelebilecekler tartışılıyor. Assange'ın 2 Mayıs'taki başlayacak duruşması öncesinde Britanya siyasetinden ABD'ye iade edilmemesi talepleri yükselirken, hukuki kılıfı tartışmalı uygulamalara karşı küresel çapta bir kampanya da yükseltilmeye çalışılıyor.

    Assange'ın durumu, temsil ettikleri ve 21'inci yüzyılda sosyal medya eşliğinde yeniden biçimlenen gazeteciliği, gazeteci-yazar ve tv programcısı Çağlar Tekin ile konuştuk.

    ‘BU KARARIN ARKASINDA CİDDİ BİR HUKUK TARTIŞMASI VAR'

    Çağlar Tekin'e göre, Assange'ın dosyası ilk bakışta sanki bir ‘casusluk hikayesiymiş' gibi durmasına karşılık aslında ciddi bir hukuk tartışması barındırıyor. Assange ve Wikileaks'in ABD yönetimlerinin Irak, Afganistan başta olmak üzere küresel çapta çok ciddi katliamlarının yanı sıra Hillary Clinton örneğinde olduğu gibi Amerikan iç siyasetindeki kirli çamaşırları, Ekvador örneğinde ise ciddi yolsuzları ortaya serdiğini anımsatan Tekin, Assange'ın da aslında İsveçli savcılardan kaçmadığı ve suçlu olduğunu ortaya koyan somut deliller bulunmadığını vurguladı:

    "Assange dosyası ilk bakışta bir casusluk hikayesiymiş gibi gözüküyor. Aslında çok derinlikli bir başlık var burada. Bu kararın arkasında ciddi bir hukuk tartışması var. Assange'ı biz 2010 yılında ABD'nin Irak, Afganistan'da yaptığı katliamları paylaşmasıyla tanıdık. O günden bugüne 5 milyondan fazla veri paylaştı WikiLeaks bizimle. Ama bizim dünyamıza girdiği ilk dönem Irak'ta 2'si gazeteci toplam sivil 18 kişiyi herhangi bir ikaz yapmadan helikopterden ateş açarak katletmesiyle başlayan bir süreç. Böyle tanıdık WikiLeaks'i. Bunun dışında WikiLeaks Afganistan dahil olmak üzere Guantanamo gibi yerlerde NATO ve ABD eliyle yapılan çok sayıda katliamın verilerini paylaştı. Bunlar işlenmemi verilerdi, ABD'nin iç yazışmalarıydı. Bir başka hayatımıza giren önemli işlerden bir tanesi Hillary Clinton'ın ABD güvenlik yazışmalarını kendi kişisel mailinden yaptığını deşifre etti. Assange'ın 2017'de vatandaş olarak kabul edildiği, kısa süre önce de vatandaşlıktan çıkarıldığının söylendiği Ekvador'da Amerikan enerji devinin işlediği suçları deşifre etmesi. Bunların hepsi WikiLeaks üzerinden yürüyen bağlantılı materyaller olarak önümüzde duruyor. Bu işin bir yanı dünyadaki IMF, Dünya Bankası gibi kurumlar üzerinden döndürülen finans kapitalin tuttuğu yer, Ekvador bir yandan, Çin'in Latin Amerika'daki kalesi olarak bilinen bir ülke haline gelmiş durumda. Bu anlamda önemli ABD'nin bir hamlesi olması anlamında. Bir diğeri Latin Amerika'nın yükselen sola karşı ABD desteği ile gelen darbeler süreci ve sağın bu darbelerle beraber yükselişi. Bu, bu anlamda klasik bir yere oturuyor. İsveç'teki mahkeme kararı aslında düştü. 2020 zaman aşımıydı, 2020 öncesinde böyle bir hamle yapıldığı için tekrar bir gündeme alacaklar bu başlığı. Esasında Assange İsveçli savcılardan kaçmadı, savcılar geldi Ekvador'da ifadesini aldılar. Halihazırda ciddi bir veri de ortaya sunulabilmiş değil. Kadınlardan biri tecavüze biri tacize uğradığını söylüyor. Assange bunların gönüllü birliktelik olduğunu, rıza dahilinde olduğunu söylüyor. Ama ortada Assange'ı suçlu çıkaran bir delil yok."

    ‘GAZETECİLİKLE ABD'NİN MÜCADELESİ'

    Wikileaks ve Assange ile ilgili yaşananları ‘gazeteciliğin ABD ile mücadelesi' olarak niteleyen Tekin, paylaşılan verilerin gerçekliğini kimsenin tartışmamasına dikkat çekti. ABD'de verilerin ulusal güvenliği tehlikeye düşürdüğü argümanının ortaya atıldığını anımsatan Tekin, bu verilerin kimin güvenliğine aykırı olup olmadığının bir gazetecilik tartışması olmadığını söyledi. Gazeteciliğin 21'inci yüzyılda internetin yayılması ve sosyal medya eşliğinde geçirdiği değişimlere işaret eden Tekin, Assange'ın da bu çerçevede halkların bilgi edinme sürecinin önemli bir simgesi haline geldiği görüşünü dile getirdi:

    "Hem Amerikan hukuku açısından var hem de bir yenilik var. 21. yy'da gazetecilik belli anlamlarda şeklen de olsa değişmeye başladı. Veri edinme sürecine ilişkin tartışmalardan bahsedebiliriz burada. Sonuçta bu paylaşılan verilerin hepsinin gerçekliğini kimse tartışmıyor. Amerika da biz bu verilere gerçek değildir diyoruz demiyor. Ne diyor, bunlar geride kalması gereken verilerken ulusal güvenliği tehlikeye düşüren veriler dünya ile paylaşıldı diyor. buradan baktığınızda verilerin kimin güvenliğine aykırı olacağı kimin güvenliğine aykırı olmayacağı gazetecinin tartışması değildir. Gazeteci ele geçirdiği bir veriyi doğruluğunu anladığı andan itibaren paylaşmakla mükelleftir. Uluslararası anlamda kamusal bir görevdir bu. Hukuki olarak ABD veya şu kararla beraber İngiltere de bu pozisyona kısmen düşmüş oldu. Gazetecilikle ABD'nin mücadelesi haline gelmiş oluyor ve Assange burada aslında gazetecilik sürecinin yani halkın bilgi edinme sürecinin önemli bir parçası haline gelmiş oluyor. Gazeteciliğin geleceğini biz tartışırken, 21. yy ile beraber hayatımıza giren sosyal medya, veri güvenliği gibi kavramlar üzerinden bu tartışmayı yürütebiliriz. Assange şimdiye kadar kamuoyundan gizlenen verilerin kamuoyuna açıklanması noktasında çok ciddi çok kritik bir yere sahip. Aslında bu tek bir kişinin geleceği üzerinden yapılan bir tartışma değil. Bu insanlığın veriye erişim özgürlüğü, kamuoyunun bilgiye ulaşma özgürlüğü üzerinden yürütülen bir tartışma."

    ‘CLINTON ASSANGE HESAP VERMELİ DİYOR AMA KİMSE CLINTON'DAN HESAP SORMUYOR'

    2016 başkanlık seçimi kampanyasında ortaya serilen kirli çamaşırları nedeniyle Assange'a diş bileyen Hillary Clinton, Assange'ın Ekvador elçiliğinden karga tulumba çıkartılması karşısında "Hesap vermeli" demişken, Çağlar Tekin, hiç kimsenin gerçekliklerinden şüphe duymadığı yazışmaları üzerinden Clinton'a hesap sormadığına dikkat çekti. Tekin Ekvador'un ise Assange'a yönelik korumayı kaldırmasının arkasında IMF ile yapılan son anlaşmanın ve Çin faktörünün bulunduğunu vurguladı:

    "Hillary Clinton'ın yaptığı burada Amerikan iç hukukuna da aykırı, çünkü kamuya ait bilgileri, devletin özel bilgilerini devletin özel yazışma alanlarından değil kendi kişisel hesapları üzerinden kullanması da zaten ekstra olarak Amerikan hukukuna aykırı. Burada Hillary Clinton her biçimde suçlu. Ama kimse ondan hesap sormuyor. Onun yerine bunun aksine skandalı ortaya çıkaranla uğraşılıyor. Aslında buna benzer bir dizi veri paylaşımıyla başka yerlerde de karşılaştık. Assange mevzunda da bunların ciddi anlamda izi var. Ekvador'un eski başkanın ve ardından gelen şu anki başkanın döneminde Latin Amerika'da bir dizi gelişme yaşandı. Bu gelişmelerden bir tanesi ABD'nin darbe süreciydi. Bu süreçte kullanılan aslında bir dizi skandal da var. Latin Amerika'yı bir süredir çalkalayan bir skandal var Odebrecht. Bu bir Brezilya firması. Brezilya'nın petrol devi olan bir firması üzerinden gerçekleştirdiği yöneticilere yönelik rüşvet dağıtma skandalı. Her iki sol devlet başkanı da geçmiş dönemdeki, onları suçlayan sağ başkan da bu soruşturma esnasında ciddi hasar gördü. Deliller ortaya sunulmadan rüşvet çarkının bir parçası oldukları iddiasıyla görevlerinden yargı darbesiyle azledildiler. Keza bunun bir benzerini biz Ekvador'da da gördük. Ekvador'da şu anki devlet başkanı Moreno göreve geldikten sonra eski devlet başkanı Correa kendisini desteklemişti. Correa döneminden kalan başkan yardımcılarını bu yolsuzluk suçlamalarıyla görevden aldı. Sonuçta üst mahkemenin veya yargının o yolsuzluk soruşturması esansında bu insanlara nispi bir sorumluluk yoktu. Ekvador'un bu kararının arkasında ne var? Kısa süre önce yapılan 4.2 milyar dolarlık IMF anlaşmasını görüyoruz. Aynı zamanda 6 milyar dolarlık Dünya Bankası ve Amerika'nın Latin Amerika ülkelerini kontrol etme adına kurduğu bankadan alacağı 6 milyar dolarlık ikinci bir krediyi görüyoruz. Burada Latin Amerika dönüşüm sürecinden de nasıl faydalandıklarını kısmi olarak anlamış oluyoruz. Ekvador bu anlamıyla zaten geçmişte de Assange'a yönelik kısıtlamalarda bulunmuştu, internetini kesmeye varana kadar. İnterneti kesme gerekçeleri de Amerikan seçimlerine müdahil olmamasını sağlamaktı. Aynı dönemde Hillary Clinton'ın mailleri yayınlandı. Onla suçlanmıştı o dönemde Assange. İşin Çin boyutu var. Mevcut Moreno döneminden önce Correa döneminde Çin'in Latin Amerika'daki en kuvvetli olduğu en kuvvetli ülkesi ticari olarak Ekvador'du. Ekvador, Brezilya, Arjantin gibi ülkeler yargı darbeleriyle sağa doğru meyil ettirilirken solda kalabilen ülkelerden bir tanesiydi"

    ‘GAZETECİLİK OLİGARŞİSİ'

    Tekin'e göre, Assange'la ilgili süreç kamuoyunun gerçek bilgiye erişiminin suç olup olmadığı tartışmasına evrilmiş durumda. Wikileaks sızıntılarının ilk başlarda Batı'nın ana akım medyasının önde gelen gazetelerinin editoryal ortaklığında yayınlanmış olmasına dikkat çeken Tekin, bu gazetelirin Assange ve Wikileaks'e sırtlarını çevirmeleriyle gelinen süreçte ‘gazetecilik oligarşisinin' ortaya serildiğini söyledi. Tekin'e göre veriye erişimin özgürlüğü Assange üzerinden sabote edilmeye çalışılıyor:

    "Gazetecilik oligarşisi, doğru kavram. 21. yy'nin gerçekliğiyle bir garip mücadele sürecine girdi. Assange'da yaşadık, Man Adası verilerinde yaşadık, Suriye savaşında bunu gördük. Gördükten kastım şu; sosyal medyanın gelişmiş olması, herhangi büyük bir medya kurumunun aracılığı olmadan bilginin hızlı şekilde yayılabilir hale gelmesi bu kurumların güçlerini sınırlandırmaya başladı. O dönem bu veriler hızlı şekilde editoryel süzgeçten geçirilerek yayınlanmaya başladı, daha sonra durduruldu. Bu işe yaramadı çünkü sosyal medya çalışmaya devam etti. Biz buna benzer olayı Suriye savaşında gördük. CNN dediğimiz kurum kimyasal gazı kullanmaya kalktı, ortalıkta dolaştılar, kokladılar, Esad kimyasal silah kullanmış dediler. Yoksa kimyasal silahların ne olduğunu biraz bilen birisi bu işin böyle yapılmayacağını biliyordur. Bir dizi veri üzerinden bu gerçeklikle mücadele süreci başladı. Assange başlığı da bunlardan bir tanesi. Şu an yaşanan yargı sürecini dünyada kritik öneme sahip başlıklardan biri olmasının sebebi bu. Bu insanlığın doğru veriye erişiminin suç olup olmadığı üzerine bir tartışmaya döndü şu an. 5 milyon civarı veri paylaştı. Bunlar ham veri, üzerinde editoryel oynama yapılmamış, seçki yapılmamış bizim önümüze düşen belgeler. Bu belgelerin içerisinde bir bağ kurma, işin editoryel kısmı burası, bunların tarihsel bağlama oturtma, ne anlama geldiğini çözümleme gibi bir dizi süreci bu medya kurumlarından beklenen ki WikiLeaks de bunlarla bir dönem paylaşmayı tercih etmişti ama iş oraya dönmedi. Çünkü bu büyük medya kurumlarının arkasında finans kuruluşları, çıkar odakları da var. Biz Türkiye'de yaşıyoruz, bu Türkiye'ye özgü bir durum değil. Kısa süre içinde gördüğümüz gelişmeler, bir aday konuşurken iki saat yayını kesmeyen CNN Türk, arkasından İmamoğlu çıktığında 15 dakikada yayını kesebiliyor. Bu çıkar odaklarına hizmet üzerinden gerçekleşen gazetecilik, yayıncılık böyle davrandıkça, okurun güvenini de yitiriyor. O yüzden geleceğin gazeteciliği dediğimiz veri paylaşımı meselesi, veriye erişimin özgürlüğü tam da bu tarz davalar üzerinden sabote edilmeye çalışılıyor şu an. Kısmen başarılı olmuş durumda. Assange'ın büyükelçilikten çıkış halini gördük, babası da aynı şeyi söyledi, ‘Ben 80 yaşındayım, daha genç gösteriyorum'. Assange daha 47 yaşında, gençliğinin ikinci dönemindeki bir insandan bahsediyoruz."

    ‘TRUMP İKİYÜZLÜLÜĞÜ DE VAR EKVADOR'UN DA'

    Trump'ın ise 2016 başkanlık kampanyasında rakibi hakkında ortaya çıkanlar karşısında Wikileaks'i ‘sevdiğini söylemişken' bugün artık ‘tanımazdan gelmesine' atıf yapan Tekin, ortaya çıkan durumdaki ikiyüzlülüğe dikkat çekti. Assange'ın ABD'ye iadesi sürecinin işletilip işletilmeyeceğinin dünya tarafından takip edileceğini belirten Tekin, Assange'la ilgili sürecin aynı zamanda dünya üzerindeki siyasi mücadelenin de bir unsuru olacağı görüşünü aktardı:

    "Burada hem Trump'ın tavır hem de ikinci bir ikiyüzlülük başlığı var. Çünkü Ekvador Devlet Başkanı da bir açıklama yaptı, Assange'ın idam hükmü olan bir ülkeye iade edilmemesi şartı konusunda anlaştık dedi. ABD bu işe öyle bakmıyor. ABD'de sizin ajanlık dediğiniz suçlama idam cezasına götürecek bir suçlama. ABD'de idam halihazırda uygulanan bir ceza yöntemi özellikle eyaletlerin çoğunda federal suçlarda çok daha hızlı, seri biçimde uygulanabilir. İşin biraz İngiltere hukuku var. İngiltere'de de özellikle İşçi Partisi Corbyn üzerinden gerçekleşen Avam kamarasında düzenlenen bir imza kampanyası var. Bu iş tabii İngiltere hukuku içinde 3-4 yılı bulabilecek bir süreç, yerel mahkeme, üst mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi süreçler derken üç yılı bulabilecek bir süreç olduğu aşikar. Ama yine Ekvador'da yaşananlar da bu işin en karanlık yüzlerinden birini ortaya koyuyor. Trump'ın bir tehdidi bizde nasıl rahibin bırakılmasına neden oluyorsa, Ekvador'da da 4.2 milyar dolarlık IMF anlaşması ki şartları ağır olmayan bir anlaşmadan bahsediyoruz, Amerika yumuşattı. Belli ki Assange iade süreci anlamında ciddi etkide bulunmuş. Aynı zamanda 6 milyar dolarlık ikinci bir Dünya Bankası üzerinden gelebilecek bir kredi borçlanma süreci anlaşması. Bunlarla beraber olarak Ekvador'un Çin ile yaklaşmasından Amerika'ya yüzünü döndüğünün ortaya çıkması, gözükmesi. Dünya üzerinde dönen siyasi mücadelenin parçası, bir aparatı haline geldiğini de gösteriyor. Trump'ın buradaki tavır değişikliğini belki böyle okumak gerekiyor. Sonuçta Çin ile Amerika arasında bir nüfus mücadelesi, ticaret savaşı bir süreden beri var. Latin Amerika burada Amerika'nın en fazla önem verdiği alanlardan biri. Çünkü arka bahçesi olarak gördüğü bir coğrafya. Amerika'nın Venezüella'ya hiçbir hukuk normunu tanımadan nasıl saldırganca yaklaştığını biliyoruz. Tüm bunlara baktığımızda Assange mevzuyu başta basit gibi gözükmekle beraber dünyanın şu a yaşadığı yeni kaotik durumu, belki yeni bir çığır açacak dönemin ön tartışmalarından biri haline geldi. Bunun temel argümanları devletlerin bağımsızlığı, uluslararası hukukun geçerliliği gibi bir dizi başlık, bilgi erişim özgürlüğü gibi alanlarda çok ciddi bir mücadelenin unsuru haline gelmiş bir durumda."

    Etiketler:
    Chelsea Manning, Julian Assange, İsveç, İngiltere, Ekvador, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın